Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

M. Kerem DOKSAT

M. Kerem DOKSAT

Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ
5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.
İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.
Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.
Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.
Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.
Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.
53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Posted by on in Genel

MÜNİR NURETTİN SELÇUK

Sevgili mekâncılar

1900 senesinde Osmanlı İmparatorluğu döneminde doğup, 1981’de vefat eden bir büyük üstadı, büyük bir musikişinası paylaşmak istedim sizinle.

Hepimizin gönül bahçesinde yer tutan tam bir Türk Milliyetçisi ve yorumcusunu sizlerle paylaşmak isterim. Aslında aynı eseri eski asistanlarımızdan Psikiyatr Dr. Doğan Çoban da çok güzel icra eder.

Psikiyatr Dr. Adnan Çoban

Merhumdan

Hayatı

İstanbul’un Sarıyer semtinde1900’de İstanbul’un Sarıyer semtinde doğar. Doğum yılı farklı kaynaklarda 1899, 1901 veya 1902 olarak da gösterilmiştir.

Mülgâ Dâire-î Sâadet Âmiri, Dîvan-ı Hümayun muavini ve  Darülfünun ilâhiyat şubesi muallimlerinden Mehmed Nuri Bey ile Fatma Hanife Hanım’ın oğludur.

Anne tarafından Germiyanlıoğlu Beyliğini kuran aileye mensuptur. Münir Nurettin Selçuk, 1928 senesinde Enise Selçuk ile evlenmiş ve eşinin vefatına kadar (1966) evli kalmıştır.

Bu evliliğinden kızı Meral Selçuk, Şehime Erton’la olan izdivacından Timur Selçuk ve Timur Selçuk ve Selim Selçuk dünyaya gelmiştir.

Roksan Selçuk, Mercan Selçuk ve Hazal Selçuk’un dedesidir.

Sanat eğitimi

Aşiyan Mezarlığındaki mezarı

On beş yaşında Dâr-ül Feyz-î Musikî Cemiyeti’ne öğrenci olarak girdi. 1907'de Soğukçeşme Askerî Rüşdiyesi’ni bitirip Kadıköy Sultanîsine yazıldı.

Aynı sene Darülhedan’a da girdi da girdi, Zekaizade Ahmed Efendi’den dört sene ders aldı.

Ailesinin ısrarı ile ziraat öğrenimi için gittiği Macaristan’dan 1917 senesinde yılında geri döndü.

Dâr-ül Feyz-î Mûsikî Cemiyeti’ne devam etti. Ahmet Irsoy ve Bestenigâr Ziya Bey’den müzik dersleri aldı.

Üstat Münir Nurettin, bestekârlığa 1920 yılında Tevfik Fikret’in “Bu bir terânedir” şiirine yaptığı bir besteyle başladı.

İkinci olarak “Sensiz ey şûh gözlerim avâre kalbim ağlıyor” güfteli şarkısını besteledi ve bu iki eserden sonra yirmi yıl süreyle beste yapmadı.

1923 yılında askerliği sırasında Mızıkâ-i Hümayun’da, sonradan da  Riyaset-i Cumhur Musiki Heyeti’nde çalışan Münir Nurettin Bey, eski okuyuşla yeni üslûbu birleştirerek alışılagelenden çok farklı bir tarzla, 1928’de Sahibinin Sesi firmasında ilk plaklarını yaparak dikkatleri üzerine çekti.

Aynı yıl Paris’e giderek ses tekniği konusunda öğrenim gördü.

Aynı zamanda özgün bir ses tekniği eğitimi görmüş ilk Türk müziği ses sanatçısı olan Münir Nurettin, 19’uncu Yüzyıl İtalyan opera şarkıcılığının izlerini taşıyan icra üslûbunu Bel Canto’dan feyiz aldı.

Klasik Türk Musikisi tarihinde ilk kez solist olarak konser veren Münir Nurettin Bey, ilk solo konserini 1930 senesinde yılında, şimdiki Haldun Dormen’in tiyatrosunda vererek büyük ilgi topladı ve hayranlık uyandırdı.

Konserlerde frak giyen ve ayakta şarkı söyleyen, aynı zamanda koro eşliğinde solo okuma geleneğini de ilk kez uygulayan sanatçı oldu. Batıdan gelen opera, tango gibi etkileri, kendi Türk müziği okuyuş üslûbuna dâhil etti.

Beste çalışmalarına asıl 1940-1941 yıllarından sonra başlayan Münir Nurettin, İstanbul’a döndükten sonra otuz yılı aşkın bir süreyle İstanbul Belediye Konservatuarı icra heyetinde görev yaptı.

Birçok genç nesil sanatçısının yetişmesine katkıda bulunan Minür Nurettin Selçuk’un özel olarak ders verdiği kişiler arasında Türk müziği ses sanatçısı olan Dr. Alâeddin Yavaşça da vardır. Yeşilçam’a da giren Selçuk, Muhsin Ertuğrul’un ilk müzikal film denemesi olan “Allah'ın Cenneti” filminde rol aldı.

Vefatı

Münir Nurettin Selçuk, 27 Nisan 1981'de evinde vefat etti. İstanbul Âşiyan Mezarlığı’na defnedildi.

Bazı Eserleri arasında şunlar sayılabilir

Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın

Kalamış

Aziz İstanbul (Güfte: Yahya Kemal Beyatlı)

Söyle Sevgili

Gül Yüzünde Göreli Zülf-i Semen-say Gönül

Safa-yı Metle Parıldasın Camımız

Hülyama Doğan Son Güneşim

Son Hevesimde

Varalım Kuy-ı Dilaraya Gönül Hu Diyerek

Bir Söz Dedi Canan ki Keramet Var İçinde

Rindlerin Akşamı (Dönülmez Akşamın Ufkundayız) (Güfte:Yahya Kemal Beyatlı)

Ne Doğan Güne Hükmüm Geçer Ne Halden Anlayan Bulunur

Endülüs’te Raks

Sessiz Gemi

Rindlerin Ölümü

Şarkı Söylediğin Zaman

Dumanlı Başları Göklere Ermiş

Yedi Renk Üstüne Hareli Dağlar

Kendisine Ulu Yaradan’dan rahmet diliyor, oğlu Timur Selçuk’u da tanımak için ilk fırsatta Beykent Üniversitesindeki dersimden çıkınca oturup biraz sohbet etmek, çay kahve içmek istiyorum.

Sevgiyle, bilimle, dayanışma ve evrimle kalın.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 28 Ocak 2018

0

Posted by on in Genel

Değerli Mekâncılar,

 

Yaşlanma sadece kadınlarda değil; erkeklerde de ciddi değişimlere neden oluyor.

 

Eşinizde veya babanızda aşırı terleme, sıcak basma, sürekli bir hâlsizlik, yorgunluk gibi menopozda görülen şikâyetleri görmeye başladıysanız yaşlanan adam sendromu olarak da bilinen andropoz dönemiyle karşı karşıya kalmış olabilirsiniz.

***

Andropoz döneminde erkeklerde meydana gelen hormon değişikliklerini ve yapılması gerekenleri şöyle özetleyebilirim:

***

Yaşın ilerlemesiyle beraber erkeklik hormonu olan testosteronun kandaki düzeyinin azalması ve buna bağlı olarak ortaya çıkan sendroma andropoz veya Yaşlanan Adam Sendromu denir. Andropozda, kadınların menopoz dönemindeki şikâyetlerinin tam tersine rastlanır.

andropoz ile ilgili görsel sonucu

***

Aynen kadınlarda olduğu gibi kadınlarda da hormon düzeylerinde değişmeler ve azalmalar başlar.

 

Her erkeğin 40’lı yaşlardan sonra 10 senede bir kanın plazma kısmında bulunan erkeklik hormonunu (testosteron) ölçtürmesi gerekir çünkü her erkek 40’lı yaşlardan sonra 10 senede bir, 50 yaşından sonra da kanının plazma bölümünde bulunan erkeklik hormonunun (testosteron) %10’unu, 50 yaşından sonra ise %25’ini kaybeder.

***

Kesin bir yaş sınırı olmasa da, 50 yaşından sonra bütün erkeklerin ürolojik takibe alınmaları, PSH düzeylerine baktırmaları icap eder.

Artık illaki rektal tuşe (RT) ile muayene yapılmıyor; Prostatı Uyaran Hormon denen PSH düzeyine bakılması kâfi.

Andropozun Belirtileri Nelerdir?

Erkeklik hormonu olan testosteron cinsel faaliyetin yanı sıra hem erkeklerde, hem de kadınlarda ruh hâlini düzenler.

Cesaret artışı, iyi olma hâli, entellektüel faaliyette artma, adale gücünde güçlenme olur.

Katın çevresindeki yağlanma artar ve şişmanlama ortaya çıkabilir.

Testosteron düzeyi düşen erkeklerin ruh hâlleri de olumsuz etkilenir. Göbek çevresinde yağlanma başlar, entellektüel faaliyeti zayıflar.

Bununla beraber, çökkün ruh hâli, uyku bozuklukları, ciltte pörsüme, cinsel isteksizlik ve ereksiyon sorunları ortaya çıkar.

***

Bu tablo erkeklerin hem ruhsal hem de bedensel işlevlerini olumsuz yönde etkiler.

 

Bu semptom ve belirtiler dikkate alınmalı ve en kısa zamanda iyi bir bevliyeciden (ürolog) destek alınmalıdır.

 

Psikiyatrik Belirtiler

 

Kendinizi iyi hissetmiyorsanız

Hayattan haz duymamaya başladıysanız

 

En iyi dönemlerinizin geride kaldığını düşünüyorsanız

Kendinizi tükenmiş, dibe vurmuş gibi hissediyorsanız

 

Karamsarlık, endişe ve huzursuzluk hislerinizle başa çıkamıyorsanız

 

En ufak şeylere alınıp asabileşmeye başladıysanız andropoz kapınızı çalıyor demektir.

***

 

Bedensel Belirtiler:

 

Aşırı terleme, al basması sorunları yaşıyorsanız

 

Derinizde kuruluk ve vücut tüylerinizde azalma varsa

 

Sürekli bir hâlsizlik ve bitkinlik hissiyle kendinizi daha güçsüz hissediyorsanız, konsantrasyon sorunu yaşıyorsanız

 

Dikkatinizi toplamakta güçlük çekiyorsanız

 

Sırtınızda, adalelerinizde ve eklemlerinizde yaygın ağrılarınız varsa,

 

Memelerde büyüme (jinekomasti) tespit ediliyorsa.

Kemik erimesi ve kırıkları görülmeye başlamışsa.

 

Kemik erimesi ve kırıkları görülmeye başladıysa

 

Cilt altında ve batın içi yağ dokunuzdaki artışla beraber göbek bölgenizde yağlanma mevcutsa, kansızlık şikâyetleriniz mevcutsa, uyku sorunları yaşıyorsanız

Zihinsel sorunlarınızda zayıflama varsa

 

Cinsel isteksizlik varsa, meni miktarında azalma söz konusuysa ve sabah ve gece sertliğinde azalma varsa mutlaka iyi bir bevliyeciye (ürolog) görünün.

 

Andropoz Teşhisi

 

Yaşla beraber erkeklik hormonu düzeyinde düşme başlar ama bu herkeste aynı değildir.

 

Toplam testosteron ve serbest testosteron, Follikül Uyarıcı hormon, Lütenizan Hormon, LH ve prolaktin düzeylerinize bakılır.

 

Testosteron hormonu sabah 8 ila 11 arasında en yüksek düzeydedir. Eğer ölçümlerde düşme varsa bu teşhis konabilir.

 

Tedavide ne yapılabilir?

 

Toplam testosteron düzeyi 350 ng/dl altında ise tedavi gerektirir; bu durumda takviye olarak testosteron içeren ilaçlar verilir.

***

Bu hormon ağızdan alınan tabletler, bedene sürülen jeller ve adale içine yapılan iğnelerden oluşur.

***

Evrimsel Psikiyatri Kitabı da bitti sayılır.

Bilim, dayanışma ve sevgi dolu günlere…

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 18.01.2018

0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar

Menopoz, kadınlarda âdet kanamalarının (menstrüasyon) ve dolayısıyla üremenin sona ermesi demektir. 

Menopoz zaman zaman “hayatın değişimi” olarak idrak edilse de da bu tarif, negatif bir anlam taşır ve yerinde değildir. Zira menopoz esnasında fiziksel, zihinsel ve cinsel değişiklikler olduğu doğrudur ancak bunlar “kötüye gidiş” olarak nitelenemezler.

***

MENOPOZ ile ilgili görsel sonucu

 

Çoğu kadında menopoz 45-55 yaşları arasında başlar. 

Ortalama menopoz yaşı 50 olarak kabul edilse de bazı durumlarda 40 yaşından önce bile başladığı veya 50’li yaşların sonlarına sarktığı görülebilir.

Menopozun kişide erken veya geç başlaması muhtemelen genetik olmakla birlikte iyi beslenme ve sağlıklı bir hayat menopozu geciktirebilir.

***

Kadınların yüzde %8’inde menopoz 40 yaşından önce başlar.

Bu duruma erken menopoz denir. Yumurtalıkların cerrahi operasyon ile alınması veya Röntgen ışını veya da Radyum ile alınması ile sunî menopoz başlatılabilir.

***

Belirtileri arasında aniden ortaya çıkan ateş basması, baş ağrısı ve baş dönmesi, beden ağırlığı değişiklikleri sayılabilir.

Meno- öneki, Yunanca men (ay) kelimesinden gelir ve  menstrüastyon (âdet kanaması) ile ilgili' anlamında kullanılır.

Poz kelimesi ise yine Yunanca pausein (durmak) kelimesinden gelir.

Âdet

Âdet (menstrüasyon), kadınlarda rahmin iç yüzeyini kaplayan ince mukus zarının, salgıların, salgıların ve bir miktar kanın periyodik olarak vajinadan boşalmasıdır.

Kadınlarda normal âdet görme döngüsü (menstrüel siklus) her 28 günde birdir. Ancak hiçbir kadın düzenli olarak 28 günde bir âdet görmez. 21 ila 35 gün arası normal kabul edilir. 

Âdet kanamaları azalarak üç ilâ yedi gün devam eder. Bu süre zarfında yaklaşık 35-40 ml. kan kaybedilir. Bu miktar çoğu kadında 50 ml’nin altındadır.

Menopozun ortaya çıkışı

Menopoz, yumurtalıkların görevlerini yerine getirememeye başlaması sonucu ortaya çıkar. Yumurtalıkların tabii ömrü yaklaşık olarak 35 yıldır ve çalışamaz hâle gelmeleri yaşlanmanın tabii bir sonucudur.

Kadınların üretken yılları boyunca yumurtalıklarındaki foliküler olgunlaşır ve hipotalamus  eksen uyarılması sayesinde yumurtalarını düzenli olarak bırakırlar.

Menopoz yaklaştıkça foliküllerin önce bir kısmı, zamanla tamamı yumurta bırakamaz hâle gelirler.

Bu durum âdet düzenini düzenini bozar.

Âdet kanamaları gecikmeye veya sıra atlamaya başlar. Belirtiler bazen gebelik ile karıştırılabilir.

Âdet araları iyice uzar. Bazı kişilerde kanamanın miktarı azalırken, bazı kişilerde aşırı kanama görülebilir.

Talihli bir azınlıkta ise âdet kanamaları menopoza girince birden kesilir.

Yumurtalıklar çalışamaz hâle gelince giderek daha az östrojen hormonu üretmeye başlarlar.

Östrojen azalması, üreme faaliyetlerini kontrol eden bezelerdeki (glandlar) hormonal aktivitelerde belli belirsiz değişikliklere ve yeniden düzenlemelere neden olur.

Östrojen seviyelerinin düşmesi, hipotalamusun nörovasküler mekanizmasını bozar ve menopozun tipik özelliklerinden olan “ânî ateş basmasını" tetikleyen damarsal değişiklikleri başlatabilir. 

Hipofiz bezelerinin metabolizması değişir ve kan ve idrarda ile idrarda yüksek miktarlarda folikül stümilasyonuna yardımcı olan hormonlara (FSH) rastlanılır.

Adrenal ve tiroid bezlerinim hormonal dengesi de bozulur. Bütün bu değişiklikler birçok kadında fiziksel veya zihinsel rahatsızlıklara neden olmazlar.

Menopozun belirtileri

Menopozun en önemli belirtisi âdet düzeninde meydana gelen değişmelerdir. Diğer belirtiler şöyle sıralanabilir:

Ânî ateş basması

Ânî ateş basması genellikle göğüste bir ısınma hissiyle ortaya çıkar. Oradan boyuna, yüze ve bazen de bütün vücuda yayılır.

Bazen ateş basması hissiyle birlikte iğnelenme de görülür. Yüzde ateş basması sonucu ortaya çıkan kızarıklık başkaları tarafından rahatlıkla fark edilebilir. Geceleri ateş basması uyku düzenini bozabilir.

Bazen de aşırı terleme veya üşüme uykuyu bölebilir.

Ânî ateş basması menopozdan hemen önce başlar ve yaklaşık 2-3 yıl devam eder.

Yumurtalıkları ameliyatla alınmış genç bayanlarda da, operasyondan yaklaşık bir hafta sonra ânî ateş basması görülür.

Baş ağrısı ve baş dönmesi

Menopozun birçok belirtisi vardır ancak bu belirtilerin kaynağı menopoz ile alakası olmayan rahatsızlıklar da olabilir: Gerginlik, baş ağrısı ve baş dönmesi bunlardan birkaçıdır.

Ayrıca menopoz nedeniyle sıklıkla karşılaşılan “yaşlanma endişesi” de bir takım rahatsızlıklara yol açabilir.

Kilo Değişiklikleri

Birçok kadın menopoz esnasında kilo aldığından yakınmaktadır. Bunun nedeni bazen tiroid bezindeki faaliyetlerindeki azalma olabilir.

Ancak menopoz esnasında kilo almanın nedeni genellikle azalan fiziksel faaliyetler ve aşırı yemedir.

Menopozun dış görünüşü veya zindeliği etkilediği yönünde net bir bilgi yoktur.

Hormon tedavisi

Yakın zamanlara kadar kadınlık hormonu alımının menopoz belirtilerini azalttığına ve (damar tıkanıklığı) ile damar sertliğini yavaşlattığı düşünülmekte, hastalara ve menopozdaki bayanlara yaygın olarak verilmekteydi. Ancak günümüzde östrojenin endometriyal (rahim mukozası) ve bâzı meme kanserleri ile ilgili olabileceği, düşünülmektedir.

Östrojen hormon tedavisi alanlarda kalp krizi ve inme riskinde artış olduğuna ilişkin veriler nedeniyle östrojen tedavisi (postmenapozal hormon yerine koyma tedavisi) tekrar gözden geçirilmektedir).

Erken menopoz

Menopoz dönemi genellikle 45-50 yaş arasında kabul edilen bir olgudur. Bu yaşlarda oluşan menopoz dönemi doğurganlık özelliğinin bitişi olarak kabul edilmektedir. Menopoza giren bir kadın artık çocuk doğurma özelliğini kaybetmiş demektir. Ancak 35-40 yaş altı kadınlarda kesilen âdet kanamaları erken menopoz olarak adlandırılmaktadır. Bu durum ile karşı karşıya kalan kadınların bazıları kendiliğinden gebe kalabilirken bazıları ise yardımcı üreme tedavileri ile gebe kalmaktadır.

Kadının âdet döngüsü bir yılı geçmiş ve bu süre içinde kanama olmamış ise menopoz tanısı konabilir. Erken menopoz hariç normal menopozun geri dönüşü gibi bir ihtimali söz konusu değildir. Artık doğurganlık özelliği kaybedilmiştir ve kadının gebe kalma gibi şansı yoktur. 40 yaş altında bir kadında erken menopozun tanısını koymak önemlidir.

Küçük yumurtalık yetmezliği erken menopozdan daha farklı gelişen bir durumdur.

Bu sorun ile karşı karşıya kalan bir kadında âdet kanaması kendiliğinden tekrar oluşabilir ve hiçbir yardımcı üreme tedavisine gerek kalmadan gebe kalabilir.

Bu hasta gruplarında yumurtalıklarda bulunan folliküller ya tamamen tükenmiştir ya da herhangi bir bozukluğa uğramıştır.

Hastalığın genetik olduğu da düşünülmektedir. Ailesinde bu tür bir sorun olan kadınların %20’sinde bu hastalık görülmektedir.

Menopozdan sonra migren başta olmak üzere pek çok ağrı da kendiliğinden düzelir.

Sağlıklı, güven, barış ve fedakârlığın hepimize hâkim olduğu günlere…

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 17 Ocak 2018

0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar

Kore Savaşı veya Kuzey Kore’de yani Vatan Kurtuluş Savaşı), 1950-1953 yılları arasında yapılan, Kuzey Kore ile Güney Kore ile arasındaki savaştır.

Biz Kore’de zamanında epey şehit vermiştik

Soğuk Harbin ilk sıcak çatışması olmuştur. Savaş, ABD ve Müttefiklerinin, daha sonra da Çin’in müdahalesiyle uluslararası bir boyut kazanmıştır.

***

Kore Savaşı sonunda Kore’nin bölünmüşlüğü korunmuş ve bugüne kadar gelen birçok sorun miras kalmıştır.

Harp 1953 yılında fiilen bitmesine rağmen, 2009'da Güney ve Kuzey Kore arasında imzalanan ateşkes antlaşmasına kadar resmen devam etmiştir.

***

Savaş öncesinde Kore, kolera salgınlarına uğrayan, okuma-yazma oranı düşük ve endüstrileşmeyi kaçırmış bir ülkeydi.

Son yüzyıl boyunca, Uzakdoğu güç oyunlarında satranç tahtasındaki bir piyon gibi oynanmıştı.

***

Kendi güvenliğini arttırmak ve Çin üzerinde daha rahat nüfuz kurmak için 1905 senesinde Japonya, Rus İmparatorluğu’nu yenerek Kore’ye sahip olmuştu.

Kore, 1945 yılında Japonya’nın teslimiyetinden sonra, ABD ile o zamanki SSCB arasındaki anlaşmazlığın yüzeye çıktığı ilk yerlerden birisi oldu.

***

Bu iki süper güç Japonya’dan aldıkları Kore toprakları üzerinde yerli ama kendilerine bağımlı hükumetler kurduktan sonra 1948-1949 yıllarında askerlerini çektiler.

Böylece Sovyet yanlısı Kuzey Kore ile Amerikan yanlısı Güney Kore kuruldu ve 38. enlem aralarında sınır oldu.

***

ABD'nin tepkisi

ABD Başkanı ve başımızın belâsı olan Truman’a göre (Yeşil Kuşak Doktrininin mimarı) bu harekât Sovyetler Birliği tarafından yönetilmekteydi ve geniş ölçekli bir Çin-Sovyet ortak saldırısının ilk adımıydı.

Truman Japonya’daki Amerikan birlikleri komutanı 5-yıldızlı General Mareşal Douglas Mac Arthur’a Güney Kore'ye malzeme yardımı yapılması için emir verdi.

***

Ayrıca sözüm ona dostumuz ve müttefikimiz olan ABD derhal toplantıya çağırdı.

Amerikan tasarısı dokuz olumlu ve bir çekimser (Yugoslavya oy ile kabul edildi.

Hun Türklerinin kafasına Han Çinlilerini saldırtan ve kafalarına çip takan Birleşmiş Milletlerde temsil edilmemesini protesto etmekte olan SSCB (Sovyetler Birliği), temsilcilerini konseyden çekmiş olduğu için kararı veto edemedi.


 

Güvenlik Konseyinin aldığı bu kararla Kuzey Kore’nin saldırgan olduğu belirtiliyor ve birliklerini 38. enlemin Kuzeyine çekmesi isteniyordu.

Kuzey Kore'nin Birleşmiş Milletler kararını dinlememesi ve askeri durumun Güney Kore açısından gittikçe kötüleşmesi, Amerika'nın Hava ve Deniz birliklerini harekete geçirmesine yol açtı. 8. Amerikan Filosu Tayvan Adası'na yollanarak Kore’nin düşmesi durumunda adanın savunulmasında güçlü olunması sağlandı.

***

Aynı gün, yani 27 Haziran'da, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, üye devletleri Güney Kore'ye yardım etmeye çağıran karar tasarısını kabul etti (7'ye karşı 1 oyla; Yugoslavya karşı, Mısır ve Hindistan çekimser).

Çin’in Savaşa dâhil Olması

Birleşmiş Milletlerin Güney Kore’ye birlikler yollamasıyla (bu birliklerde kara kuvvetlerinin %50’si, hava kuvvetlerinin %93'ü ve deniz kuvvetlerinin %86'sı Amerikalıydı) Kuzey Kore yenilmeye ve geri çekilmeye başladı.

***

Kuzey Kore'yi 38. paralelin kuzeyine iten Birleşmiş Milletler kuvvetleri, eski sınırlarda durmadı ve iki Kore'yi birleştirme amacıyla Kuzey’i işgale başlayıp Çin sınırına kadar yaklaştı.

Bu durum savaşa daha önce ilgisiz olan Çin’in tepkisine yol açtı.

O zamana kadar Çin, bütün ilgisini milliyetçi Çin Hükumeti'nin idaresinde olan Formoza (Tayvan) Adası’nın geri alınmasına vermişti.

Ancak Amerikan müttefiki bir Kore kurulması Çin'i ciddi bir şekilde tehdit ediyordu.

***

38. enlemin geçilmesi durumunda savaşa gireceğini açıklayan Çin, Birleşmiş Milletler birliklerinin durmaması sebebiyle aktif olarak Kuzey Kore'yi desteklemeye başladı.

24 Ekim 1950'de ABD Genelkurmay Başkanı Douglas Mac Arthur "savaşı bitirecek bir hücuma" girişeceğini söylemesiyle, Gönüllü Çin Halk Ordusu adında yüz binlerce Çinli “gönüllü”, 25 Ekim 1950 tarihinde sınırdaki Yālù nehrini geçerek gizlice Kore’ye girdi ve birçok Amerikan/BM birliğini savaş dışı bıraktı.

Birleşmiş Milletlerin zaferi, kısa süre içinde toplu geri çekilme halini almıştı.

***

Bu süre zarfında ABD pek çok kez Çin Halk Cumhuriyeti’ne saldırarak Çin Komünist Partisi’nin iktidarını yıkmak istemişti.

McArthur, bu amaçla atom silahlarının kullanılabileceğinden söz etmişti ama bu saldırganlık Çin ordusunun Çin Halk Gönüllü Ordusu sayesinde başarısızlıkla sonuçlandı.

1951’de Başkan Truman, savaşı yürütebilmek için Amerikan Kongre'sinden özel yetkiler istedi.

50 milyar Dolarlık bir savaş bütçesi oluşturuldu.

Amerikan ordusu kısa süre içinde mevcudunu %50 arttırdı ve bölgeye ek hava birlikleri yolladı.

Kore Savaşı artık Kuzey-Güney Kore Savaşı değil Çin-ABD Savaşı olmuştu.

Savaşın Sona Ermesi

Gönüllü Çin Halk Ordusu BM birliklerini 38. paralelin güneyine püskürterek Güney’i işgale başladı.

Ancak, Birleşmiş Milletler ordularının karşı saldırısı sonucunda cephe 38. paralel boyunca sabitlendi.

Bu arada Mareşal Douglas Mac Arthur’un, Başkan Truman’ın aksi yöndeki emirlerine riayet etmeyerek ordularını tekrar Çin sınırına kadar ilerletmek istemesi üzerine, bizzat Truman tarafından derhal re’sen emekliye sevk edildi.

Savaşın durağan bir nitelik alması ve iki tarafın da herhangi bir kazanç elde edememesi, tarafları barış görüşmeleri yapmaya itti.

1951 Nisan'ında başlayıp 159 oturum boyunca devam eden görüşmeler sonucunda ancak 1953 Temmuz’unda ateşkes antlaşması imzalandı.

***

Kore Savaşı sonucunda Kuzey Kore, Çin ile Batı Bloğu arasında tampon bölge hâline geldi.

***

Savaştan yine en çok Koreliler zararlı çıktı. Kore yakılıp yıkıldı; yaklaşık olarak 3 milyon insan katledildi.

Bunlardan yaklaşık 36.000'i Amerikan askerinden, 600.000'i Koreli askerlerden ve 500.000'i Çinli askerlerden oluşmaktadır…

Bu savaş Amerika Birleşik Devletleri'ne atom silahların gücüne güvenmemeyi öğretti.

Amerika’nın atom silahı üstünlüğüne karşın Çin’in ve Sovyetlerin Kuzey Kore’yi desteklemesi, Batı Bloğu'nu konvansiyonel savaş gücünü arttırmaya itti.

***

Türkiye, TBMM'nin onayını almaksızın Kore'ye asker gönderdi. Kore'ye asker gönderme fikri, hâlihazırdaki hükümetin politikası gereği artan Sovyet Rusya tehdidine karşı NATO'ya üye olabilmekiçin bir fırsat olarak görüldü.

Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasındaki 259 subay, 18 askeri memur, 4 sivil memur, 395 astsubay, 4414 erbaş ve er olmak üzere 5090 kişilik 1. Türk tugayı, 17 Eylül 1950'de İskenderun limanından hareket ederek 12 Ekim 1950'de öncü takım olan Pusan limanına ulaştı ve 17 Ekim'de ana birliği de Pusan'dan karaya çıktı.

***

Aynı gün Pusan’dan hareket ederek 20 Ekim'de Taegu’ya vardı.

Burada Amerikan teçhizatıyla donatılarak talimlere başladı. Türk Tugayı bir müddet cephe gerisindeki Komünist gerillalarla mücadele ettikten sonra süratle Kuzey’e doğru ilerlemekte olan Birleşmiş Milletler ordularına iştirak etti.

10 Kasım'da Taegu'dan hareket ederek 21 Kasım’da Kunuri’ye vardı ve Amerikan 9. Kolordusu’nun sağ kanadına mevzilendirildi.

24 Kasım 1950 sabahı Kuzey’e Çin sınırına doğru ilerleme emrini alan tugay Kunuri'den hareket ederek Kaechon, Sinnimni, Wawon boyunca Tokchon'a doğru yola çıktı.

Ancak Çin Halk Gönüllü birlikleri cephenin arkasına sızmaya başladı. Durumu fark eden Amerika ve Güney Kore birlikleri ricat etmeye başladılar.

***

Ancak Türk tugayına ricat emri geç ulaştı. 1. Taburun etrafı kuşatılıp süngülü çatışmaya girmek zorunda kaldı. Ricat harekâtını sağlamak için sonuna kadar direnen 3. Tabur 9. Bölük imha edildi. Geri kalan Türk birlikleri ise Chongchon nehri boyunca geri çekildi.

***

Epeydir kamuoyunun farkında olduğu bir olguyu buradan dile getirmek isterim: Artık Doğu Batı kutuplaşması değil, Kuzey Güney kutuplaşması mevzuubahis.

***

Dostlar, arkadaşlar ve hastalarımla görüşüyoruz ve memleketi pek de hoş günlerin beklemediğini düşünüyoruz.

***

Gene de halimize şükredip ayakta duruyor ve Epiküryen bir şekilde, ayaklarımıza yorganımızın üzerine çıkarmadan yaşamaya devam ediyoruz.

***

Bilim, sevgi, evrim ve fedakârlık şiarımız olsun ve dilerim öyle olsun.

***

İncirlik'te iki Hidrojen Bombası var!

 

Gitara yeniden başladım ve seyahatlere devam ediyoruz.

***

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 11 Ocak 2018

0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar

 

Enrico Macias (d. Gaston Ghrenassia, 11 Aralık 1938), Cezayir’in Konstantin kentinde doğdu.  Yahudi  kökenli Fransız şarkıcıdır.

Babası Arap-Endülüs müziği türü olan Maluf kemancısı olan Macias, 15 yaşındayken daha sonra kayınbabası olacak olan Cheikh Raymond Leyris'in orkestrasında çalmaya başladı. İş yaşamına öğretmen olarak başladı, ancak bu arada gitar çalışmalarını da sürdürdü.

1961 yılında, Cezayir Bağımsızlık Harbi kızışırken, Yahudi ve Avrupa kökenliler genellikle Fransa'nın yanını tuttular, bu nedenle de bağımsızlık yanlılarının tepkisini çektiler.


 

22 Haziran 1961'de kayınbabası Cheikh Raymond Leyris bağımsızlığa karşı olduğu ve Fransa’nın tarafını tuttuğu için katledildi.

Bunun üzerine şarkıcı 29 Temmuz 1961'de, karısı Suzy ile Cezayir'den ayrılıp Fransa'ya gitti.

O zamandan beri Cezayir’e dönmesine izin verilmemiştir.

Fransa’ya geldikten kısa bir süre sonra Paris’e yerleşen Macias, iş hayaqtını müzik alanında sürdürmeye karar verdi.

Önceleri Arap Maluf parçalarını Fransızcaya tercüme edip söylemeyi denedi.

Daha sonra yeni Fransızca parçalar yaparak kafelerde ve kabarelerde seslendirmeye başladı.

Genel olarak Fransa’da Arap-Endülüs müziğinin, Arap-Musevi müziğinin bir yorumcusu olarak tanındı.

Bu dönemde adını Gaston Ghrenassia’dan “Enrico Macias'a” çevirdi.

1962 Yılında Cezayir'den Fransa'ya gelirken gemide bestelediği "Adieu mon pays" ("Hoşça kal ülkem") adlı parçayı yayınladı.

Parçayı TV'de seslendirmesi bir günde Fransa’da tanınmasını sağladı.

Bunun sonucu olarak ilk Fransa turunu 1963’te Paola ve Billy Bridge’in alt şarkıcısı olarak yaptı.

1964 Yılında da Türkiye, İsrail ile Yunanistan’da ilk yurtdışı dinletilerini verdi. 

Bunu Güney Avrupa ülkelerindeki, Sovyetler Birliği, Japonya ve daha sonra ABD ile Kanada’daki konserleri takip etti.

Şarkıları daha çok Fransızca konuşulan ülkelerde ve eski Fransız sömürgelerinde tutuldu.

Türkiye’de de bir dönem çok tanınan şarkıcının birçok şarkısı Türk şarkıcılarca Türkçe seslendirildi.

İsrail’e olan sevgisi, desteği ile bilinen Enrico Macias, 14 Şubat 2007'de Fransa’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sağcı Nicolas Sarkozy’yi desteklediğini açıklamıştır.

Büyük sanatçılar da bazen yanılabiliyor demek ki!

 

***

Genel olarak sol görüşlü olarak bilinen şarkıcı, bu desteğinin nedeni olarak sosyalist aday Ségolène Royal’in İsrail ile Hizbullah’ı eşit seviyede görmesi olarak açıklamıştır.

Şimdi sizi bu nedense ABD’de hemen kimsenin tanımadığı sanatçının vatan hasreti dolu ezgileriyle baş başa bırakıyorum.

Bilim, Atatürk, Evrim ve sevgi dolu günlere…

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 10 Ocak 2018 

0