17 Şubat Çarşamba günü babam için özel bir gündü. Maslak’ta 1. Ordu Komutanlığı’nca yapılan törende babam Güney Kore’den özel gelen Kore Savaşı Gâzisi Madalyası’nı aldı; gönüllü gitmiş Kore savaşına. Tarihî ve askerî konulara her zaman büyük ilgisi vardır. Hâttâ ilk Kore’ye vardığında, bilhassa en ön cephede yer alabilmek için dilekçe vermiş.
İskenderun limanından yola çıkan Amerikan savaş gemisi, Türk askerlerini de alarak Kore’ye doğru açılmış. Tabii, gemide Amerikan yemeklerine alışmaya çalışmışlar. Türk askerleri bilhassa jöle tatlısını yadırgamış. Babam “çatalı batırınca titremeye başlıyordu” diyor. Hâttâ adını denizanası koymuş ki, bu isâbetli bir yakıştırma. Bü tür tatlı türüne jelly deniyor İngilizce’de ve denizanasına da jellyfish…
Cepheden bilhassa hiç unutmadığı birkaç olay var. Bir gün Ethem ve Kâmil adında iki askerimiz bir sebepten dolayı kavga etmeye başlamışlar. Dövüş ederlerken karavanayı da devirmişler. Ethem adındaki asker Kâmil’i kötü dövmüş. Işte kader bu, ertesi günü maâlesef bir havan mermisiyle Ethem vefat etmiş. Tabii, askerlerimiz arkadaşlarının ölümüne çok üzülmüşler. Babamın gözü o esnada bir gün önce rahmetli Ethem’in kavga ettiği Kâmil’e ilişmiş. Bakmış ki Kâmil’in de gözünden yaşlar süzülüyor. Yazının tamamını okuyun »
Şubat 19th, 2010
Kerem DOKSAT
|
2 Yorum
Yâhu anladık; vahşi kapitalizm illâki yerleştirilecek.
Gerçi bunun da ne kadar tam mânâsıyla kapitalizm olduğu su götürür.
Yeşil sermâye bu kadar korunup kollanırken, sermâye-i mübâhâtten (ânında sözlük: mübah, iftihar sebebi sermâye) sermâye-i tereddüde (şüpheli sermâye, alışverişte kullanılmayacak şüpheli sermâye, bir de -affedersiniz- kerhâne fâhişesi yâni genelev kadını) istihâle ederken, ortalıkta sonradan görmelik, züppelik ve cehâlet kol gezerken…
Hukuk’un, Yargı’nın ve her türlü ahlâkî değerlerin ırzına geçilirken…
Bâri en temel “kendine hürmet etme” (şimdilerde özsaygı denmekte) millî özelliklerimizi reklâmlara âlet etmeyin.
Bir reklâm türedi: Kızına âşık olan yiğit(!) ama fakir gence, kızın babası bir çek veriyor. Yazının tamamını okuyun »
Şubat 18th, 2010
Kerem DOKSAT
|
3 Yorum
Ben akliye mütehassısıyım, hukukçu değil.
Ama gözümüze sokula sokula memlekette tarikatlar kollanıyor, onları sorgulayan Başsavcı, “Özel Yetkili Savcı” târikiyle içeri atılıyor (bu özel yetkiyi kim veriyor), Akineton Suç Örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle sorgulanıyor…
Bu olup bitenler DDD destekli bir sivil darbe değil de nedir?
Hâdiseleri gözden geçirelim…
***
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, dün arama sırasında oldukça bitkin bir ses tonuyla “moralim bozuk, konuşulacak ortamda değilim, sonra konuşuruz” diyebildi. Kızının oyun CD’leri bile alındı, evi didik didik edildi, sonra da gözaltına alınırken, iki yıldır görev yaptığı adliyeden ayrılırken, nöbetçi polis memuru “hazır olda” durarak selâmladı.
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, Erzurum’da çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Erzurum Adliyesi’nde Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal tarafından sorgulanan Cihaner, yaklaşık 7 saat süren sorgulamanın ardından, saat 06.00’da tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi ve Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tutuklandı.
Cihaner, Erzurum Emniyet Müdürlüğü’ne âit araca, beraberinde polislerle birlikte binerek Erzurum Kapalı Cezaevi’ne götürüldü. İlhan Cihaner’in avukatı Hamit Sekman, müvekkilinin tutuklandığını ifâde ederek, “bu tarz gözaltına alınmalarda böyle kararlar çıkabilir. Sürpriz de değildi. Sorguya alınan birisini tutuklama ihtimâli her zaman vardır” dedi. Cihaner’in durumunun iyi olduğunu söyleyen Sekman, 18 Şubat Perşembe günü Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne itiraz edeceklerini kaydetti. Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal ile birlikte 3 savcı dün Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in makam odası ve adliye lojmanlarındaki evindeki aramaların ardından Cihaner’i gözaltına almıştı. Cihaner’in avukatı Hamit Sekman, müvekkilinin “Akineton terör örgütü üyesi olmak”, “görevi kötüye kullanmak”, “tehdit ve iftira” suçlamalarıyla gözaltına alındığını bildirmişti. Yazının tamamını okuyun »
Şubat 17th, 2010
Kerem DOKSAT
|
12 Yorum
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre, tıbbî teşhisleri koymak ve tedavileri tatbik etmek sâdece tıb fakültelerini bitirmiş ve tabip unvanını hak etmiş kişilerin hakkıdır.
Buradaki “hak” kelimesini gerekli tahsili görüp, sınavlardan geçip, eline diploması verilen kişilerin hakkından bahsediyorum. Yâni serbest piyasa rekabeti ile elde edilebilecek bir hak mevzûubahis değil.
Maâlesef ülkemizde bu hususta müthiş sınır ihlâlleri ve hem etik hem de yasadışı uygulamalar mevcut. Kişisel Gelişim Uzmanlığı diye bir şey uyduruldu, ağzı lâf yapan ve kerameti kendinden menkûl birtakım insanlar teşhis koyuyor, tedavi ediyor ve şifa dağıtıyor! Kitapları yok satıyor…
Bunlar alenen suç ve gayrı ilmî; peki, siyasete atılmış bir psikiyatri profesörü bunu yaparsa yakışır mı? Bunun cevabını http://www.keremdoksat.com/2008/08/09/cok-ayip-oldu-mehmet-bekaroglu-hocam/ makalemde görebilirsiniz. Yazının tamamını okuyun »
Dün, bermutat Habertrük’te ulemâ ahkâm kesiyor. Mr. Brave Cloud da yönetiyor…
Köklü üniversitelerde ister hekim, ister hukukçu, isterse jeolog adayı olun, size humanities yâni temel beşerî bilgiler okutulur (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Humanities). Eğer okutulmadıysa da, KENDİNİZE SAYGINIZ VARSA, BOL BOL OKUYARAK BU EKSİKLİĞİNİZİ TELÂFİ EDERSİNİZ.
Bu sâyede, insanla ilgili bir hususta ahkâm keserken, insan gibi düşünürsünüz ve adam gibi karar verirsiniz.
Adamın teki buyuruyor müstehzî ve ukalâca bir ifâdeyle: “Kişilerin sabrı olur, kurumların değil, bu saçma bir ifâdedir” gevrek gevrek gülüyor ve gene TSK’yı yerden yere vuruyor aklı sıra!
Mr. Brave Cloud “ya, öyle mi” diye eveliyor geveliyor çünkü o da ya bîhaber ya da işi Hülya Avşarlığa vuruyor. Yazının tamamını okuyun »
Şubat 15th, 2010
Kerem DOKSAT
|
22 Yorum