Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

M. Kerem DOKSAT

M. Kerem DOKSAT

Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ
5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.
İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.
Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.
Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.
Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.
Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.
53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

Yaklaşık 15 milyar sene önce bir şey patladı, bu muhtemelen bir kara delikti.

Büyük Patlama teorisi yanlışlanamadığı (Sir Karl Popper’ın düsturu) için günümüzde de geçerliliğini koruyor.

Dinlerin bunu izah etmek için verdiği bilgi yeterli değil.

Tabii ki Kur’ân mealleri, Tevrat İncil ve www.religioustolerance.com sitesindeki her dinin bu konuda bir izahı var. Onları da incelemek lâzım... Muazzez İlmiye Çığ’la telefonlaştım. Kitaplarından faydalanıyorum. 103 yaşında ama adeta bir nur saçan ilâhe gibi bana şevk verdi.

Evrim konusu müfredattan (eğitim sisteminden) kaldırılmış olabilir.

Biz pozitif bilimle uğraşan bilim adamları, DüşünBil Grubu, Bilim ve Ütopya Grubu ve diğer bütün konu üzerinde çalışanlara (eksik yazmış olabilirim) bir çağrım var.

Brüne’nin kitabından tercümeye ben ve öğrencilerim başladık. Evrimsel Psikiyatri ve Evrimsel Psikoloji kitabımı yazmaya başladım.

Hâlâ Einstein’in E:mc2 formülü aşılabilmiş değil.

İnsanoğlunun hayal edebileceği her şey bir gün gerçekleşir

Son bilimsel verilere göre 3,5 milyar sene sonra Güneş’imiz Hidrojen yakıtını tüketip kocaman bir kızıl deve dönüşecek.

İnsan ömrü de 500 seneye kadar uzatılabilecekmiş.

Bu konuyu gündemde tutmak ve eşgüdümlü çalışmak isteyen herkese bir çağrım var.

GSM numaram +905323110015, E-posta adresim Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. .

***

Bu konuyla ilgilenen herkesten telefonla veya elektronik posta yoluyla eşgüdümlü çalışarak, geride çok önemli ihtiyaç duyulduğuna yürekten inandığım en az iki temel kitap daha kazandırmak istiyorum.

Lütfen daha önceyi bırakalım ve bir beyaz sayfa açalım.

İnsanın ömrü sınırlıdır, onu ölümsüz kılan geride bıraktığı eserlerdir; haksız mıyım?

Türkiye’de olduğu kadar, yeni Başkan Trumph döneminde de bu konuda bir geriye dönüş olduğunu geçen hafta gittiğim Amerikan Psikiyatri Birliği Kongresi’nde ve Beverly Hillls’de de gördüm.

Bu Başkan Obama gibi değil, daha şimdiden Amerikalıların çoğu İslamofobik ve kendini beğenmiş yapısı yüzünden kendisini sevmiyor. Üstelik bu sefer devrede Soros da (bildiğim kadarıyla) yok.

***

Türkiye büyük tarihi ve medeniyetiyle tarihe şan katmış insanların ülkesidir.

Bana konuyla ilgili her türlü katkıyı gösterin ki, ben de size özgeci (diğerkâmca) davranarak her şeyimi paylaşayım.

Lütfen konuyla ilgili herkes ve grup el ele verelim ve bu kitapları Türkçe olarak milletimize/ulusumuza (hangisi hoşunuza gidiyorsa) kazandıralım.

                                                        ***

Hükumetler değişir ama bilim yoluna devam eder.

***

Ben “adımız andımızdır”, “ne mutlu Türk’üm” diyen nesildenim.

***

Dilerim bu çabamda yalnız kalmam ve ileriye giren Türkiye’de beraber çalışırız.

Bazılarının dediği gibi bu ülke yaşanmaz hâlde de değil.

***

92 yaşındaki dedesine bakan torunu babasına “dedem neden uyuyor babacığım” diye sorar.

Babası gülümseyerek “o Atatürk’ü görmüş, hayal meyal hatırlıyor” cevabını alır. “Peki, neden tebessüm ediyor”?  “Çünkü onu düşünüyor ve vefat ederse yanına gideceğinin hayalini kuruyor”.

“Baba, yani dedem ölecek mi”?

“Yok, evladım, daha bize anlatacağı çok hatıraları var. Onlar eski topraktır. Merak etme”. “Bir an için telaşlandım da”…

Neler anlattığını sorar 14 yaşındaki cingöz torun İsmail.

“Selanik’te onu görmüş, hizmetine girmiş ve kendi babası gibi benimsemiş”. Nasıl cengâver olduğunu ve ne kadar vatanını sevdiğini anlatır. Yunanistan’daki müzeyi de ilk inşa edildiğinde ziyaret etmiş. Atamız vefat ettiğinde ağlamamış ama haftalarca yemekten içmekten kesilmiş.

“Nasıl bir insanmış babacığım”?

“Öz be öz Türk’müş ve gözleri şehlaymış. Akşamları dostlarını rakı sofrasında toplar, fikir alışverişi yaparmış. Asla sarhoş olmazmış ve bazen erlerle güreş tutarmış. Bunu çekemeyen Lâtife Hanım kendi isteğiyle boşanmış ama vefatına kadar da aleyhinde hiçbir şey anlatmamış”.

“O olmasaymış Hatay’ı topraklarımıza katamazmışız değil mi babacığım”?

“Aynen öyle yavrum”.

“En ünlü vecizesi hangisi babacığım”?

“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir fendir”

“Mürşit ne demek”?

“İrşat eden, yol gösteren demek oğlum”.

***

“Babaannem nasıl bir insandı baba”?

“Doksato’da doğmuş bir Türk’tü ve vefat edinceye kadar dedeni hâlisane bir aşkla sevdi.

“Baba, bak uykusunda mırıldanıyor”.

Babası duygulandı ve gözleri doldu…

“Muhtemelen senin hiç görmediğin babaanne Mefkûre Hanım’ı hatırlıyordur”.

“Baba… Allah nedir”?

“Sana şah damarından yakın olan Yüce Yaratıcıdır. Bu konuda kararı Elmalılı Hamdi Yazır’ın ve Yaşar Nuri Öztürk’ün meallerini okuyunca sen karar ver…

Ali dedesinin ellerinden usulca öptü, üstüne bir battaniye serdi “aman üşütmesin ki, yarın bize Atamızı tekrar anlatsın babacığım” dedi.

***

Benim hayran olduğum bir insan var: Gani Müjde. Mutlaka bir gün tanışmak istiyorum. Bir panelde karısıyla müşerref olmuştum. Çok zarifti. ABD’nin Türkiye’yi işgalini çok güzel hicveden bir film çevirmişti.

Dilerim bir gün tanışıp oturur yemek yer ve sohbet ederiz.

Bilimsiz, inançsız ve evrimsiz kalmayın.

Tıpkı Max Planck gibi.

Sevgim ve saygımla efendim.

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 10 Haziran 2017

Etiketler: evrim gani müjde trumph
119 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili mekâncılar,

Tikler iradeyle geçici olarak bastırılabilinen, uykuda kaybolan bir grup psikiyatrik bozukluğa verilen isimdir  

Normal davranışı andıran, ani ve tekrarlayıcı hareket, jest veya seslere tik denir. Tek bir tik nadiren bir saniyeden uzun sürer. Genellikle birkaç tanesi üst üste ve nöbetler şeklinde ortaya çıkar.

Ertelenmesi ve bastırılması geçici süreler için mümkündür. Tikler inadına yapılan davranışlar değildir, hastanın iradesi dışında ortaya çıkar. Hastalar bunları aldatmak amacıyla veya birilerini kandırmak için yapmazlar. Başka türlü davranmak ellerinde değildir

Hareket tikleri: Anlık basit hareketlerden (göz kırpma gibi) daha karmaşık, görünüşte amaçlı davranışlara (ayıp el işaretleri gibi) kadar bir değişkenlik gösterir.

a- Basit hareket tikleri (1-2 saniyeden kısa)

Göz kırpma

Burun kıvırma

Dudak yalama

Yüz buruşturma

Kafa sallama

Omuz silkme

Parmak tıklatma

Ayak sallama

Vurma

Sekme

b- Karmaşık hareket tikleri (uzun süreli)

El ve yüzün anlamlı hareketleri

“Şaşırmış” ve “anlamamış” gibi bakma

Eşyalara ve insanlara dokunma

Parmaklarıyla “sayma” hareketi yapma (belli sayılar olabilir)

Çömelme

Eğilme

Ses tikleri: Boğaz temizlemeden anlamlı kelimelere kadar bir değişkenlik gösterir. Gırtlağında bir şey varmış gibi hissedip öksürme tipiktir.

Basit ses tikleri

Öksürme

Burun çekme

Boğaz temizleme

Islık çalma

Garip sesler çıkarma

b- Karmaşık ses tikleri

Heceleri veya kelimeler söyleme

Karşısındaki kişinin sözlerini tekrarlama (ekolali)

Bayağı, müstehcen, pis konuşma (koprolali)

A. Geçici tik bozukluğu: Çocukluk dönemine sınırlıdır, bir yıldan fazla sürmez.

B. Kronik tik bozukluğu: Tek bir tik çeşidi (genellikle hareket tiki) ön plandadır.

C.Gilles de la Tourette Sendromu: Çocukluk çağında başlayan kronik bir bozukluktur. En az bir ses tiki hareket tikleriyle birlikte veya birbirinden bağımsız olarak 12 ay süreyle ve hemen her gün görülür. Ömür boyu sürebilir.

Beraberinde “Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu” ve “Takıntı Hastalığı (obsesif kompulsif bozukluk)” sıklıkla bulunur.

 

Tikler uykuda belirgin olarak azalırken sıkıntı, stres, sıcak hava ve yorgunluk hâllerinde artar. İradeyle geçici olarak bastırılabilirler

Belirtilerin hastalık süresince artıp azalması tipiktir. Hastalık ergenlik döneminde yoğunlaşır, toplumsal uyumu ve işlevselliği bozar.

1-6/1000 sıklığında ve erkeklerde daha sık görülür.

Genetik yatkınlık söz konusudur. Seyri genellikle iyidir, ancak beraberinde psikiyatrik hastalıklar, kokain gibi uyuşturucu maddelerin kullanımı ve kronik tıbbi hastalıklar (şeker hastalığı gibi) varsa veya aile desteği zayıfsa seyri kötüleşir.

Tedaviler

Psikososyal tedaviler: Hastanın ailesinin ve ilişkisi olan kişilerin (öğretmen, arkadaş gibi) tikler hakkında eğitilmesi gerekir.

İlaç tedavisi: Dopamin maddesini azaltıcı özelliği olan ilaçlar %70-80 faydalıdır. 6-8 hafta içinde düzelme olması beklenir. Beraberinde bulunan hastalıklara (takıntı hastalığı gibi) yönelik tedavilerin de yapılması gerekir. Özellikle amisülpirid (Solian) ve trifluoperazin (Stilizan) verilir. Solian (amisülpirid) da etkilidir. Obsesif belirtiler için Serotonin geri alımını azaltan ilaçlar eklenir (Faverin, Prozac) gibi yazarız.

Tarihte en ünlü vak’alardan biri Mozart’tır. Vefat sebebi de muhtemelen çok severek yediği domuz pastırmalarından kaptığı trişinoz ve romatizmal hastalıklardı. Saileri ona bir şey yapmamıştı.

Bilim ve evrim dolu günlere, ben kitabım yazıyorum.

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 08 Haziran 2017 Perşembe

Etiketler: tik bozuklukları
109 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar

Duygudurum Bozukluklarına devam ediyorum.

Siklotimi, manik depresyonun (Bipolar Bozukluk) daha hafif bir türüdür ve birbirini sırayla izleyen hipomani (maninin hafif bir türü) ve hafif depresyon nöbetleriyle tanımlanır. Siklotimi bir duygudurum bozukluğu olup hasta, bipolar bozukluğun karakteristik iniş ve çıkışlarını (depresyonlar ve coşkular) yaşar (çok daha hafif şekilde).

Nedir

Siklotimi manik depresyonun daha hafif bir türüdür ve birbirini sırayla izleyen hipomani (maninin hafif bir türü) ve hafif depresyon nöbetleriyle tarif edilir. Siklotimi bir duygudurum bozukluğu olup hasta, bipolar bozukluğun karakteristik iniş ve çıkışlarını (depresyonlar ve coşkular) yaşar ama çok daha hafif şekilde.

                                               ***

Siklotimili bir kişide sonradan bipolar bozukluk gelişmesi riski %15-%50’dir. Siklotimi, bipolar bozukluğun oluşması açısından bilinen bir risk faktörüdür. Ancak, siklotimili kişilerin hangilerinde bipolar bozukluğun gelişeceğini hangi faktörlerin belirlediği veya siklotiminin daha şiddetli bir hastalık olan bipolar bozukluğa dönüşmesinde etkili olan mekanizmalar hakkında az şey biliniyor.

Sebepler

Siklotiminin sebepleri genetik faktörlerdir. Birçok hastanın aile geçmişinde majör depresyon, intihar veya alkol/uyuşturucu bağımlılıkları vardır.

***

Belirtiler

Siklotimik bozukluğu olan birçok hasta, çalışma veya sosyal yaşamında başarılı olmada güçlük yaşar; çünkü önceden kestirilemeyen ruhsal durumları ve huzursuzlukları, çok fazla gerilim yaratır ve istikrarlı kişisel veya profesyonel ilişkiler sürdürmelerini zorlaştırır. Bipolar II Bozukluğu gibi, siklotiminin belirtileri de hipomani dönemlerini içerir.

siklotimi görsel ile ilgili görsel sonucu

***

Siklotimide, hipomani geçince depresif belirtiler de görülür. Ancak, bu belirtiler bir majör depresif vak'ası kriterine uymaz. Diğer bir deyişle, siklotiminin belirtileri Bipolar Bozukluk’ta görüldüğü gibi şiddetli değildir.

***

Ergenler ve Siklotimik Bozukluk

NIMH (Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü) destekli bir araştırmadan elde edilen bulgular, bu hastalığın gençler arasında, en az yetişkinler arasında olduğu kadar yaygın olabileceğini ileri sürmektedir. Bu araştırmada 14-18 yaş arasındaki ergenlerin %1’inin, Bipolar Bozukluk veya Siklotimi kıstaslarına uymuş oldukları görülmüştür.

***

Bunun yanı sıra, araştırmadaki ergenlerin yaklaşık %6’sı, bipolar bozukluk veya siklotimi kıstaslarına hiçbir zaman tam olarak uymasalar da, anormal şekilde ve sürekli coşkulu, taşkın yahut huzursuz bir dönem yaşamışlardır.

Testler

Siklotimi teşhisinin konması için, en az iki yıl boyunca birbirini takip eden hipomanik ve depresif belirtilerin mevcut olması gerekir. Siklotimili kişilerde ruh hâlinin değişken olması sık görülür.

                                                  ***

Depresyondan hipomaniye ve sonra tekrar depresyona geçiş, birkaç günde ya da birkaç haftada ve hatta aşırı vak'alarda birkaç saatte bir görülebilir.

Ruh hâlinin değişkenliği istikrarlıdır; siklotimili bir kimsede, hiçbir zaman, iki aydan fazla belirti görülmeme durumu olmaz.

Tedavi

Bu bozukluk için belli bir tedavi seçeneği yoktur. Siklotimi, Bipolar bozukluğa benzer şekilde tedavi edilir. Antimanik ilaçlar, antidepresanlar veya psikoterapi kombinasyonu birçok vak'ada bu bozukluğu etkili şekilde tedavi edebilir.

Siklotimi için Antidepresan Tedavisi: Özellikle ruh hâlinin değişiklikleri bipolar bozuklukta görülen tipteyse genellikle lityum karbonat denenir ama böyle bir ilaç, hastanın kapsamlı klinik muayenesi ve geçmişi göz önüne alınarak verilmelidir.

Siklotimi için Psikoterapi: Psikolojik tedavi genellikle siklotimiden dolayı oluşan hayata uyum sorunlarına ve kişinin, siklotiminin başladığını anlayıp doğru adımları atmasına yardım etmeye odaklanır. Tedavi çoğunlukla bireysel psikoterapi şeklindedir; ancak grup terapisi de bu bozukluk için faydalı olabilir.

Siklotimide Kendi Kendine Yardım: Hayat tarzını iyileştirmenin her zaman olumlu bir etkisi vardır; fakat depresyon daha şiddetli hâle geldikçe bunu yapmak daha fazla çaba gerektirebilir. Bu bozukluğun tedavisi için kendi kendine yardım yöntemleri genellikle doktorlar tarafından göz ardı edilir; çünkü çok az sayıda doktor bu yöntemlerle ilgilidir. Depresyonda kendi kendine yardım, distimik bozukluğun iyileşmesinde önemli bir rol oynar. Bu yöntemler, diğer depresyon tedavileriyle birlikte uygulanır.

Tedavi

Bu bozukluk için belli bir tedavi seçeneği yoktur. Siklotimi, Bipolar Bozukluğa benzer şekilde tedavi edilir. Antimanik ilaçlar (Depakin veya Tegretol, nadiren Lithuril), antidepresanlar (Brintelix 10mg Tab) veya psikoterapi kombinasyonu birçok vak’ada bu bozukluğu etkili şekilde tedavi edebilir.

Siklotimi için Antidepresan Tedavisi: Özellikle ruh hâlinin değişiklikleri bipolar bozuklukta görülen tipteyse genellikle lityum karbonat denenir (Lithuril). Ama böyle bir ilaç, hastanın kapsamlı klinik muayenesi ve geçmişi göz önüne alınarak verilmelidir. Arada kan lityum düzeylerine ve böbrek işlevlerine baktırmak icap eder.

Siklotimi için Psikoterapi: Psikolojik tedavi genellikle siklotimiden dolayı oluşan hayata uyum sorunlarına ve kişinin, siklotiminin başladığını anlayıp doğru adımları atmasına yardım etmeye odaklanır.

***

Tedavi çoğunlukla bireysel psikoterapi şeklindedir; ancak grup terapisi de bu bozukluk için faydalı olabilir.

Siklotimide Kendi Kendine Yardım: Hayat tarzını iyileştirmenin her zaman olumlu bir etkisi vardır; fakat depresyon daha şiddetli hâle geldikçe bunu yapmak daha fazla çaba gerektirebilir. Bu bozukluğun tedavisi için kendi kendine yardım yöntemleri genellikle doktorlar tarafından göz ardı edilir; çünkü çok az sayıda doktor bu yöntemlerle ilgilidir. Depresyonda kendi kendine yardım, distimik bozukluğun iyileşmesinde önemli bir rol oynar. Bu yöntemler, diğer depresyon tedavileriyle birlikte uygulanır.

Tavsiyeler

 

Siklotimik Bozukluk, Bipolar Bozukluğun kronik bir türüdür; bir başka adı Siklotimi’dir.

Siklotimik bozukluk bipolar spektruma yol açar. Bu bozukluk, bipolar II bozukluğun hafif bir türü olup hipomaniyle Distimik Bozukluk arasında tekrarlayan duygudurum bozukluklarından oluşur.

Siklotimik bozukluk çoğunlukla kişiyi yetişkinliğin ilk dönemlerinde etkiler. Bu bozukluk kadınlarda erkeklere göre daha fazladır.

Siklotimi veya bipolar bozukluğun kesin bir sebebi yoktur. Her iki bozukluğun gelişiminde genetik rol oynar.

Aşırı iyimserlik, abartılı kendine güven, zayıf muhakeme, hızlı konuşma, birbiriyle yarışan düşünceler, saldırgan veya düşmanca davranış, başkalarını düşünmeme, huzursuzluk, fiziksel faaliyetin artması, riskli davranışlar, alışveriş çılgınlığı, amaçlara ulaşmak için dürtü artışı, uyku ihtiyacının azalması bu bozukluğun belirtilerinden bazılarıdır.

***

Bu bozukluğun tedavisinde, ilaçlar, siklotimili kişinin belirtilerini kontrol etmeye yardımcı olabilir ve psikoterapi uygulanabilir.

Tipik vak’a: Sürekli ağlayan ve gün içinde devamlı duygudurum değişikliklileri gösteren 23 yaşında PA (bekâr), Lithuril ve Brindelix 10 mg kombinasyonuyla tamamen düzeldi.

***

Kendisine ilaçlarını en az 5 sene hiç kesmeden alması tembih edildi.

Şimdi durumu çok iyi ve tedavisi sürüyor.

***

Buradan Bilim ve Teknik, Sayın Gani Bayer, Düşünbil, Kadim ahpabım Celâl Şengör ve diğer evrimle ilgilenen gruplara, kişilere bir çağrım var.

Lütfen benimle temas kurun ve bu konuyu gündemde tutalım.

                                             ***

Evrim devam ediyor ve ben de Evrimsel Psikiyatri kitabımı yazmaktayım.

Tel: +90.532.3110015 E-Mail: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.  

Bilimle, sevgiyle ve evrimle kalın.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 05 Haziran 2017 Pazartesi

188 kez okundu
0

Sevgili Mekâncılar,

Sadece bir an için gözlerinizi kapatın ve bir odaya girdiğinizi ve orada bazı arkadaşlarınızı ve meslekdaşlarınızı gördüğünüzü düşünün, birden yere doğru bakıyorsunuz ve üzerinizde hiçbir elbisenin olmadığının farkına varıyorsunuz. Adeta çırılçıplaksınız! Sosyal fobisi olan kişilerin bir toplumsal durumla karşılaştıklarında neler hissettiklerini bu senaryo çok iyi anlatmaktadır.

Büyük bir utanç duyarsınız, odadan kaçıp gitmek istersiniz, sanki ölecekmiş gibi olduğunuzu hissederseniz, hiç kimseyi yeniden görmek istemezseniz”.

SOSYAL FOBİ HANGİ YAŞLARDA BAŞLAR?

Sosyal fobi alt tipine göre değişmekle birlikte erken ve geç ergenlik dönemi arasında başlar (10-17 yaş) Yaygın tipin daha erken yaşta başladığına dair bilgiler vardır.

Ne sıklıkta görülür?

SAB’nun hayat boyu görülme oranı %2-13 arasındadır. En sık görülen psikiyatrik hastalıklardan biridir. Türkiye’de üniversite öğrencilerinde yapılan araştırmada %24’ünde bu hastalığın olduğu tespit edilmiştir. 

SF bireyin başkaları tarafından yargılanabileceği kaygısını taşıdığı toplumsal ortamlarda mahcup veya rezil olacağı konusunda belirgin ve sürekli korkusunun olduğu bir kaygı bozukluğudur.

sosyal anksiyete bozukluğu ile ilgili görsel sonucu

 

Kişiler başkalarıyla etkileşimde bulunmalarını gerektiren yahut bir eylemi başkalarının yanında yerine getirmeleri gereken durumlardan korkarlar ve bunlardan olabildiğince kaçınmaya çalışırlar. Başkalarının kendileriyle ilgili olarak kaygılı, zayıf, kaçık veya aptal gibi yargılarda bulunacağını düşünürler. Ellerinin veya seslerinin titrediğinin farkına varacaklarıyla ilgili kaygılarından ötürü toplum önünde konuşmaktan korkabilirler veya düzgün bir biçimde konuşamıyor gibi görünmekten korktukları için başkalarıyla karşılıklı konuşurken aşırı kaygı duyabilirler. Diğer insanların ellerinin sallandığını görmesinden utanç duyacaklarından korktukları için başkalarının yanında yemekten, içmekten yahut yazı yazmaktan kaçınabilirler.

Sosyal fobinin tipleri var mıdır?

Sosyal fobi iki şekilde görülür:

1-Korkular birçok toplumsal durumları kapsıyorsa yaygın tip,

2-Bazı durumları kapsıyorsa (başkalarının önünde imza atmak, yemek yemek, konuşma yapmak gibi) yaygın olmayan tiptir.

KİMLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜR?

Maddî durumu ve sosyal konumu yetersiz, hiç evlenmemiş, işsiz ve eğitim düzeyi yüksek olmayanlarda sık görülmekle birlikte, hastalığın erken dönemlerinde toplum içine yeterince çıkmama  da risk etmenleri arasındadır. Kalıtımdan daha çok, çocuk yetiştirme tarzı, ailenin başkalarıyla yeterince görüşmemesi  ve ebeveyn modeli önemlidir. Çocukluk çağından itibaren aşırı çekingen olan kişilerde, gelecekte SF gelişme riski daha yüksektir 

Sosyal Fobi mi çekingenlik mi?

Toplulukta konuşma, sosyal ortamlarda kendini ifade edebilme gibi konularda çekingenlik  sık görülen bir durumdur. Bunların büyük bir kısmı hastalık kapsamında değildir.

Hatta bir işe başlamadan önce “yapamazsam rezil olur muyum?” düşüncesi kişiyi motive eder ve daha iyi hazırlanmasına yardımcı olur.

Sosyal fobi demek için ise kişide korkunun yanı sıra kaçınma davranışlarının olması gerekmektedir.

Veya kişi kaçmıyorsa, bu duruma katlanmaya kendisini zorluyorsa; büyük bir sıkıntı yaşar. Ayrıca SAB’de kişi korkularının aşırı yahut anlamsız olduğunu bilir. Eğer gerçekten korku duyulabilmesi anlamlı bir olay varsa, teşhis SAB değildir.

Mesela sözlüye hiç çalışmamış bir öğrencinin sınıfta adının çağrılmasından korkması gibi. 

Sosyal Fobinin Belirtileri Nelerdir

Sosyal Fobi’de korkulan durumla karşılaşıldığında bedensel belirtiler ortaya çıkar. Bunlar yüz  kızarması, terleme, ağız kuruluğu, çarpıntı, nefes kesilmesi, nefes darlığı, mide barsak sisteminde rahatsızlık, ishal, adale gerginliği, titreme gibi. Bu sırada aklından geçen düşünceler “güçsüzüm, yetersizim, çirkinim, beğenilmiyorum, sevilmeye lâyık değilim, hata yapmamalıyım, mükemmel olmalıyım, kaygılı olduğumu belli etmemeliyim, rahat davranmalıyım, kusursuz görünmeliyim, herkesin takdirini kazanmalıyım” şeklindedir. Bu düşünceler sonrasında oluşan kaçınma belirtileri ise korkulan ortama girmeme, korkulan ortamı terk etme, göz temasından kaçınma, ilgisiz şeyler düşünme şeklinde olabilir.

Liebowitz Sosyal Fobi Ölçeği’nde belirlenen sosyal durumlar şu şekildedir:

Toplum içinde telefonla görüşme

Küçük bir grup faaliyetinde yer alma

Toplum içinde yemek yeme

Toplum içinde bir şeyler içme

Yetkili biri ile konuşma               

Dinleyiciler önünde konuşma, rol yapma

Partiye/ eğlenceye gitme

Başkaları tarafından seyredilirken çalışma

Başkaları tarafından seyredilirken yazma

Çok iyi tanımadığı biriyle telefonda görüşme

Çok iyi tanımadığı biriyle yüz yüze konuşma 

Yabancılarla karşılaşma

Genel tuvaletleri kullanma

Birilerinin oturduğu odaya girme

İlgi odağı olma                    

Bir toplantıda hazırsızlık konuşma yapma

Yetenek, yeti veya bilgi testine tabi tutulma 

İyi tanımadığı birine onaylanmadığını veya aynı düşüncede olmadığını ifade etme            

Çok iyi tanımadığı birinin gözlerinin içine bakma

Önceden hazırlanmış bir raporu bir gruba sözel olarak sunma

Romantik veya cinsel ilişki amacıyla birini tavlamaya çalışmak

Alınan bir malı parasını geri almak üzere iade etmek                                      

Parti / davet vermek

Israrlı bir satıcıya karşı koyma      

SEBEPLERİ NEDİR?

Sosyal fobide kalıtımsalsal geçişin rolü çok güçlü olmasa da vardır. Akrabaları arasında sosyal fobik olan kişilerin bu hastalığa yakalanma riski bir miktar daha yüksektir. En önemli etmenlerden biri  beyinde birtakım kimyasal ve elektriksel bozukluklar olduğudur, özellikle serotonin adı verilen bu  kimyasal maddenin Sosyal AB’ların beynindeki oranının normalden az olduğu veya iletimde aksaklıklar bulunduğu ileri sürülmüştür. Ayrıca zihinsel altyapısı önceden hazırlanmış olan SAB bazen belirli bir olaydan sonra gün yüzüne çıkmış ve travmatik bir yaşantı ile şartlanarak  yerleşmiş olabilir.

Mesela öğrenci sınıfta ders anlatırken bir hata yapmış ve arkadaşları ona gülmüştür. O da küçük düştüğünü, rezil olduğunu düşündüğü için utanç hissine kapılmış ve bedensel belirtiler göstermiştir. Bir dahaki sefere ders anlatmak için yine tahtaya çıktığında önceki deneyimi olumsuz beklentilere yol açacak, bulunduğu ortam duygularını tetikleyecek ve belirtiler ortaya çıkacaktır. Çocuk yetiştirme biçimi de hastalığın oluşmasında önemli etmendir. Genelde aşırı koruyucu veya reddedici, duygusal sıcaklıktan yoksun, katı anne babalar olabilir. Tavuk anneler ve horoz babalar!

Bazen çocuktan yüksek beklentileri olduğunda bunlara ulaşılamayınca çocuk cezalandırılabilir, böylece başarısızlık korkusu gelişebilir. Tanıdık olmayan ortamlara, insanlara ve nesnelere aşırı korku duyma olarak tanımlanan davranışsal ket vurulmanın, SAB gelişiminde öncül belirti olduğu söylenmiştir.

SOSYAL ANKSİYETE BOZUKLUĞU NASIL TEDAVİ EDİLEBİLİR?

Sosyal Fobi (SAB) tedavisi olan bir hastalıktır. Her şeyden önce gerçekçi beklentiler içinde olmak gerekir. Beraberinde diğer psikiyatrik hastalıkların olması, başlangıç yaşının erken olması, kişinin tedavi isteği gibi birçok etken tedavinin başarısını etkilemektedir.

SOSYAL ANKSİYETE BOZUKLUĞU NASIL TEDAVİ EDİLİR?

SAB’de ilaç tedavisi ve psikoterapi (konuşmaya dayalı ruhsal tedavi) uygulanır. Hastanın durumuna göre bazen tek başına psikoterapi, bazen ilaç tedavisi uygulansa da genelde her ikisinin beraber uygulanmasında başarı daha yüksektir. İlaç tedavisinde özellikle serotonin sistemi üzerinde etkili olan ilaçlar seçilir. Fluoksetin (Prozac), sertralin (Lusrtal), fluvoksamin (Faverin) veya hem serotonin hem dopamin hem de noradrenalin üzerinden etki yapan venlafaksin (Efexor) gibi ilaçlar orta ila yüksek dozda verilir (sonuncudan 150-300 mg/gün).

Tedavinin ilk günlerinde hafif bulantı, baş ağrısı, uyku bozukluğu, midede huzursuzluk gibi geçici yan etkiler oluşabileceği, zamanla bu belirtilere vücudun alışabileceği hastaya bildirilir. Bu ilaçlar bağımlılık yapmaz, kalıcı hasar veren yan etkileri yoktur. İlaç etkisinin ortaya çıkması için iki-üç hafta kadar beklemek gerekir. İlacın etkili olup olmadığına karar vermek için en az 10 hafta süre geçmelidir. Tedavi süresi, ortalama  9-12 aydır.  

Hipnoterapi, genellikle ilaçlarla kontrol altına alınana alınan vak’alarda kombinasyon hâlinde işe yarar.

Sosyal Fobi’de (YAB) en sık uygulanan Terapi şekli Bilişsel ve Davranışçı Terapidir. 

Bilişsel terapide kaygı duyguları ve bu kaygıya karşı oluşan bedensel tepkileri tanıma, kaygı doğuran durumlardaki düşüncelerin ne olduğunu anlama, bunlara karşı başa çıkma stratejileri geliştirme gibi aşamalar vardır. Davranışsal terapide ise model olma, yakınmaların üstüne gitme, belirtileri daha net algılayabilmesi için rol oynama, gevşeme eğitimi, sosyal beceri eğitimi gibi her hastada farklı uygulanabilecek yöntemler vardır. Ayrıca aile ve grup terapisi de uygulanabilir.

Hipnoz etkili olabilir ama ilaçlarla kontrol altına alındıktan sonra

Ne yapmalıyım?

Her şeyden önce Sosyal Fobi’nin bir hastalık olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. Çekingen kişilik bozukluğu ile birlikte sık görülmesi,  toplum tarafından bu özelliklerin genellikle efendilik olarak kabul edilmesi kişileri tedavi arayışından alıkoymaktadır.

Böyle bozukluğu olanların tedavisi için mutlaka psikiyatrlar yardımcı olmalıdır. Klinik psikologlar ise yardımcı olurlar.

Müslümanlıkta hastaya, seferiye ve gebeye oruç tutmanın farz olmadığını da hatırlatmak isterim. İlaçlarınızı ihmal etmeyin

Sevgi, saygı ve bilimle kalın.

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 29 Mayıs 2017 Pazartesi

193 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

Kelimenin kökeni hemikraniya (yani yarım baş ağrısı).

Sıradan bir baş ağrısı olmayıp tedavisi mümkün nöropsikiyatrik bir hastalık olan migren, doktora en fazla başvurulan rahatsızlıklardan biridir.

***

Hormonlarının faal olduğu genç yaşlardaki kadınlarda görülme sıklığı erkeklerin üç katına ulaşmaktadır. Kadınların yaklaşık %20’sinin, erkeklerin ise %8’inin migrenli olduğu bilinmektedir. Migren baş ağrısı, zonklayıcı veya keskin olarak özellikle şakak bölgesinde sabit olur.

***

Migren Nedir?

***

Eğer baş ağrınız ataklar hâlinde ortaya çıkıyorsa bu ağrıya migren ağrısı diyebiliriz. Migren atakları kiminde yılda 1-2 defa, kiminde ise ay içerisinde defalarca görülebiliyor. Migren ağrılarının çoğunun çok şiddetli seyrettiğini söyleyebiliriz.

Migren ağrılarını şiddetli baş ağrısı olmasının dışında diğer ağrılarından ayırt eden en önemli özellikle ise ağrı ile birlikte ortaya çıkan bulantı, ses ve ışığa duyarlılıktır. Migren ağrısı olanlar baş ağrına eşlik eden bu rahatsızlıklar sebebiyle günlük işlerini tamamlamakta zorlanırlar.

***

Yine de tam bir migren teşhisi koymak için uzun bir süreç ve uzman doktor kontrolü çok önemlidir.

Migrenin Sebepleri

Migrenin nedenlerinin en başında genetik faktörler gelir.

Ailenizden birinde migren varsa migren hastası olma ihtimaliniz %40’tır. Hem annesi hem babası migren hastası olan bir kişi ise %75 oranında migren şikâyetleri yaşayabilmektedir.

***

Migren ağrısının sebeplerinden biri de hormonal değişimlerdir. Bu sebeple migren, en sık kadınlarda görülür. Kadınlarda görülme sıklığı erkeklere göre 3 kat fazla olan migren atakları özellikle âdet dönemlerinde hormonal değişimden dolayı şiddetini artırabilir.

Âdet döneminde şiddetli baş ağrısının çoğalmasını da migrene bağlayabiliriz. Bulantı kusma, ışığa ve sese hassasiyet olabilir. Genellikle tek taraflı, yoğun ve zonklayıcı tarzdadır.

***

Migren Belirtileri

Migrenin en büyük belirtisi şiddetli, zonklayıcı ve ilke olarak tek taraflı baş ağrısıdır. Migren baş ağrısı o kadar şiddetlidir ki; bir işlevin yapılmasını etkileyebilir veya kişiyi yetersiz hâle getirerek yatak istirahatını zorunlu kılar.

Migren belirtilerinden biri de tek taraflı baş ağrısıdır. Zaman zaman taraf değiştirebilen bu tek taraflı baş ağrılarında genel de bir yarıma diğer yarımdan daha fazla eğilimi vardır. Migrende baş ağrısı sıklıkla şakaklarda ve bazen göz veya gözün arkasında yerleşir.

Alın, başın arka tarafı ve kulağın hemen arkası migren baş ağrısının en çok görüldüğü yerlerdir.

***

Baş ağrısının yanı sıra migren belirtileri olarak aşırı duyarlılık-tepkisellik, depresif duygudurum, aşırı ve gereksiz neşelenme, durgunluk/donukluk, konsantrasyon ve dikkatte azalma, düşüncede yavaşlama, kelime bulma güçlüğü, konuşurken takılma, artmış ışık-ses-koku duyarlılığı (foto-fonofobi), kenarlardan titreyerek ışık gelmesi (scintillating spectrum) esneme, uyuma isteği, açlık, tatlı yeme isteği, iştah artışı veya iştahsızlık, aşırı su içme, karında şişlik hissi, kabızlık veya ishal hali de sıklıkla gözlenir.

Migren ağrısı esnasında ışığa ve sese karşı artmış hassasiyet artışı o kadar şiddetli olabilir ki; bunlara maruz kalma ağrının şiddetini artırabilir. En bilinen bir başka migren belirtisi ise kokuya karşı artan duyarlılıktır. Bu sebeple parfüm gibi hoş kokulardan dolayı bulantının artması ve kusma görülebilir.

***

Migrenin Aurası

Migren belirtilerinden bir diğeri de “auralardır”. Şiddetli baş ağrısından hemen önce görülen bazı nörolojik belirtilere “aura” denir. Görmeye ait veya duyusal olabilir. Migren aurası ağrının başlamasından önce veya ağrının ilk gelişme döneminde olur. Oldukça kısa sürelidirler; 10 ila 30 dakika arasında ortaya çıkıp, genellikle 20 dakika sürerler.

Görsel aura: Hastalar titrek parıldayan ışıklar tarif ederler.

Duyusal aura: Migrenin duyusal aurası. El ve dilde veya ağız ve çenede uyuşma, karıncalanma şeklindedir.

Migren Çeşitleri

Migren çeşitlerinde doğru tedavi için çok önemlidir. Migrenin doğru değerlendirebilmesi için mutlaka ne tip migren olduğunu uzman bir doktora danışmalısınız.

En sık görülen migren tipi “aurasız migrendir”. Migren ağrısına sahip olanların çoğunda aurasız migrene rastlanır. Migrenin diğer bir çeşidi olan auralı migrene sahip olanlarda da kimi zaman  aurasız ataklar görülebilir. Bu anlamda, migren biyo-davranışsal bir bozukluk olup, Bipolar Bozukluk’la da iç içedir. Adeta kısa çekilmiş filmi gibidir. Böyle hastalarda Duygudurum Dengeleyicileri (ağrı üzerinde etkisi olan) verilebilir: Valproik asid + valproat (Depakin) gibi. Lyrica (pregabalin) da Yaygın Anksiyete Bozukluğu ile beraber seyreden vak'alarda etkili olur. Bazen novamin sülfon (Novalgin Ampul) içilerek kullanılırsa çok etkili olabilmektedir.

Migreni Neler Tetikler?

Migren tetikleyicileri kişiye göre farklılık gösterebilir. Aynı kişide bir atağı farklı bir neden tetiklerken, bir başka migren atağını farklı bir sebep tetikleyebilir. Bu nedenle bütün tetikleyicilere dikkat etmenizde fayda vardır.

Mesela peynir ve çikolata gibi bazı yiyecekler migreni tetikleyebilir. Bunun yanı sıra öğün atlamak veya öğünü geciktirmek, yeterli su içmemek de migren ataklarına neden olabilir.

Uyku düzeni de migren için önemlidir. Az veya faza uyumak, yoğun egzersiz yapmak ve uzun süreli yolculuklar da migren ağrısına neden olabilir. Çevresel etkenler de migren ağrılarınızı tetikleyebilir.

Çok parlak ve yanıp sönen ışıklar, keskin kokular ve iklim değişiklikleri migren ağrılarınızı etkiler. Bunların yanı sıra duygusal ve psikolojik faktörler ve kadınlardaki hormonal değişimler de migreni en çok tetikleyenler arasında sayılır. 

Migrene iyi gelen yiyecekler olmasa da migrene iyi gelmeyen yiyeceklere mutlaka dikkat etmek gerekir. Mesela çikolata, kakao, bakla, kuru fasulye, mercimek ve soya ürünleri, çeşitli deniz ürünler, sakatatlar, alkollü içecekler,  hazır et ve tavuk suyu tabletleri, konserveler, çağ kahve ve asitli içecekleri,  incir, kuru üzüm, papaya, avokado, muz ve kırmızı erik,  fıstık ezmesi gibi migreni tetikleyebilecek yiyecek ve içecekler konusunda dikkatli olunmalıdır.

Migren Tedavisi

Migren tedavisinde ilk süreç, migren hastasının şikâyetleri doktor tarafından değerlendirildikten sonra klinik olarak teşhis konulmasıdır.  Beyne ait bazı hastalıklardan şüphelenildiği zaman bunları dışlamak üzere incelemeler yapılır. Tekrarlayıcı baş ağrısı olan hastalara hiç olmazsa bir kez beyin görüntülemesi (beyin tomografisi BT) yapılarak migreni taklit edebilecek hastalıklar araştırılmalıdır. Uygun tedavi ile hastalar migren ataklarından kurtulabilirler. Migren tedavisinde migren teşhisi konduktan sonra ağrılar seyrek ise; ağrı ataklarını geçirmeye yönelik kriz tedavisi planlanır.

Haftada 1-2 kere veya daha fazla atak olduğunda koruyucu tedavi yapılmalıdır. Migren tedavisinde bazen sadece migreni tetikleyen faktörlerin (açlık, uykusuzluk, hormon kullanımı gibi) ortadan kaldırılmasıyla ağrı atakları kaybolabilir veya sıklığı, şiddeti azaltılabilir.

Aynı şekilde uzman kontrolünde kullanılan ilaçlar da migren tedavisinde çok önemlidir. Günde sadece bir kez doktor kontrolünde alınan ilaçlarla yıllar boyu ağrısız bir hayat sağlanabilmektedir.

Etkili bir baş ağrısı tedavisi için ilaçlar ve günlük rutininin değiştirilmesi çok önemlidir.  Eğer günlük hayatınızı migrene göre planlamazsanız sadece migren ilaçlarını kullanmanız fayda sağlamayacaktır.

Günlük hayatınızda bu konulara mutlaka dikkat edin;

Baş ağrısı takvimi veya baş ağrısı günlüğü tutmak

Az ya da fazla uyumamak.

Düzenli egzersiz yapmak

Stres ile başa çıkma yollarını öğrenmek

Uygun bir kiloya erişmek

Alkolden kaçınmak

Migren İlaçları

Migren tedavisinde ilaç kullanmak ilk akla gelen koruyucu yöntemlerden biri olsa da mutlaka uzman bir doktorun tavsiyesi ile alınmalıdır. Doğru migren ilaçları migren ataklarını sonlandırabilir. Migren ağrınıza eşlikçi bir bulantınız da varsa bulantı (Motilium) ve migren ağrısını önleyen ilaçları bir arada kullanmak faydalı olabilir. Ancak eş, dost tavsiyesi ile migren ilacı kullanılmamalıdır. Arkadaşınıza iyi gelen bir migren ilacı size iyi gelemeyebilir.

Migren ilacı kullanıyorsanız dikkat etmeniz gerekenlerin başında ilacı her zaman yanınızda bulundurmanız gerektiğidir. Atak belirtilerini anlar anlamaz migren ilacını kullanmanızda fayda var. Ne kadar erken alınırsa o kadar etkili olur. Aynı şekilde haftada 2-3 gün migren ilacı kullanmak da bir süre sonra vücutta tolerans geliştireceği için migren ağrınızın sebebi hâline gelmeye başlarlar. Bu da migren tedavisini daha da zorlaştırabilir.

Eğer migren ilaçları işe yaramıyor ve ataklar çok sık ve şiddetli şekilde ilerliyorsa “koruyucu tedavi” denemelisiniz. Koruyucu tedavi sırasında alınan ilaçlar ağrı kesici ilaçlardan farklı olup, daha çok migren eşiğini yükseltmeye yöneliktir.

Migrenden “Botoks” İle Kurtulun!

Migren tedavisindeki bir başka yaklaşım ise yüzdeki kırışıklıkları yok etme amacı ile kullanılan botoks. Botoks yaptıran migrenli hastaların baş ağrılarının azaldığının fark edilmesi migren tedavisinde botoks kullanımının yolunu açtı. Yapılan araştırmalar 3 aydan fazla bir süre boyunca, ayda 15 veya daha fazla gün, migren karakterinde baş ağrısı olarak tanımlanan kronik migren tedavisinde botoks uygulamasının etkili olduğu gösterdi. Bu etkinin, botoks’un, sinir sonlanma bölgelerinde bazı nörotransmitterlerin salıverilmesini engellemesi yoluyla iltihabî ağrıyı önlemesinden kaynaklandığı düşünülüyor.

Migren tedavisinde Botoks; alın, şakaklar, ense ve boyun bölgesine uygulanıyor. Kozmetik amaçla sadece yüz bölgesinde uygulanan botoks, migren tedavisinde bundan farklı olarak alın, şakaklar, ense ve boyun bölgelerinde belirli noktalara cilt altına botulinum toksini iğne ile verilerek uygulanıyor. Çoğu durumda uygulamaların etkisi yaklaşık 3-4 ay süreceğinden tedavinin devamı için tekrarlanması gerekiyor.

Migren için botoks tedavisi güvenilir olması için nöroloji uzmanı tarafından uygulanmalı…

Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’den sonra ülkemizde de onaylanmış olan kronik migren tedavisinde botoks uygulanmasının güvenilir olması için bir nöroloji uzmanı tarafından yapılması büyük önem taşıyor.

Nöral terapi Migren Ağrılarına İyi Geliyor

1926 yılında migrenli bir hastanın tedavisi sırasında keşfedilen Nöral terapi tedavisi dünyada ve 2008 yılından itibaren Türkiye’de de uygulanan bir yöntemdir. Nöralterapi; kısa etkili lokal anesteziklerle yapılan bir iğne tedavisidir. Otonom sinir sisteminin yeniden düzenlenmesi esasına dayanmaktadır. Komplikasyonu yok denecek kadar azdır ve hamileler dâhil bütün yaş gruplarına uygulanabilmektedir.

Nöral terapi ve bütüncül yaklaşım migren tedavi başarı şansını yükseltmiştir. Nöral terapi, migrenin derecesine bağlı olarak tetik nokta enjeksiyonları, elle terapi, gangliyon blokajları, ilaç ve şelasyon gibi kombine tedavilerle desteklenebilmektedir.

Kişiye Özel Bir Tedavi Planı Belirlenmeli

Migren şikâyeti yaşayan kişilerin geçmiş hikâyesi incelenmeli, baş ve boyun bölge muayenesinin ardından nedene yönelik olarak kişiye özel bir tedavi planı çıkartılmaktadır.

Muayene sırasında kas yapılarını incelemek gerekir. Boyun ve sırt bölgesindeki bir tetik nokta örneğin adale kasılması, kulunç girmesi (adale spazmı) de enseden başlayan, tek taraflı göz ve yüz ağrısına neden olabilir.

Hastanın su tüketimi, nasıl beslendiği, uyku düzeni, stres derecesi, çevresel şartları, mide bağırsak durumları belirlenmelidir. Çünkü fizyolojik bozukluklar da ağrının fazla algılanmasını sağladığı gibi ağrıyı tetikleyebilir.

Günümüzde pek çok insan boyun ve sırt ağrısı yaşamaktadır ve bunlara ek olarak gelişen baş ağrıları da migren teşhisiyle oldukça sık karıştırılmaktadır.

Migren hastalığında beyin cerrahisi, nöroloji, psikiyatri, fizik tedavi bölümleri ile mültidisipliner bir yaklaşım gereklidir. Yapılan çalışmalar göstermektedir ki; hastaların aslında %53’ü psikojenik faktörlere veya hastalık sonrası gelişen psikiyatrik bozukluğuna bağlı olarak ağrılar çekmektedir. Bu sebepten her hastaya aynı yöntemi kullanmak doğru bir yaklaşım değildir.

Migreni Olanlar Hangi Egzersizleri Yapmalı?

Yapılan araştırmalar migrene iyi gelenler arasında hafif egzersizler yapmanın öneminin büyük olduğunu gösteriyor. Hafif egzersizler migren ataklarının sıklık ve şiddetini azaltabilir ve migrenin koruyucu tedavisinde faydalı olabilir. Migren ağrılarınız var ise sizi çok fazla yormayacak, düzenli bir aerobik egzersiz programı uygulayabilirsiniz. Bunun yanı sıra hayatınızda migren varsa jogging, yüzme, dans, bisiklet ve tempolu yürüyüş de tercih edebileceğiniz egzersiz seçeneklerinden.

Migren Depresyona Neden Olur mu?

Kronik migren ağrıları olan kişilerde depresyon ve anksiyete belirtilerine daha çok rastlanır. Kronik migrenin tanımı ise 3 ay süre ile iki günde bir veya daha sık baş ağrılarına sahip olmanızdır. Migren ağrılarınız kronik olmasa da eğer depresyon ve anksiyeteye sahipseniz bu durum migren ağrılarınızın artmasına neden olur. Migren tedavisinde depresyon ve anksiyetenin de (endişe) tedavi edilmesi çok önemlidir.

Hangi Besinler Migren Atağına Neden Olur?

Migrene neden olan besinleri peynirler ve tiramin içeren besinler şeklinde özetleyebiliriz.

Tiramin, besin bekletildikçe, proteinlerin yıkılması neticesinde ortaya çıkar. Yıllandırılan yüksek protein içerikli besinlerde tiramin miktarı da artar. Özellikle peynirler ve şaraplar Chianti), alkollü içecekler ve işlenmiş etlerin bol tiramin içermesi nedeniyle migrene neden olduğunu söyleyebiliriz.  Hangi peynirler migreni daha çok etkiler sorusunun cevabı ise yüksek tiramin içermeleri sebebiyle; rokfor ve benzeri küflü peynirler (stilton, gorgonzola), Çedar, Beyaz peynir, Mozzarella, Permesan, İsviçre peyniri diyebiliriz.

Alkol: Kırmızı şarap, bira, viski ve şampanya migren dostudur. Migren ağrısını çabucak tetikleyebilir.

Gıda koruyucuları: Gıda koruyucuları içlerinde bulunan nitratların damarları genişletmesi nedeniyle migreni tetiklerler.

Soğuk gıdalar: Özellikle vücut ısısının yükseldiği egzersiz, yürüyüş esnasında veya sıcak havalarda tüketilen soğuk gıdalar bazı kişilerde migren ağrısına sebep olabilir. Özellikle alın ve şakaklarda hissedilen ağrı genellikle birkaç dakika sürer. Ayrıca çok soğukta kalmak da migreni tetikleyebilir.

Bunların dışında migrene iyi gelmeyen gıdaları şöyle sıralayabiliriz;

Kuruyemişler ve kabuklu yemişler

Tütsülenmiş veya kurutulmuş balık

Fırınlanmış mayalı yiyecekler (kek, ev yapımı ekmek, sandviç ekmeği)

Muz, narenciye ürünleri (portakal, mandalina, turunç vb), kivi, ananas, frambuaz, kırmızı erik

Bazı kuru meyveler (hurma, incir, üzüm)

Et, bulyon ile yapılmış çorbalar (gerçek et suyu için geçerli değildir)

Aspartam ve diğer tatlandırıcılar

Kafein Migrene İyi Gelir mi?

Evet, kafein migrene iyi gelir.  Migren ilacınıza kafein eklemeniz ilaçların baş ağrısına karşı nerdeyse %40 daha fazla etki etmesini sağlıyor (mesela asetaminofen: Vermidon Tablet gibi). Migren ilacı kullanırken kafein içeren ilaçlar kullanırsanız hem daha düşük dozda ilaç kullanır hem de ilacın daha etkili olduğunu görebilirsiniz. Ancak kafein içeren ilaçların da diğer bütün baş ağrısı ilaçları gibi çok fazla kullanılması rebound baş ağrısına (geri tepme baş ağrısı) neden olur.

Ayrıca kafein içeren ilaçlar faydalı olsa da kafein içeren gıdalar tavsiye edilmez. Kahve, çay, meşrubatlar veya çikolata kişiyi rebound (geri tepme) baş ağrılarına daha duyarlı hale getirebilir. Migren ilaçlarının hepsi doktor gözetiminde kullanılmalıdır.

Hemikraniya Kontinua’da ise sadece indometasin (Endol süppozituar) etkilidir. Çok eskiden bir hastam “Doktor Bey, baş ağrım geçti ama basurum kanıyor” deyince karşılıklı gülüp Hemoralgine Pomad yazmıştım.

ENDOL ile ilgili görsel sonucu

Surmatriptan artık pek kullanılmıyor; zolmitriptan, Aspirin ve diğer non-steroid antienflamatuar ilaçların yanı sıra, 75 ila 150 mg amitriptilin (Laroxyl) en çok tercih edilen ilaçlardır.

Yatkın vakalarda hipnoterapi işe yarayabilir. Akupunktur da faydalı olabilir.

Sağlık, esenlik, kardeşlik ve akılla dolu yaşamaya devam…

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 27 Mayıs 2017 Cumartesi

186 kez okundu
0