Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Posted by on in Genel

Eğer fark yaratmak ve medyada daha çok yer alabilmek istiyorsanız, uymanın doğru olacağı kurallar arasında şunlar sayılabilir:

Tabu yıkmak,

Tarih veya tartışma programları sunmak (Murat Bardakçı'nın zaferidir); tabii ki Sevgili dostu Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın da...

Prof. Dr Arif Verimli olabilmek - ki çok takdir ederim.


Popüler kültürden olmak,

 

Kadın programlarına çıkmak,


İddialı ama bir o kadar da sevimli, hâttâ inceden alaycı olmak,

Özünün sözü kalabilmek kadar, arada zekice manevralarla kıvırabilmek

Yerine göre yırtıcı, duruma göre saldırganca üslûba sâhip olmak

Tarih programı yapmak,

Çok iyi medya gözlemcisi olup, gündemi iyi yakalamak ve ona göre tavır alabilmek.

Bertaraf olanın bîtaraf olabileceğine çok özen göstermek.

İyi bir genel kütüre ve herkesin ilgileneceği şeyleri seçmeye özen göstermek

Olabildiğince fazla programı izleyerek, biraz da fırsatçı davranabilmek

İnsanlara umut, vakit ve nakit vaat eden şeyler sunmak

Hükûmetle ters düşmemeye azami özen göstermek (tartışma programları hâriç)

Mevzuya hâkim ama sevecen üslûplu olmak

Seyircilerle arada alay eden tarz!

Herkese hitap eden ama kırıcı olmayan bir kişilik...

Zamanın rûhunu ve neyin mahzurlu, neyin olmadığını iyi anlayabilmek

Hürriyet, Vatan, Posta, Habertürk gibi çok okunan mercilerde yazmak,

Çok iyi bir şekilde fırsatları değerlendirerek, aradan sıyrılarak ayakta kalmak, bunun için beden dilini çok akıllıca kullanmak...

Devlet ricaliyle arayı iyi tutabilmek ve konformizmden de, âsilikten de uzak kalabilmek.

Olabildiğince çok kişiden fikir alarak makaleleri yayına sokmak yâhut yaymak

Bir gazetede köşe yazarı olmak.

Dinsel konularda nasihat verebilecek kadar yetkin ve etkin olmak.

Billur Kalkavan olabilmek. 

Yürekli ve cesur ama bir o kadar da mütevâzı kalabilmek...

Altan kardeşlerden biri olmak

 

Komünist olmak yâhut arşivlerden asla bir şey atlamadan takip etmek

Yedi yirmi dört hiç uyumadan ayakta kalıp, hiçbir şeyi atlamamak

İyi bir PR'cınızın olması....

Fethullah Gülen ve yandaşı olmak (belli kanallarda veya İnternet TV'de)

Gözü kara olmak ve yeni, çok farklı birşeyleri gündeme getirmek.

Tarihi iyi bilip, bol gazete okumak ve her bir yazılanı didik didik tetkik etmek

Satır altlarını ve metakomünikasyonu iyi okuyabilmek,

Kimselere özellikle nâhoş görünmezken, arayanlarla tatlıdan kafa bulabilmek.

Cesurca tartışmaya da açık bir tavır sergilemek

Önce kendini, sonra başkalarını düşünerek, yâni uyanık ve dikkatli olmak...

Manevraları iyi yapıp, haber atlatarak, kendisine avantaj elde edebilmek

"Meyhâne baskısı" da denen son andaki şeyleri okuyup, yorumlamak,

Gazetelerin hepsini okuyup, herşeyi üç defa gözden geçirdikten sonra inanmak.

Blog yazarıysanız ve tek başınıza bir şeyler yazmaktaysanız, sonuçlarına en azından yeterince tahammül edebilmek...

Argoyu da, ironiyi de, zamanın rûhunu da iyi okuyabilmek,

Önceden Youtube veya Dailymotion gibi kolaylıklara yüklenmiş yâhut yüklenecek materyalden haberdar olmak.

Yaşam koçu, Medyum demeden, herkese program yaptırarak ümit, vakit ve nakit sunabilmek.

Sosyeteden olmak, resepsiyon davetlere sık sık iştirak ederek, isminizi duyurmak...

Bunların hepsinin ABD'den süzülüp, buraya öyle ulaştığının farkında olmak.

Okan Bayülgen'i iyi takip etmek...

Omnipotan (tümgüçlü) olamayacağınızı ve zaman zaman hata yapabileceğinizin farkında olmak...

İnsanlık onur ve gururuna saygı duymak.

Severek ve yıkmak değil yapmak için yazmak yâhut konuşmak...

Çok sık seyahat edip, haberi her tarafta da olsa yakalayabilmek.

Kimsenin ölümsüz olmayacağını hiç unutmamak.

Sevmeki, saymak ve olabildiğince âdilâne paylaşabilmek.

Enayilikle cesaret arasındaki farkın Sırat Köprüsü kadar ince olduğunu iyi bilmek ve dikkatli olmak.

Popülizmden de, vulgarizmde de mümkün olduğunca uzak kalabilmek.

Gerekli e-mailleri ve telefonları beyninizde tutmak.

Hürriyet'i özellikle hem kavram, hem de düstur olarak sevmek.

Etnik ayrımcılığa prime vermeseniz de, mümkün olduğu kadar çok Doğulu tiplemesi oynamak veya Kürt kökenli olmak (hepsi için vâki tabii ki).

Meslek örgütlerinde ve yüksek yerlerde tanıdıklarınızın olması...

Dostların bâzen kara günde dahi arayamayacaklarını hiç unutmamak ve vicdanınızı, sevgiyi hep korumak.

Hem Mac gem de PC kullanmayı iyi bilmek.

Çok çalışmak ve "rızkı Allah verir" düsturuyla hareket etmek.

Ces'i yakinen takip etmek (Sevgili Zeynep'e ve ekibine selâm).

Hâlâ eliniz ayağınız tutup da, sabaha karşı, hem de yeni senede hâlâ kuyruğu dik tutabiliyorsanız, şükretmek.

Bilhassa Cafelerdeki ve umuma açık yerlerdeki sigara ve içki tüketimine zam yaparak, halkın uzaklaşmasını sağlamak pek güzel bir caydırıcı yöntem olacaktır.

Buna mukabil, Hollanda örneğinde olduğu gibi, hayat kadınlarının da, madde kullanımının (iptilâsının) daha fakla görev almaları, erkek genelevelerine de yer verilmesi ve her türü fuhuş hizmetinin çok ciddi şekilde kontrol altına alınması fuhşun denetiminin arttırılmasını ama köy, köy, mezra mezra yaygınlık kazanmasını sağlayabilir (birinci kademe seks hizmeti veya örgün ve yaygın eğitim de denebilir).


Evinizde, kulüplerde ve diğer mekânlarda bol bol görünüp, unutulmamak.

Sevebilmek ve sayabilmek...

İşte bu sabaha karşı aklıma gelenler.

Denebilir ki, hakın nabzını sürekli olarak tutmak ve bilhassa şoförlerin iddialarını dinlemek en zekicesidir...

Tabii, çingeneleri yâni Romanları da unutmama gerek.

Ne de olsa, hapishânelerin yarısı onlarla, yarısı Doğulularla dolu deniyor

Kalın sağlıcakla...

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - 19.02.2015 - Umutlu Omak İstediğim Zamanlar

208 kez okundu
0

Bu yazımı tamamen çalakalem klavyeye alıyorum.Son hücumlardan ve felâketlerden sonra (isim zikretmeyeceğim) hemen herkeste “İslâm bu değil” tepkisi başladı. Gerek bizimki, gerekse diğer bütün İbrahimî dinlerde ve inanç sistemlerinde, müçtehitlerin tefsirlerinde, hiç tereddütsüz bir şekilde, diğerlerini “ötekileştirmek” ve kutsal addedilen değerler uğruna diğerlerini ortadan kaldırmak vaatleri vardır ve hepsinde de bir Son Nihâî Savaş (Armageddon veya her ne ise) mesajı verilir.

Din isimli, tamamen insan yapısı olan müessesenin bundan arınmış olanları arasında belki de “İlkel” dediklerimiz yer alır ve bunlar arasında da "Animizm, Animalizm, Totemizm” gibiler var.

Bushman denen küçük adalar ki, bunlar insanın ilk doğduğu yerde yaşamaktalar.

***

Aklıma hemen Nedim Zenbilci, Ayhan Songar ve eski günler geldi.

Ben asistandım ve "eğiticilerin eğitimi toplantılarına katılırdık"

Çok sevdiğim bir Coca Cola şakası olan filim vardır: "Tanrılar Çıldırmış Olmalı" diye...

Bunu okumalarını sıklıkla da hastalarıma, yakınlarıma okumalarını salık veririm.

Konu basittir, küçük siyah adam yâni Afrikalı, en hakiki Öz Atamız, tepesine düşen Cola kutusunun peşine düşer ve hiciv dolu sahnelerde, onun dünyanın uçaktan düşen bu şeyin "kutsal" olduğuna inanarak, başlar peşinden koşuşturmaya. 


Bunlar hâlâ şu yaşlı mavi dünyamızın Doğu denen kısımlarında hükümlerini sürdürmekteler...

Şaşkına dönen Afrikalı bir yere, bir de semâya bakar ve "tanrılar çıldırmış olmalı" diye düşünür.

İlkellikle suçlanan bu kişiler belki de en güzel dine sâhiptir çünkü, tanrıları bir adet Cola kutusudur sâdece!

Tabii, buna bir anlam veremez ve onu mabut olarak idrak eder (algılar) yeni Türkçesiyle...

Zavallı Küçük Siyah Adam tamamen büyüsel düşünmekte ve dünyayı da öyle görmektedir.

Başlar peşinden koşmaya...

Yukarıdaki uçan cismi, pek muhtemelen, bir UFO zanneder, Cola tenekesini de bir "tâltif" yâni hediye...

Aslında Sömürgeciliğin bir simgesidir bu  ve onu tanrı sanır ve bilmeden ABD'nin tepesine attığı bir semboldür. Ah tabii, bu âlemi de, yâni havsalası da dümdüz, tekerlek gibi şey olarak çalışmaktadır.

Hâlbuki, tapınması istenen, ikisinin de sermaye ortakları aynı olan iki büyük Kapitalist gruptur: Cola'lar...

Bunlara Ülker Cola gibiler de eklendi son senelerde.


Artık öyle bir döneme girmekteyiz ki, Facebook hâttâ twitter dahi tehlikeli.

Herkes gölgesinden endişe eder olmakta!

Bushman için her şey canlı, kutsal de değerli hâttâ kıymetlidir.

Avının her bir zerresine saygı gösterir ve onu sâdece avlamak amacıyla öldürdüğü için de özür diler.

Çünkü o hayvan aslında ölmemiş, ruhlara kavuşmuş, herkese mâl olmuştur.

Ama İslâm adına işlenen bu vahşetin amacı ne: Cihat

En azından ben öyle zannediyorum ve yorumsamaya da açık tabii ki...


Bunların kaynağı ne?

***

Şimdi öğrendik ki, Can Dostumuz ve Sevgili Aksel'in ve biricik Karısı Zeynep Siva bebasını kaybetmiş.

Hemen aradık ve her zamanki gibi dimdikti ama biraz da hüzünlüyü...

Keşke yapabilecek bir şeyler olsaydım ama ecele geldi m, teselli pek güç.

Onların öyküsü de pek güzeldir Cerrahpaşa'da tanışıp âşık olmuş, öyle de evlenmişlerdir.

Nasıl gideceğiz ki cenazeye?

O kadar sevilirler ki, etrafları onları Kardeş muhabbetiyle sevenlerle dolacaktır kuşkusuz

Zeynep benim de hekimim ve çak harbi, hasbi bir dotumdur.

Güneş Kızıltan Meral Kızıltan, Naci Karaağaç ne güzel bir ekiptik.

Aksel de hep ona büyük bir aşkla bağlı kalmıştır. 

İkisi de çok iyi ve dost hocalar, hepsinden önemlisi, insandırlar...

Acaba neredeler? 

Aksel'in ona olan sadakati ve muhabbeti farklıdır. Şimdi bir evde beş başlarına kaldılar herhâlde...

Neslim de konuştu ama bilemezdik ki...

Herkes ölebiliyor. Bunun bir sonu yok ki!

Bir de derlerki "hiç bir şey ölmez, her şey yaşar" diye!

Acaba nerede toprağa verecekler merhumu, yetişebilecek miyiz...

Câmide mi, Kilisede mi yoksa Havrada mı? Ne fark edecek?

Beraber hemen hemen bütün Anadolu'da eğitimler vermiştik.

Tâ yurdun ücra köşelerine uçlarına kadar gitmiştik.


Cihan da yakın dosum ve çok iyi bir Fizik Tedavi uzmanıdır.

Sanırım o da Çapa kökenlidir ve çık gırgır bir adamdır...

Şimdi okunacak bir Ezân-ı Muhammedi, acaba kim velî kim deli kim O'na ulaşmış...

Belli mi?

Yarın tekrar görüşürüz...

Bu arada, Psikanaliz Yanılgısı da yayımlandı, Alter Yayıncılık, Ankara....

Şimdi en büyük ibadete devam: POLİMED'e gitmek! 

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - Hüzünlü bir Gece

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - 17.05.2015

1008 kez okundu
0

Bu yazımı tamamen çala-kalem klavyeye alıyorum. Son hücumlardan ve felâketlerden

sonra (isim zikretmeyeceğim) hemen herkeste “İslâm bu değil” tepkisi başladı. 

Gerek bizimki, gerekse diğer bütün İbrahimî dinlerde ve inanç sistemlerinde, müçtehidlerin tefsirlerinde, hiç tereddütsüz bir şekilde, diğerlerini “ötekileştirmek” ve kutsal addedilen değerler uğruna diğerlerini ortadan kaldırmak vaatleri vardır ve hepsinde de bir Son Nihâî Savaş (Armageddon veya her ne ise) mesajı verilir.

Din isimli, tamamen insan yapısı olan müessesenin bundan arınmış olanları arasında belki de “İlkel” dediklerimiz yer alır ve bunlar arasında da "Animizm, Animalizm, Totemizm” gibiler var.

Bushman denen küçük adalar ki, bunlar insanın ilk doğduğu yerde yaşamaktalar. Çok sevdiğim bir Coca Cola şakası olan filim vardır: "Tanrılar Çıldırmış Olmalı" diye...

Bunu okumalarını sıklıkla da hastalarıma, yakınlarıma okumalarını salık veririm. Konu basittir, küçük siyah adam yâni Afrikalı, en hakiki Öz Atamız, tepesine düşen Cola kutusunun peşine düşer ve hiciv dolu sahnelerde, onun dünyanın uçaktan düşen bu şeyin "kutsal" olduğuna inanarak, başlar peşinden koşuşturmaya. 

Bunlar hâlâ şu yaşlı mavi dünyamızın Doğu denen kısımlarında hükümlerini sürdürmekteler...

Şaşkına dönen Afrikalı bir yere, bir de semâya bakar ve "tanrılar çıldırmış olmalı" diye düşünür.

İlkellikle suçlanan bu kişiler belki de en güzel dine sâhiptir çünkü, tanrıları bir adet Cola kutusudur sâdece!

Tabii, buna bir anlam veremez ve onu mabut olarak idrak eder (algılar) yeni Türkçesiyle...

Zavallı Küçük Siyah Adam tamamen büyüsel düşünmekte ve dünyayı da öyle görmektedir.

Başlar peşinden koşmaya...

Yukarıdaki uçan cismi, pek muhtemelen, bir UFO zanneder, Cola tenekesini de bir "tâltif" yâni hediye...

Aslında Sömürgeciliğin bir simgesidir bu  ve onu tanrı zanneder ve o da, aslında, kendisi bilmeden ABD'nin tepesine attığı bir semboldür.

Tapınılması istenen emperyalizmin teneke kutusudur desem yanlış mı, ne dersiniz?

Zâten hepsi aynı kapıya çıkar: Çok eskiden okuduğum bir kitap var: Votka Cola.

Pepsi veya Cola....

Hepsi de kokain ihtiva eder. Ayrıca da karbonik asid, şeker ve tuz.

Çok içilince de, mideyi zımba gibi deler!

Dinler güzel şeyler, bu bir vâkıa ama onların bâtınî yâni ezoterik yönünü görebilirsek.

Bunları ise ancak birtakım sufi ve gönül gözü açık kişi, diğer adıyla belli bir gönül gözü açıklığına kavuşabilmiş eşhâs bize verebilmekte.

Yoksa ikra, yâni "oku" emrini bol okuyup kendini geliştirerek Âdemoğluna ve kâinata en büyük hizmet olarak görmenin kıymeti anlaşılamaz, değeri ise hiç bilinemez gibi gelmekte fakıyra.

Bilmem okuyucu ne der acaba...

Din, Mâbud ile inanan arasında güzel bir köprü ama hepsi o.

Bir gâye hâlini alınca tehlikeli olabiliyor.

Neticede (İbrahimî) olanların hepsinin de bir olumlu, bir de menfi yönü bulunabilir...

Hele meallerden hareket edilince.

Bilhassa İslâm'da bu çok belirgin ve meselâ Emralı'nın yazdığını Yaşar Nuri beğenmiyor, onunkini başkası.

Ben de Kur'ân Arapçasına vâkıf değilim ve nakiller ve tefsirler arasında şaşırıp kalıyorum.

Anlayabildiğim kadarıyla, çoğu din yâni Dünya Görüşü, âdemin şaşmasıyla şaşırıp kalması arasındaki nüansa dikkat çeken öğütler ve birer Valthenshaung.

Bu da onların içindeki yönü görebilenler için Hakikat'e açılan kapı sonsuz.

Satanizm gibi olanları ise hem çok iç-tutarlılığı olan ama Sapkın şeyler çünkü şeytan'ı, -hâşâ- Allah'la aynı, hâttâ üstün görmekteler. (la Vey, ABD).

162 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Evimizde kimleri ağırlamadık ki?

Saysam mı acaba...

Sevgili İclal Aydın geldi.


Sevgili TV yapımcısı Kadim dostlardan Esra Ceyhan....

Sevgili Kuzenim Cem Kurdoğlu,

Can Ataklı ve güzel karısı,

Sevgili İlber Ortaylı,

Sevgili ... Hocamız ve eşleri...

Sevgili Haluk Çeçen ve Refikaları, tam bir ulusalcı.

Sevgili ve çok saygı duyduğumuz Prof. Dr. Selçuk Erez.

Daha niceleri...

Ama nedense pek iyi ev sâhipliği yapamamaktayız sanırım ki pek mukabele eden de, arayıp soran da yok.

Devir böyle artık ve siz aramadıkça, kimseler sie dönmüyor.

Sanırım hemen herkes bir çeşit bunalımda ve sıkıntıda, kolay kolay kimseleri aramaz oldu bu devirde.

Aralarında pek çok kişi daha geldi.

Meselâ Kızım.

Tahir ve Figen, Ümit Şensöz ve Ailesi, Sevgili Celâl ve Oya,

Daha niceleri...

Fakat bir gariplik var sanıyorum, insanlar belki de dağ kadar uzakta!

Bu arada epey ülkeye de gittik: Fransa, Nice hâttâ İzmir İstanbul arasında gidip gelen seyyah olduk ama bir şeyler buruk ve keyifsiz gibi artık.

En fazla evinde rahat hissetmekte insan kendisini.

Beklemez miyiz sanki herkesi ama bir acayiplik silsilesi var.

Misafirperverlik pek mühim tabii.

Ha, Sevgili Doğan Canku da geldi. Gitar çaldık birlikte...

Canım Esin’in kızı da uğradı ve yalnız gibiydi sanki: Pınar.

Bekliyoruz herkesi gene evimize...

Ha, tabii, daha nice kapı var dolaşılacak: Melâhat Halam hayatta.

KDAA ve Familyası da öyle...

Bakarsınız yol Uzanır Huber Köşkü’ne veya Pensilyanya’ya,

Bu arada Yaşar Kemal rahatsızlanmış.

Bakıyorum da, Sevgili Neslihan hâlâ yaşıyor.

Cemil Amcam göçmüş.

Peyami Safa hâlâ hatırımda.

Komşularımız Taekwdondocu Zekiler de geldi evimize.

Bu arada kimleri bir şekilde tanımamışım ki: Yeşim, Gülben, Sabancılar...

Ama hâlâ gidemedim Filipinler'e tekrar.

Bakalım kızım ne yapmakta, evi nasıl?

Acaba ne yapıyor Yaşar Nuri Öztürk.

Hep iftihar ederim tanımış olmakla: Okan Bayülgen.

Elmalılı’nın torunu, şovmen ve şeker sunucu...

Sevgili Banu Zorlutuna da gelmişti sanırım (Metroseksüel teriminin yaratıcısı, KENT TV'den kalma çocukluk arkadaşım)....

Hâttâ Devrim Ünal ve Cemile de...

Daha Raffi Ağabeyi tekrar çağıramadım.

Diyorum ya, her bir şeyin küçücük dijital âleme sığabildiği bu devirde, minnacık bu aletlere alışamadık...

Murat Duygan da gelmişti bir kere...

Ama hâlâ birçok ağırlamak istediğimiz kişi var: Halam kalkamaz belki ama Yeşim ve Bülent gelebilir.

Işıl Ablam ve Alev de karşıyalar âdeta.

Işıl da ameliyat olmuştu ama sanırım Amerika'dan dönmüştür.

Murat da iyi, China on Line'ı kuran dâhi......

O da AFS ile gidip gelmişti ve çok entellektüeldir. Bu aralar pek dışarı çıkmıyor sanırım...

Bugün Sayın Hasan Bey de geldi, Alter Yayıncılığın sâhibi.

Beni Psikanaliz Yanılgısı yakında piyasada...

Psikiyatri Tarihi eserim de iki cilt olacak.

Bütün bunlar âlâ ve güzel de...

Memleketim nereye gitmekte derseniz,...

Hiç de güzel değil sanırım!

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - Karanlık Günler - 15.01.2015

198 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Batı Âlemi’nin en temel sorgulamasıdır felsefe. İnsan sorar kendine: “Hayatın anlamı ne, ne için varım, niçin yaşıyorum”...

Bunu yaparken de en temel şeyleri sorgular: “Nereden geliyorum, kimim, ne için yaşıyorum”.

Eğer ben bir canlıysam –ki bilinmez, amacım ne, neden yaşarım bu hayatta.

Canlılıkla cansızlığın dahi sınırlarının belirsizleştiği Yeni Milenyum'da acaba bunların cevaplarını bilebiliyor musunuz?

Rodin’in (1980) ünlü Düşünen Adam Heykeli uluslararası bir şâheserdir.

Bizde Bakırköy’de hâlâ bulunur bir kopyası.

Felsefe “Hikmet yâni Bilgelik Sevgisi” demek olup, bir filozof hayatın en temel şeylerini sorgular.

Bunları genellikle kendimize orta yaşlarda sorarız.

Bunlar evrensel (cihanşümul) sorulardır ve orta yaş civarında başlanırsa, sorgulanmaya, bu genellikle hayırlıdır.

Yok, eğer henüz 10-12 yaşlarında sorguluyor isek Hakikat arayışını, bu biraz fazla erkendir denir.

Hülâsâ, "neden, niçin ve nasıl yaşıyorum" diye sorgulamanın ideal dönemi ileri yaşlardır...

Yâni, tâ Kadim Yunan’da başlayan bu serüveni asla bitmeyecektir düşünen beyinlerin.

Peki bunlar sâdece insan olmak zorunda mı?

Thales (MÖ 500 civarı) ve Aneksimandros su ve dünya tasarımı üzerinde tartışırlar ve tâ o yıllarda dünyanın boşlukta ama düz olduğu çıkarımını yaparlar.

57 yaşından gün alırken, yeniden başladım her şeyi sorgulamaya...

Dinler –ki onlar da sosyal psikoloji anlamında birer ideolojidir-, bu asla bit-e-meyecek seyahate bize ne kadar yardımcıdır?

Hakikat ve gerçek farklı mıdır?

Neden hâlâ üşütünce Ihlamur en âlâ ilâçtır?

Neden "çok yaşa denir"?

Hapşu ne?

Yoksa bu Tanrı'nın veya tanrıların işine karışmak mıdır?

İnsan hapşırdığında salya sümük olur, bu arketipal bir Su imagosu mudur?

Neden hâlâ mehtaba çıktığımız kuşkulu ve ilk kozmonot Armstrong neden çok öfkeli.


Eğer biz her şeyi biliyorsak, neden ve niçin hâlâ bir uzay (feza: space) kolonimiz yok?

 

Mademki atmosfer çok ince ve çekim gücü de 1/6 idi, neden o bayrak kımıldamıştı?

Hani klâsik şakadır ya: "Ayda seks yapmak çok müthiş" bir fantezidir". 

Hadi diyelim ki gidildi veya gidilecek...

O giysilerle nasıl yapılır ki bu meret?

Einstein'in formül aşılabildi mi?

Yer-çekimi bu kadar düşükken ve solumak zorken nasıl yapılır? 

Mars'a gidersek, o kadar USD harcamaya değecek mi, yoksa mars mı olacağız?

Neden Uzay Yolu filmindekilerin hiçbiri hâlâ tahakkuk etmedi?

Muhteşem mizah

Solucan delikleri mi yoksa yeni Büyük Patlamalar mı yoksa hipotetik Takyon ile mi uçulacak?

Arjantin kökenli Papa da buraya geldi ama sayıları da çift oldu!

Cizvit, öbürü değil!

Hristiyanlıkta Teslis korunuyor ve hâlâ Şeytan Çıkarma yetkileri var denir.


Aslında bir Gilles de la Tourette vak'asıydı...

Bu zat akıllı mıydı?

İşte bunları hep sorar dururuz...

Bir süre için Mekânı nadasa bırakmaya karar verdim.

Herkese sevgi ve selâmlar...

Mehmet Kerem Doksat - Zor ve Sıkıntılı günler - Tarabya - 14.02.2015

167 kez okundu
0