FUTBOL TERÖRÜ MÜ? GÜLDÜRMEYİN ADAMI…

Köşe yazarları, yorumcular ve sâir kesim aynı lâfları edip duruyorlar:

—Bu iş çok vahim, daha da kötüye gidecek!

—Devlet nerede?

—Hükûmet hâdiselere el koysun!

—Böyle giderse ligler iptâl olur!

E, vallahi bravo!

***

Geçen gün TV24’ten aradılar, 30 saniyelik sürede canlı yayında, haberlerde biraz değinebildim.

Lâfı hiç uzatmayacağım. Terör psikolojisinden, sosyal psikolojiden ve stratejiden anlayan hemen herkesin bildiği bir kanun vardır: Kitle imha veya ayaklanma eylemleri için en “bereketli” vasat, toplu iştirakin normâl addedildiği spor faâliyetleri, ezcümle de futbol maçlarıdır.

On binlerce kişi yapıcı, birleştirici ve boşaltıcı işlevleri olması gereken maçlara giderken bir nev’î sosyal psişe içerisinde kişisel varoluşlarından soyutlanır, “uğruna” her şeylerini ortaya koydukları takımlarını desteklemeye giderler. Bu işi teröre vardırma akımına son senelerde holiganizm deniyor.

İngilizler’in de, İtalyanlar’ın da, İspanyollar’ın da holiganları vardır.

Dikkat edin, üniter devletin bölünmesi ve bir grubun bağımsızlık talep etmesi vâkıasının olduğu ülkelerde holiganizm de en büyük sorunsaldır. Yukarıda saydığım devletleri bir tetkik edin, ne demek istediğimi göreceksiniz.

Şimdi gelelim Türkiye’ye…

Futbol ilk senelerinde seçkinlerin seyirliği idi ülkemizde. Hanımefendiler ve beyefendiler en şık kıyafetleriyle tribüncükleri doldurur ve zarafetle, letafetle seyrederlerdi müsabakaları. Ne zaman ki işin içine renk aşkı değil rant aşkı girdi, mertlik de güzellik de bozuldu!

Eskiden de (on ilâ yirmi sene öncesine kadar) ufak tefek hâdiseler cereyan eder, taraftarlar kapışırdı ama polis gelince ortalık süt liman olurdu. Gözaltına alınanların ekserisi de ergenler ve gençlerden müteşekkildi; hemen hepsi pişman olur, nedamet ve gözyaşlarıyla öpüşüp ayrılırlardı.

Futbol terörü denen eylemlerin bilhassa tırmandığı anakentlere şöyle bir bakın: Antalya, Gaziantep, Bursa, İstanbul, İzmir ve Ankara (yakında Kayseri, Samsun ve Trabzon da eklenecek çünkü milletvekili terörist[!] bunu açıkça ilân etti)…

Bunların hepsi çepeçevre Kürt işgali altında olan kentlerdir.

İzmir’e her gidişimde havaalanından şehre giderken anayolun sol tarafında Uzundere’deki medenîce, şık tarzda inşa edilmiş ama bomboş duran binalara, apartmanlara gözüm takılır. Yolun iki tarafındaki mağarayla ev arası Ortaçağ tarzı garip barınaklarda yaşayan Güneydoğulu göçmenler insan gibi yaşasınlar diye yapmış devlet bunları… Ama mümkün değil, adamlar oraya taşınmıyorlar.

Çünkü orada kirli işler yapamayacaklar, soygun ve eylem plânlayamayacaklar, beyaz işine dalamayacaklar; en azından temiz bir helâda def-i hâcet etmek zorunda kalıp zorlanacaklar.

***

Bunlar son derecede organize bir şekilde futbol müsabakalarını vesile edip eylem yapmaktadırlar. Emniyet bunun bal gibi farkında ama mensupları Hükûmet’ten çekiniyorlar. Yapacakları radikal müdahaleler sebebiyle cezalandırılabilirler çünkü!

Hâlâ anlayamayanlar için yeterince ikna edici kanıtlar:

Önce “taraftarlar arası” kavga başlar, nereden geldiği ve çıktığı belirsiz kamalar, bıçaklar, hâttâ döner bıçakları ve tabancalar çekilir.

Polis gelir.

Gerçek taraftarlar tırsar ve kaçarlar ama anlamlı bir grup meydanda kalır, kısa süre içerisinde rakiplerini bırakıp polisle çatışmaya başlarlar.

Polis istese bunları on beş yirmi dakikada dağıtabilir ama “takım taraftarlarına” karşı “orantısız güç” kullanırsa başı belâya girecektir. Konvansiyonel yöntemlere müracaat edilir, hâdiseler de saatlerce sürer.

Bu arada çevredeki arabalar, dükkânlar, yoldan geçen sıradan insanlar harap edilir.

Gözaltına alınan birkaç güvercinin de akıbetleri kısa sürede serbest bırakılmak olacaktır.

Geride târumar edilmiş dükkânlar, bir veya birkaç ceset, onlarca yaralı ve terörize olmuş millet kalır.

Ortadan gâyet stratejik şekilde kaybolan gruplar rakip takımın otobüsü yola çıktığında bir anda tecessüm ederler ve taşlar, silâhlar gene başlar. Camlar kırılır, insanlar darp edilir.

Polisin hâl-i pür melâli değişmez; “orantılı” davranmak zorundadır çünkü!

***

30 Ağustos’ta Türkiye çok kaynayacak ve bu anlayışla bu iş çözülemez.

Gülümüz’ün “utançtan kendilerini açıklayamıyorlar” dediği Kürt ayrılıkçısı teröristlerin en son olarak İzmir’de 18 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan eylem esnâsında ne yaptıklarını bugünkü gazeteler yazıyor:

Bünyamin S. ve Zeki B. eylem sürerken kahvaltı ediyorlarmış, patlamayı duyunca da gülüşerek “düğün tamam” diyorlar. Şerefe çay kadehlerini tokuşturmuşlar.

Yakalanınca da “çok rahat hareket ettik. Yakalanmayacağımızdan o kadar emindik ki, Diyarbakır’da bir süre dinlenecektik” demişler.

Yorulmuş çocuklar, yazık. Kolay mı, bomba koyacaksın, cep telefonuyla filân patlatacaksın…

Empati kuralım ve ağlama hücrelerine karşılıklı gözyaşı döküp barışalım, öyle mi?

***

Bir hastayı doğru tedavi edebilmek için şu şartlar vardır:

1)      İyi hikâye almak;

2)      İyi muayene etmek;

3)      İyi tahlil etmek;

4)      Doğru teşhis koymak;

5)      En etkili tedaviyi yapmak (mikroplarla veya kanser hücreleriyle orantılı güçle başa çıkılamaz)!

Yoksa, hasta ölmese de, sürünür.

Tıpkı canım vatanımın insanları gibi.

***

Sonuç:

—Bunlar futbol terörü filân değil, futbol müsabakalarının vesile ve vasat kılındığı ayrılıkçı terör eylemleridir.

—Memleketi kaplayan açlık ve sefaletin yarattığı güvensizlik, öfke ve biçârelik de buna besi yeri teşkil etmektedir.

—Bu mes’ele Ayrılıkçı Kürtçü Parti, Arap Kürt Partisi ve Milliyetçi Hareketsizlik Partisi’yle hâlledilemez. Bunun kanıtı iki iktidarlık dönemde olup bitenlerdir, başka ispata hâcet yok!

—Siz hiç iki farklı, neredeyse %200 farklı açlık ve sefalet sınırı hesabı duydunuz mu? Bir insanın günde 1500 mü yoksa 3000 mi kaloriye ihtiyacı vardır sıhhatli kalabilmek için? Ayrıca, asgari seviyede de olsa, eğlenmeye, dinlenmeye, seyahate filân ihtiyacı yok mudur?

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 28 Ağustos 2008 Perşembe

Yorumlar

ŞARLATANLIK

TDK Sözlüğü’nde şarlatan (İng. charlatan) karşılığında şunlar yazılmış: Kendi bilgi ve niteliklerini veya mallarını överek karşısındakini kandıran, dolandıran kimse…

Ayrıca, bilir geçinip de bilmeyen kimse demek. Çeşitli kaynaklarda sahte doktor, dolandırıcı, ağız kalabalığı yaparak, muhatabının saflığından faydalanıp menfaat sağlayan, yalancı, yüksekten atarak karşısındakini aldatan, hayâsız kimse diye de târif ediliyor.

Piyasada sözüm ona medyum, cinci, üfürükçü, dolandırıcı gibi isimlerle ve vasıflarla dolaşarak milleti dolandıran o kadar çok şarlatan var ki, hangisiyle, nasıl mücadele edileceğini bilemiyorsunuz.

Son zamanlarda bunlara üniversite mezunu, psikoloji veya sosyoloji tahsil etmiş, tıbbiye bitirmiş olanlar da eklendi maâlesef.

İnternette sörf yapmak yeterli, bir de özel reklâmlar var.

En aşağıdan başlayalım:

Sözüm ona medyumlar:

—En meşhurları en câhil olanları; sorunca “medrese mezunuyum” diyorlar. Türkiye’de bu kurum Cumhuriyet’ten beri yok; bu kişi(ler) de Fatih’te ağabeylerince okşanıp öpülerek yetiştirildiğine göre, İslâm şeriatıyla idare edilen bir ülkede bu eğitimi almamışsa, resmen yalan söylüyor demektir. Evet, söylüyor, tahsili mahsili yok. Buna karşılık, isminin önüne “Medyum”, sonuna da “Hocaefendi Hazretleri” koyup gazetelerde köşe yazabiliyor. “Cinlerini çaldığı için” spastik bir başka şarlatanı televizyonda canlı yayında pataklıyor ama kimse gıkını çıkarmıyor. Bir kere içeri giriyor, iki saat sonra çıkarılııyor. Çünkü Ankara’da âli makamlarda tanıdıkları var.

Telefondan resme bakarak fal bakma şu kadar yüz USD, yüz yüze dağıtılan şifa bu kadar bin USD, târifesi belli. Gidenlerin ekserisi pişman ama korku belâsına, şikâyet eden yok. Ekserisi pişman demek, zımnen, bir kısmı da memnun demek, doğru; çünkü sırf telkin ve plasebo etkisiyle, bu soytarının yaptıklarından etkilenen, şifa bulduğunu sanan çok gariban var.

Peki, bu tip şeyler İnkılâp Yasaları’nca yasak mıdır? Yasaktır.

Peki, nasıl olur da olur?

Memleketi idare edenler, bu gibi şarlatanları yakalayıp cezalandırması gerekenler bizatihi müşterisiyse, adamı koruyup kolluyorsa, işte aynen böyle olur.

—İlkokulu hasb-el kader bitirmiş olup da, suya büyü yaparak şifa dağıtan, 30 kere mahkemeye çıkıp mahkûm da edilen ama cezası paraya tecil edilip edilen nasihati müteakip aynen yoluna devam eden, haysiyetsiz ve yüzüne tükürüldüğünde yağmur yağıyor diye şükreden, namuslu veya müteveffa insanlara iftira edecek kadar aşağılık medyum bozuntuları… Her yerdeler. Ortak vasıfları zeki, lâf ebesi ve medyayla iç içe olmaları…

—Üniversite mezunu, hâttâ doktora filân yapmış olanlar. Bunların çoğu aslında akıl hastası ve yaptıkları şeye de inanıyorlar ama güzel de rant yakalıyorlar. Birisinin el yazısına bakıp çocuk aldırmış olduğunu filân söyleyebiliyorlar. Şifaları da kendilerinden menkûl bittabi.

Bu üç tipik güruhun da ortak vasfı, “Allah, Peygamber, Kitap” mefhumlarına çok sık ve gereksiz derecede başvurmalarıdır.

Bilimsel yöntemleri gayrı ahlâkî şekilde pazarlayanlar:

—Esas tahsili alâkasız olup da, şuradan buradan bir şekilde aldığı sertifikalarla kitleleri ve kişileri dolandıran sözüm ona terapistler: NLP, Feng Shui, Shu Bui, Hai Hui, hipnoz, bütüncül cinsel şifâcı vs. grubundakiler burada. Pratisyen doktor olup da ihtisas gerektiren şeyleri “pazarlayanlar” da bunlardan…

Doğru ve yerinde uygulandığı takdirde çok işe yarayan hipnozun adını karalamaları tipiktir.

—Tıp mezunu, hâttâ nörolog veya psikiyatr olup da, gereksiz, etkisiz veya anlamsız uygulamalar ve tetkiklerle “müşterilerini” dolandıranlar. Bunlar arasında uzmanından profesörüne kadar her türlüsü var. Geri zekâlıların, otistiklerin, bunakların, kanserlilerin, şizofrenlerin tedavisi için ya etkisiz (neuro-feedback gibi) ya da etkililiği henüz ispatlanmamış / onaylanmamış / son çâre kabilinden deneysel olarak tatbik edilmesi gereken yöntemleri uçana kaçana tatbik edenler (renkli EEG, rTMS ve daha niceleri) bunların bir kısmı. Meselâ, özel kurumunda dört dörtlük Obsesif Kompulsif bir hastaya girişte, ortada, çıkarken ve takipte mükerrer MRI çekenler de bu grupta.

—Son zamanlarda da kanser tedavisinde şifâlı bitkiler filân kullanıp, klâsik ve deneysel tıbbı çöpe attırmaya meyleden, maâlesef meslekî unvanları da olanlar (profesör gibi) bu kervana katıldı.

—Kerametleri kendilerinden menkûl fırsatçı sözüm ona akademisyenler (çoğu profesör). Bilhassa deprem konusu bunların elinde oyuncağa dönmüş vaziyette…

Bu sözüm ona şifacıların ve tetkikçilerin en büyük fenalığı, yaptıklarının doğru olduğunu sanan insanların gözlerini çok süslü ve şaşaalı mekânlarla, âlet ve edevatla boyamaları… Bunların gerekmediğini söyleyen dürüst bilim adamlarına da çamur atarlar, halk da onlara inanır. Meslek örgütlerinden cezalar alırlar, onları cehaletle ve kıskançlıkla suçlarlar. Psikopatik özellikleri tipiktir.

Medyayla iç içedirler.

—Bunların hiçbirini yapmasa da, kadrolu televizyon hokkabazı hâlinde kanal kanal dolaşıp, meslekdaşlarının arkasından kem söz eden, dedikodu yapan, meslekî yeterlilikleri çok su götüren ama her devrin adamı olan, muktedirlere yaranmak için parti ileri geleni zannettiği çaycının elini öpen ama idâresi altındakileri ezip bezdiren tipler. Bunların da psikopatik özellikleri tipiktir.

***

Peki, benim yurdumun insanı eğriyi doğruyu, şarlatan olanla âlim olanı nasıl tefrik edecek?

—İyi araştırın, soruşturun.

—Asla müsbet ilimden tâviz vermeyin.

—Mensubu olduğu bilim dalının ileri gelenlerinin ve güvenilir otoritelerinin onaylamadığı yöntem veya yaklaşımları pazarlayanlardan uzak durun.

—Falcıya, büyücüye, sözüm ona medyumlara ve benzeri şarlatanlara eğlencelik olmanın hâricinde gitmeyin.

Bakın Hayyam ne demiş:

Âdilce davranmadıktan sonra,

Hacı hoca olmuşsun kaç para!

Hırka, tespih, post, seccade güzel ama

Tanrı kanar mı bunlara?

            Kul da kanmasın.

Bu arada, bundan sonra gerçekten de tıbbî seviyesine güvenmediğim, böyle kimseleri konuk eden medya programlarına iştirak edip de âsâbımı bozmayacağım.

   Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk’ün şu sözleri rehberimiz olmalı:

         “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir”.

               Gerisi boş lâf!

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 27 Ağustos 2008 Çarşamba

Yorumlar (3)

YAYINLARIM VE BİLİMSEL FAÂLİYETLERİM


PROF. DR. MEHMET KEREM DOKSAT 

İÜ Cerrahpaşa TF Psikiyatri AD, Duygudurum Bozuklukları Birimi Başkanı 

Alelacele ve epey eksik olarak (meraklılar çıktı da) BİLİMSEL FAÂLİYET raporumu sunuyorum. 1994’te doçent, 1999’da profesör olduğum için, bu liste pek eksik; zaman buldukça tamamlayacağım. O zamanlar yurtdışı neşriyat mecburiyeti yoktu ve ben de hep “içeriye” çalıştım. Meselâ bu listeye Yunanistan Selânik’teki Neuro-Méditerranée Toplantısı’ndaki konferansımı, Dünya Ağrı Kongresi’ndeki, Mood Disorders International Meeting’teki ve Avrupa Konsültasyon-Liyezon Psikiyatrisi Kongresi’ndeki konferanslarımı ve panellerimi koymadım. Önümüzdeki ay bir yenisinde de “Evolutionary Aspects of Mood Disorders” diye bir konferans vereceğim.

Son düzenlemelerle yabancı dergilerde neşriyat, alınan atıf sayıları da ciddi kıstaslar hâline getirildi. Yaklaşık beş senedir özel hayatımda yaşadığım değişimler ve sıkıntılar sebebiyle pek neşriyatta bulunamadım ama eğitim faâliyetlerimi hep sürdürdüm ve pek çok yabancı yayın için gençlere akıl ve bilgi verdim. Bâzılarının tenezzül ettiğinin aksine, çocukların ısrarlarına rağmen doğrudan içinde olmadığım neşriyatın içine ismimin konmasına müsaade etmedim; sonuçta eski asistanlarımın hemen hepsinin benden çok daha fazla yabancı neşriyatı ve aldıkları atıfları oldu. Bunlardan doçent olanlar var ve kendileriyle iftihar ediyorum.

Yabancı neşriyat mes’elesinin iki yönü var: 1) Türkiye içerisinde kalmayıp, dünyaya açılmak ve bütünleşme (çok faydalı); 2) Yayın fetişizmi içerisinde, hâttâ ücretini ödeyip en iyi dergilerde birçok makalesi olan câhiller yaratılması (çok fena). Bu gidişle Türkçe neşriyat azalıp yok olacak ki, emperyalizmin bir ayağı da bu!

Bilim adamlarımızın çoğunun bu ikinci şeye tenezzül veya tevessül etmediklerini umuyorum ama realite maâlesef pek öyle değil; en azından, yazıları kontrol edip gideceği dergiye “uygun” hâle getiren pek çok kurum ortaya çıktı. Ayrıca, zinhar veya doğru dürüst İngilizce bilmeyip de, yazdırdığı makalelerle dış yayın ve atıf şampiyonu olan doçent veya profesör tanıdıklarım var. Hazindir, bu kişilerin ekserisi psikiyatrinin p’sinden bîhaberler ama havaları bin beş yüz; genellikle de asistanlarını fena hâlde eziyorlar ve câmia da küçük; herkes birbirini biliyor. Bir uluslararası kongrede bu arkadaşlarımızın gıkı çıkamıyor ama bizler her mânâda aktif ve konuşkan oluyoruz. Sakın yanlış anlaşılmasın, asla herkes böyle filân demiyorum ama olanı da gizlemiyorum.

Yeniden kurduğum hayatımla ve kavuşmaya başladığım sıhhatimle beraber, ben de bundan sonra SCI, SCI-Expanded ve Pub-Med’de çıkan dergilerde makale neşredeceğim (şimdilik 1 adet var). Gene de bunu öncelikle Türkiye’deki “jurnallerden” tercih edeceğim; hâlen editör heyetinde veya danışma kurulunda yer aldığım bu dergilere öncelik tanıyacağım.

İkide bir ecnebi neşriyatımı ve atıflarımı soran bir hanımkızımıza selâmlar… Yakında görür ve takip edersiniz. Bilmem tatmin oldunuz mu?

***

KONGRE KATILIMLARI

  1. 4. Anksiyete Bozuklukları Kongresi (9–13 Mart 2005), Tunus. (Konferans: Anksiyete Bozukluklarının Evrimsel Yönü).
  2. American Psychiatric Association 158th Annual Meeting (May 21–26 2005), Atlanta.
  3.  8. Ulusal Ağrı Kongresi (18–21 Mayıs 2005) Grand Cevahir 2005, İstanbul (Konferans: Depresyon Acıtır).
  4. 12. Ulusal Sosyal Psikiyatri Kongresi (2–5 Haziran 2005), Eskişehir (Panelist: “Bugünden Geleceğe Psikiyatri: Ne Yapmalı? Nasıl Yapmalı?).
  5. 5. Ulusal Biyolojik Psikiyatri Kongresi (31 Ağustos–4 Eylül), Çeşme Sheraton Otel (Konferans: Merkezî Sinir Sisteminin Evriminde Nöroplastisitenin Yeri).
  6. The 8th Turkish National Congress of Consultation Liaison Psychiatry (21–24 Eylül 2005) Crowne Plaza Hotel, Istanbul (Symposium: Psychiatric Aspects of Pain Management).
  7. 4. Osseointegrasyon Kongresi (30 Eylül-01Ekim 2005), Swiss Otel – İstanbul (Konferans: Hasta hekim ilişkileri).
  8. 18th ECNP Congress (European Neuropsychopharmacology ), (22–26 Ekim 2005), Amsterdam, Hollanda.
  9. 41. Ulusal Psikiyatri Kongresi (15–20 Kasım 2005), Erzurum (Kurs: Evrimsel Psikiyatri kursu).
  10. 4. Uluslararası Ruhsal Travma Toplantıları (1–4 Aralık 2005), İstanbul (Panelist: Evrimsel açıdan şiddet ve saldırganlık)
  11. Geropsikiyatri Okulu (25–27 Kasım 2005) The Marmara Oteli, Antalya (Konuşmacı: Ağrı yakınması, yaşlıda farklı bir psikososyal belirti).
  12. 1. Ulusal Psikofarmakoloji Kongresi (14–17 Aralık 2005) Crowne Plaza Hotel, Ataköy, İstanbul (Panelist: Bir fenomen olarak ağrı).
  13. Medikal Açıdan Stres ve Çareleri (22–23 Aralık 2005), İÜ Cerrahpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Oditoryumu (Konferans: Stres ve Ağrı).
  14. 4. Başağrısı Kış Okulu (17–21 Şubat 2006) Miracle Otel, Antalya (Konferans: Somatizasyon Başağrısı).
  15. Ulusal Kadın Ruh Sağlığı Kongresi (8–11 Mart 2006) Grand Cevahir Kongre Merkezi, İstanbul (Konferans: Erkekliğin ve erilliğin, kadınlık ve dişiliğin evrimi).
  16. 10. Gazi Psikiyatri Günleri (05–09 Nisan 2006), Gazi Mağusa-KKTC (Olgu sunumu).
  17. Psikosomatik Tıp Buluşmaları-II “Psikanaliz ve Sinirbilim” (28–29 Nisan 2006), İÜ. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Oditoryum (Konferans: Natür, Nurtür, Kültür).
  18. American Psychiatric Association 159th Annual Meeting (May 20–25, 2006, Toronto-Canada).
  19. 15. Anadolu Psikiyatri Günleri (14–17 Haziran 2006),  Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi, Samsun (Panelist ve Moderatör: İnanç Sistemleri ve Psikiyatri).
  20. XIII. Ulusal Sosyal Psikiyatri Kongresi (22–25 Haziran 2006, Kervansaray Termal Otel, Bursa (Konferans: Memetik), (Konferans: Hangi Endikasyonda Hangi Doz).
  21. Hareket Kontrolü Genç Yaşam Sempozyumu–1 (29 Haziran–01 Temmuz 2006, Bodrum) (Konferans: Ağrısız Yaşamak).
  22. 8. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi (13–17 Eylül 2006, Maritim Pine Beach Resort-Belek/Antalya) (Konferans: Deliryum Demans Farkı).
  23. 19th European College of Neuropsychopharmacology, 16–20 Eylül 2006, Paris, Fransa.
  24. 42. Ulusal Psikiyatri Kongresi (01–05 Kasım 2006, Hilton Convention Center-İstanbul) (Panelist: Nöropsikiyatrik Hastalıkların Evrimsel Kökenleri).
  25. Ulusal Obesite Kongresi (16–19 Kasım 2006, Papillon Zeugma Otel-Antalya) (Konferans: Metabolik Sendrom ve Obesitenin Psikolojik Yönü).
  26. 5. Başağrısı Kış Okulu (24–28 Şubat 2007, Kervansaray Oteli, Antalya) (Konuşma: Somatizasyon Başağrısı).
  27. 4. Ulusal Aile ve Evlilik Terapileri Kongresi (16–18 Mart, Boğaziçi Üniversitesi Garanti Kültür Merkezi, İstanbul (Konferans: Medya Terörü ve Âile).
  28. 15. European Congress of Psychiatry (17–21 Mart 2007, Madrid-İspanya)
  29. XIV. Ulusal Sosyal Psikiyatri Kongresi (21–24 Mart 2007, İstanbul Princess Hotel) (Panelist: Evrimsel Açıdan Kişilik Bozuklukları) (Panelist: Göç Asabımızı Bozuyor mu?).
  30. 11. Gazi Psikiyatri Günleri İnteraktif Kongre (04–08 Nisan 2007, Girne, Kuzey Kıbrıs) (Tartışmacı öğretim üyeliği).
  31. Birinci Uluslar arası Bağımlılık Kongresi (28-31Mayıs 2007, The Marmara, İstanbul) (Konferans: Bağımlılık ve Bağlılık, evrimsel ve kültürel kökeni).
  32. Nöropsikiyatri Derneğince düzenlenen kişilik bozuklukları kursu (02.06.2007, Taksim Hill Otel, İstanbul) (Kurs: Kişilik Bozukluklarının Evrimsel Kökeni).
  33. 08 – 09 Haziran 2007 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlık Toplantı Salonunda gerçekleştirilmiş olan Hipnoz ve Hipnoterapi kursunda kurs verdim.
  34. 16. Anadolu Psikiyatri Günleri (13–16 Haziran 2007, PAÜ Kongre Merkezi, Colossae Otel, Denizli) (Konferans: Belleğe Alternatif Bir Bakış) (Panel: Gelecekte Psikiyatri Tanılarını Kim Koyacak? Radyologlar mı? Psikiyatristler mi?).
  35. 33. Hareket Kontrolü Genç Yaşam Kongresi (28 Haziran- 1 Temmuz 2007, Marmaris Divan Mares Oteli) (Panelist: Migren ağrısı ve tedavisi).
  36. 34. 6. Ulusal Biyolojik Psikiyatri Kongresi (4–8 Eylül 2007 Mersin Üniversitesi Kültür Merkezi) Panelist: Nöropsikiyatrik Açıdan Ağrı: Beşikten mezara kadar. Panelist: Mistik fenomenlerin nörobiyolojisi ve evrimsel yaklaşım, transandansın ve mistik fenomenlerin psikobiyolojisine evrimsel yaklaşım.
  37. 43. Ulusal Psikiyatri Kongresi (23–27 Ekim 2007, Swiss Otel İstanbul) Panel: “Kanıta dayalı psikiyatri ve ruh sağlığı alanında dergiler” Panel: “Kimlik ve etnisite ilişkisi, psikiyatriden etnisite kavramına ve etnik çatışmalara bakış”.
  38. Gazi Nöropsikiyatri Buluşmaları II (14–15 Aralık 2007, Gazi Üniversitesi Nöropsikiyatri Merkezi, Ankara) Konferans: Lisanın Evrimi.
  39. Psikofarmakoloji Tedavi Güncellemesi 2008 (29–31 Ocak 2008, Lara Kervansaray Otel, Türkiye) Modül Direktörü: “Bipolar Bozukluk”.
  40. 6. Başağrısı Kış Okulu (20–24 Şubat 2008, Ela Quality Resort, Belek, Antalya) Olgu Sunumu: “Migren Dışı Primer Başağrıları” Konferans: Somatizasyon Başağrısı.
  41. 1. Basamakta Anksiyete Bozuklukları ve Depresyon Tanı ve Tedavi Okulu “Akılcı İlaç Kullanımı” (2–5 Mart 2008, Monte Baia Hotel-Uludağ) Panelist: Kaygı Bozukluklarında; Epidemiyoloji, Klinik görünüm, Tanı Sorunları ve Tedavi Güçlükleri.
  42. 5. Ulusal Anksiyete Kongresi (5–9 Mart 2008, Karinna Hotel-Uludağ) Konferans: “Kaygıya Evrimsel Bakış”.
  43. Sık Rastlanan Psikiyatrik Hastalıklar, (6–7 Mart 2008, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Audotoriumu, İstanbul) Konferans: Kişilik Bozuklukları.
  44. The 8th International Review of Bipolar Disorders Conference (IRBD 2008), (14–16 Nisan 2008, The Bella Center, Kopenhag, Danimarka) Dinleyici olarak.
  45. American Psychiatric Association 161st Annual Meeting, (3–8 May 2008, Washington DC, USA) Dinleyici olarak.
  46. Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi, (16 Mayıs 2008, Bursa) Konferans:“Evrimsel Psikoloji ve Psikiyatri”.
  47. VII. International Congress on Headache in Children and Adolescents (17–21 Mayıs 2008, Hilton Convention Center, Istanbul) Panelist: “Headache Due to Somatoform Disorder”.
  48. 17. Anadolu Psikiyatri Günleri, Epidemiyolojiden Kliniğe (11–14 Haziran 2008, Karaelmas Üniversitesi, Zonguldak) Panelist: “Duygulanımsal Huylar mı, B Grubu Kişilikler (2.Eksen) mi, Yoksa Bipolarite (1.Eksen) mi?”.
  49. Üçüncü Genç Yaşam Kongresi, (26–29 2008 Haziran, Ilıca Otel, Çeşme). Panelist: “Yaşlılarda antidepresan kullanımı”.

KİTAPLAR

1.      Psikiyatri Temel Kitabı. Prof. Dr. Ertuğrul Köroğlu, Prof. Dr. Cengiz Güleç, editörler. Bölüm 75: Evrimsel Psikiyatri, 733–752, HYB Basım Yayın, 2007, Ankara.

2.      Ağrı Tedavisi El Kitabı, R. Melzack, P. D. Wall (Çeviri Editörü Serdar Erdine) Bölüm 45’in çeviri yazarı, “Kanser ağrısı ve AİDS’e bağlı ağrı”, 689–721, Güneş Kitabevi, 2006, İstanbul.

3.      Trends in Serotonin Uptake Inhibitor Research. Anne C. Shirley, editor. “Chapter I: Managing Treatment-Resistant Depression: Focusing on Increasing Serotonergic Transmission” Ali Saffet Gönül, M. Kerem Doksat, Çağdaş Eker, Özlem Donat Eker (özgün bölüm, dört isimden ikincisi), 127, Nova Science Publishers, New York, 2005.

4.      Aklın Halleri, Selçuk Candansayar, “Evrimsel Perspektiften Davranışlarımızın Tahlili” bölüm yazarı, 97–138, Şen Matbaa, 2004, Ankara.

5.      Neşenin Halleri, Selçuk Candansayar “Evrimsel Perspektiften Depresyon Modeli” bölüm yazarı, 121, Şen Matbaa, 2004, Ankara.

6.      Ağrı ve Psikiyatri, Prof. Dr. M. Kerem Doksat, özgün kitap F. Özsan Matbaacılık ve San. Ltd. Şti, 2003, Bursa.

7.      Ağrı, Serdar Erdine, Baş Ağrıları ve Psikiyatri bölüm yazarı, 247–251, Nobel Tıp Kitap Evi- Alemdar Ofset, 2000. 

BİREYSEL KONFERANSLAR 

Depresyonda Etkili Tedavi Etkili Doz

1.İstanbul (Ocak 2005)

2.Trabzon (Mart 2005)

3.Ankara (Nisan 2005)

4.Gaziantep (Ocak 2006)

5.Adana (Şubat 2006)

6.Kayseri (Mart 2006)

Depresyonda Augmentasyon Stratejileri

1.Samsun (Kasım 2005)

Anksiyete ve Depresyon Tedavisi

1.Uludağ-Bursa (25.02.2006)

2.Bursa (17.03.2006)

3.Girne-Kıbrıs (15.04.2006) Tip 2 Diyabet Hastalığı Teşhisinde Yaklaşım

The Marmara Oteli-İstanbul (24.02.2007) Depresyon ve anksiyetede akut ve kronik dönemde etkili tedavi stratejileri

Edirne-Trakya Üniversitesi Konferans Salonu (11 Eylül 2007)Depresyonda Etkili Tedavi Etkin Doz 1.      İstanbul Kadıköy, Green Park Motel (23 Ekim 2007)

2.      Adana, Seyhan Otel (30 Ekim 2007)

BİLİMSEL DERGİLERDE YAYINLANMIŞ OLAN MAKALELERİM

Ender Karaca, M. Kerem Doksat (1998) Klinik Açıdan Obsesif-  Kompulsif Bozukluk. Yeni Symposium; 36: 59–69.

M. Reha Bayar, M. Kerem Doksat, Neşe Kocabaşoğlu (1998) Obsesif Kompulsif Bozukluk’la Komorbid Kişilik Bozuklukları. Yeni Symposium; 36: 69–72.

M. Reha Bayar, M. Kerem Doksat, Gökhan Oral (1999) Sosyal Fobiyle Komorbid Kişilik Bozuklukları. Yeni Symposium; 37: 3–6.

M. Kerem Doksat, Ender Karaca (1999) Pregnancy and Psychopharmacotherapy. Yeni Symposium; 37: 35–46.

Aslı Bostancı, M. Kerem Doksat (2000) Patolojik Kumar Oynama. Yeni Symposium; 38: 157–162.

M. Kerem Doksat, Sıla Aydın, Şuur Biliciler, Mert Savrun (2001) Atipik karma ve silik bipolar bozukluk: Sıklıkla yanlış teşhis edilen bu kavram ve entitenin dört vak’a vesilesiyle tartışılması. Yeni Symposium; 39: 100–105.

M. Kerem Doksat, Mert Savrun (2001) Evrimsel psikiyatriye giriş. Yeni Symposium; 39: 131–150.

İbrahim Balcıoğlu, M. Kerem Doksat, Oğuz Tan (2001) Madde Bağımlılığı, göç ve suç. Yeni Symposium; 39: 185–191.

M. Kerem Doksat, Sıla Aydın, Mert Savrun (2002) Favorable Response to Low Dose of Quetiapine in a Woman with Cannabis Abuse and Erotomania. Bull Clin Psychopharmacol; 12: 89-91.

Kerem Doksat, Mert Savrun (2002) Duygudurum bozukluklarının patofizyolojisiyle ilgili son gelişmeler-I. Yeni Symposium; 40: 90–100.

Doksat MK, Savrun M (2002) Introduction to evolutionary psychiatry. The Bulletin for Section #44 (Psychotherapy) of the World Psychiatry Association and the ASCAP Society; 4: 2038.

Şehnaz Tuna, M. Kerem Doksat (2003) Panik bozukluğunda bilişsel ve davranışçı terapi. Yeni Symposium; 41: 98–107.

M. Kerem Doksat (2003) Evrimsel Perspektiften Depresyon ve Sitokinler. Klinik Psikofarmakoloji Bulteni; 13: 97–108.

M. Kerem Doksat (2003) Abraham H. Maslow. Yeni Symposium; 41: 163–165.

Barış Önen, M. Kerem Doksat (2004) Carl Gustav Jung. Yeni Symposium; 42: 9–13.

M. Kerem Doksat, Barış Önen (2004) Sigmund Freud. Yeni Symposium; 42: 60–72.

M. Kerem Doksat, Barış Önen, Fuat Beşkardeş (2004) Harry Stack Sullivan. Yeni Symposium; 42: 126–131.

Neşe Kocabaşoğlu, M. Kerem Doksat, Burak Doğangün (2004) Anksiyete ve depresyonun çok yönlü ilişkisi. Yeni Symposium; 42: 168–177.

M. Kerem Doksat, Barış Önen Ünsalver, Fuat Beşkardeş (2005) Bireysel, Sosyal ve Siklotimik Bir Adam: Alfred Adler. Yeni Symposium; 43: 58–64.

M. Kerem Doksat (2005) Başağrılarının Psikiyatrik Yönü. Türkiye Klinikleri J Int Med Sci; 40: 50–56.

M. Kerem Doksat, Aksel Siva (2005) Nöropsikiyatride Geleceğimiz. Türkiye Klinikleri J Int Med Sci; 40: 79–80.

V. Singh, CL Bowden (Çev. A. Fuat Beşkardeş, S. Özdemir, M. Kerem Doksat) (2006) Bipolar Bozukluk Karma Dönemlerinin Tanı ve Tedavisindeki Gelişmeler. Yeni Symposium; 44: 23–34.

M. Kerem Doksat, Selçuk Aslan (2006) Tekrarlanan Transkraniyal Manyetik Stimulasyon (rTMS) ve Depresyon Tedavisi. Yeni Symposium; 44: 92–100.

Ozcanli T, Erdogan A, Ozdemir S, Onen B, Ozmen M, Doksat K, Sonsuz A (2006) Severe liver enzyme elevations after three years of olanzapine treatment: a case report and review of olanzapine associated hepatotoxicity. Prog Neuropsychopharmacol Biol Psychiatry; 30(6): 1163–6.

İbrahim Balcıoğlu, Aylin Çitken, M. Kerem Doksat (2008) Madde Bağımlılığının Hukukî Yönü. Yeni Symposium; 46: 3–9.

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 26 Ağustos 2008 Salı

Yorumlar

CEMİL MERİÇ, YAŞAR KEMAL ve BARACK OBAMA

Sağdan soldan, dincisinden komünistinden herkes Cemil Meriççi oldu. Bu gidişin sonu neye varacak pek merak ediyorum ve koca Cemil Meriç, millî bedhahımız olan bir özelliğimize, hızla tüketip çabuk unutma defektimize kurban olacak diye dertleniyorum.

Bu öylesine bir vehim değil, sinyâller başladı. Hürriyet’te rahmetli hakkında dizi hazırlayan bir gazeteci (Sayın Soner Yalçın) kalktı “Marks ile Said-i Nursî arasında fark yoktur diyen adamdır” filân diye yazdı. Saçmaladığını belirten e-mesajıma verdiği cevap evlere şenlikti: “Size Cemil Meriç’in kitaplarını okumanızı öneririm”.

Gülmekten başka intibak yolu bulamadım. Bu ağır gazeteci eğer hazmederek okumuş olsaydı rahmetlinin eserlerini, bana önermezdi, tavsiye eder veya salık verirdi. Bir de, kendisine gönderilen mesajlardan yolladı bana; belli ki meraklı bir yeniyetme sanmıştı fakiri. Yâhu, çoğu kitabından ikişer tâne var, eserlerinin hepsini defalarca okumuşum, sofrasında bulunmuşum. 1999’da psikiyatri profesörü olmuşum, yaş 51’e gelmiş. Ağır ağabeyim bana ne öneriyor bakın…

devamı..

Yorumlar (2)

BOYALI DİREK ve YAŞAR NURİ’NİN SARMAŞIĞI!

Öykü ve Berk ikizlerin sundukları Boyalı Direk programını nihâyet seyretmek nasip oldu bu gece TRT1’de (gece yarısı ilâ gece yarısını yarım saat geçe) ve kalakaldım!Aylarca CD’lerini arabamda dinlediğim ikili bunlar mı?

Bu gençleri herkes gibi önce Youtube’da seyredip çok beğenmiştim; sonra canlı yayınlanan bir televizyon programına beraber iştirak etmiştik ve takdirle methedip, istikbâl beklentilerimi de dile getirmiştim. Hâttâ “onlar kaybolup gitmez, çünkü müzikleri özgün ve özel” filân demiştim…

Şu anda seyrettiğim şey ise kötü bir müsamere.

Popülist, dolmuş/minibüs şarkısı tarzında şeyler söylüyorlar.

devamı..

Yorumlar (7)

58 sayfa : [1] 2 3 4 » ... Son Sayfa »