Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

Sanki bir deja vu yaşar gibiyim epeydir. 

Tek başıma konuşup, tel başıma cevap vermiş bir deli miyim, veli miyim, vallahi bimiyorum...

Tutturdum bir "Millî Mutabakat Hükûmeti şart, yoksa bu ülkenin sonuna darı ekilir" diye yazdım durdum ama sanki hep yapayalnızdım.

Ayakkabı kutularıyla başlayan muhabbet nereye gider, nereye varır, sonunda ne olur, hiç umurumda değil. 

Ünlü bir deyim vardır: "Kim sBİİPker Yalova Kaymakamını" diye. Nihayet orası da il oldu ve CHP de ite kaka reylerini arttırdı.

Peki, bundan sonra ne olacak, lögore (ishâl-ü kelâm) mi yoksa monofoni mi hâkim olacak; hiç bilemiyorum.

Vamık Volkan isimli bir psikanalist geldi, gitti, gene geldi, gene gitti ve sonunda Türkiye Cumhuriyeti, Diyarbakır karpuzu gibi bölündü tam ortadan fiilen!

Tweet attım, Halk TV'deyken Can Ataklı'yı aradım (yakın akrabamdır baba tarafından), Okan'ın programında Mustafa Kemal Sayar'ın cebini çaldırdım ama nedense hiçbiri bana mukabele etmedi. Demek ki onlar da ya korkuyor, ya da bir gulu gulu hesapları var. Ne diyebilirim ki?

***

Aslında çok eski bir TV dizisi vardır: Kaptanlar ve Krallar. Orada, pederi oğluna şöyle söyler: "Bu aralar Kore'de yeni bir savaş çıkarmaya karar verdik", akabinde de at arabalarında tıngır mıngır giderler. İşte bütün mesele bu.

Dünyayı sevk ve idare eden 50 ilâ 100 büyük familya vardır. Bunların illâki İbrani veya Japon kökenli olmaları gerekmez. Meselâ İdi Âmin Afrikalı'ydı, hâlen hayatta olan Bill Gates İrlandalı vs. Demek ki konun içindeki hesap ne Siyonizm'dir, ne de başka bir ırkçılık hesabıdır.

Çok açık ve net olarak paradır, mücevherdir, sudur, gıdadır, nüfuzdur...

Plânın Amerika Birleşik Devletleri ve asla gerçekleşemeyecek bir ütopya olan Avrupa Birleşik Devletleri olduğu o kadar bellidir ki, bunu görmek için tarih tahsili icap etmez. Lüzumsuz ırgatlıktır.

Israrla Kiyoto protokolünü imzalamayan ve sığırların çıkardığı osuruk gazlarındaki metandan dolayı atmosferin ısındığını iddia etmeye de devam eden bu Batı Paktı veya Pax Latino bir obulobulus gibi kendi kendini yemeğe mahkûmdur.  

Pek yakında birleşe birleşe, oradan oraya zıplaya zıplaya zıplaya, çok sesli bir orkestra gibi dünyamızı sarsacak olan depremler silsilesiyle zâten sekizinci yâhut dokuzuncu kıyamet senaryosu tabii yoldan devreye girecektir.

Bu ahvâl (hâller) ve şeraitte (şartlar), belli alt senaryolar bizi beklemekte:

a) Yeni Pompeiler olması,

b) Bir gök cisminin güzel mavi planetimize çarpması,

c) Mikro-milliyetçilik ve terörizm patlamasının yaşanması,

d) Yeni paktların oluşması,

e) En korkuncu da, hepsinin birlikte cereyan etmesi!

***

Zâten 3 ilâ 5 milyar sene sonra Güneş kızıl bir top olacak ve önüne gelen her şeyi yutacak. Merih'ten mi geldik, oraya mı gideceğiz, Jupiter'de mi konuşlanacağız, uzaya (fezaya) mı dağılacağız senaryolarından en rasyonel olanı sonuncusu değil de nedir ki?

Sâdece bunun için yapılacak masrafa değer çünkü kalan hepsi tamamen mantık dışıdır.

212 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Eğer bir gün size yalnızlık tekrar uğrarsa, işiniz çok zor demektir…

İşte, o zaman ne zamanın ehemmiyeti kalır, ne mazinin ne de âtinin. Kafanız korkunç bir kuşku veya şüphe girdabının içine düşer. İçinize düşen kurt beyninizi, yüreğinizi, kalbinizi, varoluşunuzu... her şeyinizi yaprak gibi sindirerek sindirmeye başlar.

Yeniden mi diye içiniz burulur ve o kadar bunalırsınız ki, kendinizden de, herkesten de çok ama çok sıkılmaya başlarsınız. Bütün itikatlarınız, imanınız, inancınız altüst olur.

Daraltırsınız ve daralırsınız...

Bir türlü düşmeyen yağmur, yağmayan kar, bir ömür boyunca ne kaldı yanınıza kâr diye muhasebe yapmaya başladıkça daha girdaba düşersiniz.

Midenizde sanki kelebekler uçmaktadır, boğazınızda kocaman bir yumruk vardır.

Hayata tekrardan, sonra tekrardan başlamak nasıl bir şeydir diye hayıflanır ve ümitlenirsiniz. "Vatan yahut sistre" diye geliştirdiğiniz absürditiye de gülemez olursunuz.

Gözleriniz dolar; bir bakarsınız ki gene sol cenahtan Efe ve Tarçın havlamaya başlamıştır ve nöbetçi kediler işbaşındadır. "Acaba onlar mı, yoksa ben mi gerçeğim" diye tekrar tekrar sorgularsınız. Ölümlerden ölüm beğenmek kolaydır da, gerçek olanla sanal olan arasındaki sınır âdeta Sırat Köprüsü kadar daralır; ölçmek istersiniz, bilinen hiçbir birim kifayet etmez. Hâttâ belki o da yoktur, bilemezsiniz.


Gene de hüsnüniyetle uğraşıp didinirsiniz. "Mutlaka bir çıkar yol" vardır diye debelenirsiniz, tepişip durursunuz. Kime sarılsam, ne yapsam derken kendinizden uzaklaşıp, mahvolursunuz...

İşte, o zaman Peyami Safa'nın romanı aklınıza gelir: Yalnızız.


Manevi Büyükbabam Peyami Safa, bu eserinde insanlığı materyalizmin kör çemberini kırmaya, kendini kaybettiği ruhunu bulmaya çağırmaktadır. Asrımızda insanın bütün problemleri bu noktada düğümlenmektedir. Ve Allah’ı bilmedikçe, insanlık buhrandan buhrana yuvarlanacak, huzur ve sükûn bulamayacaktır.


Her şey Selmin’in yemeklere iştirak etmemesi, sonrasında hamile olduğunu söylemesi ile başlar. Selmin Fransa’ya gidecek ve orada çocuğunu doğuracaktır. Olaylar Selmin’in baba adayını söylememesi ile daha da arap saçına döner. Selmin’in dayısı olan Samim ise Selmin’in okul arkadaşı olan Meral’e tutulmuştur. Selmin ile sürekli görüşerek Meral hakkında konuşurlar.

267 kez okundu
0

Değerli Mekâncılar,

Yavruvatan'dan yeni döndük. Oraya ayrıca değineceğim (meselâ neden hâlâ ilhak edemediğimiz bir muamma ama boruyu döşemişiz doğrusu) ama benim için çok hayati öneme hâiz iki mübarek eli öptüm; en önemlisi buydu doğrusu...

Önce ana konuya el atmak istiyorum.

Önce şu meşhur balkon konuşmasına bir bakalım:

 

Eva Peron'la da kıyaslayalım...

Bir de, Rahmetli Menderes'in tapesini dinleyelim...

Tarih boyunca bütün krerikal veya radikal diktatörler balkonlardan konuşurlar, tıpkı Papalar gibi...

Bu konudaki teoriler sanıyorum artık tamamen değişti çünkü kimseler nükleer bir harbi göze alamaz.

Artık o devir çok ama çok mâzide kaldı.

566 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Diktatör Saddam döneminde Tisin Türkleri yaşanılmayan Acıları ve Çileleri yaşadılar.

Önceleri Kerkük’e bağlı bir köy olarak, günümüzde Kerkük’ün büyük mahallerinden sayılarak, ikiye bölünmüştür Eski, Yeni Tisin adıyla tanınmaktadır,

 Dikta rejimi Saddam döneminde 35 yıl Yüzlerce Türkmen şehitler veren şanlı Tisin Milletinin sorunları ve çile acıları, Saddam rejiminin döneminde her türlü baskı, soykırımı, katliam Tisin Türklerine karşı durmadan sürekli uygulanarak, çok sayıda soydaşlarımız uzun yıllar hapishanede yaşamını geçirerek yüzlerce kardeşlerimiz idam olmuştur, bu acı durum her Tisin Türkmen kardeşimizin evinden üç dört kardeş birlikte, Anne, Baba kardeşleri ile her türlü işkenceyle idam edilmiştir.

Saddam Arap BAAS Partisi Araplaştırma politikasıyla, Tisin Türklerini kardeşlerimizi yok etmek için tüm gücünü kollanarak arazilerini, tarla, ziraat, evlerini ellerinden alarak onları kendi yerlerinden, topraklarından uzaklaştırarak tüm varlıklarına el koymuştur.

Tisin eskiden bir Türkmen köyü olarak Kerkük şehrine bağlı olarak, Eski Tisin Kerkük şehrinin 5 km uzaklığına düşerek güney tarafında yer almıştır, her bir yandan Kerkük şehri, öte yandan Tisin köyü büyük çapta genişleşerek düzenli olarak ilerleme kaydetmiştir.

1948 yılında Kerkük belediyesinin çıkarmış olduğu bir karara göre Tisin köyü Kerkük şehrinin bir semti Mahallesi olarak yerini almıştır.

Saddam Diktatör rejiminin acı, çilesi, işkencesi Tisin Türklerine karşı tüm hızıyla artarak, Tisin’in birçok evlerini yıkarak yok etmiştir, ve ellerinden almıştır, Tisin Türkmen milletinin aydın ışık saçan bir ocağı toprağı olarak bu yerlerde çok sayıda yazar edebiyatçı şairler bilgi dolu insanlarımız yetişmiştir, hizmette, mücadele bulunmuşlardır.

Tisin Türkleri Milletine, Dinine bağlı olan Tisinliler Diktatör kıyıcı Saddam Baasçılar tarafından 1979 – 1980 yılından 2002 yılına kadar yüzlerce tanılan milliyetçi aydın onurlu prensipli Türkmenleri idam edilerek bir çoğununda hapishaneye uzun yıllar boyunca atmıştır, günümüze kadar birçoğundan bile hiç bir iz görünmemiştir.

İdam olanların arasında çocuk, kadın, genç, yaşlı ve bir evden oğulla baba anne üç dört kardeşle birlikte idam edilmiştir.

Bunun yanında yerlerini topraklarını ellerinden alarak güneyden, Arap devletlerinden gelen Araplara dağıtmışlardır. 

Çok sayıda Tisinli Abu garip kapalı yerlerde bırakılarak uzun yıllar yaşamlarını işkenceyle orada geçirerek çok sayıda Türkmenler sürekli işkenceden maruz kalmakla hayatlarını kayıp etmişlerdir güneş görmeden hapishanede yıllar boyunca can verip yüce tarihimize yazılmışlardır.

222 kez okundu
0

Bâzen insanların ve milletlerin kaderleri de, kederleri de kesişir ve birtakım kararlar vermez zarureti hâsıl olur.

Arada derede kalıp öylece düşünmeye, tefekkür ve tefelsüf etmeye etmeye başlar ve mâzinizi tıpkı ölüm ânında olduğu gibi gözünüzün önünden geçirmek istersiniz çünkü tercihleriniz tıpkı Kudüs'teki Ağlama Duvarı gibidir. Bilirsiniz ki oranın esas amacı arka taraftaki Müslüman kısmını elde edemedikleri için ağlamaktır; hepsi bu kadardır.

Bunu herkes bilir ama nedense bir sır gibi saklanır; Hakikat ve gerçek arasındaki esrar apaçık karşınızdadır. Aynaya bakmanız kifayet eder.


En doğru adresi ararsınız ve apışıp kalırsınız...

Bu nasıl iştir diye bakakalırsınız...

269 kez okundu
0