Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

BEBEK YÜZLÜ AMOK

Posted by on in Bilimsel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2688 kez okundu
  • 2 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

ABD’nin Connecticut eyaletindeki Newtown’daki Sandy Hook ilkokulunu hedef alan silâhlı saldırıda, bildirilen son rakamlara göre 22’si çocuk, 28 yetişkinin hayatını kaybettiği katliamın “kahramanının” 20 yaşındaki Adam Lanza olduğunu öğrendik.

 

ABD’de tarihin en büyük katliamlarından birini yapan bu gencin intihar etmeden önce Newtown’da öldürdüğü kişilerin arasında annesi Nancy Lanza da bulunuyordu. Yakınları, onu “sağlıksız, iyi değil, farklı, rahatsız, başkalarıyla bağlantı kuramayan” gibi ifâdelerle tanımladılar. New Jersey’de yaşayan 24 yaşındaki Ağabeyi Ryan Lanza ise, “adam bir otistik” dedi ve “Asperger Sendromu + Antisosyal Kişilik Vak’ası” olduğunu ifâde etti.

Ryan Lanza’nın, üç yıl kadar önce annesinden boşanan babası Peter Lanza’nın çalıştığı ünlü Ernst & Young Şirketi’nde vergi uzmanlığı yaptığı, eski karısıyla ve oğluyla pek ilgilenmediği söylendi. Yâni Baba Peter Lanza, anneden ayrıydı, 52 yaşındaydı, vergi uzmanı eski bir akademisyendi. Şimdi General Electric’te başkan yardımcılığı yapan üst düzey bir yöneticiydi. Dört yıl önce boşanmışlardı.

ABD’nin en zengin eyaletlerinden biri olan Connecticut’ta büyüyen Adam Lanza, saldırıdan önce IBM, Pepsi gibi şirketlerde çalışan üst düzey yöneticilerin oturduğu zengin bir mahâllede, yüzme havuzlu bir malikânede, 54 yaşındaki annesi Nancy Lanza ile birlikte yaşıyordu.

Adam Lanza, mahâllede kimsenin şikâyetçi olmadığı, genelde hep mesafeli, sıradan bir gençti. Facebook hesabı yoktu. Tek bilinen, gelir durumu oldukça iyi olan anne Nancy Lanza’nın dört yatak odalı, havuzlu müstakil malikânede, zaman zaman arkadaşlarıyla şans oyunları oynadığı ve onun da annesine katıldığı.

Adam Lanza’yı merak ediyorsanız, şimdiye kadar ABD’li gazetecilerin bütün bulabildikleri bunlardan ibâret. Newtown’daki ilkokul katliamında polis sâdece tek bir kişinin yaralandığını açıkladı. Çünkü karşısına çıkan 20 çocuk ve altı yetişkini elindeki silâhlarla vuran Lanza, ateş ettiği herkesi büyük maharetle öldürmüştü. İki ayrı sınıfta sıkıştırdığı çocukların kurşun yaralarından kurtulmaları zâten imkânsızdı ama katlettiği altı yetişkini de öldürünceye kadar vurmuştu.

ABD’nin artık kanıksadığı bu tür olaylarda, herkes kaatilin insanları rastgele seçip öldürmesine de alıştı ama bu sefer öyle bir olay ki, bırakın sebebi, ortada bir bağ da yok. Ortada görülen tek ilişki, anne Nancy’nin bir süre öncesine kadar Sandy Hook’ta öğretmenlik yapması. Adam’ın da onu tanıyan okul yöneticileri tarafından o sâyede binaya alınması. Ama Adam’ın evde annesini öldürdükten sonra okulda konuştuğu herkesi katledip sonra da intihar etmesinden, dolaysıyla ortada bir şâhit bırakmamasından dolayı, genç adamın okulda ne aradığı da asla tam olarak bilinmeyecek. Bâzı komşular ise Adam’ın sosyal ilişki kurma zorluğu içeren Asperger Sendromu olduğunu söylendi ya, şimdiye kadar bunun da bir delili ortaya çıkmış değil. Amerikan basınında bütün hikâye yine ister istemez bir akıl hastasının katliamına dönüştü.

Herkesin birbirini tanıdığı, herkesin birbirinin evini, otomobilini bildiği kasaba, şimdi zihinlerden kazınması imkânsız o korkunç olayın ardından tarihinin en acı Noel tatiline hazırlanıyor. 28 bin nüfuslu Newtown’da insanlar bir araya gelip dua ediyor, yas tutuyor. Gazeteciler sordukça, geriye dönüp olayın fâili Adam’ı düşünerek katliama giden bir ipucu bulmaya çalışıyorlar: “Çok kabaydı”, “her zaman ürkütücü bir hâli vardı”, “beysbol takımındayken düştüğü zaman acı hissetmezdi”, “okula sırt çantasıyla değil siyah bir Bond çantayla gelirdi” vesaire…

Bunu gerekirse kendilerini zorlayarak yapıyorlar. Çünkü hikâyenin tamamen sebepsiz ve anlamsız olması, katledilen o çocukları düşündükçe her şeyi daha da korkutucu kılıyor. Çünkü tıpkı onlar gibi normâl, zengin bir âilede büyümüş, tıpkı herkes gibi silâha kolayca erişimi olan birinin ortada tek ama tek bir sebep bile yokken böylesi bir vahşete sebep olmasının, kafalarındaki güven duygusunu sonsuza kadar yok etmesinden korkuyorlar. Öyle bir ülke ki, “burada herkes istediği silâha istediği şekilde ulaşabilir ve kafası bozulduğunda da böyle bir katliam gerçekleştirebilir” demek o kadar yıkıcı ki, bunu dememek için şimdi bir sebep arıyorlar.

“Akıl hastasıydı”, “annesine kızdı”, “okulu cezalandırdı”, “pedofildi, kendini bastırınca böyle oldu”, “okuldaki öğretmenlerden birine âşık oldu, karşılık göremeyince kendini kaybetti”… Ama mutlaka bir sebep bulunacak. O sebep şimdiye kadar çıkmadı. Herkesin öldüğü bir olayda da eğer varsa nasıl ortaya çıkacak, bilinmiyor. “Silâh erişimi” demeyecekleri için bir sebepte karar kılacaklar. Dünyâ da buna “inanacak”.

Bir “küçük” ayrıntı daha vardı: Annesi bir silâh kolleksiyoncusu idi ve çocuklarını da alarak atış tâlimlerine gidiyordu.

 ***

Şimdi biraz psikiyatriden bahsedelim

Amok: (Malezyaca, gözü kara, hiddetle saldıran ve öldüren; amuk: kontrol edilemeyen öfke duyan) Malezya kültüründe katletmeye yönelik çılgınlık durumunu tanımlar. Filipinler'de juramentado olarak bilinir. Cinnet hâlinde olma, sonuçlarını hesap edemeden şiddet kullanma durumudur. Hindistan'da da görülebilmektedir.

Psikiyatride, derin bir düşünce döneminin sonrasında gelen şiddet ve bâzen cinayet ile sonuçlanan epizodların görüldüğü dissosiyatif bir tablo olarak tanımlanır. Durum erkekler arasında yaygın ve bir hakaret sonrasında başlama eğilimindedir. Bireyde kötülüğe uğradığına veya uğrayacağına dâir hezeyanlar bulunmaktadır. Psikiyatride ender görülen kültüre özgü sendromlar arasında geçen "Amok" durumunun Malezya kültürüne özel olabileceği ve kültüre özgü sendromlara örnek gösterilebileceği ifâde edilmektedir. Bâzı kaynaklar ise günümüz toplumu ve “Amok” durumunun tarihî ilişkisini tartışarak, modern endüstri toplumunda da benzer bir tablonun görülebileceğini ileri sürmektedir.

Amok koşucusu da, bugün dünyânın her yerinde benzer cinnet olaylarında fâili tanımlamak için kullanılır. Aslen Malezya’ya özgü tarihî ve kültürel unsurlardan kaynaklanır. Kökeni bir çesit intihar komandosu geleneğine dayanır. Amok koşucusu sonuna kadar savaşıp, nihâyette de ölmektedir. Böylece düşmanın arasına dalan küçük bir grup seçkin asker, yaşamak için savaşan düşman askerine psikolojik olarak büyük zarar verebilir.

Avusturyalı yazar Stefan Zweig'ın 1922 tarihli Amok isimli kitabı Türkçe "Amok Koşucusu" adıyla basılmıştır.

***

Şimdi bir de Anders Behring Breivik’i hatırlayalım; hani şu tarihe 2011 Norveç saldırıları olarak geçen, 77 kişinin hayatını kaybettiği, 242 kişinin ise yaralandığı terör eylemlerinin fâilini…


O çok farklı idi; muhteşem bir zekâ mahsulü olan Bir Avrupa Bağımsızlık Bildirgesi-2083 başlıklı 1516 sayfalık bir manifesto da yazmış ve kendini Mâbediyyun Şövalyeleri’nin yerine koymuştu (Knights Templar)!


Çok ciddi ve acımasız bir sosyopattı ve o da bebek yüzlüydü. 1979 doğumluydu ve mason dahi olmuştu. Çocukken babasının Türk’lerden dayak yediğini söylemişti ifâdesinde!

Adam Lanza da öyle ama farklar var: Çok daha genç, ciddi âile travmaları var; tamamen asosyal, çok zeki ve beraberinde mezara götürdüğü kim bilir neler yaşamış… Önce annesini, daha sonra da en yakını olanları katledip, sonunda bir rivâyete göre polis sirenlerini işitince korkudan, başka bir rivâyete göre isteyerek kendini öldürüyor!

Yâni Breivik bir sosyopat, Lanza ise bir Amok ve hiç kuşkunuz olmasın ki psikotik (akıl hastası).

Ortak özellikleri ise, günümüzdeki DSM ve ICD sistemlerinde Yaygın Gelişimsel Bozuklular arasında ve Otistik Spektrum Yelpazesi (Spektrumu) içinde görülüyor.

Vaktiniz olursa http://www.keremdoksat.com/index.php/entry/asperger-bozuklugu makalemi bir okuyun lûtfen.

Ve tefekkür edelim…

Bu yelpazeye hangi faktör eklenince karşımıza bunlar çıkar?

Darwiniyen eğitim veya Sosyal Darwinizm denen ve ne olduğunu bilmediğim şey mi bunun sebebi?

Yoksa Batı Âlemi’nin içine düştüğü aşırı bireyselleşmenin (individualization) getirdiği yalnızlık mı?

Tabii ki bunu sağlıklı bir gelişim evresi olan bireyleşmeden (personification yâhut individuation) ayırt etmek lâzım.

Yâni insanın insandan uzaklaşması ve üstteki iddianın tam aksine, kültürel evrimin biyolojik olanın arasındaki çatışma ve uzlaşamama mı?

   Bence ikincisi.

      Eğer toplum-merkezci ve insancıl bir ortamda yaşıyor olsaydı, Lanza’nın trajedisi yaşanır mıydı?

         Üzerinde düşünülmeye değer…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 17 Aralık 2012 Pazartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Misafir
    Fuat Yöndemli Salı, 18 Aralık 2012

    Men dakka dukka: Eden bulur yahut Çalma kapımı, çalarlar kapını

    Bir "Amok" ve bir psikotik (akıl hastası)ten bahsediyorsunuz. Ne kadar haklısınız. Ben bu haberi TV'lerden işittiğimde ve hele Obama'nın gözyaşlarını gördüğümde, şahsen onun hakiki samimi olmadığını düşündüm.
    Bir "Crocodil tears" nümûnesi!
    Eğer samimi olarak böyle hadiselerin hakikaten önüne geçmek arzu ve iradesi olsaydı, sıcağı sıcağına silah üreticilerini karşısına alır, halkın böyle silahlanmasını önleyici tedbirler alır, kanunlar çıkartırdı. Acaba Obama da bizim politikacıları mı örnek almaya başladı? Lâf bizim politikacılara gelince, bizim ülkemizde de silahlanmayı kolaylaştıran ve yakında resmen evliya panteonuna sokulacak birini şu kötü şeytan, bana hatırlattı, ilâ cehenneme zümerâ!
    Siz Malezya'dan, intihar komandolarından bahsedince, Hasan Sabbah'ın hakkını yemek olmaz. Bence bundan sonraki günlerde, üzerinde en çok araştırmalar yapılacak, fikir ve tavırları tartışılacak şahsiyetlerin en önde geleni Hasan Sabbah olmaya lâyıktır. Aslında bunu daha evvel Saddam ve Kaddafi de düşünmeliydi. "Başarılı olmaları için dua ettiğimiz bir takım kahraman askerler" denizleri, okyanusları aşarak İslâm coğrafyasına geliyorlar, kitle imha silâhları arıyor ama bulamadıkları hâlde oraları yerle bir ediyorlar, milyonlarca insanı öldürüyorlar.
    Peki bu ölenlerin suçu neydi, günahı neydi? Sakın onların bedduaları sonucu örnek verdiğiniz iki tip, böyle bir harekete tevessül etmiş olmasın? Veya Afganistan, Irak, Libya ve şimdi de Suriye'de ölenler can değil de patlıcan mı idiler? İğnenin ucu kendilerine şöyle bir dokununca nasıl da üzülüyorlar!
    "Stratejik ortak, dost ve müttefiklerimiz"in aklına karpuz kabuğunu düşürmek istemem ama, niçin İslâm âlemi, Orta Doğu coğrafyası, yukarıda adından bahsettiğim şahsiyeti hatırlamaz, ondan ders almaz; işte beyinlerini kullanmaya kullanmaya o da küçüldü, dumura uğradı, mercimek kadar kaldı!

    MKD: Çok haklısınız Sevgili Hocam.

  • Misafir
    Mustafa Terziahmetoğlu Çarşamba, 19 Aralık 2012

    KÜRT AMOK KOŞUCULARI

    Vallahi Efendim, biz ithâle dayalı bir ekonomi sistemini benimsediğimizden, "amok koşucusu" ithâal etmeyi de ihmâl etmemişiz. Kürt amok koşucuları...
    Kusura bakmayınız, sayfamda büyük harflerle paylaştım. Aynen aktarmak istedim. Biraz hakaret içeren ifâdeler olsa da başka türlü artık olmuyor.
    1-"ALLAH KÜRTLER İÇİN DEĞİLDİR DİYEN ADAMI EVLİYA YAPTILAR.
    ŞİRK BATAĞINA SAPLANMIŞ MİLLİYETÇİ, MUHAFAZAKÂR VE DİNDARLAR.
    CUMHURİYET VE ATATÜRK DÜŞMANLIĞI BUNLARDAKİ ALLAH KORKUSUNU VE SEVGİSİNİ YOK ETMİŞ…

    BU EMBESİL BEBEK KAATİLİNİ BİZE VELİ DİYE YUTTURMAYA ÇALIŞAN EMBESİLLERE NE DERSİN?
    ADAMDAKİ MEGALOMANİ VE NARSİZSİZM HİMALAYALAR’I AŞMIŞ…
    AŞAĞILIK KOMPLEKSİNİ ANCAK BU GÖRÜNTÜLERLE KAPATMAYA ÇALIŞAN BİR AŞAĞILIK…
    BU TİPLER ZOR KARŞISINDA KÖPEK VEYA MAYMUN, KOLAY KARŞISINDA ASLAN KESİLİRLER.
    BİR KERE BU EMBESİL SOSYALİZMİN VE MARKSİZM’İN NE OLDUĞUNU BİLMİYOR.
    SOSYALİZMİN SINIF MÜCADELESİNİ ETNİK MİLLİYETÇİLİK İLE KARIŞTIRMIŞ.
    YÂNİ BU ADAMDA HER ŞEY KARIŞIK.
    KANINDAN TUT, KAFASINA KADAR…
    SOSYALİST GEÇİNEN BU EMBESİL, AŞİRET AĞALARI VE FEODAL SİSTEME KARŞI MÜCADELE VERMESİ GEREKİRKEN AŞİRET AĞALARINI VE FEODAL SİSTEMİ ARKASINA ALARAK ETNİK MİLLİYETÇİLİK YAPMAKTA.
    BU DÖNEK BİLE DENMEYECEK EMBESİL, BİR YERDE FEODAL SİSTEMİN TAŞERONLUĞUNU YAPMAKTA…
    YÂNİ BİR KUKLA…
    FEODAL SİSTEMİN KUKLASI OLUNCA, PEK TABİİDİR Kİ FEODAL SİSTEMİ VE ETNİK MİLLİYETÇİLİĞİ KÖRÜKLEYEN EMPERYAL GÜÇLERİN KUKLASI OLUYOR.
    İŞİN KOMİK TARAFI, YÖNETİMDEKİ DİĞER KUKLALAR BUNU EVLİYADAN ABDULLAH DİYE MÜTEDEYYİN KESİME YUTTURMAYA ÇALIŞMALARI…
    ARTIK YAKINDA İMRALI’YA BEZ BAĞLAYIP, DİLEK TUTMAYA ÇALIŞANLAR OLUR. BELKİ KÜRT KADINLARININ GÖBEĞİNE VE MEMELERİNE OKUR BU SAPIK.
    İMAM ÖLÜYÜ, DELİ DELİYİ SEVERMİŞ.
    “Domuz eti yedikleri belgelenen PKK'lıların “lider” olarak gördüğü ve Akit'in fotoğraflarla belgelediği papaz muhabbetiyle gündeme gelen Abdullah Öcalan'ın “Allah” inancının olmadığına dâir önemli bilgi ve bulgulara ulaşıldı. Domuz eti yedikleri belgelenen PKK'lıların “lider” olarak gördüğü ve Akit'in fotoğraflarla belgelediği papaz muhabbetiyle gündeme gelen Abdullah Öcalan'ın “Allah” inancının olmadığına dâir önemli bilgi ve bulgulara ulaşıldı.

    Terör örgütü PKK'nın elebaşı Abdullah Öcalan, yazdığı kitaplarda ve konuşmalarında, PKK'nın dinle ilgisi olmadığını, Marksist-Leninist bir oluşum olduğunu söylerken, kendisini de “tanrı” ve “yarı tanrı” olarak lanse ediyor.

    ALLAH KÜRTLER İÇİN DEĞİLDİR

    Terörist başı Abdullah Öcalan, “Sanat ve Edebiyatta Kürt Aydınlanması” isimli kitabının 153. sayfasında şunları söylüyor: “Yukarıda Tanrı olsaydı, beni yine yanlış yola sevk edecekti. Allah da Kürtler için değildir, Kürtleri şaşırtıyor. Kürtlerin Allah'ı da onları yanlış yola sevk ediyor. Bunun için ben kendi kendimin tanrısıyım.” Kitabının ilerleyen sayfalarında çocukluğundan beri ‘sosyalist' olduğunu ifade eden Abdullah Öcalan, PKK'daki Marksizm'in bilimsel olduğunu iddia ediyor. “
    http://haber5.com/guncel/ocalan-allah-kurtler-icin-degildir#.UNG4Oa3Ge1A.facebook

    2- 2001-2003 YILLARI ARASINDA SİİRT CUMHURİYET SAVCILIĞINI YÜRÜTEN GÜLTEKİN AVCI'NIN KİTABI "KÜRT BUHRANI" TERÖRİSTBAŞININ İSLÂMİYET İLE İLGİLİ SÖZLERİNİ İÇERİYOR.
    BUGÜN EVLİYADAN OLARAK PROPAGANDA YAPTIKLARI TERÖRİSTBAŞI KİTAPTA İSLÂMİYET HAKKINDA ŞUNLARI SÖYLÜYOR.

    "Günümüzün Allah'ı bilimdir."

    "İslâm inancı bir hastalık!"

    "İslam dini Kürt'leri ezdi!"

    "Âyet ve sünnetleri materyalist analiz çerçevesinde değiştirmek gerekir"

    "Câmilerde tiyatro oynanmalı! Namaz bir tiyatrodur!"

    "Kurban bir vahşet diyor!"

    "Muhammed'in kişiliği çelişkili!"

    "Kürtler İslâmlaştıkça Kürtlüklerini unutuyorlar!"

    BU EMBESİL HALK, HÂLEN YÖNETİMİN YUTTURMACALARINI ALKIŞLAYACAK KADAR VATAN VE MİLLET DUYGUSUNDAN ARINMIŞ.
    VATAN EVLÂTLARINI KATLEDENİ SANA EVLİYADAN DİYE YUTTURUYORLAR ...
    İSLÂM İNANCI HASTALIK DİYEN ADAMI SANA EVLİYADAN DİYE YUTTURUYORLAR VE SEN DE TRENE BAKAR GİBİ BAKIYORSUN...
    ALLAH, SİZLERİN GÖZLERİNE PERDE ÇEKMİŞ, KULAKLARINIZA AĞIRLIK KOYMUŞ, BEYİNLERİNİZİ KİRAYA VERMİŞ.

    Bu amok koşucuları özel yetiştirilmiş. Etnik amokçular.
    Ve şimdi mütedeyyin olarak servis ediliyorlar.

    S.......

Yorumunuzu bırakın

Misafir Cuma, 28 Ağustos 2015