KIBRIS MES’ELESİNE İKİ BAKIŞ: VAMIK VOLKAN VE ENGİN ARDIÇ

Zaman gazetesinden Nuriye akman 15 Haziran 2008’de Prof. Dr. Vamık Volkan’la bir röportaj yapmış, önce onu iktibas ediyorum. Prof. Dr. Vamık Volkan’dan daha önce epey bahsetmiştim, eski yazılarımda göreceksiniz. Bakın neler demiş…

***

—Kıbrıs’ta “tek millet” projesi tutmaz! Ortaya koyduğu psikopolitik teoriler ve dünyanın problemli bölgelerinde barış için yaptığı projeler nedeniyle dört kez Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi. Kırk kitabı, dört yüzü aşkın makalesi, çok sayıda ödülü var. Daha önce “Ölümsüz Atatürk” adlı kitabını heyecanla okuduğum için, Alfa-Everest’ten yeni çıkan “Kıbrıs: Savaş ve Uyum. Çatışan İki Etnik Grubun Psikanalitik Tarihi” adlı kitabını hemen okuyup, hazır İstanbul’dayken onu tanımaya can attım. Kıbrıs mes’elesinin psikolojik boyutlarını anlamak isteyenlere hararetle tavsiye ediyorum.

devamı..

Yorumlar (6)

GİRİT’İN HAZİN HİKÂYESİ ve KIBRIS

Hürriyet’ten Tufan Türenç’in yazısını naklediyorum…

***

AŞAĞIDA okuyacağınız yazıyı ben 2003 Aralık ayında yazdım. O zaman da Kıbrıs’ta endişe verici gelişmeler vardı. Şimdi de oluyor.

Talat ile Rum lider Hristofyas yayınladıkları ortak bildiride “Gelecekteki Birleşik Kıbrıs’ta tek egemenlik ve tek vatandaşlık konularında ilke anlaşmasına vardıklarını” açıkladılar.

“Tek Egemenlik, tek vatandaşlık” Türkler’in Rum egemenliğini kabûl etmesi demektir.

Tarih aynı oyunların Girit’te de oynandığını yazıyor. Okuyalım:

“Girit, Muğla kıyılarına 180 kilometre uzaklıktadır. Önce Bizanslılar’ın egemenliğinde olan ada, 823 yılında Araplar’ın eline geçti. 961 yılında ise yeniden Bizanslılar’ın oldu.

Daha sonra adayı Cenevizliler ele geçirdi ve 15 kilo altına Venedikliler’e sattı.

1645’te Osmanlılar adayı fethetme harekâtına girişti. 24 yıl süren kanlı savaşlardan sonra ada Osmanlı egemenliğine geçti.

Türkler’in adayı alması Rumlar tarafından büyük bir sevinçle karşılandı.

Venedikliler’in kapattığı Ortodoks kiliseleri hemen açıldı.

Türkiye’den getirilen çiftçi, esnaf âileler yerleştirildi, camiler, medreseler, köprüler, kütüphâneler, çeşmeler yapıldı.

Bu özgür ortam nedeniyle çok sayıda Yunan da adaya gelip yerleşti.

1760 yılında adada 200 bin Müslüman’a karşı 60 bin Hıristiyan yaşıyordu.

Girit’teki ilk isyan 1770’te patladı. Ondan sonra da aralıklarla sürdü.

1821’de başlayan Yunan isyanı 1825’te bastırıldı ama 1830’da Batılı devletlerin zorlamasıyla bağımsız Yunanistan kuruldu. Hemen ardından da Girit’te ayaklanma çıktı.

Bu isyan bastırıldı ancak Rumlar 1841 ve 1859’da yeniden ayaklandı.

Türkler’e yönelik katliamlar başladı. Bunların en büyüğü ve kanlısı 1866 yılının 16 Ağustosu’nda Selino Kasabası’nda oldu.

Binlerce Türk katledildi. Ama Batı bu katliamları görmezden geldi.

Bundan cesaret alan ada Rumları 2 Eylül 1866’da “Enosis” ilân ettiler ve Girit’in Yunanistan’a bağlandığını açıkladılar.

Bu sırada adada 16 tabur Türk askeri bulunmasına rağmen Osmanlı Devleti hiçbir şey yapamadı.

Katliamlar, Yunan Albay Koreneos önderliğinde aralıksız sürdü.

Sonunda baskılara dayanamayan Osmanlılar, Girit’e özerklik vermeyi kabûl etti ama Rumlar bunu reddetti.

Batılı ülkelerin yoğun baskısıyla bu özerklik daha da genişletildi.

Ardından bir Yunan vâli atandı. Böylece adada Osmanlı egemenliği fiilen sona ermiş oldu.
1909’a gelindiğinde sallantıda olan Osmanlı İmparatorluğu Girit’i düşünecek hâlde değildi.
O günlerde Avusturya Bosna-Hersek’i ilhak ettiğini açıkladı. Osmanlı Devleti buna da sesini çıkaramadı.

Bunu fırsat bilen Girit Rumları adanın Yunanistan’a ilhak edildiğini açıkladı. Yunanistan da adayı topraklarına kattığını dünyaya duyurdu.

Bu karar Türk toplumunda büyük infiâl uyandırdı. Heyecanlı ama hüzün dolu gösteriler yapıldı.

Sonuçta ada milyonlarca insanın “Girit bizim canımız, feda olsun kanımız” feryatları arasında 1909’da Yunanistan’ın oldu.

Bugün adada tek bir Türk bile yaşamamaktadır.”

İşte Girit’in hüzünlü öyküsü böyle.

Kıbrıs şimdi nereye geldi?

Talat’la Hristofyas el sıkışıp “Tek egemenlik, tek vatandaşlık” diyor.

Kıbrıs’a 9 bakanla çıkarma yapan Erdoğan ise “İki halk, siyasî eşitlik, iki kurucu devlet” diyor.

***

Bakın, Cumhuriyet’ten Ali Sirmen de ne yazmış:

***

‘Aaa, Ergenekon’a Bak!’ Arada Kıbrıs Uçsun

İlginç, hem de çok ilginç günler yaşıyoruz. Kamuoyu nefesini tutmuş iki olayı izliyor: Cumhuriyet Yargıtay Başsavcısı’nın AKP için Anayasa Mahkemesi’nde açtığı kapatma davasıyla iddianâmesi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne verilmiş olan Ergenekon soruşturması.

Gazetelere bakıyoruz, AKP ile ilgili kapatma davasının ne zaman, nasıl sonuçlanabileceğini ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris’ten, Ergenekon soruşturmasının nasıl gelişeceğini, nasıl genişletileceğini de, CIA’ya yakınlığıyla tanınan, Washington’daki görevini ve eşini bırakıp Türkiye’ye gelerek, bu konu üzerinde çalışmaya başlayan kulağı delik gazeteciden öğreniyoruz.

Hep yazdık; Türkiye’de yürütülmekte olan sivil darbeden ve Türkiye’nin yaşamsal çıkarlarını ilgilendiren konulardan dikkatleri başka yerlere çekmek için türlü oyunlar oynanıyor, Ergenekon da bunlardan biri.

Emekli büyükelçi, CHP İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ, önceki gün (16.07.08) TBMM’de yaptığı konuşmada bu noktaya dikkati çekiyor, Türk halkının dikkatlerinin 1 Temmuz’da Ergenekon davası bağlamında emekli orgenerallerin tutuklanmasına odaklanmışken Kıbrıs’ta çok önemli bir gelişmenin olduğunu vurguluyordu.

Sayın Elekdağ’ın kamuoyunda da, basında da gereğince dikkat çekmediğini belirttiği önemli gelişme Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitri Hristofyas ile KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın “gelecekteki Birleşik Kıbrıs’ta tek egemenlik ve tek vatandaşlık konularında ilke anlaşmasına varmış olmalarıydı”.

Elekdağ, TBMM’de yaptığı konuşmasında şunları söylüyor:

“…Bundan sonraki müzakerelerin bu köklü ve kapsayıcı nitelikteki ‘tek egemenlik – tek vatandaşlık ilkesi’ üzerine bina edilmesinin sâdece tek bir sonucu olabilir. Bu da KKTC’nin Kıbrıs devletini temsil eden Rum yönetimine eklemlenmesi ve Kıbrıs Türk halkının Rum hâkimiyeti altına sokularak azınlık hüviyyetine indirgenmesidir.

Tabiatıyla böyle bir durumda, Kıbrıs’tan Türk askeri çıkacak ve Garanti Anlaşması geçersiz sayılacaktır.

Kısacası bu durum Türk Milleti’nin 1974’ten bu yana Kıbrıs uğruna katlandığı tüm fedakârlıklar karşılığında elde etmiş olduğu kazanımların bir kalemde yok olmasına ve aynı zamanda Türkiye’nin güneyindeki yaşamsal önemdeki bir stratejik ikmâl yolunun da kuşatılmasına yol açacaktır…”

İşin ilginç yönü de, AKP hükûmetinin 1 Temmuz açıklaması doğrultusunda herhangi bir açıklama yapmamış olmasıdır.

Sayın Elekdağ Dışişleri Bakanlığı’nın web sitesinde de bu konuda hiçbir resmî yorum bulunmadığını belirttikten sonra şunları ekliyor:

“Sâdece bâzı gazetelere Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın ‘Cumhurbaşkanı Talat’a güvenimiz tamdır’ demeci yansımıştır.”

Görülüyor ki, Talat Hristofyas ile anlaşırken tek başına hareket etmemiş, hükûmetin de desteğini almayı unutmamıştır.

Durum vahimdir ve onu daha da vahim kılan, kamuoyunun bu sırada başka konularla ilgilendiği için yaşamsal gelişmeye yeterince ilgi gösterememiş olmasıdır.

Ergenekon olayının en önemli yönlerinden biri budur.

Kamuoyuna bu olay hedef olarak gösterilmekte, arada da en önemli konularda, kimsenin dikkatini çekmeyen, eğer çekmiş olsaydı, mutlaka tepki gösterecek olan adımlar atılmaktadır.

Âmiyane bir oyun.

“Aaaa bak bak, Ergenekon’a bak!” diye halk uyutulurken birileri de o arada, başka bir terâneyi mırıldanmakta:

“Uçtu uçtu, Kıbrıs uçtu!”

Gerçi CHP milletvekili Elekdağ konuyu Meclis’e getirerek hem hükûmeti hem de kamuoyunu uyararak, hem ulusal görevinin hem de muhalefet işlevinin gereğini yapmıştır.

Ama şu sıralarda ulusal görevi yerine getirmek, ulusal çıkarları savunmak, moda değildir. Ulusalcılar, 1. Meclis’in tersine bu Meclis’te muhalefettedirler.

Ayrıca bırakın bir yana ulusalcılığın moda olmamasını, üstüne üstlük ulusalcılık artık bir suçtur da…

Ne dersiniz, yarın öbür gün Şükrü Elekdağ’ın adı da, eski Washington muhabirinin haberleri içinde geçer mi?

***

Bu arada, Silopi’de PKK’lı teröristlerle çıkan çatışmada Jandarma Komando Astsubay Onur Barbak yaralı hâliyle saatlerce çatılşıyor, köylülere kendilerini korumalarını söylüyor ve…

Şehit düşüyor. 27 yaşında, karısı Onur Bakbak’la çektirdikleri güzellik dolu fotoğraf hâtıra kalıyor.

Aynı saatlerde TBMM’deki Ayrılıkçı Kürtçü Parti alenen “Biji Sayın Apo” diyerek kongre yapıyor ve İstiklâl Marşı filân okunmuyor.

Devletlû ise herkesi ziyaret ediyor, Rauf Denktaş hâriç.

Buralarda ise bâzı homonguluslar “Kıbrıs yerinde duruyor, tay tay bile etmiyor” gibilerinden lâflar ediyor. Agos Gazetesi yazarı Sevan Nişanyan karısı Müjde’yle kavga ederken tepesinden bok boşaltıyor, o da 300.000 YTL’lik tazminat davası açıyor. Ceyla Gölcüklü sevgilisi Zeki Tanyeri ile 10 gündür Türkbükü Maça Kızı Otel’de ve geçenlerde çok uzun süre güneşlenince, güneş de onu çarpıyor.

Merak ediyorum, gerçekten bunların hesabı sorulmayacak mı?

   Neyin mi?

      Anlayın canım!

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 21 Temmuz 2008 Pazartesi

Yorumlar

KIBRIS da GİDİYOR!

http://www.keremdoksat.com/2008/07/10/abg-abg%e2%80%99yi-vurdu-olan-bizim-cocuklara-oldu/ yazımda

Bu arada, çok yakında Kıbrıs’ta da çok kötü şeyler olacak.

     Yazacağım.

demiştim…

Sayın Oktay Ekşi fakire hâcet bırakmayan bir makale yazmış bugün:

***

KIBRIS’taki Türkler ya da “bağımsız ve özgür” bir ulus gibi yaşamanın onurunu 34 yıldır taşıyan Türkler kan ağlıyor.

Hem de Rum mezaliminden kurtuluşlarının 34’üncü yıldönümü olan 20 Temmuz 2008’de!

Çünkü Rum’a satılmanın ve tekrar esir düşmenin korkusu egemen Kıbrıs’ta.

İnanılır gibi değil ama olay tam da Rauf Denktaş’ın yıllardır haykırmasına rağmen kimseye işittiremediği gibi yani Osmanlı ordularının 1897’de Yunanlıları yenmesine rağmen o dönemin “Büyük Devletleri”nin yâni İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya’nın baskısıyla her şeyin tersine dönmesine benziyor:

O zaman Osmanlı’nın önce yenik Yunan Ordusu komutanı Prens Yorgi’yi “Girit Valiliği”ne getirmesini sağladılar. O ayrılınca ancak Atina’nın tâyin edeceği yeni vâliyi tanıyacaklarını ilân ettiler. Böylece Girit önce fiilen Yunanistan’a bağlanmış oldu, sonra da adanın ipi çekildi, bitti (MKD notu: O zamana kadar 250.000 Türk’e mukabil 50.000 Rum yaşardı Girit’te; şimdilerde Türk yok). Neden bunları söylediğimizi en iyi CHP İstanbul Milletvekili Emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ önceki gece TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmadan öğrenebilirsiniz. Mutlaka okuyunuz. Elekdağ’ın dediklerine gelmeden anımsatalım:

Bilindiği gibi bir süredir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Güney Rum kesimi Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas arasında, “Kıbrıs sorununun çözümünü” amaçlayan görüşmeler yapılıyor.

Bugüne kadar hem Türkiye’nin hem de KKTC’nin savunduğu tez şu idi:

“Çözüm ancak adada iki bağımsız ve egemen devletin var olduğu ve bunların kurucu devletler olarak egemenliklerini ortak bir yapıya vermekleri sûretiyle, iki halklı, iki kurucu devletin eşit siyasî statüde olacakları bir yapı kabûl edilirse sağlanabilir.”

Türkiye ayrıca 1960 tarihli “Garanti ve İttifak Antlaşmalarının yürürlükte kalmasını” istemekteydi. Çünkü Slobodan Miloseviç’in Bosna-Hersek’teki Müslüman halka 1992–1995 arasında yaptığı “etnik temizleme”nin bin beterini Makarios liderliğindeki Rumlar, 1955’ten 1974’e kadar Kıbrıs Türkleri’ne karşı uygulamışlardı. Bunu önlemenin yolu, garanti antlaşmalarının verdiği yetkiyle adada Türk askerinin bulunmasıydı.

(İlginçtir, Girit’i Yunanistan’a bağlama kampanyasının başladığı 1878’den ilk sonucun alındığı 1898’e kadar aynı şeyler Girit’te yaşanmış ama orada Osmanlı askeri kalmadığı için ada gitmişti.)

Şükrü Elekdağ önceki gece Meclis’te, Talat’la Hristofyas arasında yapılan son görüşme ardından 1 Temmuz günü yayınlanan ortak bildiride, “iki liderin gelecekteki Birleşik Kıbrıs’ta tek egemenlik ve tek vatandaşlık konularında ilke anlaşmasına vardıklarının” açıklandığına dikkat çekti:

“Tek egemenlik ve tek vatandaşlık kavramı esas alınarak yapılacak müzakereler sâdece üniter bir devlet yapısı doğurur ki, bu da KKTC’nin bir eyâlet olarak Kıbrıs Rum devletine yamanması ve Kıbrıs Türkleri’nin azınlık statüsüne indirgenmeleri demektir.

Bu durumda yeni bir Girit olayının yaşanması kaçınılmaz olacaktır.

Bu gelişmenin bir sonucu da Türk askerinin adadan çekilmesi, Garanti antlaşmasının son bulmasıdır.”

Görüldüğü gibi Kıbrıs da “babalar gibi” satışa çıktı.

Bugün Kıbrıs Türklerinin kurtuluş bayramına katılan Sayın Başbakan acaba ne buyuruyor?

***

Söyleyeyim Sayın Oktay Ekşi, demin televizyonda seyrettim.

Devletlû, artık iyice gemi azıya almış külhanbeyi “üslûbuyla” “kimse sakın düşünmesin ki, Kıbrıs Türkleri azınlık veya esir olacaktır” filân diye…

Bugüne kadar böyle başlayan cümlelerde söylediklerinin hepsinin aksi gerçekleşti.

Geçen gün de gene celâlli celâlli “ne krizi yâhu, şu kadar yüz bin araba satılmış” diyebiliyordu Başbakanımız(!).

Heyhat!

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 20 Temmuz 2008

Yorumlar (1)

ABDULLAH ÖCALAN’IN BASIN AÇIKLAMASI!

Agarta-Ergenekon Suç Örgütü mensupları diye içeri atılan emekli generalinden gazetecisine kadar pek çok kişi avukatları dâhil kimselerle görüştürülmezken, balla börekle beslenen, üstelik PKK’nın Svastika’yla (Naziler’in tersine çevirerek simgeleştirdiği gamalı haç) veya Osiris’le filân bir tarihî bağlantısının da olup olmadığı şimdilik bilinmeyen birisi var: Abdullah Öcalan.

Sayın Antonio di Pietro ve adamları bu işe de bir el atsalar, vallahi Sirius UFO Uzay Bilimleri araştırma Merkezi Başkanı, değerli âlim Hakan Akdoğan’la el ele vererek PKK’nın aslında bu yıldızdan gelenlerce kurulduğunu da ortaya koyarlar.

Hele bir de Evrensel Birleşim Merkezi Derneği ve Dünya Kardeşlik Birliği Mevlânâ Yüce Vakfı’nın peygamberi Zeliha Bülent Çorak’la da işbirliği kurarlarsa (nasıl olsa asrın en büyük fikir adamı olan Fethullah Efendi Hazretleri de peygamber, bu aralar peygamber enflasyonu var) neler bulurlar. Zeliha Bülent Çorak “dünyalıların pozitif enerji yaymasını sağlamak” amacıyla uzaylılar tarafından seçildiğini, önceki hayatında Mevlânâ olduğunu öne süren yazdığı “fasikül’de” (sonradan Bilgi Kitabı’na dönüştü bu şâheser, bende var) ise peygamberlik konumunu bir derece daha yükselten dişi peygamberimiz. Kendisinin yazdığı ve kutsal kitap olarak kabûl edilen “fasikül’deki” bâzı dikkat çekici bölümler şöyle: “Zamanınızda sizlere irşad görevlileri gönderilmiştir. Onları sizlere dünya isimleri ile nakledelim: Musa, İsa, Hz. Muhammed, Atatürk. Bunlar direkt enkarneleridir. Yâni sizin tâbirinizle konuşalım, direkt uzaylılardır” (Fasikül 24/Sayfa 216). “Bugüne kadar ‘O’ diye tanıdığınız Allah benim. Evet şaşırmayın. Şu an ben de bedenli olarak Beta Nova’da yaşamaktayım. Omega boyutundaki Uhud Dağı’nda yaşayan büyükbaba benim fermanlarımı dağdan evrenlere, kâinatlara yansıtmaktadır. İsa O’nun oğludur. Buradaki cinsel üretim bedensel değil, düşseldir” (Fasikül 46/Sayfa 451). Işık Kitabı’nda Allahlığın da bir tekâmül seviyesi olduğu, inisiye edilmiş seçkinlerin yakınlarda bizi mahvedecek olan foton kuşağına yakalandığımızda kromozomlarının değişeceği, boylarının uzayacağı ve evrimin tekâmülü sürecinde huzurla yaşayacaklarını filân söylüyor. Vallahi atmıyorum; hem Bilgi Kitabı hem de ismi bende mahfuz bir başka tefsir kitabında bunlar alenen yazılmış. Eh, Atatürk de uzaylı ve Agarta’ya meraklıydı; bence aslında Öcalan’la da akrabalar ve Öcalan da uzaylı ve direkt enkarne! Nitekim bunun fark edileceğinden endişe ederek neler söylemiş, birazdan okuyacaksınız.

Sezgilerim ve alfa kanalından gelen vahiylerim diyor ki (eyvah, bende de başladı, hemen aripiprazol alıp akatizikleşmeliyim; psikozum düzelmese de yerimde duramamaktan aklım başıma gelir), aslında Öcalan da bedenli olarak Beta Nova’da yaşamakta olan, Omega boyutundaki Uhud Dağı’nda yaşayan büyükbaba târikiyle fermanlarını evrenlere, kâinatlara yansıtan ve düşsel üretim yapan Şey’in oğludur. Sirius’un da bu işte parmağı vardır ve sırrını değerli âlim Hakan Akdoğan mutlaka bilir.

   umbara abdala habda kim, umbara abdala habda kim, umbara abdala habda kim…

***

Biraz kendime geldim ve yeryüzüne indim… Uf, ne mystical experience idi yâhû!

İmralı hakkında biraz bilgi vereyim önce…

Adanın Osmanlı dönemindeki adı Emirali, Mudanya kazasına bağlı bir nâhiyeydi. 1913 yılında adada 250 hâne, bir okul, üç manastır vardı ve tamamı Rumlar’dan oluşan 1200 kişilik nüfusa sâhipti. Adanın Rumca adı Kalolimnos’tu. Soğan tarımı ve balıkçılık yapılır, yetiştirilen soğanlar İstanbul’a satılırdı. Sebze yetiştirilmediği için adalıların başlıca gıdasını balık oluştururdu. Lozan Antlaşması’ndan sonra nüfus mübâdelesi ile ada tamamen boşaldı ve Cumhuriyet döneminde de üzerine cezaevi kuruldu.

Günümüzde üzerinde yerleşim birimi bulunmamakla birlikte, yüzölçümü bakımından Marmara Adası’ndan sonra ikinci büyük ada. Eskiden Deniz Kuvvetleri idaresindeyken, şimdi İmralı Cezaevi’ne ev sâhipliği yapıyor. Demokrat Parti dönemi başbakanı Adnan Menderes, dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve mâliye bakanı Hasan Polatkan burada idam edilmişler. Adadaki mahkûmların çalıştığı ziraî işletmelerin mamûlleri İstanbul ve diğer şehirlerde satılırmış zamanında.

Şimdilerde ise ömür boyu hapis (idam midam yok ya artık) cezasına çarptırılan PKK Elebaşı Terörist Abdullah Öcalan İmralı Cezaevi’ni teşrif ediyor. Zât-ı âlilerinin adaya naklinden önce diğer mahkûmlar Sabun ve Konserve Fabrikası gibi fabrikalarda çalışır ve belli de bir ücret alırlarmış. Öcalan’ın teşrifiyle adadaki diğer mahkûmlar tahliye edilmiş.

Maşallah, adamın bir eli balda, öbür eli yağda…

Özel muamele ve ihtimam görüyor.

Avukatları diye gelip giden birtakım kişiler sâyesinde örgütünü yönetiyor.

***

Bakın http://www.haberler.com/ocalan-ergenekoncu-pasalar-benimle-gorustu-haberi/ adresinde ne haber var:

İmralı’da tutuklu bulunan terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan, avukatları aracılığıyla yaptığı açıklamada, Ergenekon operasyonu kapsamında cezaevine konulan generallerin kendisiyle görüştüğünü ileri sürdü.

Teröristbaşı Öcalan, generallerle arasında geçen muhabbetleri de açıklarken, kendisiyle Genelkurmay eski Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun adamlarının görüştüğünü ileri sürdü.

Avukatlarıyla yaptığı haftalık görüşmede (MKD: bu “haftalık görüşmelerde” börek, çay ve ev yapımı kanepeler yiyip içiyor ve gergef de örüyorlarmış duyduğuma göre), Ergenekon operasyonuna değinen Öcalan, ulusalcı grupla Mustafa Kemal Atatürk’ün bile baş edemediğini savundu. Öcalan, “1930’larda etrafını kuşatarak etkisizleştirdiler, Mustafa Kemal bunlara teslim oldu, cumhuriyetçileri tasfiye ettiler. Amerika ile birlikte Ergenekon’un geçmişi 1950’lere dayanıyor. Ergenekon aslında tasfiye edilmedi, kadroları değiştiriliyor. Ulusalcılar tasfiye ediliyor, yerlerine daha profesyonel bir kadro getiriliyor. Amerika her iki grubu da çatıştırıyor” iddiasında bulundu.

“Ergenekon’un DHKP-C, İBDA-C, Hizbullah ve PKK bağlantıları tartışılıyor yâni bütün örgütlere sızma yapıldığı tartışılıyor” diyen Öcalan, operasyon kapsamında tutuklanan emekli Orgeneral Hurşit Tolon ve birkaç komutanın kendisiyle görüştüğünü savundu. Genelkurmay eski Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun adamlarının da kendisiyle görüştüğünü savunan Öcalan, “beni ve PKK’yı Ergenekon’la ilişkilendiriyorlar. Bununla ne amaçlanıyor. Tutuklanan generallerin İmralı ile bir şekilde ilgileri olmuştu, Hurşit Tolon ve birkaçı bir dönem burada komutanlık yaptılar. Bunlar İmralı’yla ilişkiye geçerek neyi yapmak istemişler, hedefleri neydi buna bakmak lâzım? Ergenekon’u bizimle ilişkilendirmeye çalışıyorlar. Bunlar, boş iddialardan ibâret. Benim ismimi kirletmeye çalışıyorlar” dedi.

İmralı’ya geldiğinde komutanların gelip kendisiyle görüştüğünü belirten Öcalan, şöyle devam etti: “Kıvrıkoğlu’nun adamları da vardı. Ben onlara, ‘Siz benimle böyle konuşuyorsunuz ama gücünüz var mı’ diye sorduğumda, ‘Gücümüz var ki böyle konuşuyoruz’ diyorlardı. Ben onlara da ‘Beni bu şekilde kullanamayacaklarını, beni bu şekilde kandıramayacaklarını’ söylüyordum. Ben, ‘Ya kendilerini kandırıyorlar ya da beni kandırmaya çalışıyorlar’ diye düşünüyordum. Zaman gösterdi ki bunlar kendilerini kandırmışlar. Nitekim bunların hepsi tasfiye edildi”.

Öcalan, “Hilmi Özkök’ü de zehirlemeye çalıştıkları söyleniyor. İki ekip var. Bunlar arasındaki çatışmadır bu. Bu operasyonla Kemalistleri mi tasfiye ediyorlar. Aslında konu bu değil. Amerika her iki grubu da çatıştırıyor” iddiasında bulundu.

***

Yaaa!

Yazının başında bahsettiklerimde haklı mıyım, değil miyim?

Bir tek aklımın almadığı husus şu idi: Suçlulukları kesinlikle ispatlanmamış Ergenekonzedeler ne avukatlarıyla, ne yakınlarıyla görüşebiliyor; sebep de soruşturmanın selâmeti.

İyi, peki de…

Suçu sâbit olan, her gün uçaklarımızın teröristlerini vurabilmek için milyonlarca Dolarlık harcama ile uçtukları, şunu bunu dağa çıkaran, hemen ger gün şehitlerimizin kanını döken PKK’nın tescilli başkanı ve yöneticisine bu ayrıcalık neden tanınmakta?

Sonunda cevabı bulup rahatladım: Öcalan da uzaylı ve direkt bir enkarne ve tabii ki ölümsüz. Bu sebepledir ki, teta kanalından gelen çok gizli sinyâllerle korunmakta ve bizim fâniler buna bir çâre bulamamakta. ABG de, AB de kandırmaca!

Bu arada, Medyaradar’ın haberine göre, Akşam Gazetesi yönetimi, Ergenekon İddianâmesi’nde adı geçen ve davanın tutuklu sanıklarından Zekeriya Öztürk ile cezaevinde evlenen köşe yazarı Güler Kömürcü’nün işine son vermiş ve izinde iken bu karar kendisine tebliğ edilmiş. Onun kanalı ârızalı bu aralar, FM ile idâre etmeye kalkınca böyle oldu tabii!

umbara abdala habda kim
           umbara abdala habda kim
                  umbara abdala habda kim
                        umbara abdala habda kim

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 20 Temmuz 2008 Pazar

Yorumlar (3)

KISACA BİR YAZI

Günlerdir bekliyorum… Bir PKK’lı öldüğünde, bir bölücü veya TC düşmanının başına en ufak bir şey geldiğinde kimi romantikçe, kimi öfkeyle ama mutlaka bu devletin aleyhine yazılar döşenen, demeçler veren entel, AB’den veya ABG’den maaş alan, eski komünist ama şimdi liberal geçinen, bütün mütareke medyasında her gün seyrüsefer eyleyen kalemşorlardan bâri tek bir tânesi Ergenekon Soruşturması namlı garabet sebebiyle 13 ay içerde kalıp sonunda rahmete kavuşan, cenazesi gazetecilerin verdiği parayla kaldırılabilen “örgüt kasasının” arkasından eleştirel iki lâf etsin veya bir şeyler yazsın

Yok!

Tık yok!

İnsan hakları bunlardan sorulur.

İkinci, üçüncü cumhuriyetler peşindedirler.

Çok Bilgi’lidirler.

devamı..

Yorumlar (1)

58 sayfa : « ilk Sayfa ... « 4 5 6 [7] 8 9 10 » ... Son Sayfa »