Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

M. Kerem DOKSAT

M. Kerem DOKSAT

Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ
5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.
İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.
Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.
Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.
Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.
Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.
53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

Daha önce de pek çok bayram idrak ettim ama hiç bu kadar dehşet verici tablo görmemiştim.

Daha önce de bayramlar yaşadık, gördük kutladık ama ilk defa bu güzel memleketin bu derecede ağır muhasara altına alındığına şâhit oldum.

Bu seferki belânın adresi Işid idi.

 

Felâkete dikiz! Her milletten adam var burada...

Nitekim, Türkiye'de burka giymenin Arabizme hizmet edeceğini söyleyince, CNN Türk'teki canlı yayında, pek çok sebepten dolayı pek sevdiğim genç bir gazeteci olan Cüneyt Özdemir Bey benimle aynı düşüncede olmadığını  söyleyince, Kanal A TV'de "profesörden şoke edici sözler" diye pat diye gündeme oturdum, iyi mi! 

Hâlbuki bu gidişin sonun Türkiye'de, tamamen millî şuurunuzu tahrip edebilecek bir boyut kazandığını anlatabilmekti amacım.


Pek merak ediyorum, bu genç adam ve daha pek çok kalemşor acaba gidişatın farkındalar mı?

Diyelim ki her gün küçülen, pilotların istifa ettiği ve USD'nin 3TL civarına çıktığı böyle bir devirde, ya Devletimiz ve TSK bu gayrinizami çatışan orduyla başa çıkamazsa, bunun sonu ne olur acaba? 

Bakın ne diyor sakallı adam:


Ne olacak bu işin sonu?

***

Biliyoruz ki hiçbir şey durup dururken ortaya çıkmaz, eşyanın tabiatına aykırı, değil mi?

Tabii ki insan haklarına göre isteyen istediğini giyebilir, bu itiraz etmek kabil değil.

Eğer bu ortam ve patlayan etnik kalkışmalar sürerse memleketi nasıl kurtarırız bilemiyorum!

Yaygın olarak sokağa çıkma yasakları, Işid'in önlememeyen ilerlemesi, sokaktaki olayların gittikçe artarsa ve yurtçapında sıkıyönetime varabilecek tedbirler alınmasi icap ederse ve hâlâ bu ülkede 36 çeşit etnik kimlik oraya buraya saldırırsa ve her tarafa komünizm ve benzeri ütopyalar için saldırılırsa bunun sonu ne olur! 7 milyona yakın işsizlkle nereye varılabilir?

MEB hâlâ takviye kurslarla, 20 Ekim'den sonra devletin istediği kıvamda öğrenci yetiştirilip, at yarışı içine sokulacaksa, Özgür Suriye Ordusu istediği yere saldıracaksa, ne yapılacak?

Birleşmiş Milletler sanki günümüzde bir işe yarıyor da, Bayram tam da sona erken açılan bölücülük bayrakları ile nerelere varılacak?

İlber Hoca da reklâmlarda, ona çok yakışıyor bu muhabbet dolu üslûbu ve içimize biraz olsun serin sular serpilmekte,

Devlet, kendi vatandaşlarına tuzak kurar mı?

Acaba e-ticarete bu kadar hız verilirse, acaba daha kaç yuva yıkılacak?

8 ayda 46 milyar TL harcanmış...

Eğer İran'daki gibi bir rejim Türkiye'de de yerleşirse, muta nikâhı gelirse, 9 yaşındaki kızlara evlenme izi çıkarsa, bunu önleyecek hangi güç var?

Önümüzdeki üç yılda enflasyon daha da artarsa...

Ekonomideki bu büyüme vatandaşın cebine yansıyacak mı?

İç savaşla dış olanın farkı kalmayacak.

Bâzı iddialara göre en az beş ilâ on milyon kişi ölecek denmiyor mu? Kimin söylediği bende saklıdır. 

Demin Genç Dostum MM cebime mesaj yolladı, endişelenmesin.

Unutmadan, genç meslekdaşım Mahir Yeşildağ'ın, Mir Mustafa ismindeki yavruları aramıza gelmiş.

Allah analı babalı büyütsün. Haber vermek inceliğini gösterdi mesaj atarak...

***

16 kişi ölmüş, bunun hesabını kim verecek?

Yarın TBMM'de de silâh patlarsa, memleketteki iç dayanışma hâlâ sürebilecek mi?

Bu gidişin sonu sâdece sokağa çıkma yasaklarıyla önlenebilecek mi?

Acaba Diyarbakır'da ortaya çıkan eylemler, tıpkı dün İstanbul'da olduğu gibi, gemi azıya alırsa?

Bu güzel memleket HDP'lilere bırakılacak mı?

Ata'nın büstleri gene kırılacak mı?

Bugünkü konjonktür bir Ortadoğu Bataklığı ile çözülebilir mi?

Kobani'yi acaba koruyor muyuz yoksa onlar bize mi hücum ediyorlar?

Artık kim vatandaş, kim yandaş, bilen var mı?

Sayın Ahmet Davutoğlu'nun başkanlığındaki hükûmetimiz olağanüstü gündemle toplanıp da, bu sorunlara çare bulabilecek mi?

"Hassas ve duyarlı" olmak ne demek ve hâlâ Kürt perestişkârlığı yapılmıyor mu?

Acaba hâlâ AKP mi yoksa Ak Parti mi?

Korku ve dehşet ortamı yaratılıyorsa, bunun müsebbibi acaba Fethullah ve adamları mı?

Kobani'de 500 kişiye varan katliamı yapan bu acayip örgüt-Devletin arkasındaki güç kimlerdir?

Dünyanın beş bir yönünde, ABG'de (Amerika Birleşik Güçleri) dahi bayraklarımız indiriliyor, senelik izin de iptâl.

Her yerde polis dolu!

Herkesin başına Süperego niyetine birer polis dahi dikilse, bu ateş söner mi?

Neden herkes Sözcü'ye geçmekte?

Diğer medya mensuplarının korktuğu nedir?

Otogarlar felâket ve meselâ Avustralya'daki bir transseksüel aşçı, karısını bir güzel pişirip yemiş!

Acaba o da mı Müslümandı?

Namaz kılıyor muydu ve konu komşu da nasiplendi mi?

İşte kurbanın son kurbanı...


 ***

Adana'dan çok iyi tanıdığım Fatih Hoca bile duygulanmış:


Yakışır Hocam, hedef çok daha ilerisi, bilirim seni....

***

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri işin sırrını açıklamaya çalışılıyor ama Didem Hanım onu konuşmaktan alıkoyamıyor.

Şimdi STAR gazetesinden arayıp Leonard Cohen'in 80'inden sonra sigaraya başlamasının mekanizmasını sordular.

En berbat bağımlığın sigara olduğunu, bu iki kadim milletin, yâni Türkler'in ve Yahudilerin ne kadar çok ortak tarafı olduğunu anlattım ve bu rol modelliğinin benim bile aklımı çelebileceğini anlattım.


İki dost millet

Hâlâ İstanbul'un gövdesinde it kopuk çok fazladır denebiliyor ve silâhlı adamlar 31 kişiyi öldürebiliyor...

Bunun birkaç adım sorası bir Millî Mutabakat Hükûmeti kurulması şart değil mi?

Yoksa darmadağın oluruz ve mevcut kadrolar bununla başa çıkamaz!

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - Zor Zamanlar 10.10.2014

316 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Bâzı insanlar dünyaya korkmak, çekinmek, incinmemek için gelirler.

Şimdi bunlardan birkaç örnek vermek istiyorum (isim ve soyadları tamamen tesadüfîdir):

Ayşe, 28 yaşında ve aşırı mahcup bir genç kadın.

Bana geldiğinde henüz evli değildi.

İstenen bir çocuk idi, Ahmet ve Fatma'nın kızı olarak dünyaya gelmişti.

Aşırı mütevâzı ve ürkek huyundan dolayı hep dikkat çekiyordu.

Klinik muayenesinde göz temâsından kaçındığı mesafeli olduğu dikkat çekiyordu.

Zekâsı gayet parlaktı ve 126 IQ ile âdeta "ben çok zekiyim" dercesine gülümsüyordu.

Cep telefonundaki adres ve numara adedini saymasını istediğimde, bunun yüzlerce olduğunu fark etti ve bu da ona çok iyi geldi...

Hûri gibi bir kadındı.

Rorscahch ve MMPI testlerinde sâdece kuvvetli nörotik belirtiler, ebeveyne aşırı itaat ve sıkıntılı bir tablo çıkmıştı.

Entellektüalizasyon, reaksiyon formasyonel ve bastırma gibi üst düzey, Nörotik Ego Savunmaları kullandığı dikkatimi çekmişti.

654 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Bugünden itibaren, 

Hiç tanışmadığım Kayserili bir iş adamından gelen mektupları paylaşmak istiyorum.

Yazacaklarım tamamen onun şahsî görüşleridir.

Geçen gün bana bir mektup yolladı, e-mail de ekliydi.

Adı Mahmut Kazına ve 70 yaşını çoktan aşmış.

Beni epeydir takip ediyormuş ne kadar milliyetçi, Atatürkçü ve samimi birisi olduğuma kanaat getirmiş..

Bundan sonra burada nakledeceklerim tamamen onun fikirlerinden ibarettir.

İlk mektubunda önce kendini uzun uzun anlatmış.

Fabrikasını Kayseri'de kurmuş ve o derecede kendine güvenen bir şahsiyet ki, Amerikalı bir iş adamı olan Alfred Sexman'a meydan okumuş.

***

Bu Alfred denen kişi Amerika'da kurduğu şirket sayesinde bütün dünyaya meydan okumuş ve ilk defa sexman yağını piyasaya sürmüş ve bu sayede milyarlarca USD'lik kâr ele eder olmuş.

Mahmut  Bey de ona nispet etmiş ve kimseden müdana-ası da kalmamış ve gözünü karartıp ihracata başlamış.

Eh. bu cür'etinin karşılığını da çok büyük kârlar elde ederek bulmuş.

Memleket meselelerine de hiç yabancı kalmamış ve içerisinde bulunduğumuz hâl-i pür melâli de gözü kara bir şekilde gözler önüne sorar hâle gelmiş.

811 kez okundu
0

Posted by on in Genel

İçtenlik anlamına da gelen bu mefhumun (notion) tam doğru yazılışı samîmiyyet, Arapça kökenli bir isim (F. Devellioğlu, 2003, 918).

Konuya evrimsel açıdan yaklaşırsak, her türlü çekimin temelini oluşturan kütle çekimi, yâni yerçekimi, en temel yaklaştırıcı şey.

Zaten her şey, diğerlerinin etrafındaki yörüngelerde, bir spin hareketi de eklenerek dönüyor.

Demek ki, soyuttan somuta olan seyahatte, kütlelerin diğerleriyle yan yana gelmesi de, birbirlerinden uzaklaşması da en temel doğa yasası olan bu şey bazen bir kuvvet (force), bazen de bir güç (power) olarak karşımıza çıkmakta…

Hiçlikle sonsuzluk arasındaki incecik çizgi de bu nüansta yatmakta: Daha büyük kütlesi olan, daha küçük olanları cezbediyor ve cazibesi de o oranda katlanarak büyüyor.

Her türlü ilişkinin temelinde yatan en temel itici, güdüleyici şey de bu cazibe, cezbe, aşk, yakınlaşma ve benzeri şeyler değil mi?

Hâlâ en büyük bilimsel desteği taşıyan Büyük Patlama teorisine göre, her an, her yerde bir şeyler patlıyor ve bunlar da bulaşıcı bir şekilde diğerlerini harekete geçiriyor.

Gene hâlâ aşılamayan e=mc2 formülüne göre, kimse ışık hızını aşamamakta.

Uzaydaki karadelikler, kuyruklu yıldızlar, nötron yıldızları ve benzeri sonsuz sayıdaki her şey, birbirine böylece yaklaşıp, bağlanıyor…

Eğer bu bağlanma üçlü kovalen sub-atomik parçacığın buluşmasıyla olursa, asla çözülemiyor ama ikili kovalen bağ, iyon bağı, Hidrojen bağı gibi “zayıf güçle” gerçekleşmişse, kolayca çözülüyor veya çözünüyor…

Demek ki, herhangi bir bağlanmanın gücünü belirleyen şey aslında söz konusu olan kütle ve/veya kitlelerin birbirlerini ne kadar “sevip sevmediğine” göre belirlenebilmekte.

Sevgiyi ve samimiyeti de ancak bütün psiko-sosyo-kültürel aşamaları asgari travmayla gerçekleştirebilen şeyler (bireyler, eşyalar, kişiler, ötekiler, bizimkiler, bitkiler, hayvanlar ve tabii ki Homo Sapiens sapiens) ayrılma-bireyleşme ve kendini bulup, bir de aşma lüksünü yaşantılayabiliyor veya yaşatabiliyor.

Kanaatimce, bugüne kadar ortaya atılan bütün köktenci paradigmatik devrimlere rağmen, sağlıklı bağlanmalar kurabilenler arenada ayakta kalabiliyor, diğerleri de kaybolup gidiyor…

Yâni en temel güdülenme hâlâ sağlıklı bağlanmalarla temin ve tesis edilebiliyor. Bağlanma, İngilizce ’deki “attachment” veya “bondage” kelimelerinin karşılığı.

539 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Dün Sevgili Ayten'le yediğimiz enfes "dinner"dan sonra, baktı ki herkes beni (mazur görmek lâzım) biraz fazla kilolu sanıyor. Ayten de profesör oldu.

Fcebook'taki yorumlar da öyle.

Artık bu kışa doğru çok ciddi bir spor, diyet ve çok sevdiğim Taekwon do ile tekrar haşır neşir olmaya karar verdim.

Ne de olsa bunun Sonbaharı, Kışı olacak sonra da...

544 kez okundu
0