KeremDoksat.Com

Bir Cümlede 4 Hata: Nobelli Yazarımız!

Adana Seyhan’da düzenlenen bir konferansta konuşma yapan Prof. Dr. İlber Ortaylı, NOBEL ödüllü Orhan Pamukiçin ilginç bir tesbitte bulundu. Ortaylı, bir dinleyicinin Pamuk’la ilgili sorusu üzerine şunları söyledi.

—Kaleme aldığı bir eserde şöyle bir ifâde geçiyor: “İmam ikindi namazı saatinde caminin balkonuna çıkarak ikindi ezanını okudu.” Bu toplumun gerçeklerini, inançlarını bilen her insan bilir ki, bir kere namazın saati olmaz, vakti olur. Saat ayrı, vakit ayrı bir kavramdır. Câmilerde balkon yoktur, minârenin ÅŸerefesi vardır. Ezanı da imam okumaz, müezzin okur, o da ÅŸerefeye çıkmaz, içeriden okur. Bu örnekle de sâbittir ki kiÅŸiler kendi içinden çıktıkları toplumu bilmeden bir ÅŸeyler yapmaya çalıştıklarında doÄŸru ÅŸeyler yapmazlar, yapamazlar.”

devamı..

Yorumlar (23)

GÜRBÜZİTE ve OBEZİTE: HEM BEDENSEL HEM DE RUHSAL BİR HASTALIK

Hayatı boyunca sık sık hastalanan, sabahları erken kalkamayan, 1649 yılında, zamanın İsveç Kraliçesi Christina’nın davetiyle Stockholm’e yerleÅŸen bir adam vardı. Kraliçenin, kendisinin uyanık olmaya hiç alışık olmadığı sabah beÅŸte yaptırdığı dersler ve soÄŸuk iklim yüzünden İsveç’e geliÅŸinin birkaç ay sonra, 11 Åžubat 1650’de zaatüreden dolayı hayata veda eden bu adamın, yâni René Descartes’in felsefeye de, bilime de büyük etkileri olmuÅŸtur. Descartes’e göre ruh fizikî deÄŸildir ve farklı bir varlıktır; bu sebeple vücuttan ayrı olarak tasavvur edilebilir. Rûh kavramı biçimde “şuûr, zihin” gibi kavramlarla iç içedir. Rûh, içimizdeki “düşünen bir ÅŸey”dir. Aklî yeteneÄŸe sâhip olan rûh, çakışan psikolojik baÄŸlantılar sâyesinde zihinsel aktivite gösterebilmekte, fakat bu onun için de bir “gereklilik” arz etmemektedir; psiÅŸik yapı ve bunu oluÅŸturan fiziksel organ ve kavramlar ve hâttâ vücut olmaksızın var olabilir, düşünebilir. Râhun bütünlüğü herhangi bir fizikî engel veya yetersizlik sebebiyle bozulmaz. Bu râh-beden ikiliÄŸi anlayışına Kartezyen düalizm denmiÅŸtir.

devamı..

Yorumlar (4)

TERAPÖTİK İTTİFAK ve İLİŞKİ

Terapötik ilişki ruh sağlığı çalışanının becerileri ile ilgili bir konu olmaktan ziyâde, ruh sağlığı çalışanlarının ve hastanın tutumları ve aralarındaki ilişkiyle ilgilidir. Bu ilişki, iletişim ve güveni sağlayan güvenli bir ortam yaratılmasına bağlı olarak ortaya çıkarsa ittifak tesis edilir.
• Ruh sağlığı çalışanı için hasta, hastanın iyiliği için ortaklaşa çalışırlarsa ittifak kurulmuş olur. Teropötik ilişki sağlık çalışanı ve hastanın ilk buluştuğu andan itibâren başlar.

devamı..

Yorumlar

Çanakkale Şehitleri’ne

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya,
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
Ne hayâsızca tahaşşüt ki ufuklar kapalı!
Nerde, gösterdiği vahşetle “ bu, bir Avrupalı “
Dedirir–yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi yâhut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm–ı beşer,
Kaynıyor kum gibi… MahÅŸer mi, hakikat mahÅŸer,
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında;
Ostralya’yla beraber bakıyorsun Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler, rengârenk.
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani tâûna da zûldür bu rezil istilâ…
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk–u asil
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyla sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyet denilen kahpe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müthiş ki, eder her bir mülkü harab.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;
Bomba ÅŸimÅŸekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam;
Atılan her lağımın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müthiÅŸ tipidir, savrulur enkaaz–ı beÅŸer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak;
Boşanır sırtlara, vâdilere sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyare.
Top tüfekten daha sık, gülle yaÄŸan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrından ram?
Çünkü te’sis-i ilâhî o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
BeÅŸerir azmini tevkif edemez sun-u beÅŸer;
Bu göğüslerse Hüdâ’nın ebedi serhaddi;
“O benim sun-u bediim, onu çiğnetme!� dedi.
ÂSIM’ın nesli… diyordum ya… NesilmiÅŸ gerçek;
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek,
Şühedâ gövdesi, baksan a, dağlar, taşlar
O, rükû olmasa dünyada eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor;
BİR HİLÂL uğruna, yâ Rab, ne GÜNEŞLER batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor TEVHÃŽDİ…
BEDR’in arslanları ancak, bu kadar ÅŸanlı idi…
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe! desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiÄŸin edvara da yetmez o kitab…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb .
“Bu, taşındır� diyerek KÂBE’yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namiyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle,
Ebr-i nisânı açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandili Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu avîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avîzeni lebriz etsem;
Tüllenen maÄŸribi, akÅŸamları, sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini;
Şarkın en sevgili sultân-ı SELÂHADDİN’İ,
KILIÇ ARSLAN gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken husran;
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;
Sen ki a’sâra gömülsen taÅŸacaksın… Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat…
Ey ÅŸehid oÄŸlu, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor PEYGAMBER.

Mehmed ÂKİF ERSOY (Safahat, 20. baskı, 1986)

Yorumlar (2)

TRANSANDANSIN (MİSTİK ve ARTİSTİK YAŞANTILARIN) ve YARATICILIĞIN PSİKOLOJİSİ, PSİKOBİYOLOJİSİ & PSİKİYATRİSİ

Picasso’ya ortada bir masa, üzerinde bir sahne maketi, bir tarafta bir çekiç ve kırılmış bir kol bulunan ünlü Office tablosunun psikanalitik yorumunu yaparlar: “Bu bir ödipal sıkıntının tezahürüdür. Sahne hayatı, hayat oyununda sıranın sizden oÄŸlunuza geldiÄŸini simgeliyor; Kral Oedipus gibi, o sizi öldürmeden, siz onu çekiçle öldürmek istiyorsunuz fakat yapamıyorsunuz, kolunuz kırık kalıyor”.

devamı..

Yorumlar (3)

64 sayfa : « ilk Sayfa ... « 47 48 49 [50] 51 52 53 » ... Son Sayfa »