Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

M. Kerem DOKSAT

M. Kerem DOKSAT

Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ
5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.
İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.
Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.
Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.
Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.
Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.
53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Bu yazımı tamamen çalakalem klavyeye alıyorum.Son hücumlardan ve felâketlerden sonra (isim zikretmeyeceğim) hemen herkeste “İslâm bu değil” tepkisi başladı. Gerek bizimki, gerekse diğer bütün İbrahimî dinlerde ve inanç sistemlerinde, müçtehitlerin tefsirlerinde, hiç tereddütsüz bir şekilde, diğerlerini “ötekileştirmek” ve kutsal addedilen değerler uğruna diğerlerini ortadan kaldırmak vaatleri vardır ve hepsinde de bir Son Nihâî Savaş (Armageddon veya her ne ise) mesajı verilir.

Din isimli, tamamen insan yapısı olan müessesenin bundan arınmış olanları arasında belki de “İlkel” dediklerimiz yer alır ve bunlar arasında da "Animizm, Animalizm, Totemizm” gibiler var.

Bushman denen küçük adalar ki, bunlar insanın ilk doğduğu yerde yaşamaktalar.

***

Aklıma hemen Nedim Zenbilci, Ayhan Songar ve eski günler geldi.

Ben asistandım ve "eğiticilerin eğitimi toplantılarına katılırdık"

Çok sevdiğim bir Coca Cola şakası olan filim vardır: "Tanrılar Çıldırmış Olmalı" diye...

Bunu okumalarını sıklıkla da hastalarıma, yakınlarıma okumalarını salık veririm.

Konu basittir, küçük siyah adam yâni Afrikalı, en hakiki Öz Atamız, tepesine düşen Cola kutusunun peşine düşer ve hiciv dolu sahnelerde, onun dünyanın uçaktan düşen bu şeyin "kutsal" olduğuna inanarak, başlar peşinden koşuşturmaya. 


Bunlar hâlâ şu yaşlı mavi dünyamızın Doğu denen kısımlarında hükümlerini sürdürmekteler...

Şaşkına dönen Afrikalı bir yere, bir de semâya bakar ve "tanrılar çıldırmış olmalı" diye düşünür.

İlkellikle suçlanan bu kişiler belki de en güzel dine sâhiptir çünkü, tanrıları bir adet Cola kutusudur sâdece!

Tabii, buna bir anlam veremez ve onu mabut olarak idrak eder (algılar) yeni Türkçesiyle...

Zavallı Küçük Siyah Adam tamamen büyüsel düşünmekte ve dünyayı da öyle görmektedir.

Başlar peşinden koşmaya...

Yukarıdaki uçan cismi, pek muhtemelen, bir UFO zanneder, Cola tenekesini de bir "tâltif" yâni hediye...

Aslında Sömürgeciliğin bir simgesidir bu  ve onu tanrı sanır ve bilmeden ABD'nin tepesine attığı bir semboldür. Ah tabii, bu âlemi de, yâni havsalası da dümdüz, tekerlek gibi şey olarak çalışmaktadır.

Hâlbuki, tapınması istenen, ikisinin de sermaye ortakları aynı olan iki büyük Kapitalist gruptur: Cola'lar...

Bunlara Ülker Cola gibiler de eklendi son senelerde.


Artık öyle bir döneme girmekteyiz ki, Facebook hâttâ twitter dahi tehlikeli.

Herkes gölgesinden endişe eder olmakta!

Bushman için her şey canlı, kutsal de değerli hâttâ kıymetlidir.

Avının her bir zerresine saygı gösterir ve onu sâdece avlamak amacıyla öldürdüğü için de özür diler.

Çünkü o hayvan aslında ölmemiş, ruhlara kavuşmuş, herkese mâl olmuştur.

Ama İslâm adına işlenen bu vahşetin amacı ne: Cihat

En azından ben öyle zannediyorum ve yorumsamaya da açık tabii ki...


Bunların kaynağı ne?

***

Şimdi öğrendik ki, Can Dostumuz ve Sevgili Aksel'in ve biricik Karısı Zeynep Siva bebasını kaybetmiş.

Hemen aradık ve her zamanki gibi dimdikti ama biraz da hüzünlüyü...

Keşke yapabilecek bir şeyler olsaydım ama ecele geldi m, teselli pek güç.

Onların öyküsü de pek güzeldir Cerrahpaşa'da tanışıp âşık olmuş, öyle de evlenmişlerdir.

Nasıl gideceğiz ki cenazeye?

O kadar sevilirler ki, etrafları onları Kardeş muhabbetiyle sevenlerle dolacaktır kuşkusuz

Zeynep benim de hekimim ve çak harbi, hasbi bir dotumdur.

Güneş Kızıltan Meral Kızıltan, Naci Karaağaç ne güzel bir ekiptik.

Aksel de hep ona büyük bir aşkla bağlı kalmıştır. 

İkisi de çok iyi ve dost hocalar, hepsinden önemlisi, insandırlar...

Acaba neredeler? 

Aksel'in ona olan sadakati ve muhabbeti farklıdır. Şimdi bir evde beş başlarına kaldılar herhâlde...

Neslim de konuştu ama bilemezdik ki...

Herkes ölebiliyor. Bunun bir sonu yok ki!

Bir de derlerki "hiç bir şey ölmez, her şey yaşar" diye!

Acaba nerede toprağa verecekler merhumu, yetişebilecek miyiz...

Câmide mi, Kilisede mi yoksa Havrada mı? Ne fark edecek?

Beraber hemen hemen bütün Anadolu'da eğitimler vermiştik.

Tâ yurdun ücra köşelerine uçlarına kadar gitmiştik.


Cihan da yakın dosum ve çok iyi bir Fizik Tedavi uzmanıdır.

Sanırım o da Çapa kökenlidir ve çık gırgır bir adamdır...

Şimdi okunacak bir Ezân-ı Muhammedi, acaba kim velî kim deli kim O'na ulaşmış...

Belli mi?

Yarın tekrar görüşürüz...

Bu arada, Psikanaliz Yanılgısı da yayımlandı, Alter Yayıncılık, Ankara....

Şimdi en büyük ibadete devam: POLİMED'e gitmek! 

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - Hüzünlü bir Gece

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - 17.05.2015

1729 kez okundu
0

Bu yazımı tamamen çala-kalem klavyeye alıyorum. Son hücumlardan ve felâketlerden

sonra (isim zikretmeyeceğim) hemen herkeste “İslâm bu değil” tepkisi başladı. 

Gerek bizimki, gerekse diğer bütün İbrahimî dinlerde ve inanç sistemlerinde, müçtehidlerin tefsirlerinde, hiç tereddütsüz bir şekilde, diğerlerini “ötekileştirmek” ve kutsal addedilen değerler uğruna diğerlerini ortadan kaldırmak vaatleri vardır ve hepsinde de bir Son Nihâî Savaş (Armageddon veya her ne ise) mesajı verilir.

Din isimli, tamamen insan yapısı olan müessesenin bundan arınmış olanları arasında belki de “İlkel” dediklerimiz yer alır ve bunlar arasında da "Animizm, Animalizm, Totemizm” gibiler var.

Bushman denen küçük adalar ki, bunlar insanın ilk doğduğu yerde yaşamaktalar. Çok sevdiğim bir Coca Cola şakası olan filim vardır: "Tanrılar Çıldırmış Olmalı" diye...

Bunu okumalarını sıklıkla da hastalarıma, yakınlarıma okumalarını salık veririm. Konu basittir, küçük siyah adam yâni Afrikalı, en hakiki Öz Atamız, tepesine düşen Cola kutusunun peşine düşer ve hiciv dolu sahnelerde, onun dünyanın uçaktan düşen bu şeyin "kutsal" olduğuna inanarak, başlar peşinden koşuşturmaya. 

Bunlar hâlâ şu yaşlı mavi dünyamızın Doğu denen kısımlarında hükümlerini sürdürmekteler...

Şaşkına dönen Afrikalı bir yere, bir de semâya bakar ve "tanrılar çıldırmış olmalı" diye düşünür.

İlkellikle suçlanan bu kişiler belki de en güzel dine sâhiptir çünkü, tanrıları bir adet Cola kutusudur sâdece!

Tabii, buna bir anlam veremez ve onu mabut olarak idrak eder (algılar) yeni Türkçesiyle...

Zavallı Küçük Siyah Adam tamamen büyüsel düşünmekte ve dünyayı da öyle görmektedir.

Başlar peşinden koşmaya...

Yukarıdaki uçan cismi, pek muhtemelen, bir UFO zanneder, Cola tenekesini de bir "tâltif" yâni hediye...

Aslında Sömürgeciliğin bir simgesidir bu  ve onu tanrı zanneder ve o da, aslında, kendisi bilmeden ABD'nin tepesine attığı bir semboldür.

Tapınılması istenen emperyalizmin teneke kutusudur desem yanlış mı, ne dersiniz?

Zâten hepsi aynı kapıya çıkar: Çok eskiden okuduğum bir kitap var: Votka Cola.

Pepsi veya Cola....

Hepsi de kokain ihtiva eder. Ayrıca da karbonik asid, şeker ve tuz.

Çok içilince de, mideyi zımba gibi deler!

Dinler güzel şeyler, bu bir vâkıa ama onların bâtınî yâni ezoterik yönünü görebilirsek.

Bunları ise ancak birtakım sufi ve gönül gözü açık kişi, diğer adıyla belli bir gönül gözü açıklığına kavuşabilmiş eşhâs bize verebilmekte.

Yoksa ikra, yâni "oku" emrini bol okuyup kendini geliştirerek Âdemoğluna ve kâinata en büyük hizmet olarak görmenin kıymeti anlaşılamaz, değeri ise hiç bilinemez gibi gelmekte fakıyra.

Bilmem okuyucu ne der acaba...

Din, Mâbud ile inanan arasında güzel bir köprü ama hepsi o.

Bir gâye hâlini alınca tehlikeli olabiliyor.

Neticede (İbrahimî) olanların hepsinin de bir olumlu, bir de menfi yönü bulunabilir...

Hele meallerden hareket edilince.

Bilhassa İslâm'da bu çok belirgin ve meselâ Emralı'nın yazdığını Yaşar Nuri beğenmiyor, onunkini başkası.

Ben de Kur'ân Arapçasına vâkıf değilim ve nakiller ve tefsirler arasında şaşırıp kalıyorum.

Anlayabildiğim kadarıyla, çoğu din yâni Dünya Görüşü, âdemin şaşmasıyla şaşırıp kalması arasındaki nüansa dikkat çeken öğütler ve birer Valthenshaung.

Bu da onların içindeki yönü görebilenler için Hakikat'e açılan kapı sonsuz.

Satanizm gibi olanları ise hem çok iç-tutarlılığı olan ama Sapkın şeyler çünkü şeytan'ı, -hâşâ- Allah'la aynı, hâttâ üstün görmekteler. (la Vey, ABD).

286 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Evimizde kimleri ağırlamadık ki?

Saysam mı acaba...

Sevgili İclal Aydın geldi.


Sevgili TV yapımcısı Kadim dostlardan Esra Ceyhan....

Sevgili Kuzenim Cem Kurdoğlu,

Can Ataklı ve güzel karısı,

Sevgili İlber Ortaylı,

Sevgili ... Hocamız ve eşleri...

Sevgili Haluk Çeçen ve Refikaları, tam bir ulusalcı.

Sevgili ve çok saygı duyduğumuz Prof. Dr. Selçuk Erez.

Daha niceleri...

Ama nedense pek iyi ev sâhipliği yapamamaktayız sanırım ki pek mukabele eden de, arayıp soran da yok.

Devir böyle artık ve siz aramadıkça, kimseler sie dönmüyor.

Sanırım hemen herkes bir çeşit bunalımda ve sıkıntıda, kolay kolay kimseleri aramaz oldu bu devirde.

Aralarında pek çok kişi daha geldi.

Meselâ Kızım.

Tahir ve Figen, Ümit Şensöz ve Ailesi, Sevgili Celâl ve Oya,

Daha niceleri...

Fakat bir gariplik var sanıyorum, insanlar belki de dağ kadar uzakta!

Bu arada epey ülkeye de gittik: Fransa, Nice hâttâ İzmir İstanbul arasında gidip gelen seyyah olduk ama bir şeyler buruk ve keyifsiz gibi artık.

En fazla evinde rahat hissetmekte insan kendisini.

Beklemez miyiz sanki herkesi ama bir acayiplik silsilesi var.

Misafirperverlik pek mühim tabii.

Ha, Sevgili Doğan Canku da geldi. Gitar çaldık birlikte...

Canım Esin’in kızı da uğradı ve yalnız gibiydi sanki: Pınar.

Bekliyoruz herkesi gene evimize...

Ha, tabii, daha nice kapı var dolaşılacak: Melâhat Halam hayatta.

KDAA ve Familyası da öyle...

Bakarsınız yol Uzanır Huber Köşkü’ne veya Pensilyanya’ya,

Bu arada Yaşar Kemal rahatsızlanmış.

Bakıyorum da, Sevgili Neslihan hâlâ yaşıyor.

Cemil Amcam göçmüş.

Peyami Safa hâlâ hatırımda.

Komşularımız Taekwdondocu Zekiler de geldi evimize.

Bu arada kimleri bir şekilde tanımamışım ki: Yeşim, Gülben, Sabancılar...

Ama hâlâ gidemedim Filipinler'e tekrar.

Bakalım kızım ne yapmakta, evi nasıl?

Acaba ne yapıyor Yaşar Nuri Öztürk.

Hep iftihar ederim tanımış olmakla: Okan Bayülgen.

Elmalılı’nın torunu, şovmen ve şeker sunucu...

Sevgili Banu Zorlutuna da gelmişti sanırım (Metroseksüel teriminin yaratıcısı, KENT TV'den kalma çocukluk arkadaşım)....

Hâttâ Devrim Ünal ve Cemile de...

Daha Raffi Ağabeyi tekrar çağıramadım.

Diyorum ya, her bir şeyin küçücük dijital âleme sığabildiği bu devirde, minnacık bu aletlere alışamadık...

Murat Duygan da gelmişti bir kere...

Ama hâlâ birçok ağırlamak istediğimiz kişi var: Halam kalkamaz belki ama Yeşim ve Bülent gelebilir.

Işıl Ablam ve Alev de karşıyalar âdeta.

Işıl da ameliyat olmuştu ama sanırım Amerika'dan dönmüştür.

Murat da iyi, China on Line'ı kuran dâhi......

O da AFS ile gidip gelmişti ve çok entellektüeldir. Bu aralar pek dışarı çıkmıyor sanırım...

Bugün Sayın Hasan Bey de geldi, Alter Yayıncılığın sâhibi.

Beni Psikanaliz Yanılgısı yakında piyasada...

Psikiyatri Tarihi eserim de iki cilt olacak.

Bütün bunlar âlâ ve güzel de...

Memleketim nereye gitmekte derseniz,...

Hiç de güzel değil sanırım!

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - Karanlık Günler - 15.01.2015

277 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Batı Âlemi’nin en temel sorgulamasıdır felsefe. İnsan sorar kendine: “Hayatın anlamı ne, ne için varım, niçin yaşıyorum”...

Bunu yaparken de en temel şeyleri sorgular: “Nereden geliyorum, kimim, ne için yaşıyorum”.

Eğer ben bir canlıysam –ki bilinmez, amacım ne, neden yaşarım bu hayatta.

Canlılıkla cansızlığın dahi sınırlarının belirsizleştiği Yeni Milenyum'da acaba bunların cevaplarını bilebiliyor musunuz?

Rodin’in (1980) ünlü Düşünen Adam Heykeli uluslararası bir şâheserdir.

Bizde Bakırköy’de hâlâ bulunur bir kopyası.

Felsefe “Hikmet yâni Bilgelik Sevgisi” demek olup, bir filozof hayatın en temel şeylerini sorgular.

Bunları genellikle kendimize orta yaşlarda sorarız.

Bunlar evrensel (cihanşümul) sorulardır ve orta yaş civarında başlanırsa, sorgulanmaya, bu genellikle hayırlıdır.

Yok, eğer henüz 10-12 yaşlarında sorguluyor isek Hakikat arayışını, bu biraz fazla erkendir denir.

Hülâsâ, "neden, niçin ve nasıl yaşıyorum" diye sorgulamanın ideal dönemi ileri yaşlardır...

Yâni, tâ Kadim Yunan’da başlayan bu serüveni asla bitmeyecektir düşünen beyinlerin.

Peki bunlar sâdece insan olmak zorunda mı?

Thales (MÖ 500 civarı) ve Aneksimandros su ve dünya tasarımı üzerinde tartışırlar ve tâ o yıllarda dünyanın boşlukta ama düz olduğu çıkarımını yaparlar.

57 yaşından gün alırken, yeniden başladım her şeyi sorgulamaya...

Dinler –ki onlar da sosyal psikoloji anlamında birer ideolojidir-, bu asla bit-e-meyecek seyahate bize ne kadar yardımcıdır?

Hakikat ve gerçek farklı mıdır?

Neden hâlâ üşütünce Ihlamur en âlâ ilâçtır?

Neden "çok yaşa denir"?

Hapşu ne?

Yoksa bu Tanrı'nın veya tanrıların işine karışmak mıdır?

İnsan hapşırdığında salya sümük olur, bu arketipal bir Su imagosu mudur?

Neden hâlâ mehtaba çıktığımız kuşkulu ve ilk kozmonot Armstrong neden çok öfkeli.


Eğer biz her şeyi biliyorsak, neden ve niçin hâlâ bir uzay (feza: space) kolonimiz yok?

 

Mademki atmosfer çok ince ve çekim gücü de 1/6 idi, neden o bayrak kımıldamıştı?

Hani klâsik şakadır ya: "Ayda seks yapmak çok müthiş" bir fantezidir". 

Hadi diyelim ki gidildi veya gidilecek...

O giysilerle nasıl yapılır ki bu meret?

Einstein'in formül aşılabildi mi?

Yer-çekimi bu kadar düşükken ve solumak zorken nasıl yapılır? 

Mars'a gidersek, o kadar USD harcamaya değecek mi, yoksa mars mı olacağız?

Neden Uzay Yolu filmindekilerin hiçbiri hâlâ tahakkuk etmedi?

Muhteşem mizah

Solucan delikleri mi yoksa yeni Büyük Patlamalar mı yoksa hipotetik Takyon ile mi uçulacak?

Arjantin kökenli Papa da buraya geldi ama sayıları da çift oldu!

Cizvit, öbürü değil!

Hristiyanlıkta Teslis korunuyor ve hâlâ Şeytan Çıkarma yetkileri var denir.


Aslında bir Gilles de la Tourette vak'asıydı...

Bu zat akıllı mıydı?

İşte bunları hep sorar dururuz...

Bir süre için Mekânı nadasa bırakmaya karar verdim.

Herkese sevgi ve selâmlar...

Mehmet Kerem Doksat - Zor ve Sıkıntılı günler - Tarabya - 14.02.2015

246 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Biraz kaçalım diyoruz İzmir'e. 

Orası çok sıcak ve dost dolu…

Buralar gibi değil!


Kadim Yunan Medeniyetinin merkezi.

Orada kimseler sizi yargılamaz, işret ve muhabbet çok ganidir.

Ucuzdur fiyatlar, rakı, şarap ve börülce.

Çok insan orada...

Meze bol, hâtıra çok.

Belki Kordon'da takılırız, Kıl lâkaplı Birisi de orada (dünya şekeridir)...

Birgül Anne şükürler olsun hayatta. Tıpkı Asım Dayım gibi...

Efes'e ve Bodrum'a, Siyavuş Ağabeyime de yakın...

Şanlı Ailesi ve Şaşzadeler de muhkemdir.

Zeyno, diğer sofistike mekânlar...

Belki sahilde, Kordon'da tur atarız. Hâttâ Türkiye Psikiyatri Derneği Merkez Komitesi de baskına uğrayabilir ve Can'la, Şeref'le, Ataman ve ve Erdal Hoca ile de, TED'li Sevgili Berna Uluğ'la karşılaşırız belki..

Belki birkaç dem de alırız hep beraber...

Zeki ve Nezafet, hâttâ Sultan Tarlacı da orada...

Ali Saffet Gönül de muhtemelen... 

Tahir ve Figen de Çeşme'deler sanırım...

Ahmet Çelikkol ve Cengiz Güleç, Mansur, Baybars filân buluşabiliriz de...


Gene çok yazık edilen bir Demokrasi Havarisinin ismine kurulmuş olan hava alanına ineriz: Adnan Menderes...

Ben pek bebektim onun zamanında ve hep Küçük bir ABD olmamızı arzu etmişti.

Bu arada belli şeyleri çok net öğrendim:

1. Yergide nekes ol.

2. Övgüde zengin ol.

3. Sövgüde sus.

4. Methiyede ölçüyü kolla.

5. Kimseleri başkasına satma!

6. Kanaatkâr ol...

7. Yükseldikçe tevazun artsın, kibri terk et.

8. Kindar olmamaya gayret et.

9. Elbet öleceksin, barış en çok kişiyle..

Ergun da orada, Sevgili Efsun'la ama ta Karşıyaka'dalar...

Eğer gene Yunan tayyarelerinn tâcizi olmaz da, birkaç da UFO görürsek, hak vereceğim Ne İdüğü Bilinmez Cisimcilere.

Lesbos, Girit hâttâ diğer adalar birkaç kulaçlık mesafede...

Nasıl da kaptırmışız Rum'a...

Doksato yakın sayılır.

Ne hüzün verici ki KKTC de tehdit altında ve Pan-İslamizm başladı...

Fransa'nın göbeğinde Kaleşnikof ne arar?

Nasıl sokarlar Champs-Ellyse'ye!

Aklıma Thales ve Aneksimandros'un muhabbeti ve bir zamanlar Selanik'e (Selaniko oldu ya) gidişim geldi...

Oradaki "Gardaş" diyen şen şakrak Rum hâlâ yaşıyor mudur? Karısı hemşireydi, Bol şarap ve muhabbet vardı. WYETH firmasının sponsorluğunda avdet etmişti ve Aksel de aynı oteldeydi. Depresyon anlatmıştım; hâlâ çok farklı bir şey de yok.

Acaba gündeme IŞİD nasıl düştü? Nereden çıktılar birkaç senede...

Batı, ektiğini mi biçmekte?

Dahası, Bölücübaşı serbest bırakılırsa, bu memlekette acaba ne patlar?

Bir Solcu derginin sloganıyla (F....r isimli bir e-grubundan bu sebeple ayrılmıştım) "en iyi Kürt Ölü Kürt'tür" diyenlerle, diğer gruplar kapışırsa, acep sonu nereye varır? 

 

İç Savaş!

Kim kazanır? Bilemem ama gerek bir darbe olsun, gerekse olmasın, en az bir 50 sene daha geriye gideriz... Ali Rıza Saysen ve diğer ahbaplar orada mı?

Bu arada, Güler ve Cem devre uyum sağladı; başka çareleri mi vardı (Cem'in, Sayın Cumhurbaşkanımız, Devletlû RTE'nin, Paralel Yapı (Fethullah Gülen) ile mücadelesi mevzulu dev prodüksiyonu yakında bütün sinemalarda seyredilebilecek).


Biz hâlâ Atatürk'ün takipçisiyiz oysa; aslında, çok âşikâr bir şekilde, AKP de öyle değil mi? Merhum ne yaptıysa, ayna imajı şeklinde onlar da fiiliyata dökmekte. Eminim ki Sevgili Kuzenim Cem Kurdoğlu da, Eski Ülkücü Güler Kömürcü de öyledir.

Çınar küstü ama biliyorum ki orada. Belki Reyhan'da, belki başka bir mekânda karşılaşırız nasıl olsa.


Bu âyinlere seyirci olarak Merhum İhsan ve Melahat Koloğlu, Pederim ve Ümid Hamım da iştirak etmiştik. Eskiden Ateistken, Din Psikolojisi mevzuundaki jargonla, bir "konversiyon" ile Halveti-Cerrahî olan Cemil Meriç Amcamın kızı da bu dergâha intisap etmişti...

Merhum Eniştem ve Nezahat Halam orada yatıyor.

Çocukluğumun bir kısmı Karşıyaka'da geçmişti...

Sahilde balık avlardım ve pek şendim.

Şimdilerde endişeliyim! Deniyor ki en az 5-6 milyon kişi mevta olur; daha fazlası da gazi... Ya bir de Marmara Depremi eklenirse -ki olacak elbet...

Dün bir baktım İlber Hoca canlı yayında, Murak Bardakçı aradı ve hemen açtı telefonunu...

Bu sol derginin Yayın Yönetmenlerinden biri de Prof. Dr. Üşümezoğlu'dur. Acaba hayatta mı ki? Daha genç ve sanırım Moda'da oturur. Vücut geliştirme ve sağlıklı beden sporunda (fitness) çok yetkindir.

 

Soldan veya sağdan ama ya bu kaçınılmazsa!

Baybars ve cici karısı bizleri ağırladılar.

Azıcık mahcup olmadık desek, pek doğru olmaz.

Az içip yedik, mübalağaya kaçamadık.

Ali Saffet'le de konuştuk ama görüşemedik. 

Telefonda konuşabildik ancak. Oğlu pek tatlıdır ve babasına azıcık âşıktır.

Ha, Kur'ân Arapça'sını bu yaştan sonra çözmem pek müşkül ama diğer meallere de göz atacağım...


Bilmediğim için anlamıyorum.

Diğer mealleri de tekrar okumaktayım.

Bâzı meraklılar için, Sayın Cem Özer'in programlarından biri (Narsissizm yaptım)...

Evrenin yaşında biraz hatam var (meraklı öğrencilerim söyler belki), isim de Stanley Cobb olacaktı.

Gani Bey ile mutlaka tanışmak istiyorum

Ali Saffet de böyle büyük hoca olmuş durumda...


Ben daha Kayseri'de, izini şimdilerde maalesef kaybettiğim Çok Değerli Hocam, Yorgunluk Sendromu sebebiyle bîtap düşen Prof. Dr. Seher Sofuoğlu'nun asistanıyken bile âdeta "Doğuştan Doçent" idi Ali Saffet...

Yakında Rektör de olabilir ama şimdilerde, hele şu son çalkantılı zamanlarda, "yukarısı" çok ama çok karışık!

Neyse, Sevgili Yüncü Ailesiyle de beraberdik.... 

En son yatarken Sevgili Erol Göka'yı gördüm TV'de...


Belli ki her şey çok iyi ve âlâ. 

Sevgili Erol çok sevdiğim bir sosyo-politik ve toplumsal yorumcudur ve çok başarılı olarak da Âkil Adam hâlinde bizlerin ne kadar parlak günlere gittiğini müjdeliyor ve herşeyin yolunda olduğunu müjdelemekte.

Bu da pek güzel bir haber tabii ki...

Şimdi vaşit geç, Neslim de uyumakta ama ya bunca karmaşa ne?

Ya bir de Nobel'i verirlerse bir gün!

Ben bu adamı bize paketlerlerken SHOW TV'de, Reha Muhtar'ın misafirdim seneler önce ve ""Yeni bir Yâser Arafat yaratılıyor" demiştim de...

Merhuma da sanırım şöyle yapılmış:

Bizim câmiada birtakım infialler doğmuştu!

Kaygılıyım, endişeliyiz ve merakla beklemekteyiz.

Hani Nobel bu, Batı Kulübü verir mi verir de...

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - 12. 01.2015

Etiketler: abd açılım apo pkk
398 kez okundu
0