Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 3033 defa okundu.
Bu yazi bugun 11 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

BUGÜNKÜ KUTLAMALARI NEDEN İPTÂL ETTİLER?

Van’daki depremden dolayı duydukları hüzünden dolayı mı?

-Hayır.

Peki, neden Atatürk’ün kabrine gittiler, özledikleri için mi?

-Hayır.

Mehmetçiğin çekildiği yerlere Kürt Peşmergelerin yerleştirilmesiyle bunun bir alâkası var mı?

-Tabii…

Çok garip, peki ama neden böyle yaptılar?

-Anlatayım…

***

Arka arkaya yaşanan terör ve deprem felâketleri aslında birilerinin modus eprandilerine (meraklısına http://en.wikipedia.org/wiki/Modus_operandi) fena hâlde hizmet etti.

Sayalım:

1) Malûm, devletin VIP uçak havuzunda hâlen ATA, ANA, DAP ve GAP uçakları bulunuyor. Bu uçaklar Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan, Dışişleri Bakanı ile Başbakan’ın müsaadesiyle herhangi bir bakan veya özel temsilci tarafından kullanılabiliyor.

ucak hangar

Milletle istihza ederek “kardeşim sigarayı içmezsin, olur biter. Alkolü daha az tüketirsin olur biter. Kalkıp da Porsche kullanacağına Fiat’a bin. Biraz daha düşür harcamayı” gibi sözler sarf eden Devletlû’nun ve ekibinin çok işine geldi bunlar.

Zam Devletlu

Çünkü kendisine alınan üçüncü tayyaresi olan Airbus A330 tipi uçak için şimdi de “devâsâ hangar” yapılıyor. Önümüzdeki yıl gelecek yeni uçağın yanı sıra ANA, ATA, GAP ve DAP uçaklarına da ev sâhipliği yapacak olan hangar, neredeyse bir futbol sahası büyüklüğünde. Hangarın yapılma gerekçesi ise daha da mânidar: Devletlû’nun yurtdışı gezilerinde daha büyük bir uçağa ihtiyaç duyması sebebiyle bir süre önce alımına karar verilen A330’un park edileceği bir hangarın bulunmaması, yeni hangarın yapımını zarurî hâle getirmiş. Hâlen kullanılan uçaklardan daha uzun menzilli ve büyük gövdeli olan Airbus A330’un alımı için Başbakanlık ve Türk Hava Yolları (THY) arasında bir süre önce anlaşma sağlanmıştı. VIP donanımlar hâriç 200 milyon Dolar olan Airbus A330, vergilerden muaf tutulduğu için örneklerine göre “daha ucuza” gelecek. İki yıl önce yapılan düzenlemeyle genel ve özel bütçeli bütün idârelere yapılan motorlu taşıt teslimi ve kiralanması, her türlü vergiden istisna tutulmuştu. THY tarafından alınacak uçağın bakım ve işletmesi THY tarafından, giderleri ise Başbakanlık tarafından karşılanacak. Hâlen içerisinde VIP düzenlemeleri yapılan ve güvenlik aksesuarlarıyla donatılan uçağın önümüzdeki yıl teslim edilmesi bekleniyor. Böylece yeni uçak, gelir gelmez yeni hangarına çekilecek.

Bu arada, muhalefet partileri ve halk sordu ya “senelerdir toplanan deprem vergileri nereye gitti” diye.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek açıklamış ve “toplanan vergilerin sağlık, eğitim, duble yollar gibi 74 milyonun ihtiyacını karşılamak için kullanıldığını” söyledi.

Mâliye Bakanımız

Güzel sesli ve karizmatik Mâliye Bakanımız

Bu lâflar toplanan paraların amacı için kullanılmadığının ikrarıdır ve gensoruluyu hak eder de, kim verecek?

Kimse!

İşte, bunlar hep kaynayıp gitti ve gözler kör, kulaklar sağır edildi.

2) Cumhuriyet Bayramı’nın 88. yıl gösterileri iptâl edildi. Gerekçe olarak da millî yas gösterildi.

İşte, bir davranış bilimci olarak, burada oynanan oyunu en basit şekilde izah etmeye çalışacağım

Atatürk’ün vefatında ve daha nice elîm ve vahim hâdisede dahi iptâl edilmeyen Cumhuriyet Bayramımızı (bunun bildiğim tek istisnası 17 Ağustos depremi sonrasında Bülent Ecevit’in de aynı şeyi yaptığıdır) her zamankinden daha kuvvetli, tek yürekle kutlamamızın kâlblerimize vereceği huzur ve “moral” de karşı iddia için geçerlidir.

Amerika’dan yazan değerli meslekdaşım Psikiyatr. Dr. Fuat Ulus çok güzel özetlemiş: “Meselâ Anglosakson kültüründe, ‘kutlama’ iki şekilde olmaktadır. Biri havaî fişeklerden, bağırmaya-çağırmaya kadar ulu orta kutlama -ki buna ‘celebration’ (şenlik) denilir. Öbürü ise, şarkısız türküsüz, herkesin birbirini sessizlikte ama gurur ve muhabbetle tebrik ettiği, şiirlerin okunduğu, hâtıraların yansıtıldığı, ‘observation’ (müşahede, yâd etme) kutlamasıdır. Beni üzen, bu ‘observation’ kullanımının da önlenmesidir”.

Bu tür yâd etme ve geçmişin özelliklerini hatırlayıp millî birliğimizi arttıracak tarzdaki kutlamalar “pozitif pekiştirici” etki gösterir, tesânüdü (dayanışmayı) iyice güçlendirir. Bu da Pavloviyen şartlı reflekslerin pekiştirilmesidir. Meselâ ABG her 10-15 senede bir (eğer araya başka bir tabiî âfet girmezse) bunları yaratır (İkiz Kuleler’e yapılan trajikomik manevrayı, Pearl Harbor’u, Vietnam’ı hatırlayınız).

Peki, neden Atatürk’ün kabrine gittiler, özledikleri için mi sualinin cevabı da Seligmaniyen bîçârelik yaratılması ve bilinçdışına bütün bunların sorumlusunun da kendisinin ve onun kurduğu cumhuriyetin olduğu mesajının verilmesidir.

ataturk-2

Ayrılıkçı terörle birleşen tabiî âfetin yarattığı terör ne yapmıştır: Evrimsel kodları harekete geçirerek, “dövüş, kork, kaç veya donakal” şeklindeki en temel tepkileri doğurmuştur. Âidiyet ve mensubiyet bilincinin pekiştirileceği yâd etme ve geçmişin özelliklerini hatırlayıp millî birliğimizi arttıracak tarzdaki kutlamalar iptâl edilmiş (dövüş, yâni mücadele et) mesajı söndürülerek, diğerleri aktive edilmiştir.

Yâni “kork, kaç yâhut donakal” mesajı verilmiştir.

3) Mehmetçiğin çekildiği yerlere Kürt Peşmergelerin yerleştirilmesiyle bunun bir alâkası var mı sualinin cevabı da sanırım belli oldu: Bütün bu gürültü patırtı altında ABG askerlerinin ve Mehmetçiğin çekildiği yerlere Kürtçü gerillalar (Peşmergeler) yerleştirilmeye başlanmıştır.

Eğer bu da fazla anlaşılmaz ise, onu da daha sâde ve basit hâle getirmeye gayret göstereceğim.

   Bilmem anlatabildim mi?

      Buna mukabil, yedisinden yetmişine yüz binlerce vatandaşımız…

         İptâl miptâl dinlemeden Bayramımızı kutlamaktadır.

            Rahat uyu Atam, Türk Gençliği nihâyet uyanmaktadır!

               İmzan bu Aziz Milletin gönlünde, kâlbinde, yüreğinde yaşamaktadır…

Atatürk imza

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 29 Ekim 2011 Cumartesi

25 Yorum

Murat ŞaşzadeEkim 29th, 2011 16:35

Sayın Hocam,

Cumhuriyet Bayramı kutlamalarını iptâl eden zihniyete karşı öfkemize ve tepkilerimize tercüman olduğunuz için teşekkür ederim. Türklüğü Anadolu’dan silmek için başlatılan sözde Ergenekon davasının 1 Numaralı sanığı Başkomutanımız ve Cumhuriyetimizin Kurucusu Gâzî Mustafa Kemâl Atatürk’ü halkımızın zihinlerinde silmek, Atatürkçü düşünce ve üniter devlet yapısının eskidiğini kabul ettirmek, Türkiye üstüne operasyon yöneten DDD ve onun ülkemizdeki kuklalarının hedefidir. Sizin psikiyatri deryânızdan bizlere aktardığınız damlaları, yıllar içinde edindiğim bilgilerle birleştirmek, resmi çok net görmemi sağlıyor. Yürütülen kirli Psikolojik ve Gayri Nizâmi Özel Hârbin tek amacı, sizin de belirttiğiniz gibi, şartlı reflekslerimizi ve Türk kimliğimizi yok etmektir. Ülkemizde, ABG’nin Kuzey Afrika ve BOP plânına uygun olarak yeni bir devlet tasarımı yapılmaktadır ve son zamanlarda yazdığınız UVERTÜR, LİBRETTO, FİNALE ve REKUEM makalesindeki gibi REKUEM aşamasına geçilmektedir. Bu amaçla bâzı ülkelerin Özel Hârp Birlikleri’nin desteğiyle düzenlenen Çukurca saldırıları ve sonrasındaki ABG’nin kontrolündeki medya gruplarının propagandalarıyla, halkın gözünde TSK âciz gösterilmiştir. Bu duruma, medyaya çıkan hâddini bilmez, asıl meslekleri ajan provakatörlük olan sözde strateji uzmanları da çanak tutmuştur.

ABG’den icâzetli devletin başındaki kuklalar, kurulmak istenen yeni Cumhuriyet için, işe önce Anayasa’dan başlamayı hedeflemişlerdir. Bu dokuz aylık süreçte öncelikle Atatürk’ü ve TSK’yı tasfiye etmek istiyorlar. Son yapılan saldırıları, başka bir Gladio artığı Bahoz Erdal kod adlı Suriyeli Fehman Bahoz kuklasına üstlendirterek, Türkiye’yi Ortadoğu batağında çatışma ortamına sürüklemek istiyorlar. TSK’nın kurmay hey’etinin tavrı, devletimizin kaderini de belirleyecektir.

Daha önce de bu mekânda bahsedildiği gibi, ABG’nin 2002′de düzenlediği Millenium Challange tatbikatının senaryosunda, hedef ülkede önce bir deprem olur, ardından ülkenin bir bögesinde çıkacak bir kargaşa sonucu uluslararası güçten yardım istenir. Tatbikatın senaryosuyla yaşadığımız gerçekler birleşince geleceği net bir biçimde görebiliriz.

Bilgi savaşında asla geri adım atmayacağız, güvencemiz Atatürk’ün bize armağan ettiği “GENÇLİĞE HİTÂBE”dir. Çünkü şifresinin ABG tarafından bile çözülemediğini düşünüyorum. Kozmik Oda baskınıyla ATATÜRK’ün sistemi çökertilemez. Uzun vâdede acılar çeksek bile, YAŞASIN CUMHURİYET diyeceğimiz aydınlık günlere kavuşacağımızı öngörüyorum.

Sevgim ve Saygımla…

MKD: Bilmukabele Sevgili MŞ.

KorkmazEkim 29th, 2011 17:07

Sayın Mekâncılar,

Yakında ”Demokratik Türkiye Cumhuriyeti” telâffuz edilmeye başlanacak. Kürt, Ermeni ve Suriyeli terörist gruplar şüphesiz hükûmetin attığı her adımı çok iyi takip ediyor ve cevap veriyorlar. Buna mukabil karşı ataklar güçlü gözükse de, çok sathî ve geri dönüşü beklendiği gibi değil.

Türkiye, sınırından 100 Km öteye bile geçemeyen bir ülke durumuna düştü. Ermeni, Suriyeli, Kürt teröristlerin kamplarının yeri belli ve biz buraya kara operasyonu yapmak gibi bir gücümüz yok ise durum çok vahim diyebilirim. 1990′lı yıllarda bu kampları postal ile izmiştik. Kuzey’deki Türk Cumhuriyetlerden tutun da, Bosna ve Hersek’e kadar ”Özel Hârp” yapabilme kaabiliyetinde olan Türkiye terörle mücadelede askerî başarılara rağmen başarılı olamıyor. Bu kafayla gitmeye devam ederse olamayacak. Çünkü teröristlerin uyuşturucu trafiğini kesebilecek insiyatif alabilen özel yetiştirilmiş insan kaynağımız artık yok. Onların bir kısmı mahlâslı kimlikler ile inziva yaşamına, bir kısmının ensesine kurşun basılarak mezara, bir kısmı da hapishâneye yollandı.

Çalışanların sırtından çıkartılan deprem vergisini duble yollara harcadık diyebilecek kadar yüzsüzleşenlere karşı topyekûn tepki veremez olduk.

Sayın Hocam, Cumhuriyet, Atatürk gibi bir dâhinin liderliğinde ve bir avuç aydının hareketinde gerçekleşti. Cumhuriyet’e geçiş ülkede yaşayan insanların bir hareketi olarak hayata geçmedi. Çünkü 7 düvende savaşan Osmanlı, imparatorluk döneminde nitelikli insan gücümüz ya Çanakkale’de ya da Trablusgarp ve Balkan savaşlarında eridi gitti. Yüz yıllarca rençberlik ve savaşlarda cevgâverlik yapan Türk insanı Atatürk’ün liderliğinde kimliğini bulmaya çalıştı. Bu arada hilâfet yanlısı gerici kafa hiç bir zaman uyumadı. Nitekim Atatürk’ün ölümünden 5 dakika sonra Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı devrim başlamıştır. Bugün karşımızdaki kitle bu karşı devrimin yetiştirdiği nesil. Bunların amacı Türkiye Cumhuriyeti’nin lâik ve ulusal yönetim ile sonsuza kadar devam etmesi gibi bir kaygısı yok. Onlar zamanla tekrar hilâfet bayrağını açıp eski imparatorluk hayâli ile yatıp kalkan insanlar sınıfında. Bülent Arınç, Cemil Çicek ve Millî Eğitim Bakanı’nın sözlerine dikkat edelim. Asıl mesajlar bunların dudağından çıkanlar. Önce güçlü Türkiye sonra Hilâfet. Ana fikir bu.

Üzülüyorum. Çok kan dökülecek.

Cumhuriyet Bayramımız aziz ve cefâkar milletimize kutlu olsun.

Ne mutlu Türk’üm diyene.

Saygımla.

KorkmazEkim 29th, 2011 17:54

Sayın Hocam,

Takip ettiğim bir sitede Tayfun Mora isimli bir yazarın mekâlesinin başlığı cok ilginç… Özetle yazar diyor ki “İslâmcı hareket Cumhuriyet’e meydan okudu. Bunda sonraki adım, yeni anayasa yaparak lâik Cumhuriyet’e ve üniter devlete son vermek olacak. Hedefleri, “Atatürksüz Cumhuriyet”.

Bu meydan okuma bir dâvet ise, dâvetleri kabûlümüzdür.

Türkiye’yi çok zor günler bekliyor.

Saygımla paylaşmak istedim…

MKD: Hayırlısı…
Bilmukabele saygımla…

KorkmazEkim 29th, 2011 18:04

Sayın Murat Bey,

”Kirli Psikolojik ve Gayri Nizâmi Özel Hârbin” diyorsunuz. Böyle bir terim veya taktik, teknik, strateji yok. Amacım kesinlikle yermek değil, teknik olarak bilgilenmenizi sağlamak. Bir taraftan size gıpta ediyorum, diğer taraftan bunları görünce de müdâhil oluyorum kendimi tutamayarak. Bu işi nasıl düzelteceğiz onuda bilmiyorum.

Söz Sayın Hocamız’ındır. :)

Saygımla…

MKD: Yâhu, lûtfen ne olduğunu yazar mısınız?

Bilmukabele saygımla…

Mustafa TerziahmetoğluEkim 29th, 2011 21:19

Yâni Korkmaz Bey demek istiyor ki, kirli psikolojik ve gayri nizâmi özel hârp diye bir kavram yoktur. Psikolojik ve özel hârp vardır. Zâten bunlar kirli hârplerdir, nizamî olmayan hârplerdir, tekrara gerek yoktur demek istiyor. “Nüans farkı” demek gibi.
Yâhu Korkmaz Bey, ben Murat’ın avukatı değilim ama siz de taktınız Murat’ın gayrinizâmî tanımına. Yâni bütün işi hâllettik, son çâre buna mı kaldı?
Ne güzel Politika ve Fallus makalesine bir son yorum yapıyordum, Murat’ın yorumu arkadan da sizin yorumu okuyunca duramadım.
Osmanlı, imparatorluk döneminde nitelikli insan gücü…
Ne demek bu?
Osmanlı’nın imparatorluk döneminden başka bir dönemi mi vardı?
Osmanlı İmparatorluğu 1299′da kuruldu, saltanat 1 Kasım 1922 de kaldırıldı. 17 Kasım 1922 de Vahdettin İstanbul’u terk etti. Bu süre Osmanlı İmparatorluğu dönemidir. Osmanlı, imparatorluk döneminde dediğinizde sanki Osmanlı’nın başka dönemleri de varmış gibi bir anlam çıkıyor. Sâdece Osmanlı İmparatorluğu döneminde deseydiniz hiç takılmayacaktım. Zira Türkiye Cumhuriyeti’ni Osmanlı’nın devamı olarak görenler var. Hayır, Osmanlı bitmiştir. Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Nitelikli insan gücü nitelendirmenize pek katılamıyorum. Ben nitelikli insan gücü olarak Cumhuriyet’i kuranlara derim. Diğerlerine demem. Nitelikli insanlar olsalardı imparatorluğu Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı dönemlerine taşımazlardı. Nitelikli insan ülkesini savaşın yıkımlardan uzak tutan insandır. O yüzden “yurtta sûlh, cihanda sûlh” Denmiştir. Siz 600 senelik bir imparatorluğun yöneticilerinden hiç böyle bir ifâde duydunuz mu?
Nitelikli insan, önce kendi ülkesinin nitelikli insanlarını keşfeder. O nitelikli insanları vatan haini ilan edip haklarında idam fetvâsı vermez.
Var mı itirazı olan?
Nitelikli insan İstanbul’un orta göbeğinde subayını tokatlayan İngiliz’e sessiz kalmaz.
Nitelikli insan subayı şehit edildiğinde “yakın Menemen’i” der.
Nitelikli insan gidip başka bir ülkenin askerini kendi ordusunun başına Genel Kurmay Başkanı yapmaz.
Nitelikli insan 100 bin askerini Kars’ta dondurmaz.
Var mı itirazı olan?
Nitelikli insanlar kimmiş biliyor musunuz?
O nitelikli insanların nitelikli komutanının ağzından dinleyelim…
“Bomba sırtı Olayı (14 Mayıs 1915) çok önemli ve dünya hârp tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir hâdisedir. Karşılıklı siperler arasındaki mesâfe 8 metre, yâni ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiç birisi kurtulmamacasına şehit düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz. Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok, okuma bilenler Kur’ân-ı Kerîm okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler ise, Kelime-i Şahâdet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak cehennem gibi kaynıyor. 20 düşmana karşı her siperde bir nefer süngü ile çarpışıyor. Ölüyor, öldürüyor. İşte bu Türk askerindeki rûh kuvvetini gösteren, dünyânın hiç bir askerinde bulunmayan, tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek rûhtur.”
MUSTAFA KEMAL

Çok kan filan dökülmeyecek Korkmaz Bey

Zira niteliksiz insanların sebep olduğu işgâllere ve yıkımlara karşı koyacak nitelikli insan yok…

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK gibi…

S…..

MustafaEkim 29th, 2011 21:43

Değerli Mekâncılar,

Hocamızın alttaki tespiti ‘iki doğru yargı’ içermektedir:

“Mehmetçiğin çekildiği yerlere Kürt Peşmergelerin yerleştirilmesiyle bunun bir alâkası var mı sualinin cevabı da sanırım belli oldu: Bütün bu gürültü patırtı altında ABG askerlerinin ve Mehmetçiğin çekildiği yerlere Kürtçü gerillalar (Peşmergeler) yerleştirilmeye başlanmıştır.”…

Anadolu yarımadasının doğusunda, Anadolu Türkleri’nin Asya Kıt’ası ile olan bağını koparıp, irtibatını kesecek her girişim Türkiye Cumhuriyeti için ciddi bir tehdittir. Bu tehdidin ciddiyeti, bugün Türkiye’nin boğuşup durduğu sorunların büyüklüğü ile doğru bir orantı içindedir.

Kurtuluş Savaşımız’a başladığımızda, bizi “üç yanımızdan” kuşatmış olan İngiliz önderliğindeki Batı Emperyalizmi, yeni kurulan Sovyet Devleti ile aramızdaki irtibatı kesebilmek için Gürcistan ve Azerbaycan’a 5 bin kişilik, özel yetiştirilmiş bir İskoç Alayı çıkartmaya kalkışmış ama bunu haber alan Mustafa Kemâl Paşa, durumdan Erzurum’da bulunan 15. Kolordu Komutanı Karabekir Paşa’yıhaberdar ederek gerekli tedbirleri aldırması ile İngiliz bu girişiminden vazgeçmek zorunda kalmıştı.

Şöyle diyordu Mustafa Kemâl:

“Eğer bu plân muvaffak olur ve Kafkas milletlerinin bize karşı kati bir set vaziyeti almasıyla memleketimiz kuşatılmış kalırsa, artık Türkiye için mukavemet imkânları temelinden yıkılmış olur, ondan sonra siyasi mevcudiyetlerini tamamen kaybedebilecek olan Anadolu Türkleri, İtilâf devletleri subayları kumandası altında sömürge askeri olarak ordular teşkil edecek, hem Kafkasya milletlerinin İtilâf itaâtinde tutulmasını ve hem Bolşevik istilâsının durdurulmasını temin için kan dökeceklerdir. Bu halde İtilâf devletlerine mutlak teslimiyet hâlinde Türkler için canlarını feda etmekten kurtulmak emin değildir”.

Evet, arkadan kuşatılmış bir Türkiye için aynı tehlike bugün de geçerlidir, yarın da geçerli olacaktır.

Saygımla…

Alper ÜzmezlerEkim 30th, 2011 02:11

Eğer psikolojik bir savaşın içinde isek, ben de bu savaşın sonunda oluşan tepkinin içinde yer aldım. TGB İzmir Cumhuriyet Yürüyüşü’ne katıldım. TGB-ABD üyesi olarak geldim ve +1 olarak bulundum..

Eğer bu savaş tepki ölçerek idrak ediliyorsa ve bunların istatisiği tutuluyor ise beni bu istatistiğe ekleyin. Sonuna kadar Mustafa Kemâl’in silâh arkadaşlarının ve devrimlerinin savunucusuyuz. 7 düvel bile yeniden gelse bu HAKLI savaşımızdan kimse bizleri yıldıramaz.

Dişçide morfinli hâlimde Şu Çılgın Türkler’de top iğnesinin ucunu ağzı ile çıkartan Abdulrahman Çavuş aklıma geldi. Acaba kaç kişi bile bile öyle bir fedakârlık gösterebilir. Dünyâ’da bunun örneği var mıdır? 29 Ekim’de yapılanları anmak vefa borcudur!

Murat ŞaşzadeEkim 30th, 2011 10:10

Sayın Korkmaz Bey,

Sizin deneyimlerinizden faydalanmak, beni memnun eder. Ancak, burada tahteravalliye binercesine bilgi yarışması yapmak yerine, bilgi paylaşımı yapmamızın daha faydalı olacağını düşünüyorum. Psikolojik Hârp ve Özel Hârp terimleri literatürde var. Türkiye üstüne kurulan oyunu çarpıcı olarak ifâde etmek için kirli sözcüğünü ekleyip bilerek karma bir terim yarattım. Her Yiğidin Yoğurt Yiyişi Farklı Olsa da, hedef ülkemize hizmet etmektir.

Sevgim ve Saygımla…

Cemil SavasEkim 30th, 2011 12:43

Bâzen görüntü ve müzik ilâve yoruma gerek birakmaz,

http://www.youtube.com/watch?v=tNkx0qRxRKs

Gâzi ve silâh arkadaşları için…

Saygılar…

MKD: Teşekkürler…

Ulaş ÇamsarıEkim 30th, 2011 16:54

Ne kadar güzel, ne kadar içten, ne kadar “temiz” yazmışsınız. Atatürk bu Cumhuriyeti kurarken eminim en büyük hayâli sizin gibi eğitimli, donanımlı, aydın ve kendisini yetiştiren Cumhuriyet’e böylesine sâhip çıkan insanların yetiştiğini görmekti. Hocam, bilginiz çok, kaleminiz güçlü, aklınız temiz, lûtfen yazmaya, paylaşmaya devam edin de bizim de sizleri takip etmek için umudumuz yaşamaya devam etsin. Cumhuriyetim beni 88. yılında hayâl kırıklığına uğratıyor, Ata’nın emanetine sahip çıkamadık, çıkamıyoruz, gücümüz yetmiyor ama kalem en güçlü silâhtır, hocam sağ olun, var olun.

MKD: Sağ ol, var ol Ulaş, istikbâl sizlere emanet…

KorkmazEkim 30th, 2011 17:11

Sayın Terziahmetoğlu,

Çanakkale Savaşı yedeksubay savaşı olarak da anılır. Seferberlik ilân edildiğinde yüzlerce devrin Ünv. muâdili okul mezunları ilk tertip olarak silâh altına alınır. Sonra 3. sınıflara kadar olanlar. Bu sırada binlerce öğrenci askerlik şûbelerine akın ederler ve onlarda eğitime alınır. Askere alımlar devrin lise muâdili olan mekteplerine kadar iner. Bu nitelikte insanlar doğru, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü önleyemediler ama Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda ve Millî davada büyük önem arz eden roller aldılar.

Osmanlı’nın İmparatorluk döneminden başka dönemi var. Osmanlı kurulurken imparatorluk olarak mı kuruldu? Kuruluş döneminde Türk boylarından sâdece birisiydi. Kudretin ve yönetimin sembolü olarak bilinen kayı boyundan geldikleri söylenir. ”Osmanlı kaynakları Kayılar’ın Söğüt ve çevresindeki havâliye hâkim olup buraları yurt edindiklerini açık olarak göstermekte ve SONRADAN İMPARATORLUK OLAN OSMANLI DEVLETİ’NİN çekirdeğinin Karacadağ, Söğüt ve Domaniç taraflarında olduğu bilinmektedir”.

Evet Osmanlı bitmiştir. Daha doğrusu görevini tamamlamıştır. Ancak, Kayı boyu Türkiye Cumhuriyeti olarak devam etmektedir. Hem de KARAHANLI’LARA RAĞMEN.

Sayın Murat

Saygımla.

KorkmazEkim 30th, 2011 17:16

Sayın Murat Bey,

İzmir’e geldiğim bir gün sizinle uygun görürseniz tanışmak isterim.

Not: Yukarıda Sayın Murat’ı dikkâte almamanızı rica ederim; sehven yazıp unutum.

Saygımla.

Taner BestekEkim 30th, 2011 18:09

Kerem merhaba,

Hem verdigin ışık için, hem de yukarıdaki değerli yorumlar ile bizleri buluşturduğun için binlerce teşekkür.

Mustafa Terziahmetoğlu nitelikli insan kalmadı diyor ya, değerli fikirlerininin sâdece bu kısmına katılmıyorum.

Burada bunları okuyup yaygınlaşmasını sağlamak bile bir çabadır.

Cumhuriyete ve karşı devrime direnç gösterecek nesli yaratmak için mücadelemizi küçümsemeyin lûtfen. En başta bu konuda desteğe ihtiyacımız var.

MKD: Bilmukabele Sayın TB.

Mustafa TerziahmetoğluEkim 30th, 2011 21:33

Taner Bestek Bey,

Prof. Dr. Süheyl Batum Facebook’ta şu mesajı paylaştı.

“Değerli dostlar, hepinizin Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyorum. Hükûmet ne kadar yasaklamak isterse istesin, şimdilik bayramını yasakladılar, ileride kendisini de yasaklamaya çalışacaklardır ama Türk milleti Atatürk Cumhuriyeti’ni el ele verip hep beraber koruyacaktır”.

Benim yazdığım yorum şu: “CHP’nin komisyon üyesi Eskişehir Milletvekili Süheyl Batum, anayasadan Türk kelimesinin çıkarılarak, yerine “anayasal vatandaşlık” tanımının konulmasını savunmaktadır.” http://www.ilk-kursun.com/haber/84427

Sonra Türk Milleti Atatürk Cumhuriyeti’ni el ele verip koruyacaktır demek çelişki değil mi Hocam? Bir taraftan Türk kelimesini anayasadan çıkartıyorsunuz, diğer taraftan burada Türk Milleti’nden bahsediyorsunuz. Siz yalpalıyorsunuz. Balansınız kaçmış ve bizimle dalga geçiyorsunuz!

Benim yaptığım bu yoruma itirazınız var mı Sayın Bestek?

Ben nitelikli insan derken toplumun lider olarak seçtiği bu tiplerden bahsediyorum.

Ayrıca benim yorumumda bir tek “nitelikli insan kalmadı” cümlesi gösterin, bu mekânda herkesten özür dileyeceğim. Ama lûtfen gösteriniz.

Siz öyle anladıysanız bilemem.Benim insanların idraklerini kontrol edebilme ve yönetebilme yeteneğim yok.

İsterseniz yorumu bir kez daha okuyunuz. Vermek istediğim mesajı daha net görebilirsiniz.

Direnç tavsiyesinde bulunurken benim nasıl direnç gösterdiğimi bilemiyorsunuz tabii. Meselâ bir gazeteye yaptığım yorumun arkasında vatandaşın biri “kesmeye başladıkları ilk adamın ben olacağı” tehdidinde bulundu. O vatandaş benim anlatmak istediğimi yanlış anlamıştı. Tıpkı sizin gibi… :) Ama sizin beni kesecekmiş gibi bir tavrınız yok. O bakımdan müsterihim. :) Kendisine “herkes anladı, bir tek sen anlamadın” dedikten sonra daha tafsilâtlı olarak izah ettiğimde “yâhu, aslında ikimiz de aynı kulvardayız, biraz yalpalıyoruz, karşılıklı muhabbet etsek iyi olur” dedi. Ben de “bak hemşehrim, ben bu yaşıma kadar yalpalamadım, aynı çizgideyim ve kesinlikle bu çizgiden ayrılmam; siz ne yapacağınızı bilmediğiniz için yalpalıyorsunuz, beni anlamadan önce tehdit eden sonra muhabbete çağıran adamla muhabbet etmem. Tehdit edene de kapımız açıktır. Zira sizin gibi kimliğimi saklayacak kadar korkak değilim. Sen önce şu kimliğini açığa çıkar. Türk bayrağının altında Amerikan mahlâs kullanan biriyle muhabbet etmem” dedim.

Ayrıca “Ege’de Son Söz” gazetesinde yaptığımız mücadeleyi görün. Sayın Korkmaz Bey’in bahsettiği Tayfun Maro bu gazetede makale yazmakta. İşaret ettiği bu mücadele. Eğer zahmet edip Sayın Ekrem Pakdemirli’nin makalesine girip bizim mücadelemize destek verirseniz seviniriz. Orada benim ve Korkmaz Bey’in yorumlarını ve insanlarla tartışmalarımızı okuyabilirsiniz. Aynı desteği Sayın Doksat’ın duvarında yaptığım paylaşımla istedim. İki gündür takip ediyorum. Bir tek destek yok. Şâhidim Sayın Doksat’tır. Varsa bir yalanım kamuya açık bu alanda beni yalanlasınlar. Maâlesef insanlar bu tip mekânlarda kulağa hoş gelen şeyler ifâde ediyorlar ama iş eyleme geldi mi herkes arâzi…

Buyurunuz siz de bize destek veriniz.

Herkesin şantiyeye inmesi lazım. Bunlar masa başı projeleri ama uygulamaya geçmeden bir şey kuramaz, inşa edemezsiniz.

Ben sokaktaki adamım. En niteliksiz adamım. Ben kendimi öyle görüyorum.

Zira elimden gelen yukarıda işaret ettiğim çalışmalar. Bunları eyleme dönüştüremiyorum.

Nitelikli insan düşüncelerini eyleme dönüştürendir.

Devrimler nitelikli insanların eylemidir.

Var mı bir itirazınız? :)

O zaman mücadelenizi devrime dönüştürün de görelim bakalım …

Vallahi beni polis kovalasa 10 m. sonra tıkanırım. Gençler kaçar ama ilk ben enselenirim ve ilk copu ben yerim. Sonra 6 ay kendime gelemem. :)

Bu işler gençlerin işi…

Benden bu kadar.

Zâten 2 ay evvel yoruldum dedim.

S……

Mustafa TerziahmetoğluEkim 30th, 2011 22:10

Taner Bestek Bey, inanın şantiye çok farklı. Karşınızda dindar değil, dinbazlar var. Çok radikaller. Fikirlerinizle başa çıkamayacaklarını anladıklarında hemen tebahhur ediyorlar ama arka plânda kalleşçe eylem gerçekleştiriyorlar. Sizi provoke ediyorlar. Başka yakıştırmalarla sizi hedef olarak gösteriyorlar. Sorun bakalım Sayın Doksat’a lûtfen, arkadaşınız olduğu belli, günde kaç tehdit mesajı alıyor? Nitelikli insan bütün bunlara rağmen mücadelesine devam eden insandır. Şimdi sorarım size, farz edelim Sayın Doksat, Süheyl Batum konumunda. Yâni CHP parlamenteri. Sayın Doksat, Süheyl Batum’un söylediği sözü söyler mi?

Yukarıda bahsettiğim kişi son yorumunda benim mesajımın masonik mesajlar içerdiğini zannettiği için böyle bir tepkiyi gösterdiğini imâ ediyor. Şimdi nereden çıktı bu masonik faâliyet? Adam o arada sizin kim olduğunuzu araştırıyor. Anında benim bu mekanda yaptığım yorumlara ve Facebook sayfamdaki bilgilere ulaşıyor. Ve yine anında “ha, bu adam da mason, o zaman keselim”.

Hâlbuki ben mason değilim.

Zihniyet bu beyefendi!

Bizler tehlikeyi hâlen görüyoruz ama tsunami olduğunun farkında değiliz.

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın felsefesiyle hareket edersek yılanların dinazor olduklarını görme fırsatımız bile olmayacak…

Tehlike bu kadar büyüktür ve ancak bu tehlikeyi çok nitelikli insanlar önleyebilir.

Zira çok niteliksiz insanların yarattığı tehlike çok büyüktür.

S……

Mustafa TerziahmetoğluEkim 30th, 2011 23:38

Korkmaz Bey,

Çanakkale Savaşı yedeksubay savaşı olarak da anılır dediniz de aklıma “HEY ONBEŞLİ ONBEŞLİ” türküsü geldi. İşte onun hikâyesi. Bir daha hatırlayalım. Hepsinin rûhu şâd olsun. Nur gölünde yatıyorlardır mutlaka. Bizlere haklarını helâl ederler inşallah.

Bir de İstanbul Erkek Lisesi’nden 15-16 yaşlarındaki çocukların cepheye gönderilmeleri vardı. Şehit olmuşlardı. O hikâyeyi aradım ama bulamadım. Bir kitapta okumuştum gâliba. Çok hazindir. Bulursam günün önemine binâen onu da paylaşacağım.

Hey onbeşli onbeşli
Tokat yolları taşlı
Onbeşliler gidiyor
Kızların gözü yaşlı

Aslan yârim kız senin adın Hediye
Ben dolandım sen de dolan gel beriye
Fistan aldım endâzesi on yediye

Çanakkale Cephesi, sanki bir ölüm değirmeni gibiydi; tükettiği insanlar hâddi hesabı aşmasına ve İngiliz generali Aspinall-Oglander’in “Gelibolu’daki kanlı muharebeler, Türk ordusunun çiçeğini bitirmiştir” tespitinde ifâdesini bulan -gerçekten de İngilizler şehit olan gençlerimizi, “çiçeğin tomurcuğu” ve “vakti gelmeden solan gül goncası”na benzetiyorlardı- koskoca bir eğitimli genç nesli yutmasına rağmen bir türlü doymak bilmiyordu.

O kadar ki cephede meydana gelen boşlukları doldurmak için diğer cephelerden asker getirilemediğinden, en yakın çevreden başlayarak, 15 yaşın üstündeki eli silâh tutan bütün gençlerin dahi, gönüllü olup olmadığına bakılmaksızın, Çanakkale’ye sevk edilmeleri alışılmış normâl bir hâdise hâline gelmişti.

O günler, köyde, kasabada erkeğin kalmadığı, gücü kuvveti ve boyu posu yerinde olan herkesin asker olduğu veya asker olmak zorunda kaldığı kara günlerdi.

Birinci Dünyâ Savaşı’nda, Osmanlı Ordusu’nda insan kaybı öyle bir noktaya varmıştı ki Harbiye Nezâreti, hârp bütün hızıyla sürerken askerleri birkaç günlüğüne de olsa memleket iznine göndermeye gayret etmişti.

Çünkü hârpte gün geçtikçe daha da artan kayıplar, nüfusun tükenmekte olduğu korkusunu doğurmuş ve savaşan askerler memleketlerine nüfusu çoğaltmak üzere gönderilmişlerdi.

Çanakkale Savaşı sırasında, İtilâf Devletleri’nin Nisan 1915’ten itibâren kara çıkartmasına başlamalarıyla birlikte cephede takviye kuvvetlere ihtiyaç hâsıl olunca Sultan V. Mehmed Reşad 14 Mayıs 1331’de (27 Mayıs 1915) bir irâde (emir) yayınlayarak, yukarıda sözünü ettiğimiz Askerî Mükellefiyet Kanunu’nda değişiklik yapmak ve lise talebelerini de cepheye çağırmak zorunda kalmıştı.

Sultan Reşad, yayınladığı iradede, Mükellefiyet Kanunu’nun 42. Maddesine ek olarak hazırlanan “kâtib-i sultaniye 10. sınıf müdâviminine mütedâir (devam edenlere dâir)” başlıklı fıkra hakkında şöyle geçici bir düzenleme yapma yoluna gitmişti:

“Madde 1: Mükellefiyet-i Askeriye Kanun-u Muvakkatinin (geçici kanununun) 42. Maddesindeki fıkra âtiye (geleceğe) tezyil (ertelenmiş) olunmuştur. Muayene-i intihâiye esnasında (muayene sonucunda) mekâtib-i sultaniyenin (sultanî mekteplerinin) onuncu sınıflarında bulunanlar da hizmet-i makzura (zikri edilen hizmet) hakkına nâil olacaktır”.

Sultan V. Mehmed Reşad’ın iradesinden sonra Harbiye Nezâreti de bir tebliğ yayınlayarak, 1314 (1896) doğumluların (yâni 19 yaşındakilerin) henüz askerlik hizmetine çağrılmamışları ile 1315 (1897) doğumluların, bedenleri gelişmiş, hârbe elverişli ve silâh kullanmaya kaabiliyetli olanlarından müsâit bulunanların da kıt’alara teslim olmalarını istemişti.

Padişah’ın ve Harbiye Nezareti’nin bu çağrısı üzerine, Balıkesir, Bursa, Kütahya, Manisa, Adapazarı, İzmir, Aydın, Muğla ve Konya’nın tahsilleri ve hayatlarının henüz başındaki bu yeni yetme gençleri, vatanın kendilerinden beklediği yüce vazifeyi hakkıyla ifa etmek azim ve inancıyla silâh altına koşacaklardı.

Ekseriyeti 15 ilâ 19 yaşında olan bu genç bahadırların cepheye katılımları anısına Anadolu’da yakılan meşhur “Hey Onbeşli Onbeşli” adlı türküde de söz konusu durum çok acı ve dramatik bir dille anlatılmıştır. Burada sözü edilen “15’liler” 1315 doğumlulardır.

Yâni 1 Haziran 1897 ile 22 Mayıs 1898 arasında doğan ve tam 18 yaşını doldurmuş olan gençlerdi. Türküde, bu 1315’li gençlerden şöyle bahsediliyordu:

Hey onbeşli onbeşli
Tokat yolları taşlı
Onbeşliler gidiyor
Kızların gözü yaşlı

Aslan yârim kız senin adın Hediye
Ben dolandım sen de dolan gel beriye
Fistan aldım endâzesi on yediye

Gidiyom gidemiyom
Az doldur içemiyom
Sevdiğim pek gönüllü
Koyup da gidemiyom

Nesil Yayınları’ndan yeni çıkan “Mahşerin İrfan Ordusu: Okuldan Çanakkale’ye, kitabından alınmıştır.

Kızların gözlerini yaşlı bırakanlar niteliksiz insanlardır. Nitelikli insanlar kızlara gözyaşları değil, sevgi ve mutluluğu lâyık görürler…

İşte o yüzdendir ki kızların yüzünü güldüren o büyük insan yüreklerde yer edinmiştir.

Hâttâ İsrail’in bile yüreğinde yer edinmiştir.

http://www.panoramio.com/photo/17414453

S……….

Mustafa TerziahmetoğluEkim 30th, 2011 23:57

Evet buldum.

Bunu da iptâlcilere ithaf ediyorum.

“1887 yılında eğitime başlayan Sivas Lisesi, tüm son sınıf öğrencilerinin gönüllü olarak katıldıkları Çanakkale Savaşı’nda şehit düşmesi nedeniyle 1915 yılında mezun veremedi. Şehit düşen liselilerin yaş ortalaması 17 idi.

Çanakkale Savaşına gönüllü giden, İstanbul Erkek Liseli öğrenciler.

50 İstanbul Lisesi son sınıf öğrencisi gönüllü olarak savaşa katılmak isterler ve birliğe katılarak Çanakkale Savaşı’nda (1914, Saat: 3.30, Kabatepe) hayatlarını kaybederler.

Büyüklerinin ölüm haberini alan İstanbul Lisesi öğrencileri sarı olan okul binâsının kapı ve pencerelerini siyaha boyarlar. Bugünden sonra hayatlarını kaybeden öğrenciler anısına okul renkleri sarı-siyah olarak kabûl edilir.

Çanakkale destanında bugünkü İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi eski adıyla Dâr-ül Fünun öğrencilerinin ise ayrı bir yeri var. 1915 te Dâr-ül Fünun 1′inci sınıfta öğrenim gören 2 bin 500 tıp öğrencisi, okullarını bırakarak Çanakkale’ye koştu. İki tümen hâlinde Gelibolu’ya gelen gençler, bir Anzak baskını sonucu şehit oldular. Bu nedenle sonraki yıl açılışta siyaha boyanan Dâr-ül Fünun, 1921 yılında hiç mezun veremedi.

İşte Ata’nın Cumhuriyetimizi emanet etmeye layık gördüğü Türk Gençliği’nin yazdığı destanlar

Bence Atatürk emaneti kimlere vereceğini iyi tespit etmiş.

Tâbir yerinde ise, emâneti ehline vermiş”.

S……..

Kaan ÖzsayınerEkim 31st, 2011 07:54

Bize de Başbakanlık Genelgesi geldi. Altını çiziyorum ilçe veya il meclisinden yazı değil, direkt olarak Başbakanlık Genelgesi gönderildi. Aramızda bu genelgeyi çok kısa tartıştıktan sonra oy birliği denilebilecek bir netlikte tören programını eksiksiz yapmaya karar verdik. Tabii, burada okul müdürümüz ve kurucumuz risk aldılar onların bu dik duruşunu kutluyorum. 29 Ekim sabahı 10:30′da değerli velilerimiz ve sevgili öğrencilerimiz ile birlik beraberlik duygumuzu ortaya koyan müthiş bir tören çıkarttık.

Ben Türk olmanın gururunu bir kez daha hissettim. Millet olmak aynı kaderi paylaşan insanların bireyselliklerini bir kenara iterek, gerektiğinde aynı yolda yürümeleri demektir. Türk Milleti tarihinde ve bugün de bunun en dramatik örneklerini sunmaktadır.

Murat ŞaşzadeEkim 31st, 2011 10:52

Sayın Korkmaz Bey,

Yolunuz ne zaman İzmir’e düşerse beklerim. Sizin gibi donanımlı bir insanla tanışmaktan memnun olurum.

Saygımla…

Reşit ÇengeloğluEkim 31st, 2011 12:37

Sevgili Ağabeyim Sayın Mustafa Terziahmetoğlu büyük bir haklılık beraberinde yön gösterip destur’u şirâzesinde çekerken, fikirleri ve öngörüleri tarafıma sürekli ayna olmaktadır. Ancak:

Sevgili Ağabeyim, sizin anlattığınız, benim bizlerin bildiği, ulaşabildiği anekdotlar bütününün gerektirdiği hal ve durumu yerine getirebiliyor muyuz? Meselâ Çanakkale’mizin her iki yakasını adım/adım kaç neferimiz, kaç kere gezerek taaf eylemiştir?

Benden olma evlâdım, yaşı itibârı ile bu sene okulunun organize ettiği “Erasmus” benzeri bir organizasyon sonucu misafir öğrenciyi 15 gün misafir etme hakkını edindi.

Malûm yarım küre farkından dolayı eskinin Anzak oluşumlarından Avustralya ve Yeni Zellanda uyruklu liseli gençler her sene yaz tatiline denk düşen Mart ayı içerisinde (onların tedrisatı gereği) ülkemize geliyorlar. Maksat karşılıklı etkileşimi yaratabilmek ve Anzak torunlarını gezi programının son haftası içerisinde Çanakkalemiz’de yapılacak olan âyine yollamak…

Programın gereği, bizim yaz programımızda/tatilimizde ise öğrencilerimizin Yeni Zellanda ve Avustralya’ya gitmeleri tek şart…

Okulumuz Lise II, III ve IV sınıflarını dolduran öğrencileri içerisinden 45 öğrencinin âileleri yanına bu misafir Anzak torunlarını yerleştiriyor. Bu sene ve sonrasında gelecek 2 sene daha bu programın gönüllü paylaşımcı âilelerindeniz ve evladımız 2012 senesi Mart/Nisan ayını sabırsızlıkla beklemektedir.

Taktir edersiniz mutlaka 18 saat uçuş uzaklığındaki bir Güney yarı küre ülkesinden eski İngiliz dominyonu Yeni Zellanda ve Avustralya’dan öğrenciler sâdece değişim programı için buralara gelmiyorlar! Ana amaç I. Dünyâ Savaşı esnâsında kaybettikleri âile bireylerinin savaştıkları bölgeyi ve insanını tanımak, dönemin geçtiği toprakların havasını solumak, kendilerinden de parça barındıran müzeyi gezmek ve en önemlisi çelik gri bakışlı Atamızın deyişini yerinde okuyabilmek değil midir sizce de?

“BU MEMLEKETİN TOPRAKLARI ÜSTÜNDE KANLARINI DÖKEN KAHRAMANLAR:

BURADA DOST BİR VATANIN TOPRAĞINDASINIZ. HUZUR VE SÜKûN İÇİNDE UYUYUNUZ.

SİZLER MEHMETÇİKLERLE YAN YANA, KOYUN KOYUNASINIZ.

UZAK DİYARLARDAN EVLÂTLARINI HARBE GÖNDEREN ANALAR,

GÖZYAŞLARINIZI DİNDİRİNİZ, EVLÂTLARINIZ, BİZİM BAĞRIMIZDADIR.

HUZUR İÇİNDEDİRLER VE HUZUR İÇİNDE RAHAT RAHAT UYUYACAKLARDIR.

BU TOPRAKTA CANLARINI VERDİKTEN SONRA ARTIK BİZİM EVLÂTLARIMIZ OLMUŞTUR.

ATATÜRK 1934”.

Adına her ne şekilde koyacak olursak olalım, ister ekonomik anlamda ilgimizden uzak olsun veya geçmişimize/tarihimize ilgisizliğimiz, kadirşinazsızlığımız olsun. Çanakkale savaşlarında dönemin İmparatorluk âile yapısındaki her 3 âileden mutlaka 1 âilenin şehit verdiği, gâzi verdiği bir savaş sonrasında bırakınız Anafartaları, Conk Bayırını, Geliboluyu, Eceabatı….

Çanakkale’yi, Çanakkalemiz’i harita üzerinde bir defâda gösterebilecek kaç Müslüman Türk Âile yapısı vardır? Âile bireylerinin anısına ömürleri boyunca birkez acaba o Batı bölgemize gitmişler içerisinde kaç âile vardır?

Sevgili Mustafa Ağabeyim,

Siz ve sizin gibiler neslinizin son dirâyetli ve yön gösterici bireylerisiniz.

Korkmaktayım! Tengrim sizlere uzun sağlıklı ömürler versin, tıpkı diğer sonsuz diyarlara göç edenler gibi siyah yeleli kısraklara binen ve aramızdan ayrılanlar emsâli, devamımızı oluşturması gereken takipçilerimize bu yön ve fikir bütünlüğünü empoze edecek olanlarımız seyrelmektedir.

Ya sizler sonrası? Ya bir elin parmakları kadar az kalan bizler sonrası? Bu bilinçsizlik ve aymazlık heyhat, ilerisi hiç de hoş değil maâlesef .

Bunun yanında Anzak dediğimiz, yerine göre küçümsediğimiz, içmeye, sapıtmaya geliyorlar diyerek nerede ise siyaseten narh koyacaklarımız, girişlerini vizeye bağlayacaklarımız yılmadan gelmeye, görmeye, küllendirmemeye devam ediyorlar…

Yanılıyor muyum?

Sevgi ve Saygılarımla…

R. Çengeloğlu

KorkmazEkim 31st, 2011 13:13

Sayın Mekâncılar,

Sonuçta bir neslin tükendiği bir savaştan bahsediyoruz. Çanakkale’ye kadar Trablusgarp cephesi, Kafkas, ve sonrasında Sarıkamış’ta solan çiçekler Atatürk’ün Cumhuriyet’in ilânı ile tekrar açmıştır. Kanla sulanan bu çiçekleri tomurcuklarından meydana gelen Cumhuriyetimiz’in kıymetini bilmek ve bunun idrâkinde olmak gerekir. Dünyâda tek Gâzi Unvanlı Meclisinizden kanlarını bu ülke oluk gibi akıtan şanlı ordumuzun sembolik varlığı ortadan kaldırılmak isteniyor. Tuttukları nöbet ve ciddiyetleriyle göğsümüzü kabartan bu aslan parçaları kimin neresine batıyor bilemiyorum. TBMM Başkanı önerge verdi, önergenin lansmanı ise “Ordu Meclisten Çıkmalı” sloganı ile yapılıyor. Bunların lobiciliğini yapan Ekrem Pakdemirli sanki gâvurun ordusuymuş gibi vuruyor orduya. İki yüzlü riyâkar bir taraftan İslâmî sermayeli şirketlerin YK üyeliğini cebe indirirken, diğer taraftan hâinliğine devam ediyor. Bunların hepsini yazarlık yaptığı internet sitesinde yüzüne şamar atar gibi vurduk. Adam bize câhil cühelâ benzetmesi yaptı. Ben olsam onun yerine sokağa çıkamam, maşallah bunda yüz meşinden.

Sevgili Mekâncılar, Atatürk’ün çok önemli hayallerinden birisi de Meclis’te en az 50 kadın milletvekilinin olmasıydı. İsmet İnönü’nün diretmesiyle bu sayı 40′a inmiştir. İlk etapta 18 kadın milletvekili o devirde Meclis’e girdi. Yüzde doksanı iki yabancı lisan biliyor. Benim sözüm bu aşamada kadınlarımıza. Neredesiniz? Sizlerin olmadığı hiç bir düşünce eyleme dönüşmez. Terör itlerinin vekilleri kadınları görüyoruz. Peki bizim cebbar Atatürkçü milliyetçi, kadınlarımız nerede?

Bir diğer mekânda söz açmak istediğim bahis “Türkiye Milletvekilliği”dir. 1990′lı yıllarda bu konu Sayın Süleyman Demirel’e açılmış ve dönemin başbakanı Tansu Çiller tarafından Meclis’in 450 kişilik kontenjanı 100 adet Türkiye Milletvekili kontenjanı ile 550′ye çıkartılmıştı. Siyasî parti barajı olmadan nitelikli ve bölgesinde sevilen sayılan, siyasî parti sultasına girmemiş insanlardan oluşacak kontenjan Türkiye’ye yeni bir ufuk getirebilir mi?Böylelikle memleketine hizmet etme kaabiliyetinde ve isteğinde olan, siyasî parti oyunlarına bulaşmamış 100 seçkin milletvekili yarar sağlamaz mı? Bu öneri ilk geldiğinde MHP’nin sert tepkisi ile karşılaşmış ve Anayasa mahkemesi iptâl etmişti. Yeni anayasaya bu koyulabilirimi incemek lâzım.

Murat Bey, nâzikâne kabûlünüz için teşekkür ederim.

Saygımla…

Mustafa TerziahmetoğluEkim 31st, 2011 16:22

Vallahi Sevgili Reşit Çengeloğlu kardeşim, gerçekten bilmiyorum artık. Sağ olasınız. Biz geldik gidiyoruz misâli, en çok torunlarımız için üzülüyor, kahroluyorum. Onları nasıl bir istikbâl bekliyor, bilemiyorum. Ama çok karanlık. Anlattıklarınız çok güzel şeyler. İnsanı mutlu ediyor, acılarını unutturuyor, birçok mesajlar veriyor. Ancak o karanlık, meymenetsiz yüzler peşinizi bırakmıyor, mutluluğunuzu birden kâbusa dönüştürüyor. Bir iş için dışarı çıkmıştım. Caddelerde billboardlarda o hâinin büyük boy resimlerini gördüm, altında “Allah’ın sâdık dostu” ibâresi yazılı. Zannederim mekânda da ifâde etmiştim.

Araplar olmasaydı Türkler dinsiz mi kalacaktı?

Sayın Doksat’ın saptaması çok doğru bir saptamadır. Buram buram tarih kokan bir saptamadır.

Evet, Türklük resmen ortadan kaldırılıyor.

Bir bahâne buldular ve Cumhuriyet bayramını iptâl ettiler. Çok uyanıklar. Bu risk alınarak verilen bir karardır. Halkın tepkisini ölçmek istediler. Bu tepki onları çok memnun etmiştir ve Devletlû mağrur bir ifâde ile etrafındakilere “gördünüz mü, ben bunların ciğerini bilirim, bir halt yapamazlar, artık önümüz açıktır” demiştir. Böyle bir karar Turuncu Devrimi çağrıştıracak bir tarzda protesto edilmeliydi. Böyle bir karar protestosu otobanların ve havayollarının bloke edilmesi şeklinde olmalıydı. Tıpkı Fransa’da kamyon şoförlerinin otobanı bloke etmeleri gibi. Ankara’da 1 milyon kişi gereğini yapmalıydı. 1 milyon kişi parlamento önünde oturma eylemi yapmalıydı. Başbakanlık önünde 1 milyon kişi oturma eylemi yapmalıydı. Sabahtan akşama kadar İstiklal Marşı okunmalıydı. Bu oturma eylemine muhalefet partileri başkanları ve yöneticileri de katılmalıydı. Hâttâ artık sus pus olmuş Demirel ve Ahmet Necdet Sezer gibileri de orada olmalıydı. Demirel artık eserinin finâl resitalini görmekten çok bahtiyardır. Tabii, yollar yürümekle aşınmaz diyen taşeronlar yollar oturarak çökmez diyerek o melon şapkalarını Cumhuriyet’e elveda diye sallarlardı. Arkadaşı Haberal’ı kurtarmak için çalışan O KAFA, Cumhuriyet’i kurtarmak için çalışmadı. Hâlbuki Cumhuriyet’i kurtarmak için çalışsaydı, arkadaşı Haberal’ı da kurtarmış olacaktı.

Şimdi önümüzde 2. bir iptal olayı yaşanacak. 10 Kasım. Anıtkabir’de sap gibi ayakta durmanın ne anlamı var diyen zihniyetin 2. hedefi 10 Kasım’dır. Zaten bayramdan sonra 1.gün. Ama 2012 de hedef 10 Kasım. Tedrici olarak her şeyi yok edecekler. Bunlar deneme yayını. Bu işler Kılıçdaroğlu, Bahçeli kalibresinde adamların yapacakları işler olmadığı kesinlik kazanmıştır.

Her neyse, esas anlatmak istediğimden birden saptım. Asıl anlatmak istediğim Türklük resmen ortadan kaldırılıyor.

Arap kültürü ve emperyalist kültür Türklüğü muhasara altına almıştır. Emperyalist kültürün kullandığı maşa Arap kültürü, emperyalist kültürün purosunu keyifle içmesi için yanan Türk kültürü közünü efendisinin purosuna yakmaya uzatmaktadır. Arap yine maşa olarak kalacak, ama köz kül olup gidecektir. Ha, o küllerden tekrar ateş olup sonra da ağaç olup dallanır mıyız, onu bilemem.

Şöyle bir gezineyim dedim. Türkler nasıl ve neden Müslüman oldu? Arap istilâsı gibi bir şeyler yazdım. Birçok kaynak var.

Araplar Türkler’e İslamiyet’i kabul ettirmek için az katliam yapmamışlar. Biz Araplar’dan çok çekmişiz.

Hâlen de çekiyoruz…

“BUHARA’NIN TEKRAR KUŞATILMASI VE İLK TÜRK KATLİAMI

Kuteybe Merv’de büyük bir hazırlık yapar.. Bu arada Vardana ve Buhara beylikleri arasında çatışmalar vardır. Müslümanlara karşı mücadele etmek için bu çatışmalar derhal durdurulur ve Vardan Hudat, Kuteybe’ye karşı Türklerin başına geçer. Kuteybe önce, Numiskent ve Ramitan’a saldırır ve buraları kolayca istila eder. Demirkapı önlerinde Vardan’la çarpışırlar… Vardan savaşı kaybeder ve Buhara’ya doğru çekilir. Ancak Kuteybe’de, savaştan yorgun düştüğü için Buhara’yı alamadan Merv’e geri döner… Haccac bunu başarısızlık olarak kabûl eder ve Buhara’yı mutlaka almasi için Kuteybe’ye emir verir. Kuteybe büyük bir hazırlık yaparak bir sene sonra tekrar Buhara’yı kuşatır. Türkler direnir ve Kuteybe başarılı olamaz, ordusu dağılmaya başlar. Bunun üzerine Kuteybe her bir Türk başı için askerlerine 100 dirhem vaâd eder. PARA HIRSI İLE GAYRETE GELEN ARAPLAR, ŞEHRİ İSTİLÂ EDERLER. Bütün direnen Türkler kılıçtan geçirilerek tam bir katliam yapılır, Araplar Türk kadınlarına tecavüz ederler, beğendikleri kadınları ya câriye olarak kullanmak ya da köle pazarında satmak üzere alıkoyarlar. Erkeklerden de binlerce kişiyi köle olarak satmak üzere beraberlerinde götürürler…”

Devam edelim.

“ARAP TARİHCİ TABERİ’NİN ANLATIMLARI.

Aşağıdaki pasajlar doğrudan Taberi’nin anlatımından alınmıştır.

Tarih-i Taberi / Cilt 3/(Syf-343)

Her kim Türk’lerden baş getirirse yüz dirhem vereceğim. İmdi Müslümanlar bir bir Türk’lerin başını kesip getirip 100 dirhemi aldılar. Ve Türk’leri dağıtıp hesapsız kırdılar ve mübaleğa ile mal ve ganimet alıp yine dönüp Merv’e geldiler.

Yaz gelince Kuteybe, Horasan şehirlerine nâmeler gönderip asker topladı. Sonra göçüp Talkan’a vardı. Şehrek ki Talkan meliki idi. Neyzekle müttefik idi. Kuteybe’nin geldiğini işitince kaçtı. Kuteybe Talkan’a girdiği vakit hükmetti ki ahalisini kılıçtan geçireler. Ne kadar kırabilirlerse kıralar. Bunun üzerine Kuteybe’nin askeri orada hesapsız adam öldürdü.

Rivayet ederler ki 4 fersenk yol iki taraftan muttasıl ceviz ağacı dallarına adamlar asılmış idi. Oradan göçtü. Mervalarüd’e kondu. Oradaki melik kaçtı. Kuteybe onun da iki oğlunu tuttukta kalan şehrin beyleri itaat edip istikbale geldiler (Syf-344).

Kuteybe dedi: – Vallahi eğer benim ömrümden üç söz söyleyecek kadar zaman kalmış olsa bunu derim ki (Uktülühü uktülühü uktülühü). (Hepsini öldürün, hepsini öldürün, hepsini öldürün).

Bunun üzerine Neyzek’i ve iki kardeşi oğulları ki biri Sol ve biri Osman’dır. Ve yine o kendisi ile mahsur olanların hepsini öldürdüler. Hepsi 700 adam idi. Buyurdu başlarını kesip Haccaca gönderdiler.(Syf-347)

http://www.facebook.com/topic.php?uid=76599755300&topic=19039

Bununla ilgili başka araştırmalar da var.

Meşrû müdafaa hakkımızı kullanmamız gerekiyor. Adamlar bahçemize girdiler. Kapıyı çalıyorlar. Açsak da açmasak da kırıp içeri girecekler ve gerekeni yapacaklar. Bahçe kapısından girerken düşmanı algılayıp bahçende aşağı indireceksin…

Tıpkı kovboyların yaptığı gibi…

Kim bilir, belki bizim torunlar Anzaklar’ın torunları gibi burada teşekkül etmiş yeni ülkeyi ziyarete gelip, vakti zamanında bu topraklarda bizim atalarımız yaşamış ve savaşlar vermiş diye küllerimizden tekrar bir ulus yaratabilme özlemi içinde olacaklardır.

S…….

Reşit ÇengeloğluEkim 31st, 2011 22:04

Sevgili Ağabeyim Mustafa Terziahmetoğlu,

Ağabey, sizleri bilemeyeceğim ancak, İstanbul Anadolu Yakası’nda Bağdat Caddesi namlı, 16 km uzunluğunda Maltepe ilçesinden başlayıp, Kızıltoprak Fenerbahçe Stadyumu yakınlarında biten, kimilerine göre Sosyete, kimilerine göre eski İstanbul’un köklü usâresinin günümüz dip artığı olan bu cadde üzerinde biz Cumhuriyet âşıkları, biz Ata sevdâlıları günümüzü vakur ve yas dolu kutladık.

Geçit, resmî olarak Suadiye Teknosa mağazası önünden başlayıp, Göztepe Parkı hizasında noktalandı. Takriben 5 Km’lik parkur boyunca Kadıköy Belediyesi’nin organizasyonunda çoşku ve yasımızı beraberce anarak asfalt üzerine topuklarımızı biraz daha sertçe vurarak “En azından Ben” sonuçlandırdık. “Biz bunu zâten her sene yapıyoruz”.

Bu sene geçmiş yıllardan biraz daha farklı olan Pkk’nın son hâince saldırısını tel’în edişimiz olmuştur.

Basından takip edebildiğim kadar benzer yürüyüşler her türlü olumsuzluğa rağmen İzmir de ve Ankara’da da yapıldığıdır.

Yazınızın sonuç bölümünde

“Şöyle bir gezineyim dedim. Türkler nasıl ve neden Müslüman oldu?”

Demektesiniz ve referans vermektesiniz. Affınıza sığınarak ve bildiğinizi bilerek, bir referansı ben de vermek isterim. Cumhuriyet Kitapları yayınlarından, Erdoğan Aydın imzalı iki baş eser mevcut.

. Nasıl Müslüman Olduk ?

. Osmanlı Gerçeği “Nizâm-ı Âlem”in Gayrı Resmî Tarihi

Panteist rûhum bu iki referans kitabı okuduktan sonra kendi özgün, dingin yoluna uzunca bir süre koyulamadı. Geniş bir kaynakça beraberi referanslar belirtilerek mükemmel bir baş ucu eser sunulmuş. Okumayan dostlarımıza tavsiye edebilirim.

Değindiğiniz kıyama karşı şeklen yapılabilecek tek çıkar yol “Takkiye” maalesef bu kadim ulusun sonu olmuştur (refleks adına). Buna mukabil, Hazar Havzası’ndaki soydaşlarımız daha büyük direnç ortaya koyabilmişlerdir ve Arap Hegomonyası’na girmemişlerdir.

Benim çıkarımım, sonuç itibârı ile bize âit olan bu topraklara geri dönüşümüz “takkiye” beraberi paçalarımıza yapışan haşıl Arap derbederliğinide beraber sürüklememizdir.

Kadim Medeniyetlerin elçisi olan bizlere bu haşıl olma hâli hiç ama hiç yakışmamıştır, silkelemeye çalıştıkça tekrar/tekrar üzerimize yapışmaktadır.

Sevgilerimle,

R. Çengeloğlu

[...] Dr. M. Kerem Döksat’ın 29 Ekim yazısını mutlaka okuyun derim [Show as [...]

Kemal atamanKasım 21st, 2011 14:11

4 Halife döneminden itibaren küçük toluluklara buyuk ordularla saldırıp işgâl, talan ve yağma yapıp orada yaşayan Türk halklarını Müslüman yapmaya çalışan Arap istilâcıları Türk’leri butun bunlara rağmen gene de Müslüman yapamamışlardır. Türk’leri kılıçla Müslüman yapamayacaklarını anlayan Arap yağmacıları, karakter olarak zayıf durumdaki iktidar düşkünü Türk kabile reislerini satın alıp, Müslümanlığı tepen inme bir şekilde Müslüman yaparak dereceli olarak gerçekleştirdiler. Aslında Türk’leri Müslüman yapan Türkler olmuştur.

Yorum Yapın

Mesajınız

Host, Domain , Web Tasarim porno, porno izle, fullsikis webroot,webr00t,defacer,webr00t.info,W£ßRooT