Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

M. Kerem DOKSAT

M. Kerem DOKSAT

Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ
5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.
İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.
Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.
Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.
Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.
Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.
53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Dünyada 7.5 milyar insan yaşıyor. Yâni yeryüzündeki insanlık bahçesinde 7.5 milyar çiçek var. Kimi misk gibi kokuyor, kimi kötü kokuyor. Ama ister güzel koksun, ister çirkin… hepsi de çiçek…

 

Öyleyse hiçbir ayak, hiçbir güç, hiçbir otorite bu çiçekleri ezememeli… onları solduramamalı. Ama nasıl? Bilmiyorum sevgili dost! Bilemiyorum. Bu konuda kendimi çok âciz hissediyorum. 

 

Kafamda bin bir düş var ama… adı üzerinde rüya. Meselâ insan çocuğunu güneş gibi sıcak, toprak kadar vefalı, su kadar temiz, çimen gibi zarif, ceylân kadar güzel, kuş gibi özgür, verimli bir toprak kadar üretken ve olgun düşlüyorum.

Meselâ bütün insanların kutsal yaşama hakkının korunmasını düşlüyorum.

 

Bütün insanların özgürce inançlarını, dillerini, kültürlerini doya doya yaşamalarını… hatta bu konuda devletlerin katkı sunmalarını düşlüyorum. 

 

Mâdem ki bu dünya hepimizin; mâdem ki bu dünyada herkese, bütün halklara ve kültürlere yetecek kadar yer var.

 

O halde bütün cehalete, bütün şiddete, baskıya, inkâra göğüs gerip hoşgörü içinde, sevgi dolu, saygı dolu bir yaşamı neden düşlemeyelim.

 

Dünyayı yönettikleri iddia edilen o meşhur “Aileler”e, “Dış Güçler”e, “Üst Akıl”a??, “Faiz Lobisi”ne?, “Dolar Lobisi”ne??? rağmen…  

 

Tekrarlıyorum. İnsanlık bahçesindeki 7.5 milyar çiçeğe özen göstermeliyiz. İnsan olana bu yakışır sevgili dost! 

Ali Rıza SAYSEN

104 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Hayatta parayla alınamayacak en değerli şey; senin derdini kendi derdi gibi gören dosttur. Sonra çekildim bir kenara, Seyrettim olan biteni...

Baktım; kimde ben ne kadarım, kim bende ne kadar kalmış…

Kardeşlik kan bağı zorunlu arkadaşlık dostluk can bağı, sadece tercih ettiğin ikisi de ölüm ayırana dek…


 

Dostluk illaki yan yana diz dize olmak değildir. Asıl can cana kalp kalbe olmaktır.

Dostluk unutulmayacak kadar güzel ve sadece ender insanlarla yaşanacak kadar özeldir…

İyi güne aldanıp dostlarım var sanırsın, unutma!

Gerçek dostu, kötü günde tanırsın…

Dostlar okyanusun dibindeki, midyenin içindeki inciye benzerler, az bulundukları için çok değerlidirler.

Dostluk, unutulmayacak kadar güzel ve sadece ender insanlar yaşanacak kadar özeldir.

Dostlarımı azalttım, bir de baktım düşmanlarım da azalmış!

Gerçek dostlar yıldızlara benzer, karanlık çökünce ilk yalnızlığıma değer veriyorum ben sevgili dost.

Oturtuyorum onu karşıma. Susturuyorum önce.

Çünkü benimle en çok konuşan o.

Arkadaşını severken ölçülü sev.

Belki bir gün düşmanın olabilir.

Dargın olduğun zaman da ölçülü ol ki bir gün arkadaş olursun. Sonra da yaptığına pişman olursun.

Arkadaş vurulunca değil unutulunca kahrından ölürmüş.

Biz arkadaşlarımızı kır çiçekleri gibi avucumuzda değil, Kurşun yarası gibi yüreğimizde saklarız.

Gerçek arkadaşı olmamak, yalnızlığın en kötüsüdür.

Arkadaşlık ağlamaksa, yüreğindeki acıyı paylaşmaksa, üzüldüğünde sıcacık bir kucaksa ve arkadaşın için ateşe atılmaksa dünya durana kadar arkadaşımsın.

İyi bir arkadaşı olanın aynaya ihtiyacı yoktur.

Yürek umutlara gebe olduğundan beri arkadaşlıklar ayrılıklara yenik düşmedi, yüreğimiz darağacındayken bile ölüme koşup arkadaşımızı sevmeyi bildik.

Güller, lâleler, bütün çiçekler solar, çelik ve demir kırılır ama sağlam dostluk ne solar ne de kırılır.

Dostluk çukurda biriken yağmur suyu değil ki Güneş vurunca kurusun. Bizim dostluğumuz deniz misali buharlaşsa da yağmur misali geri döner iyi ki varsın.

Kaybetmeyi göze alamayacak kadar az dostum var. Dostluk çukurda biriken yağmur suyu değil ki Güneş vurunca kurusun.

Bizim dostluğumuz deniz misali buharlaşsa da yağmur misali geri döner iyi ki varsın.

Gülmek senin tutkun olsun, eğer bir gün ağlarsan, o da sevinçten olsun, bugünün dünden, yarında bugünden güzel olsun.

Canım arkadaşım, mazideki dostum,

Dostlarınla öyle yaşa ki düşman olduğunda hakkında söyleyecek sözleri olmasın.

Düşmanlarınla öyle yaşa ki arkadaş olduğunda yüzün kızarmasın.

Arkadaş uğrunda ölmek kolay, fakat uğrunda ölünecek arkadaşı bulmak zordur.

Kimsesiz zamanların yalnızlığında, aydınlık diyarların masalımsı görüntülerinde, küçük bir çocuk yüreğinin annesine olan sevgisi değerinde bir merhaba arkadaşım.

En vefakâr dostumuz gölgemizdir bilirsiniz ama unutmayın ki; o da yoldaşlık etmek için güneşli havayı bekler.

Üç çeşit dost vardır:

1.Gıda gibidir her gün onu ararsın; 2.İlaç gibidir, bazen ihtiyaç duyduğunda arasın; 3.Hastalık gibidir o seni bulur.

Arkadaşınızın evinize sık sık gidin, çünkü kullanılmayan yolu çalılar bürür.

Geride bıraktıkların mı var? Boş ver! Sana iyi gelen insanların geride ne işi var?

Beraberken her şeyi unuttuğumuz insanlar var ya, işte onları unutmak çok zor.

Dost konusunda çok şanslıyım. İyi günlerimde hep yanımda olurlar! Arkadaşlık aşktan daha zordur, çünkü daha uzun sürer.

Hiçbir arkadaş arkadaşlığını ispat edene kadar gerçek arkadaş değildir. Kardeş, dost olmayabilir ama dost, her zaman kardeştir.

Dostlarımla beraber olduğum zaman yalnız değilim. O dakikadan sonra da iki kişi değiliz.

Allah’ım, beni dostlarıma karşı koru, kendimi düşmanlarıma karşı korurum.

Dostların sıkıntıda iken onları mutlu oldukları zamankinden daha çok ara.

Kusursuz arkadaş aramak, dost edinmeyi istememek demektir.

Hep zamana yenik düştük esiri olduk anlamsız koşuşturmaların ama bir kere adını yüreğimize kazıdığımız dostlarımızı hiç bir zaman unutmadık.

Sen gülerken yanındakiler de güler ama ağlarken yalnız ağlarsın onun için öyle bir ağaca yaslan ki asla yıkılmasın, öyle birkaç dost edin ki seni asla bırakmasın.

Zaman gelir yollarına kar yağar, etrafını hüzün bulutları sararsa, ne zaman bir dosta ihtiyaç duyarsan dost olabildiğim kadar buradayım.

Gizli yanan ateşin közü olmaz. Gül dikeni hor görse de diken güle batmaz.

Mekânlar ayrı olsa da gerçek dost unutulmaz. Candan ümidi kesebiliriz belki ama can dostlarıyla irtibatı kesmek güçtür.

Mevlâm yürek yollarımıza mesafe koymasın. Dost dediğin ayağını kaydıran değil, kaydığında seni yerden kaldırandır.

Dostun üzüntüsüne acı duyabilirsin. Bu kolaydır ama dostun başarısına sempati duyabilmek, sağlam bir karakter gerektirir.

Eski dost düşman olur ama eski düşman dost olmaz; çünkü şu iki acı hiç unutulmaz: Anadaki evlat acısı, düşmandaki, kuyruk acısı. Gerçek dostlar, iyi günlerde davet edilince sizi ziyaret ederler.

Kara günlerinizde ise, davetsiz gelirler!

Dostlarım az olsun öz olsun ama yürekten sımsıcak olsun!

Dostluk gözyaşı değil ki akıp gitsin.

Mevsim değil ki zamanla bitsin. Heves değil ki gelip geçsin. Dostluk sonsuzluktur!

Dostlar vardır keşkelere seni boğdurur!

Ama öyle dostlar vardır ki; iyilikleriyle ile gözlerini doldurur!

İyi ki varsınız. Gerçek dost düştüğünde sana yardım eden değil, seni düşürmemek için düşmeyi göze alan kişidir.

Bu yürek aşklara değil sevgilinin gözlerine değil dostun sözlerine, merhabasına muhtaç bu yürek merhaba ey dost bu gece de oradadır.

Güneşe bağlandı korkuyla önce insan. Sonra ateşe, suya…

Ay battı su kurudu gün bitti.

Sevgi kardeşlik dostluktu sonsuz olan can dostuma.

Dost bazen minik bir kuş bazen var olmayan sevgili, kimi zaman saksıda bir çiçektir ama asıl dost seni senden çok sevendir.

 Sakın üzmesin seni karşılıksız…

Sevgiler bağrına taş basarsın acılar bir gün diner giden gitsin aldırma yangınlarda söner sakın bakma arkana krallar önde gider. Evet arkadaşım!

Gülmek varken surat asmak niye, güldürmek varken ağlatmak niye, güzel sözler söylemek varken, kalpleri kırmak niye?

Hayat çok kısa arkadaşım ve bu dünyadaki hiç bir şey kırılan kalplere değmez.

Baki dostluk adına nice dilekler vardır. Ölümün dahi ayrılık sayılmadığı gönüller vardır.

Mesafeler araya set çekmişse ne çıkar. Sevgide birleşen yürekler vardır gül kokusu akşamlarda dost hasreti yaşadık belki yeri geldi ayrılıklara ağladık ama kalbimizde yaşattığımız dostluğumuzu asla unutmadık.

Hiç kimse bir arkadaş kaybedecek kadar zengin değildir. Hele ben hiç değil. Affet beni dostum eğer gönül koyduysan…

Deniz derindir durulmaz dostluk ebedidir unutulmaz.

En kötü gününüzde yardım eden dostunuzdur.

Dost zaten vardır, muhit ise edinilir.

Dostluk insanın aynasıdır ve onu tıpkı bir gül gibi beslemek gerekir.

Dostluk emek, sabır ve sevgi ister.

Dostla geçirilen bir dakika, bir ömre bedeldir.

Eğer gönlünü kırdıysanız, sabır en güzel yoldur.

En büyük erdem kabahati önce kendinde aramaktır.

Varsın çağırmamış olsun sizi, eliniz ayağınız tutuyorsa siz gidin.

Gerekirse kapısına gülle dayanın ve tam gözlerinin içine bakın.

Bir gün mutlaka yolunuz karşılaşır ve eski günlerdeki gibi olmasa da, kucaklaşırsınız.

Kızı kızınız, oğlu oğlunuzdur.

Lacivert gözlerini asla unutmazsınız güzel kızının, dostluk ahde vefadır.

Dostluk bir kere kuruldu mu asla kaybolmaz ama biraz vakit geçince tekrar eski günlere dönmenin yolunu aramak gerekir.

Dost dost diye diye nicesine sarıldım

Hayatta parayla alınamayacak en değerli şey; senin derdini kendi derdi gibi gören dosttur. Sonra çekildim bir kenara, Seyrettim olan biteni..

Baktım; kimde ben ne kadarım, Kim bende ne kadar kalmış…

Kardeşlik kan bağı zorunlu arkadaşlık dostluk can bağı, sadece tercih ettiğin ikisi de ölüm ayırana dek…

Dostluk illa yan yana diz dize olmak değildir. Asıl can cana kalp kalbe olmaktır.

Dostluk unutulmayacak kadar güzel ve sadece ender insanlar la yaşanacak kadar özeldir…

İyi güne aldanıp dostlarım var sanırsın, Unutma!

Gerçek dostu, kötü günde tanırsın…

Dostlar okyanusun dibinde, midyenin içindeki inciye benzerler, az bulundukları için çok değerlidirler.

Dostluk unutulmayacak kadar güzel ve sadece ender insanlar yaşanacak kadar özeldir.

Dostlarımı azalttım, birde baktım düşmanlarım da azalmış!

Yalnızlığıma değer veriyorum ben sevgili dost. Oturtuyorum onu karşıma. Susturuyorum önce. Çünkü benimle en çok konuşan o.

Arkadaşını severken ölçülü sev. Belki bir gün düşmanın olabilir. Dargın olduğun zaman da ölçülü ol ki bir gün arkadaş olursun. Sonra da yaptığına pişman olursun.

Arkadaş vurulunca değil unutulunca kahrından ölürmüş. Biz arkadaşlarımızı kır çiçekleri gibi avucumuzda değil, kurşun yarası gibi yüreğimizde saklarız.

Gerçek arkadaşı olmamak, yalnızlığın en kötüsüdür.

Arkadaşlık ağlamaksa, yüreğindeki acıyı paylaşmaksa, üzüldüğünde sıcacık bir kucaksa ve arkadaşın için ateşe atılmaksa dünya durana dek arkadaşımsın.

İyi bir dostu olanın aynaya ihtiyacı yoktur. Yürek umutlara gebe olduğundan beri arkadaşlıklar ayrılıklara yenik düşmedi, yüreğimiz darağacındayken bile ölüme koşup arkadaşımızı sevmeyi bildik.

Güller, lâleler, bütün çiçekler solar, çelik ve demir kırılır ama sağlam dostluk ne solar ne de kırılır.

Dostluk çukurda biriken yağmur suyu değil ki Güneş vurunca kurusun.

Bizim dostluğumuz deniz misali buharlaşsa da yağmur misali geri döner iyi ki varsın.

Kaybetmeyi göze alamayacak kadar az dostum var.

Dostluk çukurda biriken yağmur suyu değil ki güneş vurunca kurusun.

Bizim dostluğumuz deniz misali buharlaşsa da yağmur misali geri döner iyi ki varsın.

Gülmek senin tutkun olsun, eğer bir gün ağlarsan, o’da sevinçten olsun, bugünün dünden, yarında bugünden güzel olsun.

Canım arkadaşım! Dostlarınla öyle yaşa ki düşman olduğunda hakkında söyleyecek sözleri olmasın. Düşmanlarınla öyle yaşa ki arkadaş olduğunda yüzün kızarmasın. Arkadaş uğrunda ölmek kolay, fakat uğrunda ölünecek arkadaşı bulmak zordur. Kimsesiz zamanların yalnızlığında, aydınlık diyarların masalsı görüntülerinde, küçük bir çocuk yüreğinin annesine olan sevgisi değerinde bir merhaba arkadaşım.

En vefakâr dostumuz gölgemizdir bilirsiniz. Ama unutmayın ki; o da yoldaşlık etmek için güneşli havayı bekler. Üç çeşit dost vardır: 1.Gıda gibidir her gün onu ararsın; 2.İlaç gibidir, bazen ihtiyaç duyduğunda arasın; 3.Hastalık gibidir o seni bulur. Arkadaşınızın evinize sık sık gidin, çünkü kullanılmayan yolu çalılar bürür. Geride bıraktıkların mı var? Boş ver! Sana iyi gelen insanların geride ne işi var? Beraberken her şeyi unuttuğumuz insanlar var ya, işte onları unutmak çok zor. Dost konusunda çok şanslıyım. İyi günlerimde hep yanımda olurlar! Arkadaşlık aşktan daha zordur, çünkü daha uzun sürer. Hiçbir arkadaş arkadaşlığını ispat edene kadar gerçek arkadaş değildir. Kardeş, dost olmayabilir ama dost, her zaman kardeştir. Dostlarımla beraber olduğum zaman yalnız değilim. O dakikadan sonra da iki kişi değiliz.

Beni dostlarıma karşı koru, kendimi düşmanlarıma karşı korurum. Dostların sıkıntıda iken onları mutlu oldukları zamankinden daha çok ara. Kusursuz arkadaş aramak, dost edinmeyi istememek demektir. Hep zamana yenik düştük esiri olduk anlamsız koşuşturmaların ama bir kez adını yüreğimize kazıdığımız dostlarımızı hiç bir zaman unutmadık. Sen gülerken yanındakilerde güler ama ağlarken yalnız ağlarsın onun için öyle bir ağaca yaslan ki asla yıkılmasın öyle bir dost edin ki seni asla bırakmasın. Zaman gelir yollarına kar yağar, etrafını hüzün bulutları sararsa, ne zaman bir dosta ihtiyaç duyarsan dost olabildiğim kadar buradayım. Gizli yanan ateşin közü olmaz. Gül dikeni hor görse de diken güle batmaz.

Mekânlar ayrı olsa da gerçek dost unutulmaz. Candan ümidi kesebiliriz belki ama can dostlarıyla irtibatı kesmek güçtür.

Mevlâm yürek yollarımıza mesafe koymasın. Dost dediğin ayağını kaydıran değil, kaydığında seni yerden kaldırandır. Dostun üzüntüsüne acı duyabilirsin. Bu kolaydır; ama dostun başarısına sempati duyabilmek, sağlam bir karakter gerektirir.

Eski dost düşman olur ama eski düşman dost olmaz; çünkü şu iki acı hiç unutulmaz; anadaki evlat acısı, düşmandaki kuyruk acısı.

Gerçek dostlar, iyi günlerde davet edilince sizi ziyaret ederler. Kara günlerinizde ise, davetsiz gelirler!

Dostlarım az olsun öz olsun ama yürekten sımsıcak olsun! Dostluk gözyaşı değil ki akıp gitsin. Mevsim değil ki zamanla bitsin. Heves değil ki gelip geçsin. Dostluk sonsuzluktur!

Dostlar vardır keşkelere seni boğdurur! Ama öyle dostlar vardır ki; iyikiler ile gözlerini doldurur!

İyi ki varsınız. Gerçek dost; Düştüğünde sana yardım eden değil, Seni düşürmemek için düşmeyi göze alan kişidir. Dostluklara mesken bu yürek aşklara değil sevgilinin gözlerine değil dostun sözlerine, selamına merhabasına muhtaç bu yürek merhaba ey dost bu gece de yürektesin…

Güneşe bağlandı korkuyla önce insan. Sonra ateşe, suya … Ay battı su kurudu gün bitti...

Sevgi kardeşlik dostluktu sonsuz olan.. can dostuma. Dost bazen minik bir kuş bazen var olmayan sevgili, kimi zaman saksıda bir çiçektir, ama asıl dost seni senden çok sevendir.

Sakın üzmesin seni karşılıksız.

Sevgiler bağrına taş basarsın acılar bir gün diner giden gitsin aldırma yangınlarda söner sakın bakma arkana krallar önde gider.

Evet arkadaşım!

Gülmek varken surat asmak niye, güldürmek varken ağlatmak niye, güzel sözler söylemek varken, kalpleri kırmak niye?

Hayat çok kısa arkadaşım ve bu dünyadaki hiç bir şey kırılan kalplere değmez. Baki dostluk adına nice dilekler vardır.

Ölümün dahi ayrılık sayılmadığı gönüller vardır. Mesafeler araya set çekmişse ne çıkar. Sevgide birleşen yürekler vardır.

Gül kokusu akşamlarda dost hasreti yaşadık belki yeri geldi ayrılıklara ağladık ama kalbimizde yaşattığımız dostluğumuzu asla unutmadık.

Hiç kimse bir arkadaş kaybedecek kadar zengin değildir.

Hele ben hiç değilim.

Eğer kırdıysam ki haklısın, beni affet beni dostum…

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 6 Kasım 2017 Pazartesi 

148 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar

Mevsimsel Affektif Bozukluk (MAB) bir depresyon şeklidir. Mevsimsel Affektif Bozukluk’tan etkilenen kişiler her yıl aynı zamanda ve genellikle Sonbahar ve Kış aylarında depresyon belirtileri gösterirler.


Amerikan Aile Hekimleri Akademisine (American Academy of Family Physicians) (AAFP) göre, Mevsimsel Affektif Bozukluğun erkeklerden çok kadınları etkileme ihtimali daha yüksektir ve çocuklar ve ergenlere nadiren teşhis konur (AAFP).

MAB Kış Başlangıçlı Depresyon olarak da bilinir.

Yaz-başlangıçlı depresyon da MAB’ın bir türü olabilir, ama bu nadirdir.

NEDENLER

MAB vücudunuzun kimyasal denge ve iç saatindeki değişikliklerden kaynaklanabilir.

Vücudunuzun içindeki iki kimyasal olan melatonin ve serotonin duygudurumunuzu dengeli ve uyku düzeninizi sağlam tutmaya yardımcı olurlar.

Soğuk aylarda, melatonin ve serotonin düzeyleriniz değişebilir.

Bu azalma, sirkadyen ritminizi (biyolojik saatinizi) veya vücudunuzun ne zaman uyumanız ve uyanmanız gerektiğini bilmenize yardımcı olacak iç saatinizi bozabilir.

Sirkadyen ritminiz bozulduğu zaman, iyi uyuyamazsınız.

Bu değişiklikler duygudurumunuzu bozabilir ve depresyona yol açabilir.

Riskler

Bazı nüfus gruplarının Mevsimsel Affektif Bozukluk geçirme ihtimali diğerlerinden daha fazladır.

Kadınların MAB’a yakalanma riski daha yüksek olmasına rağmen, bu durumu olan erkekler genellikle daha şiddetli belirtiler gösterilecektir.

Bipolar Bozukluk gibi ruhsal hastalığın belirli biçimlerinden muzdarip insanların aynı zamanda MAB’dan muzdarip olma ihtimali daha yüksektir.

Ailede depresyon öyküsü, bu durumun başka bir faktörü olabilir.

Soğuk iklimlerde yaşayan insanlarda artan Mevsimsel Affektif Bozukluk gelişme ihtimali vardır.

Büyük ihtimalle bunun nedeni Kış boyunca Güneş ışığı saatlerinde azalmadır.

Önce şunu unutmamalıyız: Evrimsel açıdan hepimiz birer hayvanız ve hayatta atmosferi soluyarak duruyoruz. Herkes hasta olur ve bu ayıp değildir. Psikiyatrlar da insandır.

Belirtiler

Mevsimsel Affektif Bozukluk belirtileri kişiden kişiye ve MAB tipine göre değişir.

Kış başlangıçlı depresyon şunlarla karakterize edilir:

-iştahta değişiklik

-huzursuzluk ve sinirlilik

 -genelleşmiş kaygı

-enerji kaybı

 -baş ağrıları

 -hobi ve sosyal faaliyetlere ilgi kaybı

-normalden daha uzun saatler uyumak (8 saatten fazla)

-diyette değilken kilo alma

Kendisini mutsuz veya suçlu hissetme

***

Yaz başlangıçlı Mevsimsel Affektif Bozukluk’tan muzdarip insanlar Kış Başlangıçlı Depresyon’la aynı olan bazı belirtilerle karşılaşabilir.

Ancak, şunlar gibi ek veya farklı belirtiler sık görülür:

Cinsel istekte azalma yerine artma

Rejimde değilken kilo kaybı

Uykusuzluk

İştah kaybı

Teşhİs

Doktorunuz fiziksel bir muayene gerçekleştirecek ve MAB durumu olup olmadığını belirlemek için size duygusal sağlığınız hakkında sorular soracaktır.

Zihinsel durumunuz, ilişkileriniz, profesyonel hayatınız, yeme alışkanlıklarınız ve uyku programınız hakkında mümkün olduğunca fazla bilgi ile cevap vermelisiniz.

***

Hayatınızın tüm bu kısımları hakkında neler hissettiğinizi bilmek doktorunuzun kesin teşhis koymasına yardımcı olabilir.

Ayrıca doktorunuz Mevsimsel Patern Değerlendirme Formu denilen bir test uygulayabilir (bir ölçek. Bu, günlük aktiviteleriniz, beslenmeniz ve ruh haliniz hakkında bir dizi sorudur. Bu form yaygın olarak kullanılan bir teşhis aracıdır, ancak güvenilirliği kullanıcılara göre değişmektedir).

MAB teşhisi için Amerikan Psikiyatri Derneği'nin Ruhsal Bozukluklar Teşhis ve İstatistiksel El Kitabı’nın (American Psychiatric Association's Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders) (DSM) belirli kriterlerini karşılamanız gerekir:

En az iki yıl üst üste yılın aynı zamanında depresyon belirtileri gösteriyorsunuzdur.

Depresyonunuz sezon sonunda geçiyordur.

Depresyon için başka neden yoktur.

Tıbbî testler Mevsimsel Affektif Depresyon teşhisi koymanın başka bir bileşenidir.

Doktorunuz hormon seviyelerinizi ölçmek için kan testleri yapılmasını isteyebilir. Bu test belirtilere neden olabilecek altta yatan bir durum olup olmadığını belirleyecektir.

Tedavi

Işık terapisi MAB için temel tedavi yöntemidir. Bir taşınabilir ışık kutusu güneş ışığını taklit eden parlak bir ışık sağlar. Fototerapi de denilen ışık tedavisi, kış sezonu boyunca kullanacağınız günlük bir tedavi yöntemidir.

Kuzey Avrupa Ülkelerinde etkilidir ama Türkiye’de işe yaramaz.

Genellikle, her gün 30 dakikalık ışık seansı duygudurumunuzu düzeltecek kimyasallar üretmesi için beyninize yeterlidir.

Dışarıda güneşte oturmanın veya solaryuma gitmenin özel ışık kutusu ile aynı sonuçları vermediği unutulmamalıdır.

Kutudan birkaç metre uzakta oturacaksınız ve ışık cildinize zarar vermez.

Bazı insanlar için fototerapi kış başlangıçlı depresyon tedavinde yeterli olmayabilir Ayrıca Yaz-başlangıçlı depresyon için hiç etkili olmayabilir.

Bu durumlarda, antidepresan ilaçlar sizi biraz rahatlatabilir.

Prozac, Zoloft ve Paxil Mevsimsel Affektif Bozukluk tedavisinde yaygın olarak kullanılan ilaçlardır.

Psikoterapi, mevsimsel affektif depresyonunuzu tedavi etmek için başka bir yol olabilir. Bir terapist ile konuşmak vücudunuzun kimyasal reaksiyonlarını değiştiremese de, davranışınızı değiştirmek ve size belirtileriniz için sağlıklı başa çıkma mekanizmaları vermeye yardımcı olabilir.

Nitelikli bir danışman ile duygularınızı tartışmak olumsuz duygularınızı pozitif düşüncelere değiştirmenize yardımcı olabilir.

Ayrıca proaktif olarak kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olabilirsiniz.

Egzersiz yapmak, dengeli bir diyet takip etmek ve kendinizi doğal ışığa maruz bırakmak ruh halinizi düzeltebilir.

Penceredeki panjurlarınızı açık tutun ve anksiyetenizi rahatlatmak için her gün yürüyüşe çıkın.

Beklenti

Işık terapisi, ilaç ve davranış değiştirme Mevsimsel Affektif bozukluğu olan çoğu insana yardım edebilir.

Eğer siz veya MAB’ı olan sevdiğiniz bir kişi intihar düşünceleri veya eylemleri sergilemeye başlarsanız veya başlarsa hemen en yakın sağlık kuruluşuna bildirmelisiniz. Neslim’in ve benim GSM numaralarımız zaten internette mevcut: +905323110015, +9053355640 35

Bu aralar mutlaka gelmesi icap eden bazı hastalarımı telefonla arıyorum ama nedense bir kısmı çeşitli bahanelerle randevularına gelmiyor.

Hâlbuki Kış Mevsimine geçiş başta Bipolar Bozukluk olmak üzere, bütün psikiyatrik bozukluklarda artışa sebep olur.

Hastalıktan kaçmanın faturası tekrar hastalanmak olabilir.

İnsanlık, birlik, dirlik ve evrimle kalın. 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 6 Kasım 2017

131 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar

Bu sefer ünlü bir kurgu romanından, Tarzan’dan söz etmek istiyorum

Tarzan Edgar Rice Buurougs tarafından yaratılmış bir hikâye karakteridir. İlk olarak 1912’de Maymunların Tarzanı adlı romanla ortaya çıkmış ve daha sonra 23 devamı daha bölüm daha yazılmıştır.

Tarzan gemideki isyancılar tarafından Afrika sahillerinde ıssız bir bölgeye bırakılmış İngiliz bir Lord ve Lady’nin oğullarıdır.

Henüz bebek iken anne ve babası ölmüş ve onu bilimsel olarak tanımlanmamış bir maymun türünün üyeleri yetiştirmiştir.

Kala onun maymun annesidir.

***

 

 

Tarzan (üstün beyaz adam) onun maymun âlemindeki ismidir; İngilizce ismi ise Clayton, Lord Greystoke'dur.

Genç bir adam olduğunda, Jane ile tanışır ve Jane Baltimore’ye döndüğünde gerçek aşkını bulmak için ormanı terk eder.

Tarzan ve Jane evlenirler ve bir süre İngiltere’de yaşarlar.

Jack isminde ve bir maymun ismi olan Korak adını alır.

Tarzan medeniyetin ikiyüzlülüğü karşısında dayanamaz ve Jane'le birlikte Afrika’ya dönerler ve orada ölümsüzlüğe erişerek hep orada yaşarlar.

Tarzan dünyadaki en çok bilinen edebi karakterlerden birisidir. Burrough’a ait iki düzineden fazla kitap haricinde Tarzan karakteri filmler, radyo, televizyon programlarında, çizgi dizilerinde çizgi romanlarında boy göstermiştir.

Birçok parodiye konu oldu ve de korsan yayınları da görülmüştür.

Tarzan Hayatta karakterini yazmış ve bu eserde onun gerçek bir kişi olduğunu kısa hikâyelerle onun biyografisi şeklinde anlatmıştır.

Ormanların kralıdır ve hâlen Edgar Rice Burroughs’un bir markası olarak saklanır.

Maymunların Kıralı Tarzan başarılı eleştiriler almış olsa da, serinin bazı kitapları olumsuz eleştiriler de almıştır.

Eleştirilerin ana noktası bunların türemiş olması ve basmakalıp ifadelerden oluşmasıdır.Eleştirilere rağmen, Tarzan hikâyeleri çok popüler olmuştur. Hayranları anlatılan melodramatik durumlardan ve özellikle maymunlara konuşmak için ortaya koyduğu dil'den çok etkilenmişlerdir.

1970’lerin başlarından itibaren, Tarzan kitap ve filmleri ırkçılıkla da suçlanmaya başladı. Bu durum Siyahîlerin ve Afrikalıların daha kaba ve gelişmemiş olarak tanıtılması sonucu ortaya çıkmıştı.

Pozitif siyah karakterler olsa da genellikle beyaz adamın hizmetçisi olarak gösteriliyorlardı.

Tarzan karakteri (Edgar Rice Burroughs)

Ormanların Tarzanı

Tarzan’ın Dönüşü

Tarzan’ın Düşmanı

Tarzan’ın oğlu

Tarzan ve Opar’ın Mücevherleri

Ormanlar Kıralı Tarzan

Tarzan ve arkadaşları

Korkunç Tarzan

Tarzan ve Altın Aslan(1922, 1923)

Tarzan Ormanların Kıralı

Tarzan ormanlar Kıralı (1927, 1928)

Tarzan’ın İmparatorluğunu kaybetmesi (1928)

Tarzan Dünya’nın Merkezinde(1929)

Görünmez Tarzan (1930, 1931)

Tarzan’ın Zaferi(1931)

Tarzan ve Altın Şehir(1932)

Tarzan veYılan Adam (1933, 1934)

Tarzan ve Leopar Adam (1935)

Tarzan ve Yasak Şehir (1938)

Muhteşem Tarzan (1936, 1937)

Tarzan ve Yabancı Kuvvetler(1947)

Tarzan ve Deli Adam (1964)

Tarzan ve Kaybedilmiş Macera (1995)

Tarzan’ın İkizleri (1927, 1936, 1963)

 

Öbür Eserleri

Tarzan ve Gümüş Küre (1964)

Tarzan ve Mağara Şehri

Tarzan ve Yılan İnsanlar

Tarzan ve İnanılmaz Kardan Adam Tarzan

Fritz Leiber

Tarzan ve Altın Vadi

Tarzan Altın Vadisinde (1966)

Bilinmeyen bir Düşman

Ağaçların hâkimi

Tarzan Yaşarken (1972)

 

Epik bir maceradır

Tarzan: Epik Macera (1996)

Tarzan Presley (2004).

Film hayatı

Maymunların Tarzanı  (1918) (Elmo Lincoln)

Tarzan’ın Âşık Olması

Tarzan’ın İntikamı

Tarzan’ın oğulları

Tarzan’ın Maceraları  (1921) (Elmo Lincoln)

Tarzan ve Altın Aslan

Tarzan ve Kaplan Adam

Tarzan ve Maymun Adam (1932)

Tarzan ve Arkadaşı (1934)

Tarzan Kaçarken (1936)

Tarzan bir Çocuk Bulur  (1939)

Tarzan’ın Esrarengiz Hazinesi (1941)

Tarzan’ın New York Macerası (1942)

Tarzan’ın Zaferleri (1943)

Tarzan’ın Çöl’deki Esrarengizliği (1943)

Tarzan ve Amazonlar (1945)

Tarzan ve Leopar Kadın (1946)

Tarzan ve Avcılar (1947)

Tarzan ve Mermaidler (1948)

Tarzan Büyülü Dünyada (1949)

Tarzan ve Köle Kız (1950)

Tarzan’ın en büyük Macerası

Tarzan’ın Kaybettiği Safari

Tarzan’ın Avcıları  (1958)

Tarzan Yaşamak için Mücadele Ederken (1958)

Muhteşem Tarzan (1960) –

Diğer Aktörler

Tarzan Hindistan’a Giderken (1962) (Jock Mahoney)

Tarzan’ın üç Sorunu (1963)

Tarzan ve Büyük Nehir (1967) (Mike Henry)

Tarzan ve Ormandaki Oğlan (1968) (Mike Henry)

Tarzan’ın Ölümcül Sessizliği

Korkusuz Tarzan (1933) (Buster Crabbe)

Tarzan’ın yeni Maceraları (1935) (Herman Brix)

Tarzan ve Yeşil Tanrıça (1938) ( Herman Brix)

Tarzan’ın İntikamı (1938) (Glen Morris)

Tarzan, Maymun Adam  (1959) (Denny Miller)

Sonraki Filimler

Tarzan Maymun Adam (1981) (Miles O’Keeffe)

Tarzan’ın ve Kaybolmuş Şehrin Hikâyesi

Tarzan (1999) – animated feature

Tarzan ve Jane (2002) – direct to video

Tarzan II - (2005) – direct to video animated feature

Tarzan ve Avcılar  (1958’de çekilmiş, 1966’da piyasaya sürülmüş) – Başrolde Goldon Scott

Tarzan(1966–1968) – NBC

Bilimle, sağlıkla ve dirlikle kalın.

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 4 Kasım 2017 Cumartesi

117 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Mustafa Kemal Atatürk, 1881 (Rumî 1296) yılında Selanik’te Koca Kasım Paşa Mahallesi Muhtar Sokak No:38'de bulunan ve bugün müze olan üç katlı bir evde dünyaya gelmiştir.

Babası o sırada kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım’dır. Baba tarafından dedesi, ilkokul öğretmeni olan Kızıl Hafız Ahmet Efendi; anne tarafından dedesi ise Sofuzade (Sofizade) Feyzullah Efendi’dir.

***

Mustafa Kemal Atatürk’ün hem baba hem de anne tarafından soyu “evlâdı fatihan” yani Rumeli’nin fethinden sonra buraların Türkleştirilmesi için Anadolu’dan (Konya/Karaman bölgesinden) göçürülüp, iskân edilen Türk boylarındandır.

***

Baba soyu, günümüzde Makedonya Cumhuriyeti sınırları içinde yer alan Manastır vilayetinin Debrei Bala sancağına bağlı Kocacık köyüne yerleşmiştir. Ali Rıza Efendi’nin babası Kızıl Hafız Ahmet Efendi ile onun kardeşi Kızıl Hafız Mehmet Emin Efendi 1800’lü yılların başında o dönemde yine bir Türk toprağı olan Selanik’e göç etmişlerdir. Ali Rıza Efendi 1841 yılında Selanik’te dünyaya gelmiştir. Selanik’te Abdi Hafız Mektebinde okumuş, Vakıflar İdaresine kâtip olarak girmiş, “gümrük memurluğu” görevlerinde bulunmuş ve son olarak ticaretle meşgul olmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk’ün anne soyu da, Fatih Sultan Mehmet döneminde Konya-Karaman civarından Rumeli’ye göçürülüp, iskân edilmiş olan Türk boylarındandır.

***

Bu sebeple aileye “Konyarlar” da denilmektedir. Tamamen Türk olan Vodina sancağına bağlı Sarıgöl nahiyesine yerleşen aile; sonradan Selanik yakınlarındaki Lankaza’ya geçmiştir.

***

1841 doğumlu Ali Rıza Efendi, 1857 doğumlu Zübeyde Hanım ile 1870 veya 1871’de evlenmiştir. Altı çocukları olmuştur: Fatma (1871/1872-1875), Ahmet (1874-1883), Ömer (1875-1883), Mustafa (Kemal ATATÜRK) (1881-1938), Makbule (Boysan Atadan) (1885-1956) ve Naciye (1886-1901?). Kardeşlerinden Fatma dört, Ahmet dokuz, Ömer sekiz yaşlarında, o senelerde Rumeli’yi kasıp kavuran salgın kuşpalazı (difteri) hastalığından çocuk yaşlarında vefat etmişlerdir. En küçükleri olan Naciye'nin ise Mustafa Kemal Mekteb-i Harbiye’de öğrenci iken vefat ettiği düşünülmektedir.

Atatürk, Selanik Askerî Rüştiyesinden itibaren hayatı boyunca dostlukları ve arkadaşlıkları devam etmiş olan Fuat Bulca’ya bir gün şöyle demişti: “Kardeşlerim arasında en sevdiğim Naciye’ydi. Çocuk yaşının üstünde hisli, duygulu ve öğrenmeye meraklıydı. Ben Harbiye’ye giderken kitaplarımı istemişti.

Annemden onu okutmasını istemiştim. “Ne ablam Fatma’yı ne ağabeylerim Ahmet ve Ömer’i hatırlıyorum. Son ikisi aynı yıl, 1883’te ben iki yaşında iken ölmüşler. Naciye, annem gibi sarışın, mavi gözlü, duru beyaz tenli idi.”

Mustafa Kemal, 1886 yılında altı yaşına girdiğinde ilkokul çağına gelmiştir. Babasının istememesine rağmen, Zübeyde Hanım’ın ısrarları üzerine önce Koca Kasım Mahallesi’ndeki Mahalle Mektebine törenle giren Mustafa, kısa bir süre sonra; Selanik’in şöhretli öğretmenlerinden ve eğitimcilerinden Şemsi Efendi'nin yeni metotlarla elifba (alfabe) öğretimi yaptığı özel okula yazdırılmış ve esas öğrenimine burada başlamıştır.

Mustafa okuyup yazmayı burada öğrenmiş, babasının ölümüne kadar bu okulun sınıflarını düzenli olarak takip etmiştir.

Ticari faaliyetleri iyi gitmeyen Ali Rıza Efendi, bu olaydan çok etkilenmiş ve hastalığa yakalanarak 23 Mayıs 1886 tarihinde Selanik’te vefat etmiştir.

Üç çocukla dul kalan Zübeyde Hanım, kardeşi Hüseyin Ağa’nın yönettiği Lankaza’daki Çalı (Rapla) Çiftliği'ne gitmiştir.

Bu durum Mustafa’nın öğrenim hayatına bir süre ara vermesine neden olmuştur.

Öğrenmek ve yetişmek imkânlarından mahrumiyetin verdiği huzursuzlukla âdeta bunaldığı görülen bu kabiliyetli ve yaratıcı çocuğu, annesi nihayet okula devam etmek üzere Selanik’teki teyzesinin yanına yollamak zorunluluğu duymuştur.


 

Altı ay kadar süren çiftlik hayatından sonra Selanik’e gelen Mustafa Mülkiye Rüştiyesine (ortaokulu) başlamıştır.

Biz geçen sene oraya gittik ve her Türk’ün oraya gitmesi gerekir.

Artık Harbiye kalmadı ama millî / ulusal değerlerimizi koruyoruz.

Atatürk Müzesi’ne gitmek her Türk’ün görevidir.

O en büyük lider aramızdır ve mutlaka ziyarete gitmek gerekir.

Diktatör değil, onarıcı bir dâhiydi…

Yunanlılar da ona gururla bakıyorlar.

Bizler bu dünyaya boşuna gelmedik ve onu da unutmadık

Bu ülkeyi ben ziyaret ettim ve başı kapalısının da, ona önem vermeyenlerin de ne kadar sevdiklerini gördüm

Yunanistan dâhil her yerde Atatürk’e hayranlık duyanlar var.

Bugün ailemden herkesi aradım, nedense telefonlarını açmadılar, Mutlaka bir mazeretleri vardır diye düşündüm.

Sunar Birsöz Ağabeyimin ve NP’ye geçen Sultan Tarlacı’nın kitapları elimde, onları okuyorum.

SUNAR BİRSÖZ ile ilgili görsel sonucu

Bu arada evrimle İslamiyet’i kucaklayan Prof. Dr. Caner Taslaman’la da tanıştık. 9 yaşlarında bir çocukları var ve Boğaziçi Felsefe mezunu.

Kur’ân’ı da, diğer din kitaplarına çok hâkim.

Merhum Yaşar Nuri’yi- ki onun yetişmesinde- rahmetli Pederimin çok emeği geçmişti.

Karısı Kalkavanlar’dan çok güzel araba kullanıyor.

Barışla, bilimle ve evrimle kalın.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 2 Kasım 2017 Perşembe

137 kez okundu
0