MEMLEKETİMDEN ve DÜNYADAN

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı üç eşli olduğunu açıklayan ve üç eşli olmayı öven Tekbir Giyim’in patronu Mustafa Karaduman hakkında yapılan başvuruyu görüşerek karara bağladı. Kararda, “birden çok kadınla resmî evlilikle yaşamanın hukukumuzda mümkün olmadığı, çok eşli yaşamayı kısıtlayan yasal hüküm bulunmadığı” kaydedildi. “Şüphelinin dinî nikâh yaptırıp üç kadınla bir arada yaşadığına dâir beyanının ve toplumu özendirme tarzında demecinin bulunmadığının anlaşıldığı belirtilen” kararda, “Atılı suçların hukukî ve yasal unsurlarının oluşmadığı düşünce ve kanaâtine varılmaktadır” denildi.Kim diyor? Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı!

Hukukun üstünlüğü ilkesi var değil mi? Var mı?

Alın işte hukuk. Geçenlerde “Ben Atatürk’ü sevmiyorum. Beni inancımdan etti” diyen kız için de “bu lâflarla Atatürk küçülmez, beraatına…” dememiş miydi aynı hukuk?

devamı..

Yorumlar (5)

Beşer Şaşar mı Diyeceğiz, Yoksa Körü Körüne bir Sâhiplenmeye mi Girişeceğiz?

Seblâ çok güzel bir yazı yolladı bana: —Öncelikle neler vardı kafamda: 1. AKP’ye kadar orduevlerinde Ülker markalı ürün bulamazdınız. Artık var (sinek küçüktür mide bulandırır)! 2. Büyükanıt’ın karısı hakkında “aşırı harcamalarının bulunduğu” bilgisinin AKP’de olduğu ve malûm Dolmabahçe görüşmesinde bunun konuşulduğu iddiası (Fikri Sağlar tarafında beyan edilen). 3. Sınır ötesi harekâtında ABG lâfıyla operasyon yürüten bir ordu görünümünün çizilmesi. 4. CHP’nin altını çizdiği ve CHP altını çizmeden önce de zâten gözümüze diken gibi batan ihraçsız YAŞ tablosu (hâlbuki 20 dosya olduğu toplantıdan evvel söylenmişti)! 5. Gerçekliği ortaya çıkan yüksek fiyatlı bir aracın Büyükanıt için AKP tarafından ithâl edildiği haberi. 6. Bir genelkurmay başkanının ağzından işitince yadırgadığım “amuda mı kalksaydım”, “terörist kampları BBG evi gibi”, Fenerbahçe yorumları vs… 7. Ergenekon’dan F tipini boylamış paşalar için tek bir kelime etmeme tavrı ve 8. madde ise Can Ataklı’nın kaleminden şöyle aktarılmış:

devamı..

Yorumlar (4)

AKŞAM GAZETESİNE ELVEDA, HOŞGELDİN SOSYAL PSİKOLOG HÂLİT

Hâlit Kakınç bir fenomen adamdır. En az 30 senedir tanırım. Bizi rahmetli peder buluşturmuştu. Astrolojiye, parapsikolojiye ve Türk milliyetçiliğine hasretmişti kendini o zamanlar. Pederin yanından ayrılmazdı. Hâttâ, tamamen Ülkücü ve milliyetçi bir ekiple birlikte bir gazete çıkarmıştı, ben de sağlık köşesini yazmıştım; o zamanlar asistandım ve o köşeden aldığım üç kuruş kızımın süt parasına katkıda bulunuyordu. Biraz para biriktirip bir de fotoğraf makinesi almıştım; hafta geçmedi, mâzimde kalan birisi yere düşürdü ve parçalandı. O zamandan beri hep yeni sistem fotoğraf ve video âletleri alıp dururum.

Neyse… Bu benim psikanalizim ama Hâlit de Türkiye’nin psikanalizini yapanlar takımına iştirak etti (bildiğim kadarı ile psikoloji veya psikiyatriyle tahsil mânâsında ilgisi yoktur).

Bıraktığımız yere dönersek… Sonra Hâlit ve arkadaşları Alo Bilgi Hattı diye bir sistem kurdular. Türkiye’de bir ilkti. Analog değil, dijital çalışıyordu ve hemen her konuda merak ettiklerinizi uzmanlardan dinliyordunuz. Bana da teklif etmişti ama kabûl etmedim; rahmetli Ayhan Songar’ınikinci Haydar Dümen mi olacaksın” diye ikazını unutmam. Hakikaten her dümen döndü Alo Bilgi’de; bilhassa erotik hatlar kilitleniyordu ve şirket de hatlardan para basıyordu; eh, bâzı yuvalar da batıyordu. Sonra gâliba kapatıldı veya kapandı. Fakat Haydar Dümen de, Hâlit Kakınç da, tezgâha giren herkes de köşeleri döndü.

devamı..

Yorumlar (1)

Desiderata

Gürültü ve telâşın ortasında sükûnetle dolaş,
Sessizlikte huzur bulduğunu unutma.

Mümkün olduğunca herkesle dost olmaya çalış,
Ama kimseye teslim olma.
Telâşsız, açık seçik konuş;
Ve başkalarına da kulak ver,
Aptal ve câhil oldukları zaman bile dinle onları;
Çünkü dünyada herkesin bir hikâyesi vardır.
Gürültücü ve saldırgan olanlardan sakın,
Onlar, rûhuna eziyet ederler.

Kendini başkalarıyla karşılaştırdığında,
Anlamsız ve buruk hissedebilirsin,
Çünkü dâima senden daha değerli veya değersizler olacaktır.
Yalnız plânlarının değil, başarılarının da tadını çıkar.
İşinle, ne kadar küçük olursa olsun, ilgilen;
Zamanla değişen kaderinin yegâne dayanağıdır o.

İş hayatında temkinli ol,
Çünkü dünya düzenbazlarla dolu.
Ama bu seni kör etmesin, çünkü pek çok erdem de var;
Pek çok insan yüksek ideâller peşinde,
Ve hayat her yerde kahramanlıkla dolu.
Olduğun gibi görün. Özellikle sevmediğin zaman sever gibi yapma,
Aşka burun kıvırma sakın,
O, inançsızlık çölünde bir vahâdır.

Yılların geçmesine öfkelenme,
Gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe.
Ruhunu besle ki, kaderin kötü bir tecellisine karşı sana kalkan olsun.
Ama kötümserlikle kendine eziyet etme,
Pek çok korku yorgunluk ve yalnızlıktan doğar.

Tam bir disiplinin ötesinde,
Kendine iyi davran.
Sen de kâinatın bir çocuğusun,
En az ağaçlar ve yıldızlar kadar,
Burada olmaya hakkın var.
Ve farkında olsan da olmasan da
Kâinat tekâmül ediyor, olması gerektiği gibi.

Öyleyse, sence Tanrı her ne ise,
O’nunla barışık ol.
Bu hayat karmaşasının içinde,
Mücadeleni sürdürürken,
Kendinle barış içinde ol.

Görmeye çalış ki,
Bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen
Dünya yine de güzeldir.
Neş’eli ol ve mutlu olmaya çalış.

Max Ehremann, 1920ler (teşekkürler Tâhir, çok güzel bir doğum günü hediyesi oldu)

Yorumlar (5)

Affınıza Sığınarak İtiraf Ediyorum…

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir dönüm noktasında bulunuyor olmasaydık bunları yazmazdım gecenin sabaha yaklaşan bir yerinde. Ancak hissediyorum ki gitgide daha çok ezilen, ötekileştirilen, eritilmek kaydıyla yok edilmeye çalışan bir topluluğun üyesiyim şu an itibâriyle. Modern toplumdan, postmodern topluma geçişin en önemli özelliklerinden biridir şiddetin ve baskının katı hâlden gaz hâle geçişi. Kimse bizi fırına atmayacak, işkencelerden geçirip soyumuzu tüketmeyecek. Artık “yok edilmesi gereken” ideolojilere ve milletlere (az da olsa gelişmiş bir ülkeye âitse), böyle somut zulümler uygulanmıyor. Kanımızın dışa akmasını bekliyorsanız inanmak için ölümümüze, bunu daha çok beklersiniz. Biz içten içe kanamayı öğrendik, gözlerimize bakın, bir çift kan çanağı…

AKP’den önceydi henüz… Genç hissederdim kendimi. Genç olmak, gelecek hayâllerinin olmasıysa eğer, artık ihtiyarım. Umut dolu bir geleceğe inanmıyorum. Belki de yaşamıyorum bile. Doğduğumdan bugüne ne varsa biriktirdiğim erdem diye, inanç diye, doğru diye hepsinin ırzına geçtiler! Özgürleşmeci “sağ” politikaların nâmusun, ahlâkın yerine parayı koymasıyla “işini bilen memur” çocuklarına emânet edilen ülkemizde önce “âile” çöktü. Manevî olarak yitirdiğimiz her kavramın yerine maddiyat ile yeni bir şeyler bina ederek mahvolmuş “psyché”ler edindik kendimize. Çevremizde, psikiyatri tedavisi görmeyene az rastlanır oldu böylece. Öte yandan, git gide yok oldu “orta” denilen sosyoekonomik sınıf. Günden güne daha fakirleşen halk, her türlü ahlâksızlığı yaparak servetine servet katan bir azınlığın eğlencelerini aptal kutusundan izleye izleye, renk katmaya çalıştı gecelerine. Eğlence adı altında sunulan bu yüzleşme derin nefret izleri çizdi, hesaplaşma özlemi yarattı marjinalleşme temâyülü gösteren yüreklerde. Kinlenen kalbler demlenirken bir kenarda, yedek kulübesindeki futbolcu gibi kollarken oyuna gireceği ânı, âilenin çatısının üstündeki o en büyük çatıyı da çökerttiler. Tüm halka kol kanat geren “memleket sevdâsının” adını kötüye çıkarttılar. Bizi bize, bizi bu toprağa bağlayan ne varsa, üstünden budamakla kalmadılar, köküyle birlikte söküp attılar.

devamı..

Yorumlar (5)

64 sayfa : « ilk Sayfa ... « 7 8 9 [10] 11 12 13 » ... Son Sayfa »