Daha önce sorgulaması yapılan askerlerin ne kâğıt yuttukları ne de Bülent Arınç’a müteveccih bir niyetlerinin olduğu tesbit edilmesine rağmen, Hâkim Kayan, Kozmik Oda’ya kaymaya devam ediyor da ediyor.
Genelkurmay’daki aramalarla ilgili bu ismi duyduğunuzda aklınıza “acaba bu Hâkim Kadir Kayan kimdir” suâli gelmemiş midir? Elbette devletin yatak odasına, Kozmik Büro’ya, devletin en derin sırları olan yere giren kişiyi merak edeceksiniz. Hukuk ve şeffaflık filân denerek koskoca devletin, sanki bir şirket gibi, hâttâ şirketlerde bile görülmeyecek şekilde her şeyinin ortaya dökülmesi eminim ki sizi tedirgin etmiştir. Keza bütün dünya kamuoyu önünde Türkiye’nin yatak odasının konuşulması da sizi huzursuz hâle getirmiştir. Beni getirdi de…
Ve merak ettim. Kim bu Kadir Kayan? Aynen Zekeriya Öz kimdir, Van Savcısı Ferhat Sarıkaya neyin nesidir diye merak ettiğim gibi…
Önce Politik Psikiyatrik bir İsim Analizi
Kozmik Oda’ya giren özel görevli bu muhterem hâkimin adına ve soyadına bir bakın: Kadir Kayan! Eğer Kadîr diye okursanız Allah’ın adlarından biri ve tükenmez kudret sâhibi demek; kısaca Kadir derseniz (ka uzun okunursa) Arapça sıfat ve kudret sâhibi, kuvvetli, güçlü, Allah, Abdülkadir’den bozma erkek adı demek (Ferit Devellioğlu 2003, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, 20. Baskı, s.479). Yazının tamamını okuyun »
Bu Yazıyı Paylaşın
Nobel ödüllü yazarımız, medâr-ı iftiharımız Orhan Pamuk (hani şu minârenin balkonunda zamanı gelince imama ezan okutan kültür âbidesi), Hükûmet’in “Kürt mes’elesine ilişkin yumuşak ve liberal tavır geliştirmek yerine, sert tavır izlediğini” ileri sürerek “Hükûmet konuya yumuşak biçimde nasıl yaklaşacağını bilmezse, sorun maâlesef devam edecek” dedi.
Amerikan PBS televizyonunda “Charlie Rose Show” adlı programa katılan Orhan Pamuk, Türkiye’deki “esas çekişmenin ne olduğunun” sorulması üzerine, iki çekişme bulunduğunu belirtti. Bunlardan biri “daha fazla kültürel, dilsel, siyasal hak talep eden Kürt halkıyla, bundan korku duyan ve gerçekte bu konuyu daha liberal ve yumuşak biçimde nasıl ele alacağını bilmeyen merkezî Hükûmet arasındaki çekişme” olduğunu söyledi.
Orhan Pamuk, ikinci mesele olan “Laik-İslâmcı çekişmesi” hakkında ise şunları söyledi: Bu, Türkiye’de son 200 yıldır devam eden bir kavga. Türkiye, Batılılaşma projesini geliştirmeye başladığında, bu sorun da başladı. Bence Türkiye kesinlikle lâik bir ülke. Liderlerinin 10 yıl önce kendilerini “İslâmcı” olarak tanımladığı bir partinin bugün iktidarda olması da, bu resmi çok fazla değiştirmiyor. Atatürk’ün lâiklik projesi işliyor. İşlemeyen demokrasi, insan hakları, ifâde özgürlüğü, bunlar sorun. Bunun siyasî gündem yüzünden olduğunu gerçekten düşünmüyorum. Bu, ordu ve bürokrasi içindeki muhafazakâr ve otoriter bazı yönetici elitlerden kaynaklanıyor. Maâlesef demokrasiden korkuyorlar. Yazının tamamını okuyun »
Bu Yazıyı Paylaşın
Aralık 30th, 2009
Kerem DOKSAT
|
16 Yorum
Bakın ve sonuna kadar dikkatle dinleyin: http://www.superonline.com/videogaleri/baydemir-agzini-bozdu-16247.
Jules Régis Debray’ın STRATEGY FOR REVOLUTION (İhtilâl/Devrim İçin Strateji) kitabını okuduğumda 16-17 yaşında filân idim, dehşete düşmüştüm.
Her ne kadar komünizm ütopyası hâlen müflismiş gibi duruyorsa da, organize bir şekilde rejimi devirmek işi profesyonel bir iştir, bir meslektir.
Hâlen de Soros ve DDD tarafından Türkiye üzerinde profesyonelce tatbik edilmektedir.
Adam defalarca Türk Devleti’ne “has..tir” diye alenen ağzı köpürerek meydan okuyorsa, artık kaos aşamasına girilmiştir. Bir diğeri de “bütün metropolleri yangın yerine çevireceklerini, Kürt Halkı’nın 20 senede savaşmayı çok iyi öğrendiğini” söyleyip herkesi tehdit etti. Yazının tamamını okuyun »
Bu Yazıyı Paylaşın
Aralık 28th, 2009
Kerem DOKSAT
|
1 Yorum
Hür ve Kabûl Edilmiş Masonlar Büyük Locası’nın faâl üyeleri, Büyük Üstâd’ın emri olmadan asla Masonluk adına hâricî âlemde konuşamazlar.
Buna mukabil, bir zahmet internete girmeyi akıl edemeyenler, kötü niyetli, peşin fikirli veya şahsî yetersizlikleri, belli mahfillere ve bölücülere, dinbazlara yalakalık etme hususiyetleri belirgin olan kifâyetsiz muhteris homonguluslar için, zâten internette bulunan alenî açıklamayı kopyalayıp buraya pastalayabilirim.
Şimdi http://www.mason.org.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=13&Itemid=27 adresinde yazanların ilgili kısmını bu gibiler okusun diye mekâna koyuyorum:
***
Spekülatif Masonluğun İngiltere’de 1717 yılında kurulmasından çok kısa bir süre sonra, 1721 yılında, İstanbul’da Fransız Masonları tarafından ilk loca kurulmuş olmakla beraber, Türkiye Büyük Locası’nın 1909 yılında, Meşrutiyet’in ilânından sonra ancak kurulabilmiş olmasıyla, bu tarihe kadar olan devirdeki masonluk eylemleri genellikle dış kaynaklı belgelerden öğrenilmektedir.
1738 yılında İstanbul’da, İzmir’de ve Halep’te Mason localarının açıldığı haberi “St. James Evening Post” adlı bir Londra gazetesinin 24 Mayıs 1738 tarihli nüshasında yazılmaktadır.
Osmanlı toprakları üzerinde adı bilinen ilk loca ise 1748 yılında Halep’te kurulan , İskoçya Büyük Locası’na bağlı İskenderun Locası’dır. İlk Türk Masonları ise Yirmisekiz Çelebizâde Sait Çelebi, İbrahim Müteferrika ve Humbaracı Ahmet Paşa’ dır.
Koca Mustafa Reşit Paşa gibi önemli devlet adamları ve aydınların bu localara girdiği, loca arşivlerinden öğrenilmektedir.
İstanbul’da kurulan localar 1861 yılında Ser Locası, 1867 yılında Prootos ve l’Etoile du Bosphore Locaları’dır.
Sultan V. Murad, Şehzâde Nurettin Efendi, Şehzâde Kemâlettin Efendi, Şeyhülislâm Musa Kâzım Efendi, Şeyhülislâm Hayri Efendi, Müderris Mahmut Esad Efendi, Sadrazam Keçecizâde Fuat Paşa, Sadrazam Mithat Paşa, Sadrazam Ahmet Vefik Paşa, Sadrazam Tunuslu Hayrettin Paşa, Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa, Berlin Büyük Elçisi Sadullah Paşa, Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal Prootos üyeleridir. Bu devirde İstanbul’da kurulan Mason Locaları aydınların barınağı olmuş ve buralarda yetişen Masonlar Meşrutiyet’in kurulmasını düşünsel ve eylemsel yönlerden etkilemişlerdir.
Abdülhamit, Sultan V. Murad’ın mason olması nedeniyle, ilk devirlerinde masonların eylemlerine pek karışamamış, fakat V. Murad’ın ölümünden sonra tutumunu sertleştirmiştir. Bu olaya bağlı olarak 1905 yılından itibâren localar İstanbul dışında ve özellikle Makedonya’da (Selânik) açılmaya başlamıştır. Makedonya’da kurulan locaların en önemlileri İtalyan Obediyansı’na bağlı Macedonia Risorta ve Veritas Locaları’dır. Bu iki locanın üyeleri arasında önemli siyaset, devlet adamları ve Komutanlar vardır. Kâzım Özalp Paşa, Sadrazam Mehmet Talât Paşa, Mithat Şükrü Bleda, Mehmet Cavit Bey, Manyasizâde Refik Bey, Kâzım Nâmi Duru, Bahriye Nazırı Cemâl Paşa, Faik Süleyman Paşa, İsmail Canbulat Bey, Hoca Fehmi Efendi, Osman Âdil Bey, Mehmet Servet Bey, Fazlı Necip Bey ve Emanuel Karasu Efendi bu locaların üyelerindendirler.
Bu tarihe kadar ülkede toplam 23 loca kurulmuştur. Birinci ve İkinci Meşrutiyet’in , Jön Türkler’in, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurulması ve eylemleri bu kişilerin gayretiyledir. Yazının tamamını okuyun »
Bu Yazıyı Paylaşın
Bilgisayarlı Tomografi (BT) incelemelerinde hastalara uygulanan radyasyon dozları ile ilgili olarak uluslararası kamuoyunun gündeminde olan bâzı hususlar son zamanlarda ülkemizde de tartışılmaya başlamıştır. Ankara Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü, bu konuda eğitim ve araştırma yapan bir kuruluş olarak, gerek bu sahada çalışanları gerekse toplumumuzu bilgilendirmek amacıyla aşağıdaki açıklamayı yapmayı uygun bulmuştur.
Radyasyonun insan sağlığında kullanılması gittikçe artmakta ve bilgisayarlı tomografi incelemeleri hastaların en fazla radyasyondan etkilendikleri incelemelerin başında gelmektedir. Ancak hastalığın tanısı için hekim tarafından gerekli görülmesi durumunda yapılacak bir BT incelemesinde alınacak radyasyonun olası riski diğer riskler yanında ihmâl edilecek kadar azdır.
Tanısal incelemelerde alınan radyasyon dozlarının insan sağlığına etkisi, kanser ihtimâlinin artışı olarak ifâde edilmektedir, örnek vermek gerekirse: Yazının tamamını okuyun »
Bu Yazıyı Paylaşın
Aralık 24th, 2009
Kerem DOKSAT
|
1 Yorum