HER BULUT, YİĞİT MİDİR?
Su…
Hayatın ve her şeyin menbâı, olmazsa olmazı.

Eh bu kadar temel öneme hâiz bir molekülün bir araya gelmesiyle maddenin değişik hâlleriyle tabiatta yer almaması da imkânsız.
Sıvı hâliyle bildiğimiz, içip yıkandığımız suyu herkes biliyor.
Nem, havada bulunan su buharı miktarıdır. Nem ölçümlerinde mutlak nem, bağıl nem ve spesifik nem hesaplanır. Mutlak nem birim hacimdeki nem miktarıdır. Gram/metreküp olarak verilir. Bağıl nem havadaki nem miktarının o havanın alabileceği maksimum neme olan oranıdır. Birimsel olarak verilir ve sıcaklık ile ters orantılıdır. Spesifik nem ise bir gazda bulunan su buharının ağırlığının gaz ağırlığına olan oranıdır. İngilizce’de moisture ise bir katının aldığı veya verdiği sıvı miktarına denir. Türkçe’de ise tam bir karşılığı yoktur, rutubet olarak adlandırılabilir. Çiğ noktasında ise yüzey üzerindeki bağıl nem %100’e eşittir. Bu, çiğ noktasın sıcaklığında havanın (veya ilgili gazın) suya doyduğu anlamına gelir, sıcaklığın biraz daha azalması durumunda yüzey üzerinde bir miktar su yoğunlaşacaktır.
Buhar, fizik, kimya ve mühendislikte, buharlaşmış (tebahhur etmiş) suyu ifâde eder. 100o C sıcaklıkta ve standart atmosferik basınçtaki buhar, saftır, saydam gaz hâldedir ve sıvı hâldeki sudan 1600 kat daha hacimlidir. Buhar tabii ki suyun kaynama noktasından daha sıcaktır. Çok daha yüksek sıcaklıklardaki buhara genelde kızdırılmış buhar denir. Sıvı hâldeki su, çok sıcak sıvı bir madde ile temâs ettiğinde (örneğin lâv veya erimiş metal), çok çabuk olarak buhar hâline gelebilir. Buna buhar patlaması adı verilir. Bu patlama, özellikle kapalı alanlarda âni basınç değişikliği nedeniyle, son derece büyük hasarlara sebep olabilir. Bir motor içinde kullanılırsa yiğit, olmadık yerde vukû bulursa nâ-merddir!

Bulut, su damlacıkları, buz kristalleri veya bunların karışımlarından oluşan, genellikle toprağa değmeyen, gözle görülür kütledir; meselâ Uludağ’a tırmanırken tâ uzaktan dağın üstüne çökmüş bulutu görürsünüz ve arabayla tırmanırken de içerisinden geçersiniz, dokunabilirsiniz, elinizde sıvı hâle geçer iyice ve ıslanırsınız. Tayyarede de şansınız mutattır ama camı açıp dokunmaya kalkarsanız, başarsanız bile, bir daha asla hatırlayamayacağınız garantilidir! Atmosferde yoğunlaşan madde su buharıdır. Bu da, küçük su damlacıklarını, genellikle 0.01 mm buz kristallerini oluşturur. Milyarlarca damlacık ve kristallerin beraber durmasıyla bulut olarak görünürler. Bulutlar tüm görünür dalga boyutlarını yansıtır ve genellikle beyazdır fakat gri veya siyah olarak görünebilirler. Siyah görünmelerinin sebebi, çok kalın veya yoğun olması ile güneş ışığının geçmesine izin vermemesindendir.
Bulutların yüksek, orta ve alçak olanları vardır (merak edenler http://tr.wikipedia.org/wiki/Bulut adresini tıklayabilirler…
En alçak bulutlar ise her zaman her yerdedirler, göktekilerden çok daha tehlikeli ve zararlıdırlar. Hâttâ bunlar bulut hâlinden çıkıp alçaklıklarını o kadar arttırırlar ki, sele dönüşürler. Pakistan’da, Rize’de ve daha nerelerde görürüz onları. Sel ise nâ-merd, yâni korkak, alçak, kancık, yiğit olmayan sudur…
Yağmur, bulutun sıvı hâlde yere düşmesidir. Bereketlisi yiğittir, sellere ve yıkıma yol açanı nâ-merddir!
Buz suyun donmuş hâline verilen addır. Oda şartlarında 0° C ve altında bulunur. Buzun yoğunluğu suyunkinden az olduğu için su üstünde yüzebilir.

Ağır su (D2O), nükleer reaktörlerde kullanılan hidrojen yerine ağır hidrojen (döteryum) izotopuna sâhip yoğunluğu yüksek sudur.
1932’de ilk kere suyun elektrolizi yolu ile Hugh Taylor bulmuştur. Su moleküllerinin çoğu atom ağırlığı 1 olan hidrojen ile 16 olan oksijenden meydana gelmiştir. Fakat suyu oluşturan elementlerden yâni hidrojen ve oksijen izotopları düşünülürse farklı molekül yapısı olduğu görülür. Hidrojenin döteryumla trityum, oksijenin O18, O17 gibi ağır izotoplarını içeren sulara ağır su denmektedir. Ancak ağır su diyerek bahsedilen döteryum oksittir. Ağır su, tatlı sularda ve yeraltı sularında eser miktarda; kar, deniz ve göl sularındaysa daha bol bulunur. Organizmalar için zehirlidir. Ağır suyun nötron yavaşlatma gücünün normâl sudan daha yüksek olması ve soğurma özelliğinin daha az olması ile reaktörlerde yakıt olarak doğal uranyumun kullanılmasına imkânverir.
Ağır su, 2. Dünya Savaşı’nda Almanlar tarafından, atom bombasını geliştirmek amacıyla da kullanılmıştır. Şimdilerde de İsrail’in üzerinde çalıştığı biliniyor.
Birçok madde katı hâlden sıvı hâle geçerken hacmi artar. Suyun ise erirken hacmi azalır. 0o C’deki 1 gram buzun hacmi 1.0101 cm3 iken, 0o C’deki 1 gram suyun hacmi 1.0002 cm3’e düşüyor. Bunun sebebini anlamak için suyu ve buzu oluşturan oksijen ve hidrojen moleküllerinin buz ve su durumundaki yapılarına bakmak gerekir. Yukarıdaki şekil buzun ve suyun moleküler yapısını göstermektedir.
Erime esnasında hacmi azalan su, +4° C’ye gelinceye kadar hacmi azalmaya, sonrasında tekrar artmaya başlar. Su +4° C’de maksimum yoğunluğa sâhip olur.
Suyun donarken hacminin artması dolayısıyla yoğunluğunun azalması dünyadaki hayatın devamı için gerekli milyonlarca şarttan sâdece bir tânesidir. +4° C’deki su en dibe inip burada yaşayan canlıların donmaktan kurtulmasını sağlar. Su donduğunda hacmi azalsaydı, göller, akarsular ve hâttâ denizler alttan donmaya başlayacaktı. Kış yeterince soğuk geçse bütün denizin donma ihtimâli doğacaktı.
Suyun donarken hacminin artması birçok kişiyi, buz soğudukça hacmi daha da artar düşüncesine sürükleyebilir. Ama durum öyle değil. Buz soğudukça hacmi azalmaya ve yoğunluğu artmaya başlar. Bu konu fizik sorusu hazırlayan fizikçilerin dikkatine sunulur. Suyun hacim-sıcaklık grafiği aşağıdadır.

Derinlerde yüksek basınç altında âdeta betonlaşan suyun erimemesinin de sebebi budur, evrim de bu sâyede gerçekleşmiştir.
***
“Yiğit” kamusta zorluklarla mücâdele edebilecek, mert, güçlü kişilikli kişi diye târif ediliyor. Tamamen Türkçe.
Meselâ TDK lûgatinde şöyle açıklanmış: 1. Delikanlı, genç erkek: “Yiğide ölüm geçine / Al beni zülfün ucuna / Sallanayım tel yerine” -Karacaoğlan. 2. sıfat. Güçlü ve yürekli, kahraman, alp. 3. sıfat. mecazî. Gözü pek, düşüncelerini açıkça söylemekten çekinmeyen (kimse): O yiğit adamdır, gerçeği söylemekten çekinmez. Cinsiyet: Erkek.
Ayrıca 1. Güçlü, yürekli, kahraman, alp. 2. Delikanlı, genç erkek. 3. Gözü pek, düşüncelerini açıkça söylemekten çekinmeyen kimse.
Ergenekon ise eril ve dağın en yüksek noktası, doruğu demek; Türkçe…
Peki, mert ne demek?
Menşei Fârısî, yâni Acemce (onlar merd diyor, biz t ile sertleştirmişiz). Tamamen aynı anlama geliyor. Nâ-merd ise korkak, alçak, kancık kişi demek.
Bu târifler fazla seksist… Yiğit kadın olamaz mı?
Olmaz mı hiç?
Tarihte Amazonlar var, bizim tarihimizde de kadının yiğitliğinin efsâneleri muazzamdır. Eski Türk mitolojisine göre Asena dişi bir kurttur. Göktürk kaynaklı sözlü geleneğe göre katliama uğramış Aşina (Zena veya Asen) soyundan bir bebeği bir dişi kurt kurtarır, emzirir ve korur. Bu bebeğin daha sonra Göktürk İmparatorluğu’nu kuracak olan Aşina (Zena veya Asen) soyunun atası olduğu iddia edilir.

Evet, Sevgili Dostlar,
Gördüğünüz gibi suyun da, bulutun da yiğit olanı, nâ-merd ve kalleş olanı var.
Aman basiretiniz bağlanıp da, kalleş, dönek ve nâ-merd olan bulutlarla (ki onlar genellikle koyu renkli ve içlerinde elektrik çakmaları doludur ama fırtına ve kasırga gibi çok daha nâ-merd olanları bembeyaz

-mavi görünümlüdür,

çok aldatıcıdır) karıştırıp oyuna gelmeyin.
Uyanık ve dikkatli olmak lâzım, dâima!
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 02 Eylül 2010 Perşembe


Sevgili Hocam,
Rasyonel düşününce arkasını kayınpederine dayamış bir yiğidin ilk fırtınada dağılacağını tahmin edebiliyordum. Bu bulut ancak başkalarından güç alıp Yiğit’lik taslıyor. Onun gibiler mantar gibi çoğalıyor. Yalnız ilk selde sulara kapılıp gideceklerinden haberleri yok. Çünkü ERGENEKON DESTÂNI’NI iyi okumamışlar. Bizlerin dağları yırtabileceğimizi, enginlere sığmayıp taştığımızı bilmiyorlar.
Sevgi ve Saygılarımla,
MKD: Bilmukabele Sevgili MŞ.
Alkışlar, alkışlar, alkışlar…….
Hürmetler, saygılar, sevgiler,
MKD’nin sitesini bulduğum güne şükürler……..
Çok zekice, afacan, edebî, bilgi yüklü, hârika bir yazı.
Alkışlar, alkışlar.
Ağzım kulaklarımda büyük keyif ve coşkuyla okudum.
Hele bu yazıyı birinin okurkenki hâlini hayâl ettikçe……
MKD:
.
Yiğit Bulut paraya kavuşmak için birçok menevralar yaptı. Bir zamanlar çocuk denebilecek bir yaşta kendisinden 20 hâttâ daha fazla büyük bir kadın ile uzunca bir süre ilişki yaşayıp kadını borsada batırdı. Sonra popüler olmak adına uyanık davranıp türlü dolaplarla program yapımcısı oldu ve BMW merakı yüzünden gözden düştü.
Milliyetçi kanat içerisinde yer tutmaya çalışsa da, oradaki âbiler bunu pek tutmazlar. Rüzgâr gibidir. Rüzgâr nereden eserse oraya döner. Tren masonları yıpratmaya döndüğünde Babası’nın ve sevgili dostlarının bir çoğunun mason olduğunu unutur, onlara vurmaya başlar. Derler ya Anadolu’da ”havada bulut sen de bunu unut” diye”… Bu söz tamamıya Yiğit’e uyar. Kendisini ve özellikle sülâlesini Sayın Profosörümüz’ün çok iyi tanıdığını düşünüyorum.
Yukarıdaki yazı ancak bu kadar sembolik ve yerli yerinde olur. Sayın Prof. Dr. Kerem Doksat çok nâzik bir insandır. Onun yöntemi yukarıda olduğu gibi.
Ben ise nezâketten pek nasibini almamış bir insan olarak böyle toplumu sömüren asalakları görünce sövesim geliyor. Ama şimdilik ya sabır diyorum.
Saygıdeğer Hocam,
Blogunuzla tanışmak yeni hasıl oldu maâlesef. Ama saatlerdir kıpırdayamıyorum bilgisayarın başından bir yere. Şu bunaldığım anlarda o kadar keyifle ve yeniden yeniden sevinçle okuyorum ki yazılarınızı, ben bile bu duygunun abartılı olduğunu düşünmeye başladım. Teşekkürler size ve size bunca bilgi ve tecrübeyi veren yıllara…
Saygılarımla
MKD: Çok teşekkürler ve saygılar, sevgiler…
Efendim; http://www.artvin.biz, hoş bir öbek, ARTVİNLİ kardeşlerin oluşturduğu, zaman zaman yöre ağzı ile yazılan, çok anlamlı yazıları da oluyor ki, gerçekten tadına doyulmuyor.
Sevgili ÖNDER AKSU’nun son yazısı da böyle bir “eser”…
Artvin, Borçka, Kars yöresinde, KARAPAPAK derler bir kesim var, onunla alâkalı bir yazı gerçekte.
Sizin “su ve buluta” hoş bir nazire olur diye düşündüm…
Buyrun alınıtımıza:
================================================
Bizim Karapapak´ İstanbul´a gravyar peynir getirmiş. Peynirleri Eminönü’nde satmış. Papağı başında, hançalı tozluğunda saklı kafkas işi sarı kemik saplı gümüş işlemeli. Çift ağızlı masmavi çelik. Bir benzeri de bizde vardı. Ortaokulda bizden 4-5 yaş büyük sınıf mümessili beni dövmek isterken koluna vurunca Nacar saati düştü ve kırıldı. Yarın dedi 10 TL getirmessen kendini yok bil. Çocuk değil sakal tıraşı olan delikanlı ben sebi sübyan. Adam beni hap diye yutar.
Ertesi gün Kafkas işi o muhteşem kamayı çantama koydum. Üstüme gelince kamayı sıyırdım. Bir salladım ceketini jilet gibi doğradı 2 sıra arasında duvara kadar sürdüm. Sınıf panik, kızlar çivliyer tam göbekten giryordum. Zeki hoca arkadan bilegimi tuttu. Disipline vermediler. Ancak kama ne oldu bilmiyorum.
İşte benden daha acı Karapapak peynircinin ayağı Kasımpaşa’ya düşer. Derki Ay balam canım çay çekir. Bir kahveye girer çayını içerken içeriye anlı şanlı bir Kasımpaşa külhanı girer (BUNLARIN CİNSİNE HÂLEN TEK TÜK RASTLANMAKTADIR) ve nârayı patlatır´var mı ulan bana yan bakan´. Kahvede çıt yok. Bizimki seslenir Aya men hep yan bakıram sen kimsen deyir ben Kasımpaşa’nın en namlı kabadayısıyım. Vallah deyir men heç kabadayı görmemişem. Gör ulan diye haykırır bizim Kasımpaşalı. Peynirci papak´aya mene deyifsen sene bıçak işlirmi´ Kasımpaşalı EVET der demez. Bizim karapapak Hele bir sınayalım der ve kamayı Kasımpaşalı’ya gömer. İşte o gün bu gün Galata bölgesinde Bir KARAPAPAK sokağı vardır. İnanmassanız araştırın. Şimdi bu hikâyeden hisse Bizim Papaklıdan kabadayı çıkmaz. Ancak yurtsever savaşçılar çıkar MEHRALİ gibi veyaa CAN SAĞ İKEN YURT VERMEYİZ diyen ŞENNİK baba gibi ozanlar. Biz de diyoruz Ki Ulusumuza ve birliğimize düşman olanlar ELACA GALSIN. Geri duran nâmerttir. Biz Bin yıllarca dağlarda yaşadık. Asıl mesleğimiz savaşcılıktır. BU son TÜRK DEVLETİ’NE HASIM olanlara duyurulur. Ayrıca hep ikaz etmeyeceğiz. Gün gelir el çalışır dil susar. Şİmdi havlayanlar hoşt deriz kuyruk kısar.
=================================================
Selâm ve sevgi ile.
MKD: Bilmukabele…
Müsaade ederseniz, küçük bir ayrıntıyı ilâve etmek istiyorum.
Basınç da önemli bir parametre. Her basınca tekabül eden bir buharlaşma sıcaklığı vardır. Basınç yükseldikçe buharlaşma sıcaklığı da artar. Bir de kritik nokta vardır. Bu noktada suyun sıvı hâlden buhar hâline dönüşmesi birden bire olur. Bu sicaklık 374.2o C, basınç 225.5 atadır.
Kızgın su yüksek basınç altındaki sudur.
Bâzı toplumlar düşük sıcaklıkta, yâni düşük basınçlarda buharlaşırlar.
Bâzı toplumlar da vardır ki, yüksek sıcaklıklarda, yâni yüksek basınçlarda buharlaşırlar. Bizim toplumumuzun yapısı zannederim 2. şıkka daha uyumlu işletme özelliklerine sâhip bir sistemden teşekkül ediyor.
Ben müellif olarak böyle bir sistemi tercih etmem.
Alacağınız bütün emniyet tedbirlerine rağmen, işletme esnâsında meydana gelebilecek ârıza, hata ve görev ihmâl ve suistimâller neticesinde büyük bir kaza ve tahribat meydana gelebilir.
İşte böyle bir kaza ve tahribat sistemin tamamen bertaraf olmasına sebep olur ki, sistemde kullanılan YİĞİT markalı vanalar ve bağlantı elemanları gökyüzünde bulut olurlar.
S….
MKD: S…………
Hocam Günaydın,
Sayılı günler kalmış olmasına rağmen, somut olarak evet/hayır üzerine bir makalenizi beklemekteyiz.
Mekâncı arkadaşlarımızın tamamının gelişmelerden haberi muhakkak bire/bir haberi vardır mutlaka, ancak bu ortamda henüz konuyu bütün çıplaklığı ile henüz tartışmadık.
Sizi bu konuda bir şeyler yazmaya zorlasam abesle iştigâl etmiş mi olurum?
Sevgilerimle,
Reşit Çengeloğlu
MKD: Sayın RÇ, yazacağım, söz’
Bulut Mânisi
Buluttan yiğit olmaz, dönmeye meyillidir,
Yağmur olur, kar olur, donmaya meyillidir.
Kullanılmış su ise, çirkef olur zamanla,
Neyse ki, arıtmaya inmeye meyillidir.
Halk Ozanı Karamanlı Nevzat
Efendim, 12 EYLÜL yaklaşıyor, malûm, biraz balık hâfızalıyız genellikle, ne olur ne olmaz diye, az biraz sıkıştırayım dedim de!!!
=================================================
“Ey Recep!
Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana… Güceniklik bize; gönül almak sana… Suçlamak bize; katlanmak sana… Âcizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana… Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana… Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana… Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana… Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana…
Ey Recep!
Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teâlâ yardımcın olsun. Beyliğini mübârek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kâlb versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va’dedilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.
Recep!
Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelâmlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgârlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için dâima sabırlı, sebatkâr ve iradene sâhip olasın! Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.
İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir…
Şu üç kişiye, yâni câhiller arasındaki âlime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibârını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervâsız, kahraman, gözüpek) derler.
En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idâre edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sâdece idâre edene âittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idâresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar… (Bu nasihat Osmanlı’yı 600 sene yaşatmıştır). İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca lâflamaya başlar. Lâf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflâh etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!
Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı… Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!
Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez… Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.
Recep! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.
Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın…”
Not: AKP´nin ilk şeçim zaferinden sonra AKP Genel Merkezi balkonunda Recep Efendi tarafından zafer sarhoşu seçmenlerine okunan bu metnin, sâdece “oğul” kısmı “Recep” olarak değiştirilmiştir.
Şeyh Edebali´yi bile kullanarak halkını kandıran Recep Efendi, bir gün bu halka hesap verecek…
====================================================
Derleyen: Dr. Önder AKSU
Kaynak: http://www.artvin.biz öbeği…
Sayın Kerem Doksat,
“Yiğit Bulut’un jölesi omurgasından daha sert” diyorlar.
Sevgiyle Kalın.
MKD:
. Ben hiç ondan bahsetmedim malûm; bu ansiklopedik bir makale sâdece. Herhangi birinin AKP’den ayda 30.000 USD aldığı şeklindeki çirkin dedikodulara ise hiç değinmedim! Sevgiyle…
BÖYLELERİNİ ÇOK GÖRDÜ BU HALK
BİR GÜN UNUTULUP GİDECEKTİR BİN YÜZLÜ MAHLÛKLAR.
GENE DİK DURANLARDIR GÖNÜLLERDE YER BULANLAR.
HÜRMETLERİMLE HOCAM.
MKD: Bilmukabele Sayın HÖ.
Hocam, bir de o nâmert bulutlar güneşi görmemizi engeller güneş aydınlıktır, güneş hakikattir saygılar sunarım.