Geçen günkü http://www.keremdoksat.com/2010/08/22/cifte-acmaz-ve-ikirciklik/#more-3584 makalemin çok uzun olduğunu ve neye işaret ettiğinin tam anlaşılamadığını ifâde eden birkaç mesaj ve eleştiri aldım. Aslında basitti emelim: Hür, bağımsız, lâik ve demokratik olduğu rivâyet edilen ama fena hâlde çelişen örnekler vermiştim; http://www.keremdoksat.com/2010/08/23/new-official-language-of-the-european-union/ makalem de bunun mizahî bir devamıydı…
Demokrasi için Eflatun (Platon) ve Aristo ne demiş, o ne demiş, bu ne demiş, meritokrasiymiş, klerikalizmmiş, avamın havâsı yönetmesi miymiş, Aysun Kayacı’nın oyuyla köydeki çobanınki bir miymiş?
Tartışıp duruyoruz…
MÖ 4. yüzyılda yaşayan ikiliden, asil bir âileden gelen Eflatun, Yunanistan’ın kuzey kesiminden olan Aristo’nun hocasıydı… En büyük eseri olarak kabul edilen Devlet’te ideal bir toplum portresi sunmuştu. Sokrates, yazılı bir kaynak bırakmamıştı.

Yazının tamamını okuyun »
Bu Yazıyı Paylaşın
Ağustos 24th, 2010
Kerem DOKSAT
|
Yorum Yok
The European Commission has just announced an agreement whereby English will be the official language of the European Union rather than German, which was the other possibility.
As part of the negotiations, the British Government conceded that English spelling had some room for improvement and has accepted a 5- year phase-in plan that would become known as “Euro-English”.
In the first year, “s” will replace the soft “c”. Sertainly, this will make the sivil servants jump with joy. The hard “c” will be dropped in favour of “k”. This should klear up konfusion, and keyboards kan have one less letter. There will be growing publik enthusiasm in the sekond year when the troublesome “ph” will be replaced with “f”. This will make words like fotograf 20% shorter. Yazının tamamını okuyun »
Bu Yazıyı Paylaşın
Ağustos 23rd, 2010
Kerem DOKSAT
|
2 Yorum
Yıl, 1887…
Gazetecinin biri, Victor Hugo’ya sorar: “Eserleriniz ve siz bugüne de çok olumlu eleştiriler aldınız, çok övüldünüz. Bunlar arasında sizi en çok hangisi hoşnut etti?”
Hugo cevap verir:
Karlı bir kış gecesiydi. Eş dostla yiyip içmiştik. Mesâfe kısa diye, evime yaya olarak dönüyordum. Fena hâlde sıkışmıştım. Hızlı adımlarla, mâlikânemin bahçe kapısına vardım. Kapı kilitliydi.
Var gücümle uşağıma seslendim: “İgooooooor”! Defalarca haykırmama karşın İgor’un beni duyduğu yoktu. Sidik torbam Atlas Okyanusu büyüklüğüne ulaşmıştı. Altıma kaçırmak üzereydim. Yaşlılık işte. Çâresiz, bahçe duvarına yanaştım, etrafa bakındım, görünürde kimse yoktu, fermuarımı indirdim ve su dökmeye başladım. Yazının tamamını okuyun »
Bu Yazıyı Paylaşın
Ağustos 23rd, 2010
Kerem DOKSAT
|
6 Yorum
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün başkanlığında İstanbul’da toplanan Millî Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı sona erdi. İşte MGK toplantısının ardından Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekterliği tarafından yayınlanan bildiri:
A – Ülkemizin birliğini, bölünmez bütünlüğünü, insanımızın yaşama hakkını ve milletimizin huzurunu hedef alan bölücü terör örgütü ve yandaşlarına karşı, halkımızın da desteğiyle çok yönlü olarak yürütülen mücadeleye tâviz verilmeksizin devam edileceği hususundaki kararlılık bir kere daha teyit edilmiştir. Terör örgütü ve yandaşlarının toplum içinde kargaşa yaratmaya, kardeşlik duygularını zâfiyete uğratmaya ve toplumsal barışı bozmaya yönelik tahrik çabaları karşısında halkımızın, her zaman olduğu gibi sağduyuyla hareket edeceğine ve bu şer odaklarının amaçlarına ulaşmalarına izin verilmeyeceğine olan kat’î inanç vurgulanmıştır.
B –Irak’ta 7 Mart 2010 tarihinde yapılan parlamento seçimlerinin ardından hükûmetin kurulması sürecinde yaşanan gelişmeler değerlendirilmiştir.
C – Ortadoğu’ya ilişkin son gelişmeler ele alınmış, bu çerçevede, İran’ın gerek Viyana Grubu’yla Tahran ortak bildirisi zemininde, gerek BMGK Dâimî üyeleri ve Almanya’dan müteşekkil P5+1′le daha geniş mânâda yapabileceği görüşmelerin, İran’ın nükleer programına ilişkin soruna diplomatik çözüm bulunmasına yönelik somut fırsatların değerlendirilmesi bakımından önem taşıdığı ve Türkiye’nin barışçı çözüm için kolaylaştırıcı gayretlerinin sürdürüleceği belirtilmiştir.
31Mart tarihinde Gazze’ye insanî yardım götüren konvoya, İsrail tarafından uluslararası sularda gerçekleştirilen saldırı bağlamındaki gelişmelerin kapsamlı bir değerlendirmesi yapılmış, uluslararası hukukun ağır ihlâlini teşkil eden bu olayın ayrıntılı biçimde soruşturulması için ulusal ve uluslararası hukuk bağlamında sürdürülen çalışmalar gözden geçirilmiştir.
Lübnan İsrail sınırında 3 Ağustos 2010 tarihinde meydana gelen çatışma ele alınmış, Lübnan’da barış ve istikrarının muhafazasının tüm bölgenin barış ve istikrarı ile doğrudan bağlantılı olduğunun altı çizilmiştir. Bu çerçevede tüm tarafların itidâlle hareket ederek, bölgedeki barış ve istikrar çabalarına katkıda bulunmalarının ve BMGK’in 1701 sayılı kararının hükümlerine riâyet etmelerinin önemi teyit edilmiştir.
D- Pakistan’da meydan gelen ve yol açtığı kapsamlı maddî zarara ilâveten, dost ve kardeş Pakistan halkının yürekten paylaştığımız derin acılar yaşamasına da neden olan sel felâketi bağlamında gelişmeler de ele alınmıştır. Bu çerçevede, devletimiz tarafından, halkımızın da kapsamlı desteğiyle, başlatılan yardımlar gözden geçirilmiş, dost ve kardeş Pakistan halkıyla bu zor dönemdeki dayanışmamızın güçlendirilerek sürdürüleceği vurgulanmıştır. Yazının tamamını okuyun »
Bu Yazıyı Paylaşın
Ağustos 22nd, 2010
Kerem DOKSAT
|
2 Yorum
Önceki bir makalemde (http://www.keremdoksat.com/2008/01/10/kuranikerim-nedir/) şunları yazmıştım:
Cumhuriyet Gazetesi’nde epeydir bir ilginçlik yaşanmakta: Hemen bütün köşe yazarları din-bilimci (ilâhiyatçı: teolog) kesildiler ve sürekli İslâm, Alevilik ve Sünnîlik hakkında yazar, ahkâm keser oldular. Âyet tefsirleri yapıyorlar, üstelik zerre kadar Kur’ân Arapçası filân bilmeden! Belli ki dine düşmanlar. Demokratik bir ülkede bundan doğal bir şey de olamaz.
İlâhiyatçı olmadan dinden bahsetmenin ne zararı var, sanki ben de yapmıyor muyum? Tabii ki yok… da…
***
Zaman Gazetesi’nin Ateist ve ulusalcı eşdeğeri hâline gelen bu “kült gazetesindeki” müptedi kâzip din ulemâsı İslâm’ın kutsal kitabından sürekli olarak “Kuranıkerim” diye bahsediyorlar! İnsan tabii ki Ateist, agnostik, şucu veya bucu olabilir ama bilhassa kutsiyetle ilgili şeylerden bahsederken asgari saygıyı muhafaza etmek icap etmez mi?
Kur’ân-ı Kerîm olarak yazılması ve ona göre de doğru telâffuz edilmesi icap eden bu Yedi Askı Şâirleri’ni secdeye vardıran muazzam esere Kuranıkerim demenin anlamı ne? Yazının tamamını okuyun »
Bu Yazıyı Paylaşın
Ağustos 21st, 2010
Kerem DOKSAT
|
2 Yorum