Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

M. Kerem DOKSAT

M. Kerem DOKSAT

Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ
5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.
İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.
Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.
Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.
Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.
Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.
53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

Çoğu kimse onu unutulmaz bir şaheser şeklinde tarihe geçen AKIL OYUNLARI (A Beatiuful Mind) filmiyle tanışmıştır.

Şizofreninin şiirini yazan adamdı ve büyük medyada küçücük bir haber olarak yer aldı.

Hayatını özetleyeyim sizler için…


John Forbes Nash (13 Haziran 1928 – 23 Mayıs 2015), ABD'li matematikçi.


***

Lisans ve yüksek lisans eğitimini Carnegie Teknoloji Enstitüsü (günümüzde Carnegie Mellon Üniversitesi)’de tamamladıktan sonra doktora yapmak için Princeton Üniversitesi’ne gitti.

21 yaşında hazırladığı doktora tezi, “Oyun Teorisi” “(Game Theory) ona uzun yıllar sonra, 1994'te Nobel Ekonomi Ödülünü kazandırdı.

Genç deha, John von Neumann’ın icadı olan Oyun Teorisindeki sorunları çözüp kullanılır hâle getirdi.

30 yaşına kadar parlak fikirleri ve göze çarpan kişiliği sayesinde hızla yükselip matematik camiasının önde gelen isimlerinden biri oldu.

MIT’de profesörlük yapmaya başladığında karısı Alicia Larde ile tanıştı.

Larde, o zamanlar daha bir fizik öğrencisiydi.

Nash’in şizofreni sorunları başlamadan kısa süre önce çiftin bir oğlu oldu:

John Nash, aynı zamanda Soğuk Harp döneminde ordu adına şifre çözücü olarak çalışmıştı.

Hastalığının ilk belirtileri 1958 yılında görülmeye başlamıştı.

Bir oda arkadaşı olmamasına rağmen, gene bir oda arkadaşından bahsedip etrafındakileri korkutmuş ve oda arkadaşıyla yaptığı hayalî sohbetler onun şizofren olduğunu ortaya çıkarmıştı.

Daha sonra bu hastalığı kendi zekâsını kullanarak yenmişti denir ama aslında ilaç kullanıyordu.

***

Alicia Larde-John Nash çifti 1963’te boşanır ve 1970’te tekrar bir araya geldi. Bu tarihten itibaren darılıp barışan çift, kendileri hakkında “aynı çatı altındaki iki yabancı” benzetmesini yapmıştı.

Nash, 1994’te Nobel Ödülü’nü kazandıktan sonra aralarını düzelttiler ve 1 Haziran 2001’de tekrar evlenirler.

1945 ve 1996 yılları arasında 23 bilimsel çalışma yayınlar, ayrıca “Essays on Game Theory” (1996) ve “The Essential John Nash” isimli kitapları yazdı. Aynı zamanda “Hex” ve “So Long Sucker” adlı 2 popüler oyunun yaratıcıları arasındadır. Princeton’da matematik üzerine çalışmalar yapmaktaydı.

Hayatı, Akıl Oyunları adlı filme konu olmuştu.

Nash 23 sayısıyla takıntılıydı. Nash, toplam 23 bilimsel makale yayınlamıştı.

Dört gün hastanede yattıktan sonra kendine gelmiş ve eve dönmüş.

Doktoru “ölümü ucuz atlattığını ve sağlığının tehdit altında olduğunu söyledi” demiş.

Sonra Nash düzenli ilaç da kullanmaya başlar.

23 Mayıs 2015’te karısıyla birlikte New Jersey otoyolunda geçirdikleri trafik kazasında ikisi de hayatlarını kaybetmişler.

21 Ağustos 2009’da kalp krizi geçirmiş, bir taksi şoförü çarpmış ve hayata gözlerini yummuş.

***

Ben merhumla tanışmıştım ve aslında yeni nesil anpsikotikleri de kullanıyordu.

Cinsel sorunları ortaya çıktığında karısı tarafından aldatılmıştı ama o bunlara hiç aldırış etmeksizin, ısrarla ve sebatla üniversitesine gitmiş ve meşhur dolma kalemini kapabilmek için epey uğraşmıştı. Sanırım bazı homoseksüel deneyimleri de yaşamıştı o zamanlar...


Hakkındaki filim de çok gerçekçiydi ve beni, bütün dünyada yaşayan şizofreni mağdurlarını derinden etkilemişti.

O dönemler bir dergide yazıyordum ve epey hararetle övmüştüm merhumu.

Şimdi de buradan vefatını duyurmak bana kaldı.

Sanki bu mekândan başka yer kalmamışçasına…

Büyük adamdı Nash ve bütün cihandaki Şizofrenler onu pek sever, hayatından ibret alarak filmini seyrederlerdi

Şimdilerde Oyun Teorisi denince hemen herkes onu rahmet ve şükranla hatırlayacak.

Bu dünyaya da başka bir John Nash gelmeyecek!

Demem o ki hayat bir rüyadır ve kim olursak olalım, unvanımız veya geldiğimiz, geleceğimiz nokta ne olursa olsun, gidilecek yer orası ve dönüş de yok sanırım.

Hüzünlendim, eski bir dostu kaybetmiş gibi oldum tam da bahara girerken.

Bir garip oldum tam da bahara girerken.

Hani “her vefat erkendir derler” ya, bu da öyle…

Altından Saray’da oturanlar var ya, kendini ölümsüz sananlar, mevkiini ve sâhip olduğu nimetleri ona buna dağıtanlar.

Yaptıklarının hesabını veremeyenler, kul hakkı yiyenler ve oturdukları makamın kıymetini bilmek yerine, işlerine gelenlere ulufe dağıtanlar.

Elbette ki sizler de Öte Âleme göçeceksiniz.

Bu aralar vefat ve zafer haberleri hep bir arada geliyor.

Hem toprağı bol olsun ve huzur içerisinde uyusun, hem de Allah rahmet eylesin, ne diyeyim.

Bir daha ona bir kongrede rastlayamayacak olmak da ganisi…

***

Gani deyince, Gani Müjde ile tanışmayı çok isterim çünkü Osmanlı Cumhuriyeti filmi, memleketimizin bugünkü ibretlik durumunu çok güzel özetlemiştir.


Şimdi tekrar toparlanalım, Neslim eve gelecek, koşuşturmayı sever.

Akşam da sanırım bir misafirimiz var, son anda caymazsa o gelecek.

Hayırlı bir hafta diliyorum, içim biraz buruk…

Boğazımda da bir yumruk!

Acaba Peder ve diğerleriyle orada buluşurlar mı?

Anacığım da kahve yapar mı, belki Toygar Enişte ile Babam hâlâ tavla atıyordur,

Bir bilsem, öğrenebilsem anasını satayım!

Not: Evrimsel Psikiyatri Temel Kitabı için sponsor ve iki adet de genç, enerjik asistan kız aramaktayım.

Uykunun Evrimsel Yönü zaten fırına girdi bile...

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 25.05.2015

239 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

Garip bir yerli dizi var, herkesi güldürüyor.

Şimdi televizyonda seyrediyorum bir diziyi.


 

İçerisinde seks var, acayip ilişkiler, cinsel sapmalar ve garabet mevcut.

RAM’in üzerine oturmuşlar yanmış.

Hayal kırıklığı varmış.

Büyücü Mevcut.

Falcı var, tükürme daniskası. Adam osuruyor, kompleksli olduğunu söyleyebiliyor.


 

***

Bu yerli dizide büyüsel düşünce de bol ve sapıklık, dayak ve esmer kumral, beyaz tenli sevmek var.

Göğüs derken memenin kastedildiği belli.

Pandik atmak da serbest.

Ters ilişki mebzul.

Kahramanlar tabii ki yerli ama homoseksüellik, kablo kesmek dereken neyin kastedildiği de belli.

“Akarım, ..karım, ..kerim” e  mevcut.

Çamaşır yıkatıp ucuna dibine ş’etmek var.

Evrimden de bahsedilerek anlatılıyor “cumba yatak” diye seks sırları.

Bu kahramanın mağarası da, kadını da yokmuş ama onunla sevişilermiş.

Bunun için 1 kapak ishal yapıcı şurup (diyare: cır cır”) denmekte.

Celâl’in karnına Murat Amcası bastırıyor ve o da lânet okumakta pek mahir.

Şimdi muhayyel bir kapıyı çaldı, çok seksi bir kadınla ilişki de kuracak.

Kadın “sistemden mi geldin” diye soruyor.

İçinden Canavar çıkıyor.

Osursa osura sevişmek deniyor, akabinde geyiriyor ve mabadını tutuyor, akabinde de Türkan’a sesleniyor: Bekle!

Ama olmuyor, hıçkırıktan dolayı altına ediyor.

Adam kendini divana atıyor ve bir isimle Facebook’taki bir ilişkiden bahsediliyor.

Bunlar bir relationsheep kuruyorlar.

Küfür gırla, yemeğe gideceklermiş bahsediliyor.

Allaha Kitaba lâf ediliyor ve sahnede için yiyen tipler aldı şimdi.

Kahraman pek kaba ve ağzından çıkanı kulağı duymuyor.

Sanırım Kahramanın müstear ismi de Recep İvedik..

***

Benim anlamadığım, böylesine ilginç bir dizinin nasıl olup da RTÜK –kurallarına rağmen televizyonda gösterildiği.

Dallama ne demek?

***

Sonra “bir Akdeniz Ateşi var” deniyor.

Sonra saçmalamaya ve korkunç bir müzik çalmaya başlıyor.

Gitarı lokantadaki adamın kafasında kırıyor, akabinde de gene “öpüştünüz mü, “pantolonu indirir… yaparım” deniyor.

Adam iyi ce delirip küfretmeye başlıyor ve tepiniyor.

Bu arada eşofmanlı kahraman gene öpüşmekten bahsedip küfrü basıyor.

Dipsomanik bir şekilde içmeye başlıyor ve “kolonya” içiyor- ki öldürücüdür.

Sonra da kafayı bulup düşüyor.

Şimdi de bakıyorum ki kalkıyor.

Ker tarafta şişeler var ama kahraman kafayı bulmuş.

Musa’ya “bakar mısın” diye sesleniyor”, sonra yerlerde sürünüp galiba kusuyor.

Kolu incinince de alçıya alıyorlar,

Tam bir absürdite.

Kolonyanın 150 cc’si kör eder, daha fazlası öldürür ama bu dizinin kahramanının umurumda değil.

Gözleri şaşırmış, “kolanya değil, kolonya denir” diyor ve merdivenden düşüp müşahede atına alınıyor.

Kolunda “Şerefsiz” yazıyor ve “Can’t Judge me” deniyor.

Akabinde göğsüne sevdiği kadının adını dövme ile yaptırmak için arkadaşını arıyor.

Koordinat soruluyor, etrafta birtakım adamlar.

“Yaz” diyor ve “geri zekâlı” diye kızıyor muhatabına.

“Kâğıda ananın adını yaz” diyor, “Allah’ın belâsı” diyor” ve hapse düşüyor.

Orada “Allah belânı versin” diye ona kızıyorlar, “öbür kolunu da ben kırarım it” diyor.

***

Bu dizi gene yabancılardan esinlenerek azalmış, özgün bir tarafı da yok ama “şerefsiz”, “badanayla yazı yazmak, “şampanya” mebzul.

Kahraman ne yapsa geçerli, sınır tanımıyor.

Uzaydan gelen LASER enerjisinden de bahsediliyor.

Aşkını aramak için sahile çıkıp havai fişek de attırıyor.

Bu komedinin kahramanı belli de, ismi Recep İvedik.

Başrolde Şahan Gökbakar.

Küfür ve her şey serbest.

Bu diziyi ve daha öncekilerini pek sevemiyorum nedense, tabii ki karar sizin.

Acaba kaç tane daha Recep İvedik çevirecekler derşiniz?

Pek hoşlanamadım da!

Herkese tekrardan iyi Pazarlar,

Telefonlarımız çalışıyor bu arada.

Akşama muhabbet de var ama dozunda.

Hani yemek de, içmek de, işret de şehvet de bir âdap içerisinde olmalı, değil mi?

Hep bunları yapıp da pişmanlık neye yarar?

Facebook aşkları daima aldatır ve ne cinsiyeti ne de mensubiyeti, yönelimi belirsiz hünsalar karşınıza çıkabilir.

Dikkatli olun ve herkese yüz vermeyin desem mübalağa mı etmiş olurum?

Tekrar görüşürüz.

Sevgim ve Saygımla…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 24.05. 2015

101 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

57 senede o kadar çok ilginç tipler gördüm ki bu Pazar biraz onlardan bahsetmek isterim size.

Öncelikle, lisanımı fazla eski bulanlara kusura bakmayın diyerek başlamak isterim söze…

Bir kısım insan vardır popülerdir ve kendisini herkes tanır.

Bazıları popülisttir, cambaz gibidirler, mecradan mecraya, kanaldan kanala atlarlar.  

Devir kimin devriyse ona göre şekil alırlar.

Kalemleri de, haysiyetleri de pek mühim değildir,

Su gibidirler, hani kendileri rüzgâra hangi yönden eserse ona göre şekil alırlar ve gerçekten bir şahsiyetleri olup olmadığı da tartışılır.

Bakarsınız filanca muktedirdir, hemen onun yanında yer alırlar,

Ertesi gün devran değişir, gün gelir ve muktedir değişir.

A, bir bakarsınız adam hâlâ makbul ve muteberdir çünkü fırıldak gibi döner, daldan dala atlar.

Herkesin telefonlarını bilir, illaki basın sektöründendir ve aralarında büyük bir dayanışma mevcuttur. Bunların ulaşamayacakları da yoktur.


Aralarında kurdukları şebeke sayesinde herkese anında ulaşırlar ama renkleri belli değildir, istediklerini yaparlar.

Bir gün Paralelci olurlar, öbür gün başta safta yer tutarlar.

Ertesi gün iklim değişir, saf değiştirirler ve bakarsınız gene Muktedir gibi görünen ama öyle olamayanı tutarlar.

Bütün her yerde görebilirsiniz onları veya seyredebilirsiniz, çünkü renkleri yoktur ve akan suya göre renk değiştirirler.

Bukalemun gibidirler, derhal renk değiştirirler. O derece ki, beyaz gibi tamamen renkten mahrum bir format dahi kazanabilirler.

Bir kısmı da derhal satın alınıverirler çünkü tek ilahları da, Kâbeleri de paradır, bastırınca alırsınız karşılığını.

Bazıları ise hiç kendilerinden taviz vermediklerini iddia ederler ama aslında sadece kendilerini düşünen tiplerdir ve sınır tanımazlar ortalarda gözükmekten.

Bir kısmı ise renksiz ve şaşkındır, iki câmi arasında bî-namaz vaziyette dolaşır dururlar.

Ona perestiş, buna anam, gelene kral, gidene paşa derler ve asla pes etmezler.

Her şeyi bilirler, her konuda ve her yerde rastlanabilecek kadar da ucuzdurlar.

Herkesin bir fiyatı vardır” denir ya, bunlarınki ya pek ucuzdur ya da çok pahalı.

Bencileyin gibilerin ise maalesef parada gözleri yoktur.

Tek derdimiz hayatta kalıp ölünceye kadar mesleğimizi icra etmektir.

Meselâ cebinizde bütün sektörlerden hemen herkesin whats’up grubundan telefon listesi mevcuttur.

E-Maillerde de numaralılar ektedir.

Diyelim ki tanımadığınız da yoktur ve her saman bir “alo” mesafesi kadar yakındırlar size.

Nedense bir kısmı açar, bazısı açmaz çünkü burnu Kaf Dağı kadar havadadır.

Kendisini dev aynasında görür ve ukala yahut ulaşılmaz sanır.

Hâlbuki bir insanın en berbat sonu –ki buna vefat da dâhildir, telefonu açtığında o “la” sesini veren aparatı tutup da çevirdiğinizde veya tuşladığınızda, muhatap bulamamaktır.

Allah kimseleri Abraham Germ Well’in icadından mahrum etmesin ve telefonsuz, dostsuz ve insansız bırakmasın.

Demin bir hastam aradı, demek ki hayattayım, bir varoluş duyumsaması oldu bu.

Daha epey arayıp soracak dost, akraba ve tanıdık var.

Fakir Kerem der ki hayat kısa, hem de belki yarın öleceğiz, belki 500 sene sonra.

Âlem Mars’a gitmeye çalışırken hâlâ her tarafta sinek vızıltıları dolu ve kimse kimseyi kolayından aramaz oldu.

Bakın gökteki yıldızlara ve sayın, acep kaç adetler?

Bazıları hâlâ âdetle adeti de karıştırırlar ve kimseler yüz vermemeyi bir özellik sanırlar.

Demem o ki lâfım ortayadır ve kimseleri bilerek hedef almadım ve derdim de muhbirlik değil, ibretlik bir şeyler yazmaktır.

Ölümün belki bir başka tanımı da “alosuz” kalmaktır.

Şükür ki hâlâ arayanımız ve aradıklarımız var, hem gitar akordu için de bire birdir: La sesi verir.

Dün, Güler’le, David Russell’ın konserine gittik. Okşadı gitarı ama pek basmadı, galibe o da yaş almış bencileyin ve Lütfi Kırdar’daki salonun dörtte üçü boştu.

Onun da telefonunu alabilmek isterdim ama bis olarak Grand Jota’yı çaldı ve pek çok da alkış topladı.

Gene de Julian Bream’in performansını yakalayamadı trompetli kısımda.

Rafi Ağabey pek ortalarda değil, Büyükada’dan aradı geçen gün ve çağırdı, “gitara başla Keremciğim, sakın bırakma” dedi bana.

Neslim de ben de hayattayız ve pek memnunuz çalışmaktan.

Bakalım bugünkü nasip kime, evimizde kiminle paylaşacağayız aşımızı, ikramımızı, kime “merhaba” diyeceğiz gene…

Belki de Tahir gelir bugün, bir ihtimal de maziden bir dost zıplar yuvamıza.

Hani, ümitsiz kalmayın ama herkese de cevap verin arandığınızda.

Belki de bu çağrılar bittiğinde hayatın anlamı kalmayacaktır…

Rabbim kimseleri telefonsuz ve Alosuz bırakmasın.

Şimdi tekrar üst kata çıkacağım ve yardım edeceğim can yoldaşıma.

Birgül Anne daha iyi, Siyavuş da komadan çıktı.

Neslihan da azıcık dertliymiş galiba.

Üzüntü yok, dert yok, elinizde bu teknoloji harikası oldukça her yere ulaşırsınız.

Bakın keyfinize, birazdan arayacaklarımız da cabası.

Ha, Esra Ceyhan henüz kızakta, programlara başlamadı.

Ayşe Özgün gene canavar gibi esip gürlemeye başladı.

İclal ise psikiyatr rolü oynamakta, hâlbuki “artık sadece şiir seslendireceğim” demişti geldiğinde.

Pınar Afşar sanırım Salı’ya kaldı.

Belki bir Şamdan’a gider, Sevgili Mehmet Tuna ve Ailesini de görürüz., vazgeçilmez mekânımızdır orası. Aslı da büyümüş anlaşılan.

Neyse, daha fazla kafanızı şişirmeyeyim ve sizi bu muhteşem eserle baş başa bırakıp karıma yardım için kalkayım.

Nice Pazar günlerine…

Not: Daha mitingler sürmekte ve Sayın Doğu Perinçek de gelmek bilmiyor.


Reyimin rengini daha sonra açıklarım.

Dilerim hep “Alo”lu kalın ve hep arayıp soranınız, sanatla iştigaliniz size yoldaş olsun.

Dilerim ki herkes sevgi ve saygı ile kalsın.

Bu arada aşkın ve zıddının formülünü de çözdüm:

Aşk,                                                 Nefret        

Saygı,                                              Nobranlık

Sahicilik,                                         Sahtekârlık

Sevgi,                                               İlgisizlik

Sadakat,                                          Aldatma

Bağlılık                                            Cambazlık her anlamda

Fedakârlık.                                      Karşılıklı olunca kâfi!

İnadına, ısrarla Atatürkçüyüm ben, Neslim de, Kızım da, ailemin bütün fertleri de öyledir umarım. Herkese kefil olunamıyor bugünlerde…

Alperciğim, sana da hediye bu Dostum:

Not: Bu aralar pek nâhoş şeyler oluyor, onlara ayrıce değineceğim...

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 24.05.3015

182 kez okundu
0

Sevgili Mekâncılar,

Bu sefer muhteşem bir bilim adamından, Atatürk âşığı bir Sümerologdan bahsetmek itiyorum sizlere.

Muazzez İlmiye Çığ

20 Haziran 1914, Bursa’da doğmuş, dünya çapında bir Türk Sümerolog. Ailesi köken olarak Kırımlı göçmenlerden olup babası Kırım’dan Amasya’ya, Merzifon’a, annesi ise Kırım’dan Bursa’ya göçmüş.

Ailesi İzmir'de yaşamaktayken, 15 Mayıs 1919 tarihindeki İzmir’in işgali ardından daha güvenli bir yer olan Çorum’a yerleşmiş.

İlkokula Çorum’da başlamış.

Daha sonra ailece Bursa’ya taşınmışlar.

Bursa’da özel bir okul olan Bizim Mektep’te Fransızca ve keman dersleri almış. 1926’da sınavla Bursa Kız Muallim Mektebi'ne (Bursa Kız Öğretmen Okulu) girmiş.


 

1931 yılında mezun olmuş ve babasının da öğretmenlik yapmakta olduğu Eskişehir’e tayin olmuş.

Eskişehir’de öğretmenlik mesleğini dört buçuk yıl yapmış.

15 Şubat 1936 tarihinde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Hititoloji bölümüne kaydolmuş. Nazi Almanya’sından Türkiye’ye iltica etmiş olan ve Ankara Üniversitesi’nde dersler veren Prof. Dr. Hans Gustav Guterbock’dan Hitit Dili ve Kültürü derslerini, Prof. Dr. Benno Landsberger’den Sümer ve Akad Dilleri ve Mezopotamya Kültürü derslerini almış.

1940 yılında Ankara Üniversitesinden mezun olduktan sonra, İstanbul Eski Şark Eserleri Müzesi Çiviyazısı Belgeler Arşivine uzman olarak atanmış.

Aynı sene Kemal Çığ ile evlenmiş.

Müzede çalıştığı 31 yıl boyunca Meslekdaşı Hatice Kızılay ve Dr. F. R. Kraus ile birlikte müzenin deposunda bulunan Sümer, Akad ve Hitit lisanlarında yazılmış on binlerce tableti temizleyip, sınıflandırıp numaralandırmış, 74.000 tabletten oluşan çivi yazılı belgeler arşivini oluşturmuş, 3.000 tabletin kopyasını yapıp katalog halinde yayımlamış.

1957’de Münih'teki Oryantalistler Kongresi'ne katıldı. 1960'da Heidelberg Üniversitesi’nde altı aylık bir çalışma yapmış.

1965’de Roma’da sergilenen Hitit Sergisini bu şehirden alarak Londra’ya götürmüş.

1972’de emekliye ayrılmış.

Sümer Çivi Yazısı

Emeklilikten sonra bir süre yurtdışında yaşayan Muazzez İlmiye Çığ, 1988'de Philadelphia’daki Asuroloji Kongresine katılmış.

Prof. Kramer’in History Begins at Sumer adlı kitabını Türkçeye tercüme etmiş ve kitap 1990'da “Tarih Sümer’le Başlar” adıyla Türk Tarih Kurumu tarafından neşredilmiş.

Kitabın çok ilgi görmesi üzerine, 1993’te çocuklara yönelik Zaman Tüneliyle Sümerlere Yolculuk da dâhil, Sümer ve Hitit kültürlerini tanıtan 13 kitap yazmış.

Ödülleri

Adana Tepebağ Rotary Kulübü, Meslek Hizmet Ödülü.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi tarafından Fahrî Doktora unvanı, 4 Mayıs 2000.

Osmaniye’nin Çardak Köyü’ndeki Anadolu Kültür Araştırmaları Derneği tarafından “Özgür İnsan Ödülü”, Vatandaşlık Tepkilerim isimli kitabı, Galatasaray Rotary Kulübü tarafından İngilizceye çevrilerek Avrupa ve Amerika'daki üniversite kütüphanelerine dağıtılmış (herhalde o zamanlar kulübe üye değildim ama bizimkiler çok iyi bir hayır hasenat işi yapmışlar doğrusu).

Dava

Bereket Kültü ve Mabet Fahişeliği ve Vatandaşlık Tepkilerim isimli kitaplarında kadınlarda başörtüsünün köklerinin Akadlara dayandığını yazmıştır.

Bu kitapları 2007 yılında kamuoyunda yankı uyandırır.

2007 yılında “Vatandaşlık Tepkilerim” adlı kitabında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” suçuyla yargılanır ve ilk celsede beraat eder.

Kitapları

Kur’an, İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki Kökeni”, 1995, Kaynak Yayınları.

Sümerli Ludingirra – “Zaman Tüneliyle Yolculuk”, 1996, Kaynak Yayınları.

İbrahim Peygamber - Sümer Yazılarına ve Arkeolojik Buluntulara Göre”, 1997, Kaynak Yayınları.

İnanna’nın Aşkı – Sümer’de İnanç ve Kutsal Evlenme”, 1998, Kaynak Yayınları.

Zaman Tüneliyle Sümer’e Yolculuk”, 1998, Kaynak Yayınları (Genişletilmiş ikinci basım; ilk basım 1993, Kültür Bakanlığı Yayınları).

Hititler ve Hattuşa – İştar’ın Kaleminden”, 2000, Kaynak Yayınları.

Gilgameş - Tarihte İlk Kral Kahraman”, 2000, Kaynak Yayınları.

Ortadoğu Uygarlık Mirası”, 2002, Kaynak Yayınları.

Ortadoğu Uygarlık Mirası 2”, 2003, Kaynak Yayınları.

Sümer Hayvan Masalları”, 2003, Kaynak Yayınları.

Bereket Kültü ve Mabet Fahişeliği”, 2004, Kaynak Yayınları.

Vatandaşlık Tepkilerim”, 2004, Kaynak Yayınları.

Atatürk Düşünüyor”, 2005, Kaynak Yayınları.

Bereket Kültü ve Mabet Fahişeliği”, 2005, Kaynak Yayınları.

Çivi Çiviyi Söker - Muazzez İlmiye Çığ Kitabı”, Serhat Öztürk, 2002, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Sümerlilerde Tufan – Tufan’da Türkler”, 2008, “Kaynak Yayınları”.

***

Ben maalesef kendisiyle hiç tanışamadım ama sadece TV’den seyredebildiğim ve kitaplarından anlayabildiğim kadarıyla, bütün kutsal metinlere saygı duyuyor ama bunların hepsinin insanlarca yazıldığını delillere dayanarak yazıyor.

İbrahim Peygamber (Kaynak Yayınları, 2014, 16. Basım) isimli kitabında hem bu metinleri tetkik etmiş, hem de neden Müslümanlığın başında İsraillilerin yüceltilip, akabinde lânetlenmesine o da hayret etmiş.

Ben de, pek çok Yahudi veya Musevî ahbabı olan bir bilim adamı olarak, bu işe bir türlü akıl erdirememişimdir.

Yazdığı her şeyin hesabını veriyor ve bütün kutsal metinlerin temelde Sümerlere dayandığını iddia ediyor.

Hakikatte de, bir anda ortaya çıkan bu toplumda yazı var, kanalizasyon mevcut ve işlerinde üstün bir medenî seviye yakalanmış.

Meselâ, Kur’an İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki Kökeni kitabında da (Kaynak Yayınları, 38. Basım, 2015) ünlü Tufan hikâyesini şöyle eleştirmiş (s.62, dipnot): “Tevrat’taki ölçülere göre yapılan Nuh’un Gemisi’nin o kadar çok yolcuyu, hayvanı ve onlara aylarca yetecek yiyecek ve içeceği taşımasına imkân olmadığını, ayrıca, gemide bir pencere olduğunu ve onun da kapalı bulunması ile bu kadar çok canlının havasız yaşayamayacağını, bu yüzden bunların Tanrı bildirisi değil de, uydurma olduğunu” nakille yazacak kadar da yürekli…

Kur’an’daki Levh-i Mahfuz’dan da bahsediyor ve bunun da Zerdüşt Dininden neşet ettiğini öne sürüyor.

18. sayfada A’raf Suresi, ayet 26: “Ey Âdemoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Tekva (iman) elbisesi daha hayırlıdır” dendiğini vs. anlatıyor.

Babil Kralı Hammurabi’den bahsederek, nasıl Musa’nın dininin ve Müslümanlığın etkilendiğini özetliyor.

Boşanma kelimesinin Sümerceden geldiğini yazıyor.

Tevrat’ta taşlanma (recim) cezasının yer aldığını, Kur’an’da olmadığını yazıyor. Bunun da Sümer menşeli olduğunu ve terk edildiğini ifade ediyor…

Lut Peygamber Kızıyla Neden Yattı (age. S 96)

Bir peygamberin kızlarıyla yatmış olması efsanesinin bir kutsal kitapta bulunmasına aklı ermiyor.

Hele homoseksüellerle ilgili kısımlarda hayreti artıyor:

Tekvin Bab 18’e göre İbrahim’e Rab, halkı eşcinsellik eden Sodom ve Gomorra (MKD: gonore: belsoğukluğu hastalığının ismi buradan gelir) şehirlerinin mahvedileceğini söylüyor. İbrahim (A’brahman) ise aralarında iyi insanların da bulunduğunu, neden hepsini öldürmeye kalktığını soruyor.

Tanrı da ona 50 iyi kişi bulursa yapmayacağını söylüyor. İbrahim pazarlığı salıyor ve 10 kişide anlaşıyorlar.

Sonunda Tanrı hepsini helâk ediyor!

***

101. sayfadaki Tek Tanrılı Din Kitaplarının Yazılış Öyküsü ise şöyle:

İntihale girmemek için her şeyi iktibas etmeyeceğim ama şuralar çok ilginç:

Kur’an ve Tevrat uzun yıllar arasında yazılmamıştır. Muhammed’in vahiy olarak söylediklerinin küçük bir kısmının kendi zamanındaki taşlar, hurma dalları, kemikler üzerine yazılmış, asıl büyük kısmı da bazı kimseler tarafından ezberlenmiş.

Peygamber vefat ettikten sonra bu hâfızların bir kısmı da harplerde ölmeye başlayınca, hepsi tamamen vefat etmeden toplattırılıp, bir kitap hâline getirilmesine karar verilmiş.

Başta Ebubekir bunu istememiş ve Peygamber zamanında uygulanmayan bir şeyin sonradan yapılmasını hoş görmemiş fakat etrafındakilerin zorlaması üzerine, Halife Ebubekir, Zeyit adındaki birine, Peygamber’in bir karısının sandığında yazılı olarak saklananları getirtmiş.

Ayrıca, ayet olarak, kim biliyorsa gelip söylemesi için haber salmış. Böylece yazılı olanlarla ezberlemiş (hıfzetmiş) olanların söyledikleri bir araya getirilerek iki ayrı kitap hâlinde yazdırılmış.

Bunlar içi kullanılan yazılı mâlzeme de berhava edilmiş.

Ebubekir öldükten sonra yazılan kitaplar Halife Ömer’e geçmiş. O ölünce de Kızı Hafsa almış.

Halife Osman zamanında, yazılan iki kitaptaki vahiyler ve sureler arasındaki farklılıkların bâzı karışıklıklara meydan verdiği anlaşılıyor.

Bunları düzeltmek için bir şura toplanıyor ve hepsi tekrar ele alınıyor. Ezberinde olanlar davet ediliyor ve onların yardımıyla farklılıklar düzeltilmeye çalışıyor. Eksik görüle yerler düzeltilip tamamlanıyor.

Böylece ce bugünkü Kur’an meydana geliyor.

Bu kitaplar yazılırken, ezberlemiş olanı onaylamak için 4 tanık, akabinde 2 tanık istemişler.

Sonuncusunda ise tek bir tanık kâfi görülmüş.

***

İncil (Yeni Ahit) ise tamamen insan mahsulü…

Birtakım mektuplaşmalardan ibaret ve kendi içinde pek çok çelişkiler barındırmakta. İsa’nın çarmıha gerilip gerilmeği de çok su götüren bir argüman.

MİÇ, İsa’nın dirilişi efsanesini de Sümer Tanrıçası İnanna’nın kocası, Çoban Tanrısı Dumuzi’nin cinler tarafından yeraltına götürülürken vurulması, dövülmesine ve yeraltından çıkmasını beklemesine paralel buluyor ve aynı öykünün İsa’ya yakıştırılmış olduğunu vurguluyor.

***

Beni bu kitaplarda (diğerlerini burada zikretmedim) biraz istifhamla (soru işareti) karşıladığım birkaç noktaya değinip, kararı siz okuyuculara bırakmak istemem için yeterli makul sebebim var:

1)    Neden ısrarla Kur’an yazmış ama Kur’ân şeklindeki doğru imlâya yer verilmemiş?

2)    Her şeyin Sümer’lerle başladığını iddia mı etmiş, ben mi yanlış anladım…

3)    Çünkü ilk insanın evrimsel beşiğinin Afrika olduğu artık çok iyi biliniyor!

***

Allah nasip eder de, kendisiyle tartışıp halvet olabilirsek, bütün bunları sormayı çok istiyorum.

Gene de, inanalım, inanmayalım, ilk vahiy “İkra” yâni “oku” idi.

Nitekim Sayın MİÇ da Asur’da veya başka bir yerdeki kutsal aracıların Tanrı ile iletişime geçerken çeşitli şekilde trans hâline girdiklerini vurgulamış (age, s. 18).

Bu da, benim “assosiyatif dissosiasyonlar” teorime uygun düşmekte…

Dilerim kendisiyle dünya gözüyle bir araya gelip, bütün bunları bir konuşuruz ve mübarek ellerinden öper, helâllik isterim.

İnşallah bu Ramazan’da da ortalık kan revan yerine bürünmez ve ibadet adı altındaki kepazeliklere daha az rastlarız.

Akıl, hikmet, güzellik ve bilimin rehberliği…

Bunlar en hakiki mürşittir.

Herkese güzel bir Cuma diliyorum.

Yarın ünlü virtüöz David Russel’ın resitaline gideceğim.


İntibalarımı yazarım…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 22 Mayıs 2015 Cuma

174 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

EMDR, Shapiro tarafından 1987’de geliştirilen ve oldukça da pahalı bir eğitim süreci gerektiren bir yöntem. Genellikle iki veya üç aşamalı bir eğitim süreci var. Hâlbuki aynı etkiyi Ericksonian Soft Hypnosis (Silik Hipnoz) yöntemiyle de elde etmek mümkün.

Shapiro

Bakın, Eski Asistanım ve Meslekdaşım Doç. Dr. Adnan Çoban bu yöntemi nasıl özetlemiş:

EMDR Terapisi Travma Sonrası Stres Bozukluğunun (TSSB) tedavisinde etkili midir?


EMDR Terapisi başka hangi problem türlerinde kullanılmaktadır?

EMDR Terapisinin etkileri kalıcı mıdır?

EMDR Terapisinin bu kadar etkili olmasına katkıda bulunan etkenler nelerdir? Diğer yöntemlerden farkı nedir?

EMDR Terapisinde göz hareketleri mutlaka gerekli midir?

EMDR Terapisinde kullanılan çift taraflı uyarımın nasıl bir faydası vardır?

EMDR Terapisinin yan etkileri nelerdir?

EMDR Terapisine kaç seans devam etmek gerekiyor?

EMDR Terapisinde hatıraları ele almaya başlamadan önce kaç seans yapılmaktadır?

EMDR terapisi hipnoza benziyor mu? Benzerlikleri ve farklılıkları nedir?

Travmatik hatıralarımdaki rahatsızlığımı aynen geçmişteki yoğunluktaki gibi tekrar yaşayacak mıyım?

EMDR terapisi konusunda bir uzman arayışına girdiğimde nelere dikkat etmeliyim?

EMDR terapisi Travma Sonrası Stres Bozukluğunun (TSSB) tedavisinde etkili midir?

Evet!

TSSB’nin psikoterapötik olarak tedavi edilmesi ile ilgili en çok araştırma yapılan yöntem EMDR’dir. Travmatik olayların yeniden yaşanıyor gibi canlı hissedilmesi, olayı hatırlatan durumlardan ve düşüncelerden kaçınma çabası, suçluluk vb. olumsuz düşünceler, olayı hatırlayınca bedensel olarak hissedilen sıkıntılar şeklindeki TSSB semptomlarında EMDR ile kısa sürede etkili sonuçlar alındığı birçok araştırmada ispatlanmıştır.

EMDR terapisi başka hangi problem türlerinde kullanılmaktadır?

EMDR terapisinin TSSB yanında çocuk, ergen ve yetişkinlerde birçok farklı problem türünde de iyi sonuçlar verdiği görülmüştür. Aşağıdaki problem türleri EMDR terapisinin sıklıkla kullanıldığı sorun alanlarıdır:

Tüm Travmatik Yaşantılar (Cinsel Taciz, Tecavüz, Fiziksel Şiddet, Psikolojik Şiddet, Olumsuz Çocukluk Deneyimleri, Doğal Âfetler, Aldatılma, Aldatma, Terk Edilme vb.)

Kompleks/Çoklu Travma ve Buna Bağlı Kişilik Sorunları

Depresyon

Kaygı Bozuklukları (Panik bozukluğu, Yaygın Kaygı Bozukluğu, Obsesif Kompulsif Bozukluk vb.)

Fobiler ve Korkular (Sosyal Fobi, Yükseklik Korkusu, Uçak Korkusu, Agorafobi vb.)

Uzun Süren Yas

Kendilik Değeri ve Özgüven Problemleri

Performans Kaygısı (Sınav Kaygısı vb.)

Performans Geliştirme (Örneğin, spor, sahne sanatları vb. performans gerektiren konular)

Öfke ve Stres Yönetimi

Psikolojik Kökenli Fiziksel Rahatsızlıklar (Kronik Baş Ağrısı, Fibromiyalji vb.)

Kilo Kontrolü ve Yeme Bozuklukları

Beden Algısı Bozuklukları

EMDR terapisinin etkileri kalıcı mıdır?

EMDR terapisinin bitiminden itibaren danışanların 3, 4, 9, 15 ay ve 5 yıl sonra mevcut durumlarının incelendiği araştırmalarda birçok danışanın terapide elde ettikleri faydaları koruduğu görülmüştür. Diğer bütün terapi yöntemlerinde olduğu gibi EMDR terapisinde de elde edilen kazanımların kalıcılığı konusunda birçok faktör devreye girmektedir.

Terapinin terapist tarafından iyi bir şekilde yürütülmesi, danışana faydalı olabilecek uygun hedeflerin seçilerek zamanın en iyi şekilde değerlendirilmesi, terapist danışan arasında uyumlu bir ilişki olması, terapinin uzunluğu, danışanın terapiden elde ettiği kazanımları ve öğrendiği becerileri hayata geçirme konusunda çaba göstermesi vb. birçok faktörün terapinin verimliğinde payı bulunmaktadır.

EMDR terapisinin bu kadar etkili olmasına katkıda bulunan etkenler nelerdir? Diğer yöntemlerden farkı nedir?

EMDR birçok psikoterapi yöntemini sistematik bir alt yapı içerisinde kapsayan karmaşık bir terapi yaklaşımıdır. EMDR terapisinde psikodinamik, bilişsel davranışçı, yaşantısal, fizyolojik ve etkileşimsel terapi yaklaşımlarından yöntemler kullanılmaktadır. Bu çeşitlilik EMDR’nin en önemli avantajlarından birisidir. Terapi sürecinde sadece düşüncelere odaklanılmamakta, duygular, bedensel hisler ve bağlantılı anılar gibi birçok boyutta ele alınmaktadır.

EMDR terapisi ele alınan hatıra ile ilgili düşünceler, duygular ve bedensel hisler üzerinde doğrudan bir çalışma yürütülerek daha faydalı ve adaptif bilgilerle yeni bağlantılar yapılmasını sağlamaktadır.  Bunun sağlanabilmesi için EMDR’de aşağıdaki etkenler önemli bir role sahiptir:

1. Hâtıranın parçaları ile bağ kurulması: Olayla ilgili görüntüler, olumsuz düşünceler ve bedensel hislere aynı anda odaklanılıyorken travmatik anı ele alınmaktadır.

2. Farkındalık: Travmatik anıyı ele alırken danışandan istenen sadece aklına ne gelirse “izlemesi”, ‘fark etmesi” ve “ne geliyorsa buna izin vermesidir”. Karmaşık bir düşünce sürecine girmek için kendisini zorlamaması istenir.

3. Serbest çağrışım: Bilgi işleme sırasında danışandan yeni farkındalıklara, bağlantılara, duygulara, görüntülere ve aklına başka ne gelirse bunlara dikkatini vermesi istenir. Yönlendirici olmayan bu yaklaşım sayesinde hedeflenen hâtıra ile bağlantılı ancak farkında olunmayan rahatsızlık verici anılara ulaşabilme ve böylece bunları ele alabilme imkânı doğmaktadır.

4. Tekrarlı bir şekilde hatıraya dönmek ve onun canlılığını kaybetmesi: EMDR terapisindeki kısa süreli yüzleştirmeler sayesinde rahatsız edici içsel süreçlerin etkisi azalmaya başlamakta ve böylece kişi anıyı hatırladığında daha rahat olmaktadır. Bunun temelinde kişinin artık hatırayı çaresizce bastırmak yerine içsel dünyasının kontrolünü eline almaya başlaması yatmaktadır.

5. Göz hareketleri veya diğer türdeki çift taraflı uyarım yöntemleri: Çift taraflı uyarımın yöntemi ile beynin doğal iyileştirme süreçleri aktive edilir.

EMDR terapisinde göz hareketleri mutlaka gerekli midir?

Göz hareketleri veya diğer türdeki çift taraflı uyarım yöntemleri EMDR terapisinin önemli bir parçası olsa da, çift taraflı uyarımın yanında EMDR terapisinde mutlaka gerekli olan birçok farklı müdahale vardır. EMDR terapisi karmaşık bir yaklaşımdır ve terapinin etkililiğinde birçok etken rol oynamaktadır. Göz hareketleri (veya diğer türdeki çift taraflı uyarım yöntemleri) içsel sıkıntıya odaklanılırken, dikkati aynı anda dışarıda tutmayı sağlamaktadır. Dikkatin aynı anda hem içsel süreçlere hem de dışarıya verilmesi EMDR terapisinin etkinliğinin önemli unsurlarından birisidir.

EMDR terapisinde kullanılan çift taraflı uyarımın nasıl bir faydası vardır?

Çift taraflı uyarımın neden işe yaradığı ile ilgili birçok farklı görüş ortaya konulmuş ve bu konuda birçok araştırma yapılmaktadır. Çift taraflı uyarım ile beynin genel olarak mantıkla ilişkili bölümü olan sol bölümü ve duygular ile ilişkili sağ bölümü arasında bilgi iletiminin daha verimli hale getirilmesi, güvende olunduğuna yönelik doğal bir refleks mekanizmasının harekete geçirilmesi, olumsuz duygu hâli tetiklendiğinde bu hali ortadan kaldırmaya yarayan dışsal bir uyarım olması ve böylece rahatlama sağlanması, hâfızanın çeşitli bölümlerini aktive ederek olumlu bilgilere ulaşılmasının sağlanması, dikkatin bir bölümünün şimdiki zamanda tutulmasını sağlayarak travmatik hâtıralarla yüzleşilmesinin mümkün hâle gelmesi şeklinde çeşitli açıklamalar bulunmaktadır.

EMDR terapisinin yan etkileri nelerdir?

Diğer terapi yaklaşımlarında olduğu gibi EMDR terapisinde de bazı kişilerde kısa bir dönem için sıkıntı düzeyinde artış olabilir.

1. Rahatsız edici ve işlemlenmesi tamamlanmamış deneyimler hatırlanabilir,

2. Bâzı danışanlar terapi seansı sırasında yoğun bir duygulanım ve bedensel hisler yaşayabilir.

3. Terapi seansı sonrasında ele alınan durum/anı üzerindeki beynin bilgi işleme süreci devam edebilir ve bu yüzden rüyalar, yeni hatırlanan anılar vb. olabilir.

EMDR terapisi konusunda yetkin olan bir terapist gözetiminde ilerlendiğinde yukarıdaki durumlar herhangi bir problem yaratmamaktadır. EMDR terapisinin ilk aşamaları öncelikle duygu kontrol yöntemlerinin öğrenilmesi olduğundan dolayı danışanlar rahatsız edici duyguları konusunda neler yapabileceklerini bilmektedirler.

EMDR terapisine kaç seans devam etmek gerekiyor?

Terapi sürecinde yürütülecek seans sayısı problem türüne ve danışanın yaşam öyküsüne bağlı olarak değişmektedir. Bunun yanında EMDR terapisinin uzunluğu ile ilgili yapılan araştırmaların sonuçlarına göre terapi alan kişilerin %80-90′ı için tek bir travmatik hatırasını ele alıp sindirebilmek ve hatırlandığında rahatsızlık vermeyen bir noktaya getirebilmek için 1-3 seans yeterli olmaktadır. Bir anıyı ele almak benzer türdeki üzerinde çalışılmamış anıları da olumlu yönde etkilediğinden dolayı EMDR terapisinde geçmişteki her bir olumsuz deneyimi tek tek çalışmak gerekmemektedir. Terapinin uzunluğu, üzerinde mutlaka çalışılması gereken anıların sayısına ve kişinin ilerleme hızına göre önceden açık bir şekilde planlanmaktadır. Genel olarak EMDR terapisinin kısa süreli bir terapi yaklaşımı olduğu söylenebilir.

EMDR terapisinde hâtıraları ele almaya başlamadan önce kaç seans yapılmaktadır?

Anıları ele almaya başlamak için duygu kontrolü yöntemlerini öğrenmeyi içeren bir hazırlık dönemi gerekmektedir. Bu dönemin ne kadar süreceği danışanın “kendi kendisini rahatlatabilme” becerisine ve bu konudaki öğrenilen yöntemlerin uygulanma durumuna bağlı olarak değişmektedir. Terapist gevşeme yöntemlerini hazırlık aşamasında danışana öğretir. Danışanlar genelde bir ya da iki seans sonrasında anıları işlemeye başlamaya hazır hale gelmektedir.

EMDR terapisi hipnoza benziyor mu? Benzerlikleri ve farklılıkları nedir?

EMDR terapisi hipnozdan farklı bir terapi yöntemidir. Hipnoz uygulaması sırasında kişinin gevşemiş bir zihinsel duruma geçmesi -trans hali- gerekmektedir. Kişinin dikkatinin önemli bir bölümünün içsel dünyasına odaklanması amaçlanır ve kişi belirli telkinlerle yönlendirilir. EMDR terapisinde ise kişi gerçeklikle sürekli bağ halindedir. Hipnozdaki gibi bir trans haline girilmemektedir. Hattâ bilinçli olarak olumsuz duygular geldiğinde bunları yaşamak ve böylece çözümlenmesini sağlamak üzerine odaklanılır. Terapist danışanı telkinlerle yönlendirmez. EMDR terapisinde kişi her şeyin bilincindedir ve anıyı işleme sırasında istediği zaman ara verebilmektedir.

Travmatik anılarımdaki rahatsızlığımı aynen geçmişteki yoğunluktaki gibi tekrar yaşayacak mıyım?

Birçok kişi deneyimlerinin sadece küçük bir kısmının farkındadır, bazıları da hisleriyle daha çok bağ kurabilmektedir. Diğer birçok terapi yaklaşımının aksine EMDR terapisi alan danışanlardan travmatik anılarının hissettirdiği rahatsızlıklarını seansta uzun süre boyunca yoğun bir şekilde yaşamaları istenmez. EMDR terapisi sırasında yüksek düzeyde bir rahatsızlık hissi olduğunda bu sadece birkaç dakika sürer ve sonrasında hızla rahatlama sağlanır. Bu rahatsızlık hissi kendi kendine hızlı bir şekilde gerçekleşmiyorsa hızlı bir rahatlamayı sağlamak için eğitim almış olan EMDR terapistinin uygulayabileceği birçok yöntem bulunmaktadır. Danışanın kendisi de terapinin hazırlık aşamasında rahatsızlık hissi karşısında kendisini kısa süre içinde rahatlatabilecek teknikler konusunda eğitilmiştir.

***

 

Milton Erickson

Silik Hipnoz dediğimiz ve bilincin neredeyse tamamen açık olduğu yöntemde ise gene aynı şekilde göz hareketlerini yaptırıyorum ve yukarıda bahsedilen hemen her klinik sorunda başarılı cevap alıyorum.

Danışanın / hastanın bilincinin açık olması da, ayrıca bir avantaj sergiliyor.

Bugüne kadar yüzlerce hastada bu yöntemi uyguladım ve çalışmalarımı hakemli dergilerde yayın hâlinde de bilim dünyasıyla paylaşacağım.

Bu arada, Hipnoz Kurslarımız da devam ediyor.


Bütün katılımcıların yazılı izni alınmıştır

19 Mayıs Ulusal Egemenlik ve Gençlik Bayramımız kutlu olsun.

Sevgim ve saygımla...

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 19.05.2015

Etiketler: hipnoz psikoterapi
228 kez okundu
0