Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Posted by on in Genel

Senelerdir bunu besleyen belli ama tedbir alan yok.

 

İnsanları Yeni yılda da rahat bırakmadılar ve İstanbul’un en güzide

mekânlarından birini bombaladılar.

                     

Uzun namlulu silahla kapı önündekilere ateş açan terörist 1 polis ile 1 vatandaşı şehit ettikten sonra içeriye girdi, vatandaşların üzerine kurşun yağdırdı. İstanbul Valisi ilk açıklamada hayatını kaybedenlerin sayısını 35 olarak açıklamıştı.

 

  

İlerleyen dakikalarda kameraların karşısına geçen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, alçak saldırıda 39 kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. 21 kişinin kimliği (16’sı yabancı, 5’i Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı)

belli oldu.

 

 

Sağlık Bakanı Akdağ ise yaralı sayısı 65 olarak açıkladı. Teröristi arama çalışmaları sürüyor. Saldırıda DEAŞ şüphesi ağır basıyor.

 

 

 

 

***

 

İstanbul’da yılbaşı gecesi alçak saldırı! İstanbul Ortaköy'deki Reina’ya düzenlenen terör saldırısında 39 kişi hayatını kaybetti, 69 kişi yaralandı.

 

Bu menfur olay saat 01:15 sıralarında gerçekleşti. Uzun namlulu silahla kapı önündekilere ateş açan saldırgan 1 polis ile 1 vatandaşı şehit ettikten sonra içeriye girdi. İçeride yeni yıl kutlaması gelen vatandaşların üzerine kurşun yağdıran terörist 39 kişiyi katletti! Saldırıda 65 kişi de yaralandı. 4 kişinin durumu ağır. Polis kaçan teröristi yakalamak için çalışma başlattı. İçişleri Bakanı Soylu teröristin mont, pantolonla içeri girdiğini, farklı bir kıyafetle dışarı çıktığı yönünde bilgiler olduğunu söyledi.

 

Görgü tanıkları ise birden fazla saldırgan olabileceğini iddia etti. Saldırıda şehit olan polisin ise Burak Yıldız olduğu öğrenildi. 

 

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, “şu anda hastanelerde 65 yaralı var. 65 yaralıdan dört tanesinin durumu oldukça ciddi. Çok sayıda yabancı uyruklu kişinin de yaralılar arasında olduğunu biliyoruz. Uyrukları zaman içinde netleşecek" diye konuştu.

 

İHBAR VAR MIYDI?

 

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ihbar var mıydı sorusu üzerine şunları söyledi: Milletimizin şunu bilmeye hakkı var. Gerek DEAŞ gerek PKK gerek DHKP-C içinde bulunduğunuz durumda gerek yabancı servislerden gerekse de kendi istihbarat örgütlerimizden bu tip ihbarlar gelmektedir. Kimisi isme dayalıdır. Kimisi de daha ziyade bir çerçevedir. Yani, “Şurada bir olay olacak” yönünde… Bunu üzerine özellikle yılbaşıyla ilgili tedbirler alındı. En yoğun tedbirler de İstanbul’da alındı. Buna yönelik ihbarlar hep söz konusudur. İstanbul Emniyet Müdürümüz de olay saatinden çok kısa süre önce bölgedeydi. Bu tip istihbaratlar sürekli geliyor. Biz olay yerine de gittik. Bir katliam gerçekleştirilmiş. İnsanlık dışı vahşet şöyle duyuruldu.


SİLAHLA TARAYARAK İÇERİ GİRDİ!

 

Şu ana kadar 39 insanımız hayatını kaybetti. 20 kişinin tam kimliği belli. Onun 15’i misafirimiz. Yabancı uyruklu görünüyor. Beşi de vatandaşımız. Çok net değil ama zannediyorum ki beş tespitin üçü veya dördü de orada çalışanlar. Kimlik tespit çalışmaları devam ediyor.

 

Bize gelen bilgiler çerçevesinde bir kişi olduğu görülüyor. Mont pantolon şeklinde içeriye silahla tarayarak girmiş. İçeride de farklı bir kıyafetle birlikte dışarı çıktığına dair bir bilgi var.


SÜLEYMAN SOYLU: CAN KAYBI 39’A YÜKSELDİ


İçişleri Bakanı Soylu, İstanbul'daki terör saldırısında 39 kişinin hayatını kaybettiğini belirterek, “bunların şu anda 21’inin kimliği belli.

 

Henüz diğer 18’inin kimliğiyle ilgili tespit çalışmaları devam ediyor.

 

16’sı yabancı uyruklu, 5’i Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, diğer kimliği belli olmayanlarla ilgili böyle bir değerlendirme yapamıyoruz” dedi. 

 
HAYATINI KAYBEDEN YABANCILAR VAR


Soylu, "Bizim de aldığımız bilgiler çerçevesinde 39 insanımız hayatını kaybetti. Bunların şu anda 21'inin kimliği belli...

 

Henüz diğer 18'inin kimliğiyle ilgili tespit çalışmaları devam ediyor. 16'sı yabancı uyruklu, 5'i Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, diğer kimliği belli olmayanlarla ilgili böyle bir değerlendirme yapamıyoruz." diye konuştu. 


TERÖRİSTİ ARAMA ÇALIŞMALARI DEVAM EDİYOR


Olayın, gece 01:15 sıralarında gerçekleşen bir terör saldırısı olduğuna işaret eden Soylu, şunları kaydetti: “Şu anda 69 vatandaşımız, daha doğrusu 69 kişi hastanelerde tedavi görüyor. Bunun 4’ü ağır olarak bize bildirildi, 1’i çok ağır.

 

Elbette ki bir terör saldırısıyla karşı karşıyayız. Hain, sivil insanlara yönelik ve milletin umutlarını tazelediği bir yılbaşında gerçekleşen ve insanların korunmasız olduğu bir yerde, onların böyle bir şeyden habersiz, hiçbir şekilde akıllarından geçmeyen bir durumda yapılan insanlık dışı ve alçak bir saldırı. Teröristi arama çalışmaları devam ediyor. Emniyetimiz gerekli operasyonları başlattı. İnşallah yakın bir zamanda ele geçeceğini ümit ediyoruz. İnşallah bir daha böyle bir saldırıyla karşı karşıya kalmayız. Tekrar başımız sağ olsun”.  

 

Terör saldırısını yapan örgütle ilgili bir soru üzerine Soylu, “bütün detaylı çalışmalar gerçekleşiyor şu anda. Net bir değerlendirme yapmamız çok doğru olmaz. Öyle bir değerlendirme olunca da kamuoyuyla paylaşırız” ifadelerini kullandı. 

 
REİNA'DAKİ SALDIRI İÇİN VALİDEN AÇIKLAMA


İstanbul Valisi Vasip Şahin, Ortaköy’deki silahlı saldırı olayına ilişkin olarak “şu ana kadar yapılan tespitlere göre en az 35 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Bunların bir tanesi polis memuru, yine en az 40 yaralımız hastanelerde tedavi altındadır” dedi.

 

Vali Şahin olay yerinde gazetecilere yaptığı açıklamada, şunları kaydetti: “Saat 01.15 sıralarında bir terörist uzun namlulu silahla önce kapı önünde bekleyen polis memurumuzu şehit ederek, sonra bir vatandaşımızı şehit ederek içeri girmesi sonucunda, maalesef içeride çok vahşice, acımasızca, orada sadece Yılbaşını kutlamak ve eğlenmek üzere gelmiş masum insanların üzerine çok acımazca kurşun yağdırarak maalesef bugünkü olayı meydana getirmiştir…

 

Bu bir terör saldırısıdır. Şu ana kadar yapılan tespitlere göre en az 35 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Bunların bir tanesi polis memuru, yine en az 40 yaralımız hastanelerde tedavi altındadır. Konuyla ilgili detaylı araştırmalar yapılıyor. Arkadaşlar onun üzerinde çalışıyor. Bundan sonra daha detaylı açıklamalar sizlerle ayrıca paylaşılacaktır. Şu anda paylaşabileceğim kısaca bilgiler bunlardır”.


GECE KULÜBÜ ÇALIŞANI, DEHŞET ANLARINI ANLATTI


Beşiktaş’ta saldırının gerçekleştiği gece kulübü çalışanı, dehşet anlarını anlattı. Beşiktaş'ta meydana gelen saldırının ardından Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne gelen gece kulübü çalışanı, o anları anlattı. 

 

Gece kulübünde garson olarak çalıştığı öğrenilen kişi “birden panik, aşağı indik saklandık. Arkadaşımı getirdim. Panikledik atladım yere. İki kişilermiş birini gördüm. İçeride çok yaralı var; “Mekânda 500-600 kişi” kadar vardı ifadelerini kullandı. Gece kulübüne yönelik terör saldırısında hayatını kaybedenlerin cenazeleri Adlî Tıp Kurumu’na götürüldü.  İlk belirlemelere göre 1’i polis 35 kişinin şehit olduğu terörist saldırıda ağır yaralanıp kaldırıldıkları hastanelerde, yolda ve olay yerinde hayatını kaybedenlerin cansız bedenlerini taşıyan ambulanslar kurum binasına art arda girdi.

Şehit polisin Şişli Etfal Hastanesinden alınan cenazesi de ambulansla, kurum binasına gönderildi.


POLİS DENİZDEN DE GECE KULÜBÜNÜN ETRAFINI SARDI

 

Beşiktaş Ortaköy'de bir gece kulübüne yapılan silahlı saldırı sonrası polis gece kulübünü hem karadan hem de denizden sardı. Öte yandan gece kulübünde bulunanların bazılarının denize atladığı ve deniz polisinin vatandaşları kurtarmaya çalıştığı öğrenildi.

 

Ortaköy’de bulunan gece kulübüne (Reina) silahlı saldırı sonrası polis gece kulübüne saldırganları yakalamak için operasyon başlattı. Polis karadan gece kulübünün etrafını sararken, deniz polisi de denizden olaya müdahale etti.

 

Şimdilerde Nurettin Veren’in ve yazdığı Fethullah Gülen hareketinin içyüzünü anlatan bu kitabı okuyorum. Gerisini de yazacağım.

 

Ayrıca gece kulübünden bulunan bazı vatandaşların saldırıdan kurtulmak için denize atladığı deniz polisinin de şahısları kurtarma çalışması yaptığı öğrenildi.

 

Çok sevdiğim bir deyim vardır: “Terör önce kendi evlâtlarını yer”

 

Dilerim bu son olsun ve insanlarımız yeni senelerini huzur içinde kutlasın.

 

1966-2016 arasında neler cesurca yaptığını anlatan bir kitap var.

 

Bu kitapta “35 yılın sonunda maruz kaldığı toplu hipnozdan” da bahsedilmiş. TSK’ya nasıl nüfuz edildiği ve bunun İslam’la hiçbir alâkası olmadığı açık seçik yazılmış.

 

Kitabın içinde adı geçenler arasında öyle isimler var ki, inanılır gibi değil. Ben bu zatı hep Pennsilvanya’daki ikametgâhında rahat biri zannederdim.

 

Hâlâ anlamadığım ise, neden hep bu tip örgütler Haşhaşi taktiklerini kullanır.

 

“Haşhaşi” kelimesinin kökeni ve anlamı 19. Yüzyıla kadar Batı dünyasında tartışma konusu olmuştur. 19 Mayıs 1809 tarihinde Silvetre’de Batı dillerinde “suikastçı, kiralık katil” gibi anlamlara gelen ve en erken Haçlı Seferleri  kayıtlarında rastlanan “assasini, assissini, heyssisini” gibi kelimelerin kökendir.

 

Arapçadaki “haşhaş: esrar” kelimesidir. Çoğulu ise “haşhaşiyyun, haşhaşin” gibi kelimelerdir. “Haşhaş” kelimesi Arapçada  “kuru ot” ve “hayvan yemi” anlamına gelir.

 

Sonraları kelimenin anlamı uyuşturucu etkisiyle bilinen Hint Keneviriyle özdeşleştirilmiştir.

 

Dağın şeyhi müritlerinin gerçekten Cennet’te olduklarını zannetmeleri için burayı Hz. Muhammet’in Cennet tasvirine tasvirine benzetmişti.  Bizim “yaşlı adam dediğimiz bu efendi” fedailerine iksirinden içirerek onları dörderli, altışarlı gruplar hâlinde bahçeye taşıtıyordu.

 

Onlar da gerçekten Cennet’e gittiklerini zanneden müritlerini bir göreve göndereceği zaman şeyh “gidip şunu şunu öldüresin. Meleklerim seni cennete götürecektir” diyordu.  

 

Şeyh’in Cenneti’ne geri dönebilme arzusuyla fedailerin göze almayacağı hiçbir tehlike yoktu.

 

Alamut'tan günümüze ulaşan metinlere göre Hasan müritlerine dinin esaslarına bağlı kalanlar mânâsında “esasiyim” demekten hoşlanırdı ve yabancı seyyahların yanlış anladıkları bu terim “haşhaş yani afyon” kuşkularının ortaya çıkmasına neden oldu.

Marco Polo aslında orayı gidip görmemiştir. Diğer bilim adamlarının görüşleri de bu hususta kendisini desteklemektedir. Gidip orayı gördüğünde ise o kale zaten Moğollar tarafından yıkılmıştı. 

Elemût Kalesi’nde arkeolojik kazılar yapan Alman arkeologlar orada üzerlerinden ne bal akan, ne süt akan, öyle cariyelerin ve hurilerin dolaştığı, ne de şarap akan ırmakların izine dahi rastlayamadıklarını ve kalenin zaten bütün bunları içerisine alabilecek büyüklükte olmadığını dile getirmektedir.

Faik Bulut, Marco Polo’nun yazdıklarının İtalya'da hapishanedeyken gemicilerden işittiği efsanelerden ibaret olduğunu vurgulamaktadır.

Bu görüşü destekler şekilde Orta Çağ İslam Tarihi konusunda Dünya’nın önemli üniversitelerinde görev yapan uzman tarihçiler erken dönemlerde ortaya çıkan, geniş bir alana yayılmış olan ve bazı tarihi roman yazarlarının eserlerini süsleyen bu sıra dışı Cennet Bahçeleri hikâyesinin neredeyse tamamen gerçek dışı olduğunu belirtmektedir.

Çünkü tarikatın faaliyet gösterdiği dönemde yaşamış olan hem İsmaili, hem de Sünni tarihçilerin Alâeddin Atâ Cüveyni, Reşidüddin gibi eserlerinde böyle bir söyleme rastlanmamaktadır. Ayrıca Haşhaşi ismi tarihi belgelerde sadece Suriye İsmailileri'ni nitelemek amacıyla kullanılan yerel bir addır. İran İsmailileri için hiçbir belgede bu isim kullanılmamaktadır.

Tarihçilere göre bu isim tarikat üyelerinin eylemlerine bir açıklama getirme çabası yerine alaycı bir yaklaşımla onların garip inanışlarını ve abartılı tavırlarını küçümsemeye yönelik bir ifadedir. Bunun yanında “dağın şeyhi” tabiri de Suriye’ye özgüdür. İran İsmailileri’nin lideri için tarihi belgelerde böyle bir isimlendirmeye rastlanmamaktadır.

İslam'daki ilk kırılma Hz. Muhammed’in vefatından sonra gerçekleşmiştir. Ondan sonra dinî ve siyasî liderin kim olacağı hakkındaki tartışmalar ve gerilimler Şiilik ve Sünni mezheplerini ortaya çıkarmıştır.

Başlarda Sünnilik, Arap aristokrasisi temelli iktidarın, Şiilik ise Arap olmayan muhalif Müslüman kesimin temsilcisi olmuştur. Şiilik, Arap olmayan milletlerin eski dinlerinden daha çok etkilenmiştir. Şii mezhebi 765 yılında altıncı imam Cafer es Sadık’ın ölümü sonrası yeni imamın belirlenmesinde iki kola ayrılmıştır: Ana akım Şii gruplar Cafer küçük oğlu Musa Kâzım’ı yedinci imam olarak tanımışlardır. Bu grup günümüzün On İki İmamcılık koludur.

Uç gruplar ise Ca’fer-i Sâdık’ın büyük oğlu İsmail bin Ca’fer el-Mûbarek’i yedinci imam olarak tanımış ve İsmaililer olarak adlandırılmışlardır. İsmaililik, Yeni Platonculuk felsefesinden etkilenen, esrarengiz bir mezheptir.

Öğreti açısından İslam’daki en zengin, sistematik ve felsefî mezhep olarak görülür. Tarikat, İsmaililik mezhebini temel alan Fatımi Devletinde dinî bir hizipleşme sonucu ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan iki koldan biri olan Nizariliğin temsilcisi olan Haşhaşiler önce İran’a, sonra da Suriye'ye yayılmıştır.

Kuşatılması ve ele geçirilmesi güç kaleler temelinde örgütlenmiş olan Haşhaşiler, önemli kişilere yönelik suikastlara dayanan etkili bir askerî strateji geliştirerek Orta Çağ İslam dünyasında çok önemli ve farklı bir güç olarak ortaya çıkmıştır.

Haşhaşiler ideolojik açıdan dönemin Sünnî siyasî ve dinî çevrelerini, özellikle de Abbasi Devletive onun koruyucusu olan Büyük Selçuklu Devleti’ni düşman kabul etmiştir. Bununla birlikte Haşhaşiler’in Haçlı Devletlerini ve Moğol  hedef alan bazı saldırıları da olmuştur.

İsmaililer ilk büyük başarılarını Fatımiler adlı Kuzey Afrika, Sicilya, Hicaz, Mısırı denetim altında tutan bir devlet kurarak kazanmışlardır. Burada Kahire adlı yeni bir şehir kuran İsmaililer El Ezher Medresesi’ni kurup burayı dinî öğretilerinin ve misyonerlik faaliyetlerinin merkezi hâline getirmişlerdir. Fatımiler’in sekizinci halifesi Mûntesir’in ölümünden sonra Fâtımîlerhareketinin veziri ve Mûhtensir’in küçük oğlu Ahmet el-Mustâ’Li’nin eniştesi olan El-Efdâl Şehinşah’ın olarak halife olması gereken Mûntensir’in büyük oğlu Nizâr el-Mustafâ’nın yerine küçük oğul Mustâlî’yi“Dokuzuncu Fâtımî Hâlifesi” olarak ilân edince, İsmâililer iki ayrı kola ayrılmış oldular. Fatımileri yöneten askerî diktatörlük halifenin küçük oğlu Mustali’yi, Doğu İsmailileri ve Fatımiler’deki dinî hiyerarşi ise halifenin büyük oğlu Nizar’ı halife olarak tanımışlardır.

Onuncu Fatımî Halifesi El-Âmir bi’Ahkâmil lâh’ın Fatımî Halifefesi Fatımıî Halifesi El-Âmir bi’Ahkâmi’l Lâh’ın bu ödgüt tarafından katledilmesinden sonraMustalilik kolu İkinci bir bölünme hadisesi daha yaşamıştır. 

El-Âmir’in yerine halife olan kuzeni On birinci Fâtımî HalifesiEl Hâfız li-Din Allah’ın halifeliğini tanımayarak, El-Âmir bi’Ahkâmî-llah’ın yeni doğmuş oğlu Et Tayyup Eb’ûl Tayyip Ebûl Et-Tayyip Ebûl Kâsım’ın hâlife olması gerektiğini savunanlar ise Tayyîb’iyye kolunu oluşturarak Davudî türeyen ve Bohralar adı verilen tasavvufî  hâlinde günümüze kadar gelebilmişlerdir. 

Fâtımîler, Halifeli’nin resmî mezhebi ise önce Hâfızîliğe dönüşmüş, daha sonra Fâtımî Devleti’nin Kürt kökenli olan Selahaddin Eyyubi tarafından yıkılması neticesinde ortadan kalkmıştır. Nizarilik kolu ise kolu ise Haşhaşiler'in koruması altında bugün IV. Ağa Han  tarafından temsil edilmekte olan hanedanlarını günümüze kadar devam ettirmeyi başarmışlardır.

Haşhaşiler'in tarihî Elemût Kalesi’nin alınmasıyla başlar. Hasan Sabbah uzun süren misyonerlik ve insan kazanma faaliyetleri sırasında Selçuklularla mücadele etmek için rahat edebileceği ulaşılmaz bir yer aramış, Deylem’de Deylem’de yaptığı faaliyetler sırasında Alamut Kalesi'nde karar kılmıştır. Büyük ve yüksek bir kayalık tepe üzerine inşa edilmiş olan bu kaleye sadece dar bir patikadan ulaşılmaktaydı.

Hasan Sabbah  buraya geldiğinde kale onu Selçuklu sultanından almış olan Zeydî Alevîler Hanedanlığı soyundan gelen Alevî Mehdi adındaki bir hükümdarın elindeydi. Önce bölgeye dâilerini yollayan Hasan, bölge halkını ve Alamut'ta yaşayanları kendi tarafına çekmiştir. Hasan Sabbah bu olayları şöyle anlatmaktadır: 1841’ de doğmuş ve aynen Atatürk ne yaptıysa, tam aksini kendisine bi’at edenlere emretmiş. 10 Kasım tarihini İslam’ı mahvedecek “büyük kâfir” olarak tanımlamış. Bunlar arasında öyle isimler var ki, ben ifşa edemem. En iyisi bu kitabı alıp okuyun. Vaktim olduğu nispette ayrıntıları da yazacağım. Hâlâ anlayamadığım ise, nede iki tarın mensupları da İslam adına hareket ediyor?

Silvestre de Sacy, Haşhaşiler’e bu adın haşhaş kullanma alışkanlıkları yüzünden verildiği kanaatini benimsememekle beraber bu adın, şeyhin fedailerine vaat ettiği cenneti tattırabilmek için onlara gizlice haşhaş içirmesiyle ilgili olabileceğini düşünmüştür.

 

Bunu da özellikle Marco Polo’nun seyahatnâmelerinde geçen cennet bahçeleri hikâyesiyle temellendirmiştir.  1273 yılında İran’dan geçmiş olan Marco Polo’nun seyahatnamesindeki hikâye özetle şöyledir: “Kendi dillerinde şeyhlerine ‘dinin büyüğü’ anlamına gelen Alâeddin diyorlardı. Şeyh iki dağ arasındaki vadiyi kapatmış ve burayı sütten, baldan ve şaraptan akan sular, güzel huriler ve çeşitli meyve bahçeleriyle donatmıştı.

 

Sağlığım yerinde, burada bol havai fişekli bir Yılbaşı geçirdik. Gereğinden fazla medenî insanlar. Ayrıca gayrimenkuller de çok pahalı.

 

Dilerim bu memleket daha binerce sene hür, özgür ve saadet içerisinde yaşar.

 

Mehmet Kerem Doksat – Hamburg –  01 Ocak 2017 Pazar

110 kez okundu
0

 Sevgili Mekâncılar.

Madde bağımlılığında son zamanlarda yenilikler var. 

Bunlardan önemli olanları sıralamak isterim: (Selincro Nalmefen)

Tablet piyasaya çıktı.

 

Kişi daha alkolü almayı isterken bir tablet alışa içme arzusunu (craving )

büyük ölçüde azaltıyor ve mucize yaratmasa da, çok etkili oluyor.

 

Eskiden çok yazılan disülfiram (Antabuse) eskiden veremeyeceğim pek

çok yazardım ve isimlerini veremeyeceğim pek çok hastamda kullandım

ve alkolden tiksindirerek hafif serotonin sendromu yapar (yanaklarda

kızarma, terleme, fenalık hissi ve bulantı kusma) gibi.

 

***

Bunlar da Benadryl (difenhidramin) verilir. Kaygı ve benzeri

düzeltmekte yeşil reçeteye tâbi. Xanax (alpazolam) olan yerine

hidroksizin  (Ataraks) aynı işi görüyor.

 

Buproiyon (Wellbutrin veya Zyban)tekrar piyasada .

 

Bunu hep hastane şartlarında kontrollü olarak düşük doz metil alkol

(mesela şarap) kullanıp, aralarında pek çok VIP’lerin de, hiç ücret

duramayacak kadar fakir olanlarda da yazıyorum; aynı işi görüyor.

Eskiden şarap veya rakı gibi alkollü içkileri vererek yapardım.

 

***

Zyban veya eşdeğeri olan Wellbutrin’i alırken birbirine karıştırmamak

gerekiyor çünkü kimyasal yapıları farklı.


 

Mikropallet kapsüller (Funit – ikrakorazol) gibi), hastane şartlarına, ufak

bir ameliyatla karına veya başka bir bölgeye takılınca, alkol, esrar,

kokain gibi pek çok maddenin kullanımını önemli derecede azarlıyor.

Aslında muayenehanede de takılabilir ama bu önemsiz cerrahi yaklaşımı ne ben, ne de Neslim istemiyoruz.

 

Bunların yanı sıra, hafif vak'alarda meditasyon ve silik hipnoz tekniği de oluyor.

 

***

Hastanın hikâyesini sorarken mutlaka alkole bağlı bilinç kararması dönemleri, hatırlamadan kavgaya karıştı veya etrafa kötü davrandığı dönemler var mı diye sorguluyorum.

 

Çünkü bu kişilerin bir kısmı Adsız Alkolikler Cemiyetine de giderebiliyorlar ama bunu pek tavsiye etmiyorum. “Ben Mahmut, 20 senedir içmiyor, artık kestim” demek ve bunu o ortamda yapmak da bağımlığının anlaşılmasına yol açabiliyor ve mahremiyet ilkesi zedelenebiliyor

 

***

 

Alkol sosyal kullanımı da olan bir psikoaktif madde olduğu için alkol kötüye kullanımı veya alkol bağımlılığının geliştiğini kabul etmek zaman alabilir.

Alkol kullanan birçok kişi sosyal kullanım düzeyinde alkol kullanımına devam ederken, bazılarında alkol kötüye kullanımı ve alkol bağımlılığı gelişmektedir.

Alkol bağımlılığı zaman içinde gelişen bir hastalıktır.

Alkol bağımlılığı hem kişi için hem de ailesi ve yakınları için yıkıcı etkisi olan bir hastalıktır.

Fiziksel ve ruhsal sorunların yanı sıra kişinin işlevselliğini bozarak iş gücü kaybına neden olmakta, maddi ve manevi kayıplara yol açmaktadır. Bağımlılığın gelişmesi ile boş zaman aktivitelerinden uzaklaşılmaktadır. 

Alkol Bağımlılığı olan kişi giderek ailesi, çocukları, yakınları ile birlikte geçirdiği zamanı azaltmaktadır.

Alkol bağımlısı olan kişinin alkol kullanımı ile yaşadığı sorunlar arasında bir bağ kurması zaman almaktadır. Genellikle alkol bağımlısı olan kişinin eşi, çocukları, anne-babası, çalışma arkadaşları sorunu daha çabuk fark etmektedir. Bu nedenle tedavi talebi çoğunlukla önce aile üyeleri tarafından gelmektedir.

Alkol kullanımı ile ilişkili sorunlar arttıkça ve alkol bağımlısı olan kişi alkol kullanımı ile yaşadığı sorunlar arasında bir bağ kurdukça kendi de tedavi arzusu duymakta ve tedaviye başvurmaktadır. Bağımlılık tedavisi kişinin arzusu olmadan gerçekleşemeyecek bir tedavi olduğu için, alkol kullanım sorunu olan kişinin bırakma arzusunun olması gereklidir.

 ***

Alkol bağımlısı bir kişinin bırakma isteğinin olabilmesi için ise yaşadığı sorunlar ile alkol kullanımı arasında bir bağ kurması gerekmektedir. Alkol bağımlılığı tedavisi iki aşamadan oluşmaktadır.

ALKOLİZM NEDİR?

Alkolizm çoğunlukla genetik yatkınlıkla oluşan, yüksek dozda ve çok sık alkol tüketimine bağlı olarak gelişen, psikolojik ve sosyal etkenlerle etkinleşen, alkol bağımlılıkla giden bir beyin hastalığıdır.

 ***

Beynin ön bölgesindeki (frontal lob) irade alanlarının işlevinin bozulmasıyla oluşur. Alkolizm, hayatı ileri derece olumsuz etkileyen ve ölümcül hastalıklara da sebep olan bir bağımlılık tipidir.

*** 

Alkolizm en önemli belirtisi, kişinin sürekli ve çok miktarda alkol almadan duramamasıdır. Sosyal içiciliğin ise belli bir tanımı yok; bazı kişiler hiç durmadan içer. Buna eskide epsilon alkolizm denirdi.

ALKOL BAĞIMLILIĞININ TİPLERİ

 

Ruhsal veya bedensel bir sıkıntıyı gidermek için olağandışı, aşırı alkol alma durumudur. Daha çok bir psikolojik bağımlılık söz konusudur. Bırakıldığı zaman kesilme belirtisi görülmez,

**

Olağan dışı aşırı alkol alma sonucu mide iltihabı, sinirlerde iltihaplanma, karaciğer yağlanması gibi bedensel bozukluklar çıkmasına karşın fiziksel bir bağımlılık ortaya çıkabilir.

Alkole ruhsal ve fiziksel yönden bağımlılık oluşur. İradeli kontrol kalkar, içme isteği durdurulamaz. Bedensel bozukluklar gelişir. Alkol bırakıldığı zaman kesilme belirtileri ortaya çıkar. 

Daha ağır bedensel ve ruhsal bozukluklar çıkmıştır. Alkole karşı direnç artımı oluşmuştur. Alkol azaltıldığında veya kesildiğinde kesilme belirtileri oluşur.

Zaman zaman Kompulsif (takıntılı)  içme dönemleri görülür. Kişi alkole susamış gibidir. Aşırı bir istek ve tutku ile alkol arar, bulunca su gibi içer.

 Günler, haftalar bazen de aylarca süren bu dönemleri daha sonra hatırlamayabilir.

Alışılmışın çok üstünde içmelerine karşın alkole karşı dayanıklıdırlar.

ALKOLİZMİN ÇEŞİTLERİ 

Psikolojik bağımlılık safhasında kişi ruhsal veya bedensel bir sıkıntıyı gidermek için olağandışı, aşırı alkol alma durumundadır. Bırakıldığı zaman kesilme belirtisi görülmez. Bunun bir ileri aşamasında kişide aşırı alkol alma sonucu gastrit, polinevrit (sinir iltihabı), karaciğer yağlanması gibi bedensel bozukluklar çıkmaya başlar ve bunlar fiziksel bir bağımlılığın ortaya çıktığının belirtileridir.

 ***

Daha ileri aşamada istemli denetim ortadan kalkar, içme isteği durdurulamaz bir hal alır. Bedensel bozukluklar gelişir ve alkol bırakıldığı zaman kesilme belirtileri ortaya çıkar.

 

*** 

Bu alkole ruhsal ve fiziksel yönden bağımlılık oluştuğunun bir delilidir. Artık en ileri safhada kişi alkole susamış gibidir. Aşırı bir istek ve tutku ile alkol aramaya başlar ve bulunca su gibi içer.

 ***

Günler, haftalar bazen de aylarca süren bu dönemleri daha sonra hatırlamayabilirler.

 ***

Bu son safha kişinin psikososyal yıkımının en üst düzeyde olduğu ve alkolün kişiyi adeta esir ettiği safhadır. Şiddetle tedaviye ihtiyacı olduğu bir dönemdir. Çünkü alkole bağlı ölümler, zehirlenmeler ve kalıcı bozukluklar bu safhada oluşur. Wenicke Korsakoff  Sendromu ve Rum Fit denen alkolü kesmeye bağlı sara (epilepsi) nöbetleri gelişebiliyor.

 ***

ALKOL VE MADDE BAĞIMLILIĞININ SEBEPLERİ 
 
Kişilik sorunları; özellikle aşırı güvensiz, bağımlı, engellenmeye tahammülü olmayan, depresif , içe dönük, mükemmeliyetçi kişilerde madde kullanımı daha sık görülür.
 
Çevresel etkenler; ailesinde madde kullanımı olan bireylerde hem genetik hem de sosyal açıdan risk daha yüksektir. Mesela birinci derece akrabalarında alkol bağımlılığı olanlarda risk 7 kat fazladır. 
 
Çevrede madde kullanımının yaygın olması bir diğer riski faktörüdür

 ***

Her madde kullanan kişi âdeta bir pasif satıcı gibidir. Farkında olarak veya olmayarak çevresine maddeyi pazarlar.

Alkol ve madde kullanımı bu tür pasif pazarlayıcı bir akraba veya mahalle arkadaşının teşvikiyle başlar ve gittikçe ilerler. 

***

Stres etkenlerinin olması ve bir psikiyatrik rahatsızlığın olması riski arttırır.

 

Mesela Sosyal Fobide (Sosyal Kaygı Bozukluğu) alkol bağımlılığı %19, uyuşturucu madde bağımlılığı  %13 oranında görülür.
 
Aile içi iletişim ve paylaşım sorunlarının olması kişileri maddeye iten çok önemli bir etkendir.

 ***

Anne-baba kavgaları, aile içi şiddet, çocuk yaşta anne-babanın boşanması, ihmal, istismar, baskı ve şiddet bağımlılık riskini artırır.

 ***

İNSAN NASIL ALKOL BAĞIMLISI OLUYOR?

Çoğunlukla bedensel ve ruhsal sıkıntıyı gidermek amacıyla alkole başlanır.

Depresyonda , kaygılı, uyku uyuyamayan birini düşünün; kaygısı da var.

Bu kişi bir şekilde alkolün rahatlatıcı etkisini keşfetmiş olsun.

Böyle insanların bir duble rakı içtiğinde rahat uyuduğunu görülür. Sonra kişi tekrar ister ve bazen ölünceye kadar da içebilir.

 ***

Böyle kişilerin bir psikiyatra gidip bir uyku düzenleyici almak gelmez. Biraz da alkol almanın o anki cazibesine kapılır ve aylarca bu şekilde uyumayı adet edinir. Genellikle başka bir psikiyatrin da fikrini almayı ve bunu yaparlarken internetten de araştırma yapmayı sürdürürler

 ***

Önce alışkanlık sonra da bağımlılık kendini gösterir. Artık sadece uyumak için değil, çalışmak, mutlu olmak, eğlenmek, yemek için bile alkol alma zorunluluğu duymaya başlar. Bu şekilde bağımlı olmuş çok hastamız var.

 ***

Bir başka sık görülen örneği ele alayım:

 ***

Davetlerde, resepsiyonlarda veya benzeri toplantılarda çok sıkılan, sunum esnasında tir tir titreyen, yanlış yaparım, rezil olurum diye kaygılanan bir kişi bir toplantı öncesinde alkol alır ve rahatladığını hisseder. İşte o an tuzağa düştüğü andır.

 ***

Bağımlılık, kapısından içeri girmiştir artık.

 ***

Alkol insana tuzaklar hazırlar. İnsanın kötülüğünü isteyen bir varlık gibi tuzaklar kurar ve kişi farkına varmadan tuzağa düşer.

 ***

Başlangıçta sadece sunum için alkol alan kişi hayatıyla ilgili her faaliyet için alkol almaya başlar. Alkolik olduğunun farkına vardığındaysa yıllar geçmiştir. Alkolik olanlar bunu kabul de etmezler. İşini, gücünü alkol yüzünden kaybettiği halde böyle olmadığını savunurlar.

 ***

Sabah alkol alan herkes alkolik gibi nitelendirilir. Alkolizmde bu yeterli kriter değildir. Kişi alkolsüz bir şey yapamaz hâle gelmelidir. Alkolsüz çalışamıyorsa, ilişkilerini sürdüremiyorsa, mutlu olamıyorsa, alkolsüz keyif alamıyorsa alkoliktir. Bağımlılık aşamasında alkolden de zevk alınmaz, sadece içmek için içilir.

***

Özetle önce Sosyal İçici olunur, eğer bir yatkınlık varsa, beynin bağımlılığa sebep olan mekanizmaları harekete geçtiyse, stres söz konusuysa alışkanlık aşamasına, ondan sonra da bağımlılık noktasına gelinir. Ben hayatımda tek bir sosyal içici gördüm; o da pratisyen bir hekimdi.

***

 

ALKOLİZMLE İLGİLİ İLGİNÇ İSTATİSTİKLER

 

Amerika Birleşik Devletleri'nde toplumun  % 90’ı hayatının bir döneminde alkol almıştır. Erişkinlerin % 60-70'i ise sıkça alkol almaktadır.  Kalp hastalığı ve kanserden sonra alkole bağlı sağlık sorunları üçüncü sıradadır

Erişkinlerin % 30-45’i hayatlarının bir döneminde en az bir kez aşırı alkol almaya bağlı bir sorunla (yasal, trafik, iş, okul) karşılaşmıştır. 

 

Alkol bağımlılığı riski erkeklerde kadınlardan 2 kat daha fazladır. Yılda 200.000 kişi alkole bağlı bir sorundan ölmektedir.  


Otomobil kazalarında % 75
Kazadan ölümlerde % 50
Adam öldürmelerde % 50
İntiharlarda % 25 oranında alkol sorumludur.

***

Alkol ortalama yaşam süresini en az 10 yıl kısaltmaktadır. 

***

Başka bağımlılık yapan maddelere öncülük etmektedir.

Trafik kazalarından ölümler ve intihar olayları da artmaktadır.

 

Bu olaylarda alkol birincil sorumludur. Kentlerde kırsala bölgelere göre daha yaygındır.  

***

Bâzı mesleklerde alkol bağımlılığı daha sıktır. Alkollü içki satan yerlerde çalışanlar, oyuncular, yazarlar, denizciler, doktorlar arasında alkol kullanımı daha sıktır.
Birinci derece akrabalarında alkol bağımlılığı olanlarda 7 kat daha fazla alkolizm
Alkol bağımlılarının baba ve erkek kardeşlerinde alkolizm % 25 alkol b.
‘Japonlar’ alkol koklamayla bile sarhoş olurlar. Almanlar ise şişelerce biradan bile etkilenmezler. 

Alkolle İlgili İlginç İstatistikler

Amerika Birleşik Devletleri'nde toplumun % 90’ı hayatının bir döneminde alkol almaktadır.
Erişkinlerin % 60-70'i ise sık bir şekilde alkol kullanmaktadır. 
Alkole bağlı sağlık sorunları kalp hastalığı ve kanserden sonra üçüncü sağlık sorunu oluşturur. 
Yetişkin insanların % 30-45'i hayatının bir döneminde en az bir defa aşırı alkole bağlı trafik, iş ve okul sorunu yaşamaktadır.  

Alkol bağımlılığı riski erkeklerde kadınlardan 2 kat daha fazladır 
Yılda 200.000 kişi alkole bağlı bir sorundan ölmektedir. 
Otomobil kazalarında % 75
Kazadan ölümlerde % 50
Adam öldürmelerde % 50
İntiharlarda % 25 oranında alkol sorumludur.

Alkol ortalama yaşam süresini en az 10 yıl kısaltmaktadır.

Başka bağımlılık yapan maddelere öncülük etmektedir.

Alkol kullanımı kentlerde kırsala göre daha yaygındır.

Bâzı mesleklerde alkol bağımlılığı daha sıktır.

 ***

Alkollü içki satan yerlerde çalışanlarda, oyuncularda, yazarlarda, denizcilerde ve doktorlarda alkol kullanımı daha sıktır.

 ***

Birinci derece akrabalarında alkol bağımlılığı olanlarda alkolizm riski 7 kat artmaktadır. Mesela alkol bağımlısı bireylerin baba ve erkek kardeşlerinde alkolizm oranı % 25 gibi büyük bir orana sâhiptir.

 ***

Sarhoşluğu (bu çakır keyif olmaktan, aşırı için etrafı rahatsız edici davranışlara kadar uzanın çok yönlü bir hastalıktır. 

 ***

Japonlar alkolü koklarken bile sarhoş olurken çünkü alkol dehidrogenaz enzimleri düşüktür, Almanlar şişelerce biradan bile etkilenmemektedir.

 ***

Başkalarını Teşvik Etmek Ateşle Oynamaktır

 ***

Hayatın hemen hemen her alanını etkileyen böyle bir nesneye yaklaşırken hem bireysel hem de toplumsal manada dikkatli olmak gerekir. İnsanlar kendileri adına nasıl davranacakları konusunda tabi ki serbesttirler. Ancak başkalarına etki konusunda serbest değildirler.

 ***

Çünkü genetik olarak alkole yakınlığı olan bireyler tek alkol kullanımıyla bile alkolizme yakalanabilirler. Yani sizde bu riskin olmaması eşinizde, dostunuzda ve akrabanızda olmayacağı anlamına gelmez.

 ***

DÜNYADA ALKOL BAĞIMLILIĞININ DURUMU NEDİR?
 
Amerika Birleşik Devletleri'nde toplumun yüzde 90’ı hayatının bir döneminde alkol aldığı, erişkinlerin yüzde 60-70’inin ise sıkça alkol almakta olduğu tespit edilmiştir.

*** 

Kalp hastalığı ve kanserden sonra alkole bağlı sağlık sorunları üçüncü sırada yer almaktadır. Erişkinlerin yüzde 30-45’i hayatlarının bir döneminde en az bir kez aşırı alkol almaya bağlı bir sorunla (yasal, trafik, iş, okul) karşılaşmıştır. Hala yılda 200.000 kişi alkole bağlı bir sorundan ölmektedir.  
 
Otomobil kazalarında yüzde 75, kazadan ölümlerde yüzde 50, adam öldürmelerde yüzde 50, intiharlarda yüzde 25 oranında alkol sorumlu tutulmuştur. Ortalama hayat süresini en az 10 yıl kısaltmakta olan alkol, bağımlılık yapan diğer uyuşturucu maddelere de öncülük etmektedir. 
 
Kentlerde kırsala göre daha yaygın olan alkolizm birinci derece akrabalarında alkol bağımlılığı olanlarda 7 kat daha fazla görülmektedir.

ALKOLİZM TESTİ - ALKOLİZMİN BELİRTİLERİ

12 aylık bir dönem içinde ortaya çıkan aşağıdaki belirtilerden en az üçünün olması alkolizm tanısını düşündürür:
1. Tolerans: İhtiyaç duyulan alkol miktarının gitgide artması
2. Yoksunluk: Alkol almayınca titreme, çarpıntı, uykusuzluk, sinirlilik gibi belirtilerin olması 
3. Amaçlanandan çok veya uzun süre alkol alma
4. Başarısız bırakma azaltma çabaları
5. Alkol bulmak, kullanmak, etkilerinden kurtulmak için çok zaman harcama
6. Toplumsal, mesleki, sosyal eylemlerde azalma: İşi gücü ihmal etme, ailevi, mesleki ve sosyal sorumlulukları yerine getirememe 
7. Psikolojik ve fiziksel sorunlara rağmen alkol kullanma

***

ALKOL BAĞIMLILARINDA KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

Kişilik bozukluğu alkol bağımlılığına, alkol de kişilik bozukluluğuna sebep olabilmektedir. Alkol bağımlılarında % 22-81 oranında kişilik bozukluğu görülmektedir. En sık görülen kişilik ‘Antisosyal kişilik’tir. Alkol Bağımlılarının %79’unda Antisosyal Kişilik özellikleri görülmektedir. Ancak Antisosyal Kişilik Bozukluğu %30 civarındadır. Antisosyal Kişiliklerin %80’inde de Alkol Bağımlılığı görülür. 

 

Antisosyal kişiler davranışları toplumsal yasalara ters düşen ve suç işleme eğilimleri yüksek olan kişiliklerdir.

 

*** 

İçgörüleri olmadığı için aldıkları cezaları kendilerine yapılmış bir haksızlık olarak algılarlar. İnsanlara verdikleri zarar karşısında suçluluk duymazlar ve kendilerini haklı görürler. Sorumluluk duyguları hiç yoktur. 
Yine alkol bağımlılarının %4 ila 66’sında ‘Sınır kişilik özellikleri’ gözlenmektedir. 

 ***

Sınır kişilikler, cinsel ve toplumsal kimliklerinde derin güvensizlik ve dengesizlik gösteren, sağlam bir kimlik geliştirememiş kişiliklerdir. Sıklıkla boşluk ve anlamsızlık duygusundan yakınırlar. Çoğu ağır narsisistik eğilimler gösterir.

 ***

Reddedilmeye ve terk edilmeye karşı aşırı duyarlıdırlar. Kendilerine zarar verme ve intihar eğilimleri yüksektir.

***

 

ALKOLÜN VÜCUT VE DAVRANIŞLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

ÖLÇÜM

DEĞERİ

VÜCUT VE DAVRANIŞ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

 

 

0.2 Promil

ruh hâlinin (duygudurum) değişmesi, vücut ısısında hafif bir yükselme, davranışlar üzerindeki kontrolün azalması

 

 

0.5 Promil

belirgin bir gevşeme, dikkatin azalması, koordinasyon ve muhakeme bozukluğunun başlaması. YASAL SINIR

 

 

0.8 Promil

koordinasyon, idrak ve muhakemede belirgin bozulma, tepki zamanının, kendini kontrol etme becerisinin zarar görmesi

 

 

1 Promil

sarhoşluk belirtileri, muhtemel mahcup edici davranışlar, bir an neşeli bir an üzgün olmak gibi ruh halinde gidip gelmeler- ki bunlar bâzen Bipolar Bozuklukla veya başka bir Psikiyatrik bozuklukla karıştırılabilir.

 

 

1.5 Promil

ayakta durma, yürüme ve konuşmada güçlük çekme, denge ve koordinasyonun kaybedilmesi, belirgin olarak sarhoşluk hali

 

 

2 Promil

ağrı ve diğer fiziksel duyumların azalması, ağlama ve gülme arasında gidip gelmek gibi belirgin duygusal tutarsızlıklar

 

 

3 Promil

reflekslerin azalması, bilinçte bulanıklık, pek çok kişide bilinç kaybı

 

 

 ***

Yoksunluk Sendromu (Deliriyum Tremens)

Alkolün bırakma fazında kişide aşırı korku, tansiyon düşmesi, kalp ritminde bozulma, çarpıntı, nefes darlığı gibi yakınmalar olur. Kişi hallüsinasyonlar görebilir, şüphelenmeler yaşayabilir. “Delirium tremens” adı verilen bu durum müdahale edilmezse “alkol bunamasına” yol açar. Yani kalıcı bunama gelişir. O yüzden alkolü bırakacak kişinin mutlaka doktor nezaretinde ve hastanede tedavi edilmesi gerekir.

Depresyon

Alkole bağlı gelişen bir diğer psikiyatrik bozukluk depresyondur. 

 ***

Alkol insanın mutlu olmayla ilgili beyin alanlarını etkiler. Sonuçta depresyona sebep olur.

Alkol uyutmaz uyuşturur

***

Uyku bizim için çok önemlidir. Çünkü uykuda beyin, yüzde 80 kapasite ile çalışır. Gündüz ise beden çalışır, beyin uyur. Gece melatonin hormonu salgılanır ve mutluluk kimyasalları üretilir veya günlük strese bağlı yıpranmalar tamir edilir.

Ancak alkol alınca kişi uyumaz, uyuşur. Yani alkol alıp sızan kişinin beyni devre dışı kalır ve ertesi güne uyumadan kalkmış olursunuz.

 ***

Alkol içenlerde görülen ertesi gün yorgunluğunun en büyük sebebi budur Hang-over).

 ***

Alkolün uyuşturması yüzünden mutluluk kimyasalları üretilemez, uzun süre böyle devam edilirse açık büyür ve depresyon ortaya çıkar. O yüzden uyuşma ile uyuma karıştırılmamalıdır. Uyku beynin tam kapasite çalıştığı aktif  bir süreçtir.

Alkol almak bu süreci pasifize eder. Alkolikler sabah uyanmadak da sorun yaşarlar. Yorgun, mutsuz, asık suratlı, sinirli kalkarlar. Bunun da sebebi kaliteli uyuyamamış olmaktır.

Panik Bozukluğu

Alkole bağlı gelişen sık psikiyatrik bozukluklardandır. Alkol, Kaygı eşiğini düşürür, yani insanın daha kolay kaygı yaşamasına zemin hazırlar. Bunu “rebound- geri tepme kaygısı” diye adlandırıyorum.

***

Kaygıyı azaltmak için alınan alkolün bunu daha da artırması durumudur.

***

Alkol Paranoyası 

***

Eşlerini çok kıskanan, her şeyden şüphelenen alkoliklere rastlayabilmekteyiz. Bu alkolün düşünceden sorumlu dopaminin dengesini bozmasından kaynaklanır. Dopamini artıran her madde paranoyaya sebep olabilir.

Madde alımında dopamin depoları boşaldığı için paranoya (Hezeyanlı Bozukluk) ortaya çıkar

Alkolik insanlarda kıskançlık (de Calembault Sendromu) görülür sıklıkla. Ayrıca alkol ve maddenin kalıcı Şizofreniye bile neden olabileceği söyleniyor.

***

Cinsel İşlev Bozuklukları

Alkol kullanan insanlarda cinsellikle ilgili sorunlar çıkabiliyor. Testosteron hormonu baskılanıyor, cinsel oranda sertleşma kusurları, orgazm bozuklukları çok sık görülüyor.

 ***

Çünkü hem hormonal hem de işlevsel bozukluklar gelişiyor.

 ***

Prolaktin (süt salıveren hormon) seviyesini yükselttiği için orgazm olamama sorunu oluyor.

 ***

Alkole bağlı fiziksel hastalıklardan bahseder misiniz biraz?

 ***

Deliryum tremens diye bir tablo vardır.

Başlıca klinik özelliği saatler veya günler içinde gelişen ve gün içinde dalgalanmalar gösteren bilinç bozukluğudur. Bunlara tecrübeli bir hekim hemen teşhis koyar çünkü ellerinin titremesi alkol almayınca artar.

 

Bilinç bozukluğu çevrede olan bitenin farkında olma düzeyinin azalması şeklinde görülür. Hasta gün içinde açılıp kapanmalar gösterebilir. Eğer alkolü bıraktıktan sonra bu tablo gelişir ve hemen önlem alınıp B1 vitamini takviye edilmezse bunama gelişebilir.

 ***

Bu geri dönüşümsüz bunama tablosuna “Wernicke- Korsakoff Sendromu” denir.

 ***

Alkolün sebep olduğu fiziksel hastalıklar

 ***

Sinir iltihabı; yürüme bozulur, kas güçsüzlüğü ve reflekslerde azalma izlenir. Eldiven-çorap biçiminde duyu kusurları, ağrı ve uyuşma olur.

 ***

Beyincik harabiyeti ve buna bağlı ayakta durma ve yürüme güçlüğü,  denge bozukluğu, görme bozukluğu gelişir.

 

Yemek borusu iltihabı,

Pankreas iltihabı

Karaciğer hastalıkları: siroz, yetersizlik…

Besin eksikliği: magneziyum, demir ve B12 vitamin eksikliği

Karaciğer yetmezliğine bağlı beyin iltihabı (ensefalit).

Hormonal bozukluklar: Testosteron Erkeklik hormonu) azalması, kortizol

artışı, ensülin artışı.

 

***

Sperm azalmasına bağlı kısırlık, testislerde küçülme, iktidarsızlık, erkeklerde

memelerde büyüme, kadınlarda âdet kesilmesi,

 

Kalp hastalıkları; kalp ve karaciğer yetmezliği

 

Kas hastalıkları

 

Pankreas başı ve akciğer başta olmak üzere kanserler.

 

Kanserler: yemek borusu kanseri, kalın barsak kanserleri, karaciğer kanseri,

pankreas kanseri,

 

Enfeksiyon hastalıkları: Zatürre, tüberküloz, alkollüyken cinsel ilişki kurduysa

AIDS, bel soğukluğu (gonore) veya diğer bulaşıcı hastalıkların da arattırılması

gerekir.

ALKOLÜN VÜCUTTAN ATILMASI NASIL OLUR? 

Pek çok kişi alkol aldıktan sonra kahve içerek, egzersiz yaparak veya biraz kestirerek alkolün vücuttan atılmasını hızlandırabileceğini düşünür. Oysa bunların alkolün yakılması üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Bunun için karaciğerin çalışmasına ve zamana ihtiyaç vardır.  
 
Alkol alındıktan sonra muhakeme yeteneği, idrak ve dikkat giderek bozulurken bunun sonucunda sürücülük becerileri azalmakta, buna karşılık yine bozulan muhakeme yeteneği ve azalan duygusal kontrol sebebiyle kendine güvende yersiz bir artış meydana gelmektedir.

 ***

İşte bu çelişkili değişim sürücülük için daha da tehlikeli bir duruma yol açmaktadır. Bu nedenle alkol aldıktan sonra ne yapacağını düşünmek yerine içmeye başlamadan önce bâzı kararlar almak daha yararlı olabilir.

 

Bunlar eğer araç kullanılacaksa hiç içmemek, eğer içilecekse araç kullanacak bir kişi bulmak olabilir.

 ***

Özellikle eğlenmek için çıkılan akşamlarda özel araç kullanmak yerine taksi veya toplu taşım araçlarını tercih etmek uygun olacaktır.

 ***

Hiç şüphe yok ki alkolün etkileri konusunda doğru bilgilenen ve bu tür kararları alkol almadan önce vermeye çalışan sürücüler bu konuda en doğru davranışı da yine kendileri seçebilirler.  

 ***

İLK İÇİŞTE ALKOL BAĞIMLILIĞI OLUR MU?

 

Genetik yatkınlık sonucu  bir damla alkol alımıyla bağımlılığın pençesine düşen birçok insan vardır. “İlk içiş bağımlılığı” diyebileceğimiz bu durum alkole sebep olacak beyin yapılanmasının doğuştan var olmasıyla izah edilir.

 ***

Bu yapının ilk içişle veya düzenli içişle aktifleştirilmesi gitgide artan bir bağımlılık riskiyle karşı karşıya kalınmasına sebep olur. Özellikle ailesinde alkol bağımlılığı olanların bu konuya dikkat etmeleri gerekir.

 ***

ALKOLE TEŞVİK ETMEK ATEŞLE OYNAMAKTIR

Alkol yaşını 24’e çıkaran yeni yasa gündemi uzun bir zamandır işgal ediyor.

Yasaya farklı kesimlerden farklı yaklaşımların olması bir tartışma ortamının doğmasına sebep oldu. Ben bu duruma tıbbî açıdan yaklaşmak istiyorum. Hayatın her alanını etkileyen ve dünyada artan bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkan alkolizme sadece bireysel perspektiften yaklaşmamız bilimsel değildir.

 ***

Bu mantıkla baktığımızda uyuşturucu kullanımını da bireysel hak ve özgürlükler kapsamında değerlendirmek ve belli bir yaştan sonra serbest bırakmak gerekirdi.

 ***

Neden böyle yapmıyoruz?

 ***

Çünkü biliyoruz ki uyuşturucu kesin bağımlılık yapar.

 ***

Hollanda gibi ülkeler esrar gibi uyuşturuculara bu mantıkla yaklaşmışlar, ancak sonraki 5 yılık dönemde şizofreniden tutun da intiharlara ve adlî olaylara kadar birçok sorunun arttığını görünce vazgeçmişlerdir.

 ***

Sonuçta bağımlılık potansiyeli yüksek olan ve uyuşturucu bağımlılığına yatkınlığı artıran alkol konusunda aynı uyuşturucuya gösterdiğimiz hassasiyeti gösterme zorunluluğumuz vardır. Ben buradan tamamen yasaklanması değil bağımlılığa zemin hazırlayacak etkenler için önlem alınmasını kastediyorum.

 ***

İnsanlar alkol karşısında kendi adlarına nasıl davranacakları hususunda serbesttirler. Ancak başkalarına etki konusunu belirlemede serbest değildirler. Burada bireysel yargılardan ziyade bilimsel görüşler ön plana geçmelidir.

 ***

Çünkü genetik olarak alkole yakınlığı olan bireyler tek alkol kullanımıyla bile alkolizme yakalanabiliyorlar. 

 ***

Yani bir kişide bu riskin olmaması onun eşinde, dostunda ve akrabasında risk olmayacağı anlamını taşımaz.  

 ***

Alkolle İlgili İstatistikler

 ***

Amerika Birleşik Devletlerinde toplumun % 90’ı hayatının bir döneminde alkol almaktadır. Erişkinlerin % 60-70'i ise sık bir şekilde alkol kullanmaktadır. 

Alkole bağlı sağlık sorunları, kalp hastalığı ve kanserden sonra üçüncü sağlık sorunudur. 

Erişkin insanların % 30-455’i hayatlarının bir döneminde en az bir defa aşırı alkole bağlı trafik, iş ve okul sorunu yaşamaktadır. 

***

Alkol bağımlılığı riski erkeklerde kadınlardan 2 kat daha fazladır. 

Yılda 200.000 kişi alkole bağlı bir sorundan ölmektedir. 
Otomobil kazalarında %75
Kazadan ölümlerde %50
Adam öldürmelerde %50
İntiharlarda %25 oranında alkol sorumludur.

Alkol ortalama hayat süresini en az 10 yıl kısaltmaktadır. 

***

Alkol başka bağımlılık yapan maddelere öncülük etmektedir.

***

Bâzı mesleklerde alkol bağımlılığı daha sıktır. Alkollü içki satan yerlerde çalışanlarda, oyuncularda, yazarlarda, denizcilerde ve doktorlarda alkol kullanımı daha sıktır.

***


Birinci derece akrabalarında alkol bağımlılığı olanlarda alkolizm riski 7 kat artmaktadır. Mesela alkol bağımlısı bireylerin baba ve erkek kardeşlerinde alkolizm oranı %25 gibi büyük bir orana sahiptir.

 ***

Peki, Alkolizme Giden Yol Nasıl Oluşuyor?

 ***

Tabii ki her içen alkolik olmuyor; düzenli içen herkes alkolizm tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.

 ***

Çünkü düzenli içme beyinde reseptör düzeyinde bozulmalara ve bağımlılık riskinde artmaya yol açıyor. Alkolü haftanın en az 3-4 günü düzenli bir şekilde alan kişilerin, bir ruhsal sıkıntıyı gidermek, uyumak, stresin yarattığı gerginlikten kurtulmak için aldıklarını düşünürseniz riskin ne kadar yüksek olduğunu siz de tahmin edebilirsiniz.

 ***

Alkolizme Giden Yol Hangi Aşamalardan Oluşuyor?

 ***

Efkâr Dağıtmak ve sıkıntı giderme için içme: Bu aşamaya psikolojik bağımlılık aşaması da diyoruz. Kişiler uykusuzluk, gerginlik, sinirlilik gibi ruhsal veya  baş ağrısı, kas ağrıları gibi bedensel sıkıntıları gidermek için hemen hemen her gün ve aşırı alkol almaya başlarlar. Bu aşamada bırakıldığında kesilme belirtileri görülmez. En ufak bir sıkıntı ve üzüntüde alkol akla gelir. Bir nevi alkolizme götüren şartlanmaların başladığı dönemdir. 

Alışkanlık Dönemi (Olağandışı alkol alma): Bu aşamada kişide gastrit, polinevrit (sinir iltihabı), karaciğer yağlanması gibi bedensel bozukluklar çıkmasına rağmen fiziksel bir bağımlılık ortaya çıkmaz. Ancak alkol kişinin hayatının bir ritüeli ve bir parçası haline gelmiştir.

 ***

Eğlencesini, dinlenmesini, tatilini, yemesini, içmesini alkole göre planlamaya başlar. Bu aşama bağımlılıktan bir önceki aşamadır. Eğer bu dönemde uyanılırsa bağımlılıktan kurtulma şansı artar.   

***

Titrek Alkolikler Aşaması: Bu dönem alkol kontrolünün ortadan kalktığı, içme isteğinin önüne geçilemediği dönemdir. Alkole bağımlılık artık gelişmiştir. Alkol bırakıldığı zaman kesilme belirtileri ve “ titreme” gözlenir. 

***

Şiddetli Bağımlılık Dönemi: Ağır bedensel ve ruhsal bozukluklar oluşmuştur. Alkole tolerans gelişir. Yâni kişi alkolün miktarını hep arttırma ihtiyacı içine girmiştir. 

***

Alkolsüz Yaşayamama Dönemi: Kişi “su gibi” alkol içer. Alkol olmadan yaşayamaz hale gelir. Bu aşama alkolden ölümlerin en sık yaşandığı aşamadır. Acilen tıbbi ve psikiyatrik girişimde bulunulmalıdır.

 ***

ALKOLLÜ ARAÇ KULLANMANIN TEHLİKELERİ 

Kaza riskleri nedeniyle trafik polisi için, sürücülerin alkol kontrolünün özel bir önemi vardır. Sürücü, alkol-metre ile yapılan test sonucunda alkollü çıkarsa; 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 48/5 maddesi gereğince para cezası ile cezalandırılır, aracı trafikten men edilir ve sürücü belgesi altı (6) ay süreyle Trafik Polisince geri alınır.  


*** 

Aynı sürücü aynı suçu işlerse; yine kanunun ilgili maddesi gereğince para cezası ile cezalandırılır, aracı trafikten men edilir ve sürücü belgesi iki (2) yıl süreyle Trafik Polisince geri alınır.

 ***

Aynı sürücü üçüncü kez alkollü olarak araç kullanırken tespit edilirse, kanunun ilgili maddesinde belirtildiği şekilde para cezası ile cezalandırılır, aracı trafikten men edilir ve sürücü belgesi (5) yıl süreyle Trafik Polisince geri alınır.

 ***

Ayrıca altı (6) aydan az olmamak üzere hafif hapis cezası uygulanılır. Beş (5) yıl süreyle geri alınan sürücü belgesi sahipleri, beşinci yılın sonunda, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri muayenesi sonrasında durumu uygun olanlara belgeleri iade edilir.  
 
Alkollü araç kullanmaktan dolayı sürücü belgeleri geri alınan sürücüler, sürücü belgesine el koyan trafik birimine veya en yakın Trafik Denetleme Şube Müdürlüğüne alıkoyma süresinin bitiminde dilekçe ile başvurarak sürücü belgelerini geri alabilirler. 

***

Meydana gelen trafik kazaları incelendiğinde sürücülerin bir anlık dikkatsizlikleri sonucu meydana geldiği görülmektedir. Bu nedenle, alkol almış kişinin de dikkati dağılmaktadır.

Güvenli alkol limiti yoktur en doğrusu, hiç alkol almadan araç kullanmaktır.

Alkolün sürücülük becerileri üzerindeki etkileri

Bilimsel araştırmalar alkolün hiç bir seviyesinin sürücülük için güvenli olmadığını göstermektedir. Bütün ülkeler yasal alkol limitini belirlerken konuyu tıbbî, psikolojik ve sosyal yönüyle değerlendirerek bir karara varmakta, belli bir riski kabul ederek bu limitleri belirlemektedirler.  
 
Motorlu araç sayısının artmaya başladığı 1900’lü yılların ilk dönemlerinde, hızla oluşan trafik kurallarının yanı sıra, giderek alkollü sürücülük için de tedbir alma ihtiyacı hissedilmiştir.

 ***

Başlangıçta bu sınırın ne olması gerektiği ve nasıl ölçüleceği konusunda sorunlar yaşanmışsa da, dünyada özellikle konuyu inceleyen bilimsel çevrelerin görüşü her zaman kan-alkol sınırının daha da aşağıya çekilmesi yönünde olmuştur.

 ***

Bir başka deyişle yasal limitin altında olmanın sâdece trafik cezasını engellediği, ancak can güvenliğini garantilemediği kabul edilmektedir.  
 
Alkolün etkileri açısından yaş, cinsiyet, sürücülük deneyimi gibi bazı faktörlere bağlı olarak bireyler arasında farklılıklar görülmekteyse de, bunlar güvenli sürücülüğü garantileyecek kadar büyük farklar olmadığı gibi, tartışmalı sonuçlar olarak değerlendirilmektedirler.

 ***

Bununla birlikte genel olarak araştırmalar 0.2 promil düzeyinden itibaren alkol düzeyi arttıkça sürücülük üzerinde olumsuz etkilerinin de arttığı yönünde birleşmektedir. Bu sınır kimi ülkeler tarafından kabul edilmiş bulunmaktadır.  

 ***

ALKOL DENETİMLERİ  

Alkol denetimlerinde yapılan iş, kanda ne kadar alkol bulunduğunun belirlenmesi ve bu miktarın sürücülük için tehlike yaratacak düzeyde olup olmadığına karar verilmesidir.  
 
Bu denetimin hangi hâllerde, nasıl yapılacağı ve neye göre karar verileceği yasa ve yönetmeliklerle belirlenmiştir.

 ***

Buna göre sürücünün alkollü olabileceğinden kuşkulanıldığında veya rutin alkol kontrolleri sırasında alkol-metreyle ölçüm yapılabileceği gibi, alkol-metrenin bulunmadığı hâllerde görevliler tarafından sürücünün durumuyla ilgili gözlemlerin kaydedildiği bir alkol testi raporu da düzenlenebilir.

 ***

Ölçüm veya gözlem sonucunda sürücünün, 0.50 promil düzeyinin üzerinde alkollü olduğu ve araç kullanamayacak durumda olduğu belirlenirse gerekli cezai işlemler yapılır (Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Trafik Yönetmeliği).  

***

ABD’de de bir dönem alkol yasağı getiriliş, bu sefer de Mafya bu maddenin ticaretini üstlenmişti. 

Sürücünün itirazı halinde ise, öncelikle bu konuda eğitilmiş ve kan almaya yetkili kılınmış personel tarafından kanı alınarak, tahlil için polis kriminal laboratuvarına gönderilir.

 ***

Polis kriminal laboratuvarlarında tahlilin mümkün olmaması hâlinde, sürücü kanındaki alkol miktarının tespiti için adli tıp merkezlerine ve Sağlık Bakanlığına bağlı tahlil yapabilecek teknik ve tıbbî imkanlara sahip olan en yakın sağlık kuruluşlarına gönderilir. Tahlil imkânının bulunmadığı sağlık kuruluşlarında hekim tarafından yapılan muayene sonucuna göre düzenlenen rapor esas alınır (Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Trafik Yönetmeliği)

 ***

ÜLKEMİZDE YASAL ALKOL SINIRI  
***

Ülkemizde ticari araç sürücüleri ve kamu hizmetinde çalışan sürücülerin alkollü olarak trafiğe çıkmaları tümüyle yasaklanmış, diğer sürücüler içinse yasal sınır olarak bir litre kanda yarım gram alkole eşit olan, 0.50 promil belirlenmiştir. Bu halk arasında yanlış bir biçimde “yüzde elli alkollü olmak” diye ifade edilmekte, hatta bunun mümkün olduğu sanılmaktadır. Bu tümüyle yanlış bir bilgidir. Bu yanlışlık genellikle promil değerinin nasıl hesaplandığının iyi bilinmemesinden kaynaklanmaktadır.  
 
Promil hesabında alkolün ağırlığı, kanın ise hacmi dikkate alınarak bir orantı kurulur. Mesela 0.50 promil 100 mililitre kanda 50 miligram alkol bulunduğunu gösterir ve buradan gidilerek, 50:100=0.50 promil içildiği kabul edilir.

 ***

Ağırlığı hacme oranlamak matematiksel olarak çok mantıklı değilse de, karmaşık ve çok küçük sayılarla uğraşmak zorunda bırakmadığı için tercih edilen bir ifade biçimidir. Eğer hacim oranları dikkate alınacak olursa, 0.50 promilin gerçekte kanda %0.025 oranında alkole eşit olduğu (on binde 2.5!) görülür.

 **

İnsan vücudu yüzde elli alkol oranı bir yana, %0.5 oranında alkole bile (binde 5 veya bir Litre kanda 4 gram alkol bulunması) tolerans göstermekte çok zorlanır, hatta bu düzeydeki kan-alkol oranı pek çok kişide ölüme yol açar.


ALKOL DÜZEYİNİN HESAPLANMASI VE ALKOL-KAN ORANLARI

ÖLÇÜM DEĞERİ

promil hesabı(miligram alkol/mililitre kan)

1 Litre kanda ne kadar alkol var

Hacim olarak kandaki alkol oranı*

02 Promil

20 mg alkol/100ml kan (20:100=0.2)

0.2 gram alkol

%0.025 (binde 0.25 alkol)

0.5 Promil

50 mg lkol/100 ml kan (50:100=0.5)

0.5 gam alkol

% 0.063 (bind 0.63 alkol)

0.8 Promil

80 mg alkol/100 ml kan (80:100=0.8)

0.8 gram alkol

% 0.1 (binde 1 alkol)

1 Promil

100 mg alkol/100 ml kan (100:100=1)

1 gram alkol

% 0.13 (binde 1.3 alkol)

1.5 Promil

150 mg alkol/100 ml kan (150:100=1.5)

1.5 gram alkol

% 0.19 (binde 1.9 alkol)

2 Promil

200 mg alkol/100 ml kan (200:100=2)

2 gram alkol

% 0.25 (binde 2.5 alkol)

3 Promil

300 mg alkol/100 ml kan (300:100=3)

3 gram alkol

% 0.38 (binde 3.8 alkol)

4 Promil

400 mg alkol/100 ml kan (400:100=4)

4 gram alkol

% 0.5 (binde 5 alkol)

5 Promil

500 mg alkol/100 ml kan (500:100=5)

5 gram alkol

% 0.6 (binde 6 alkol)

 

Bir mililitre alkolün ağırlığı 0.789 gram, 1 gram alkolün hacmi 1.268 mililitredir

 ***

Alkol İçeren içecekler  

***

Birçok içki de bulunan alkol oranı (içkinin alkol derecesi) çok farklıdır ve bu nedenle ne kadar alkol alındığının belirlenmesi çok güç olabilir. Ayrıca alkolün vücutta yakılması zaman isteyen bir iştir ve bu da kişinin vücut ağırlığı, karaciğerinin büyüklüğü, genel sağlık durumu başta olmak üzere pek çok faktöre göre farklılık göstermektedir. Bu nedenle pek çok kişi aldığı alkol miktarı konusunda hataya düşmektedir.  
 
Vücudunda 6 litre kan bulunduğunu varsaydığımız bir yetişkinin kan dolaşımına 3 gram alkol karışması halinde yasal sınıra ya çok yaklaştığı ya da aştığı düşünülebilir.

 

*** 

Aşağıda, içinde yaklaşık olarak 12 gram alkol bulunan içki miktarları belirtilmiştir Bu içkilerin içerdiği alkol miktarı göz önünde bulundurulduğunda bir yetişkinin tehlikeli bir sürücü haline gelmesinin çok zor olmadığı görülür.

 

Özellikle “hafif” içki olduğu düşünülerek bira ve şarabın çok fazla içilmesinin sürücüleri çok zor durumda bırakabileceğine dikkat edilmelidir.

 

ALKOLİZM TEDAVİSİ 

Alkol bağımlısı olan bireyler genellikle bağımlı olduklarını kabul etmezler. O yüzden tedaviye de kolay kolay başvurmazlar.

 ***

Ancak sağlıklarında ciddi rahatsızlıklar, ailevî, meslekî ve toplumsal hayatlarında büyük kayıplar oluştuğunda doktora gelmek zorunda kalırlar.

 ***

Aslında hepsinin ruhlarının derinlerinde bir tedavi olma, düzelme arzusu vardır.

 ***

Ancak alkolsüz hayatlarının kötü olacağı, alkolsüz yaşamaya cesaret edememeleri onları hep alıkoyar. Bu yüzden defalarca tedaviye karar verip vazgeçerler. İşte alkol bağımlısı olan bir kişinin tedaviye atacağı ilk adım bağımlı olduğunu kabul etmesidir. Dolayısıyla kişilere bağımlı olduklarını kabul etmesini sağlamak uzmanın yapması gerekenlerdendir.

 ***

Yâni kabul ettirmek tedavinin bir parçasıdır. Halk arasında hatta uzmanlar arasında bağımlı bireylere söylenen “ancak sen istersen tedaviye başlayabiliriz” sözü yanlış bir yaklaşımın ürünüdür. Bunu sağlamak tamamen hekimin görevidir.

Alkol Tedavisinin Önemli Özellikleri Şunlardır:

Önce bireyin bağımlı olduğuna dair içgörüsünü geliştirmek ve tedavi konusunda cesaretlendirmek gerekir

Yoksunluk belirtilerini tedavi etmek çok önemlidir

Tıbbî ve psikiyatrik ilaç tedavisi mutlaka olmalı

Ekip çalışması şarttır

Tedavi hastanın ihtiyaçlarına göre seçilmelidir

Tedavinin en önemli aşaması hastane veya tıbbi müdahale sonrasıdır.

Hastaneden çıkarken tabiri caizse 1-0 önde çıkması sağlanır. Çıktıktan sonra

yoğun bir psikoterapi ve rehabilitasyon programına alınmalıdır.

Alkolizmde alkol alınmamasını sağlamak önemli, ama bütün gayretler bunun

için olmamalı. Sebeplere yönelik yaklaşımlar olmadığı taktirde içmeyi

önlemek zorlaşmaktadır. Nüksler (tekrarlamalar) İlk 6 ayda en sıklıkla görülür.

O yüzden ilk aylar çok önemlidir.

ALKOLDEN UZAKLAŞTIRICI YA DA ALKOLÜ BIRAKMAYA YARDIMCI YÖNTEMLER

 

Bağımlıların %10-40'ı alkole bağlı sorunlar nedeniyle tedavi görürler.

Prognozun (gidişat, sonlanım) iyi olduğunu belirleyen göstergeler:

Sosyal destek sistemlerinin yeterli olması; alkolü bırakma konusunda istekli

olması; Eş ve yakınlarının ilgi ve işbirliğinin bulunması; uygulanan başlangıç

tedavisini tamamlayabilmesi; ayaktan tedaviye uyumu ve sürdürmesi; buu

özelliklerin bulunması ilk bir yıllık bırakma dönemi için %60 oranında olumlu

beklenti doğurur. 

Yapılan çalışmalarda bir yıllık bırakma döneminin bulunmasının uzun dönem

gidiş için olumlu bir gösterge olduğu vurgulanmıştır.

*** 

ALKOL BAĞIMLISI BİR KADIN

***

Bir erkek hastam vardı, çok iyi bir ailenin oğluydu. Çok güzel, itibarlı bir mesleği vardı, mesleğini icra ederken zaman içinde hayatında iyi gitmeyen şeyler olmuş, depresyona girmiş ve alkolle (viski) tanışmıştı.

 ***

Ben gördüğümde 40 yaşındaydı ve Bodrum’dan helikopterle özel bir hastaneye sevk edilmişti. Acilen beyin görüntüleme ve kan tahlillerini istedir. Beyin Tomografisinde atrofi (dumura uğrama) çok belirgindi. Tabii, hemen çinko ve diğer maddelere baktırdım.

 ***

Zamanla alkolün miktarı artmış, beraberinde kontrolsüz cinsel yaşantıları başlamıştı. İş hayatı git gide kötüleşmiş, çalışamaz hâle gelmiş, ailesiyle arası bozulmuştu. Pek çok kadınla cinsel ilişkiye girmiş ama herhâlde bahtı açık olduğu için ağır bir hastalık kapmamıştı

 ***

Tabiri caizse, dibe vurmuştu. Geldiğinde ağır depresif şikâyetleri ve yoğun intihar düşünceleri vardı.

 ***

Ailesi sürekli, “niye böyle yapıyorsun, kendine dikkat etmiyorsun” gibi empatiden uzak tavsiyelerde bulunuyordu.

 ***

Eleştiriyor ama destek olamıyordu. Yalnız kalmıştı. Aynı tedavi protokolü uygulandı. Başlangıçta tedaviye inancı yoktu, kendisine güvenemiyordu. “Artık bırakamam” diyordu. Takip sürecinde en çok uğraştığımız düşünce  “bırakamama” düşüncesiydi.

 

*** 

Bunu zamanla yendi. Sonuçta depresyonu düzeldi ve alkolü bıraktı. Alkolü bırakmayla birlikte hayatı tamamen değişti. Başka bir kente yerleşti, orada biriyle tanıştı, evlendi ve çocuğu oldu. Gittiği yerde küçük bir dükkân açtı. Şu an mutlu ve üç senedir alkol almamaktadır.  

 ***

ALKOLİK BABA

 ***

35 yaşında evli bir erkek hasta. İki çocuğu var. Hayatında herhangi bir sorunu yokken, aşırı alkol almaya başlamış ve kontrolsüz ilişkiler aşamaya başlamıştı.

Önce bir kadın arkadaşı olmuş ve bu kadından bir çocuğu olmuştu. Bir zaman sonra üçüncü bir kadın hayatına girmiş ve ondan da iki çocuğu olmuştu. Alkol aldığı zamanlarda kadınlardan birinin yanında soluğu alıyor ve bu kadınlar tarafından kolayca sömürülüyordu.

 ***

Çalışma hayatı ileri derecede bozulmuş, işçileriyle arası kötüleşmiş, otoritesi kalmamış, itibarını yitirmiş ve ailesi tarafından dışlanmış bir şekilde bize müracaat etti.

 ***

Yapılan tetkiklere göre karaciğer enzimleri, kolesterolü, kan şekeri yükselmiş, karaciğer büyümüştü.

 ***

Ağır bir depresyon ve utanç duygusu içindeydi. Uyku uyuyamıyor, kimseyle görüşemiyordu. 

***

Kendisine çok kızdığı hâlde bu kadından ayrılamıyor, büyük bir tutkuyla peşinden koşuyordu. Uzunca bir dönem âşık olduğunu sandığı kadınla beraber oluyordu ama kadın arada bir kaçıyordu ve parası bitince yine geliyordu.

 ***

Kadın onu kullanıyor, ama o bile bile bunu görmezden geliyordu. Çocuklarıyla yeterince ilgilenmiyordu. Çocuklarına kız kardeşleri bakıyordu.

 ***

Bu arada ailesi ile de arası açılmış, yavaş yavaş sosyal desteğini kaybetmişti. Bütün bu yaşantılar alkolün etkisiyle olmuştu.

Hasta yoğun bir tedavi programına alındı. Depresyonunu tedavi etmek ve dürtü kontrolüne yardımcı olmak amacıyla ilaç tedavisi düzenlendi.

 ***

Ayrıca frontal rehabilitasyon, bilişsel güçlendirme ve bilişsel davranışçı terapi programına alındı.

 ***

Alkolden alkolden tamamen uzaklaştı, kontrolsüz ilişkileri bitti, çocuklarına karşı sorumlu bir şekilde bakmaya başladı. Tutkulu ve marazi aşkından da vazgeçti.

 ***

Evli olduğu eşinden doğan çocuklarıyla ilişkileri düzeldi. Şu anda işine sahip çıkmış durumda. İş konusunda duyarlı hâle geldi.  Kendine güveni arttı, kontrollü bir insan haline geldi. Hastanın şu sözleri yaşadığı durumu çok iyi özetlemektedir; “rüyada gibiyim, ben nasıl böyle bir batağın içine saplanmışım.”

 ***

Bir de fıkra: Uyanık bir alkolik Boğaz Köprüsünde durur, etrafını saran polislere “aaaa, şoförüm kaçmış herhâlde” der ve eksort yapan polisler evine kadar götürüp bırakırlar.

 ***

Zaten artık alkollü içkilere o kadar çok zam yapılıyor ve pek çok içkili mekân kapatılıyor ki…

 ***

Ben de uzun bir süre alkolü madde içmemeye rejim yaparak zayıflamaya karar verdim, taze sıkılmış portakal suyu ve su in iyisi.

 ***

Bu arada, yeni bir kongre düzenliyoruz. JonhTrue Contras şirketi,

 ***

Evrim Bey gene kongreye katılacakları toparlayacak; biz de yardımcı olacağız.

 ***

Gene de, eğer sokakta alkol yoksunluğu çeken bir insan görürseniz, önce biraz alkol verip sonra en yakın Acil Servise götürünüz.

 ***

2017’de Antalya’daki organizasyonumuza bekleriz.

 ***

Ben bir süre kullanmamaya karar verdim.

 ***

Evrimsel açıdan, alkol bağımlılığı fillerde ve maymunlarda da alkol içme davranışı görülür.

 ***

Barış ve esenlik dileklerimle…

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 19 Aralık 2016 Pazartesi

241 kez okundu
0

Posted by on in Bilimsel

İLGİNÇ BİR PEYGAMBER HİKÂYESİ

Uzun seneler önceydi, Üst Göztepe’de oturuyorduk, ben de Cerrahpaşa’da yeni uzmandım.  Evde karım, kızım ve bir de muhabbet kuşumuz vardı. Kuş o kadar benimsemişti ki beni, görür görmez uçup kulağıma konar ve sevimli bir şekilde kulaklarımı gıdıklar ve bana ismimle hitap ederdi. Tek başına yetiştirmiştik ve “Merhaba Kerem” diyor, ben de onu avcuma akıp okşuyor, tüylerini sıvazlıyordum. Çok memnun oluyor ve kulaklarımı gagasıyla öpüyordu.

peygamber resmi ile ilgili görsel sonucu

Kuş değil, arkadaş gibiydi. Evde uçar, konar, bazen de elimdeki fincandan yerli kahve içer, sonra da gene uçardı. Eh, kakasını arada bir kaçırdığı için karım söylenirdi ama sonradan pislettiği yerleri silerdik. Çok şirin bir hayvandı; âdeta insan gibi bana yârenlik ederdi. Gitar çaldığımda pür dikkat kesilir ve kafasını şirin bir şekilde eğerek beni dinler, ötmez ve âdeta saygı gösterirdi.  Sanki Klasik gitardan anlar gibiydi.

***

Muhabbet kuşları tek başlarına yetiştirilince konuşabilirler malûm. Adını Minnoş koymuştuk ve evimizin sevgilisiydi.

Üstte bir komşumuz vardı ve babası sabahtan viski, rakı, cin, ne bulursa içmeye başlar, 24 yaşındaki oğlunu dövmek için de elinden geleni yapardı.

O zamanın parasıyla ayda Elli Milyar TL kazanıyorlardı ama bu gelirin kaynağı mustarip, kendi hâlindeki anneleri Nermin Hanım’dı. Kendi kurup yönettiği bir elektronik eşya satan şirketi vardı ve evin para kazanan tek ferdi de bu hanımefendiydi.

Bir gün kapı çalındı. Ben de, her zamanki gibi, evdeki psikiyatri kitaplarını okuyor ve temiz havayı akciğerlerimin en ücra köşelerine kadar çekip, huzurlu bir hayat yaşıyordum. Müzik setinde de Andrés Segovia’nın bilmem kaçıncı defa dinlediğim “Bach Resitali” plağı çalıyordu.

andres segovia ile ilgili görsel sonucu

***

Bir gün kahvaltımı etmişim, evdekiler uyuyordu ve fakülteye gidecektim.

Kapıya üç dört kere vuruldu. Sabahın körüydü ve biraz irkildim. Üzerine kırmızı çizgili pijamasıyla gelen adam, isminin Sedat olduğunu söyledi. Sabahın körüydü ve biraz irkildim. Kapıyı açtım, “buyurun beyefendi, hayrola” dedim.

Leş gibi alkol kokuyordu ve acınası bir hâli vardı. Gözleri kan çanağına dönmüş, şaşkın ve üstü başı da perişandı. İçeri almak istemedim çünkü karımla kızım uyuyordu ve ne olduğu belirsiz bir sarhoşu, hiç de tanımadığım için, mahrem alanımıza sokmak istemedim.

Yalvarırcasına bir edayla bana baktı ve “Kerem Bey, sizin iyi bir psikiyatr olduğunuzu biliyorum. Lütfen bana ve aileme yardım edin” dedi.

Biraz tereddütte kaldım çünkü bu sorumluluğu almak istemiyordum ama kapıya gelip yardım isteyen, pejmürde, saçı sakalına karışmış bu zavallı adama yardım etmem, yani diğerkâmlık göstermem gerekiyordu. “Hayrola, sizin için ne yapabilirim” diye sordum.

***

Bir anda ağlamaya başladı ve “lütfen beni bu illetten kurtarın, elimde değil. Bazen şuurumu kaybedip karımla oğluma da vuruyorum, sonra da zerre kadar hatırlamıyorum” dedi. İsmini sorduğumda epey kafasını kaşıyıp, zorlukla hatırladı, 46 yaşındaymış ve adı da Sedat’mış.

İçimde merhamet duygusu uyandı ve eşikte konuştum. Senelerdir içermiş, işi gücü yokmuş, karısının parasıyla geçinirmiş, hiç arkadaşı yokmuş. Oğlunun bir süredir kendisinin peygamber olduğunu söylediğini ifade etti ve “bu zırdeliyi tedavi edin, ücreti mühim değil” dedi.

Oğlunu çağırdım. Bir metre doksan santim boyunda, babayiğit ve spor yaparak geliştirdiği vücuduyla heybetli bir şekilde karşımda duruyordu. Adı Mert’miş.  

Bu peygamberlik nasıl başladı, vahiy geliyor mu” diye sordum. Mütevazı ve mütebessim bir mahcubiyete “hayır Doktor Bey, öyle şeyler olmuyor” cevabını verdi.

Peki, evlâdım, istesen bir vuruşta babanı öldürecek kadar güçlü ve kuvvetlisin; neden bu kadar dayağa ve hakarete tahammül ediyorsun” diye sordum.

Yüzü mahcubiyetten kızardı ve “o benim babam, ona elim kalkamaz ki Kerem Bey” dedi.

***

Standart sorularımı sordum: “Hiç radyodan veya televizyondan mesaj alıyor musun, düşüncelerin okunuyor mu, olmayan sesler duyuyor musun”, içinden bir güç sana “peygambersin” diyor mu?

Hayır, efendim, sâdece bir kere öyle bir şey işitir gibi oldum ama bir hiç tekrarlamadı. Sâdece peygamber olduğum bana rüyamda Allah tarafından tebliğ edildi” dedi.

Eh, dört başı mamur bir şizofreni hastası vardı karşımda. O arada annesi de üst kattan indi; gözleri yaşlı ve çok mustaripti. “Aileyi tek başıma ayakta tutuyorum, ne olur bize yardımcı olun” dedi.

Kapıma gelen bu insanları geri çeviremezdim. Ücret talep etmedim. Babaya disülfiram (Antabus) verip bir süre hastaneye yatırmak istedim. Kabul etmedi ama ayaktan alabileceğini söyledi. Bu tedavi alkolden tiksindirmek için hastanede yapılmalıdır çünkü ölümcül yan etkileri olabilir.

Vazgeçtim ve bir antidepresan, Çinko içeren bir ilaç ve B12 vitamini ihtiva eden birer preparat yazdım. Düzenli olarak kullanmaya başladı ama tabii ki gene ayık olduğu her ân içiyordu.

***

Mert’i kendi arabama alıp fakülteye götürdüm. Norodol 20 mg Tablet, depo Prolixin (flufenazin dekaonat) yaptırdım ve kendi ellerimle sekiz seans EKT (elektrokonvülsif Terapi) uyguladım. O zamanlar herhangi bir narkoz vermeden, kendimiz yapabiliyorduk.

Hayretle gözlemledim ki, bu ilaçların yapması gereken yerinde duramama, akatizi, vücutta kasılma gibi hiçbir yan etki çıkmıyordu.

Çok sağlıklıydı ve bunu karaciğerinin ve böbreğinin çok çalışmasına, “hızlı metabolize edici” gruptan bir genç olmasıyla izah edebildim.

Bütün Kutsal Kitapları okumuştu ve kendini İslamiyet’e yakın bulmakla beraber, Kur’ân-ı Kerîm’de yazılanlar, eşcinsellerle ilgili ifadeler ve Hz. Muhammed’in veda hutbesindeki “karılarınızı gerekirse hafifçe dövünüz” şeklindeki ifadelerden hoşlanmamıştı.

Hiç insan başka birine vurur mu, bunu havsalam almıyor” dedi.

İlginç bir vak’aydı ve yardımcı olmak için bitin imkânlarımı kullandım.

Bir ayın sonunda, hiçbir şey değişmemişti ve hâlâ peygamber olduğundan emindi. Vahiyleri arada rüyalarında aldığını, hepsinin de barış ve mutluluk mesajları içerdiğini söylüyordu.

Babasının kendisinin bildiği bileli içtiğini, çok para batırdığını ve birkaç kere de başka kadınlarla ilişkiye girip, şuursuzca hareketler yaptı için hepsi tarafından terk edildiğini anlattı.

Bunlar ağır travmalardı ama Mert hep ermiş bir velî edâsıyla gülümsüyordu.

En son klozapin denedim. Bu ilaç şizofreni tedavisindeki en son seçeneklerden birisidir ve her hafta düzenli olarak kan sayımı yapılmasını gerektirir. Onu da altı ay kullandı, 600 miligrama kadar çıktım. Bana mısın demiyordu ve peygamberliği değişmiyordu. Kendine Eyyub diye bir de isim uydurmuştu.

***

Çok az sayıda ama kendisini seven arkadaşları vardı. Civardaki bir spor kulübüne yazılıp orada çalışmasını salık verdim.

Hemen dediğimi yaptı ve birkaç ay içinde heybetli bir sporcu oldu.

Spor yapmak vücuttaki endorfin ve enkefalini, serotonini arttırdığı için onun hem ruh hem de beden sağlığına iyi geliyordu.

Bir gün yanında kızıl saçlı, tek kulağında küpe olan on dokuz yaşında güzel bir genç kızla geldi, adı Aslı imiş.

Bak hayatım, bu benim doktorum Kerem Bey, sen de Aslı’sın, eminim seni çok sevecektir” dedi.

Bütün ilaçlarını usulünce kestim ve teşhisimi de geri aldım.

Bu genç iyi, ahlâklı, yardımsever ve herkese yardım eden, kendine özgü genç bir adamdı ve tedavisinin gerekmediğine karar verdim.

Sen en iyisi şu spor kulübünde vücut geliştirme ve biraz Uzakdoğu sporları çalış, en iyisi o olacak” dedim.

Babası bir süre sonra sirozdan vefat etti. O gün çok ağladı –ki bu gayet sağlıklı bir tepkiydi. Annesi de rahatlamıştı çünkü evdeki potansiyel katil artık hayatta değildi.

***

Son görüşmemizde “hayata asıl, kendini sev ve çevreni genişlet, evlenecek olursan da, mutlaka gelin adayıyla beni tanıştır evlât” dedim.

Tabii ki Hocam” dedi.

Sonra başka bir yere taşındılar ve bir daha hiç görmedim.

Hâlâ düşünürüm, “bu delikanlı peygamber miydi, değil miydi” diye…

Ne dersiniz, siz hiç böyle şeyler yaşadınız mı? 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 14 Aralık 2016 Çarşamba

231 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Uzun senelerdir tartışılan bir konuda nihayet bilim adamları anlaştılar. Mars gezegeni gece gökyüzünde olan en parlak objelerden biridir, onu çıplak gözle kolaylıkla parlak kırmızı bir yıldız olarak görebiliriz.

mars ile ilgili görsel sonucu

***

Her iki yılda bir, Mars ve Dünya en yakın noktalarına ulaşırlar, buna “karşı konum” deniyor. Bu olduğunda Mars, Dünya’ya 55.000.000 km kadar yakın olabiliyor. her iki yılda, uzay ajansları Kızıl gezegene uzay aracı yollamak için bu yörüngesel yerleşimin avantajını kullanıyorlar. Zaten uzun senelerdir süren hayatın atom-altı bir kuyruk yıldızla bir kaynaklandı, Hublle teleskopuyla en son yapılan gözlemlere göre üzerinde su olduğu da gözlemlenince, artık bu işi yapmak eminim ki çok kolaylaştı…

***

Peki, Mars’a gitmek  ne kadar sürüyor?Dünya’dan Mars’a olan toplam yolculuğun zamanı, fırlatmanın hızına, Dünya ve Mars’ın hizalanışına ve uzay aracının hedefine ulaşması için gereken yolcuğun zamanına dayanarak, 150-300 gün arasında değişiyor. Aslına bakarsanız, ne kadar yakıt yakmaya istekli olmanız zamanı etkileyen birinci faktör. Daha fazla yakıt, size daha kısa yolculuk zamanı olarak geri deniyor elbet; ama bu da maliyetin artması anlamına geliyor.

Mars’a gitmenin tarihi

Dünya’dan Mars’a olan seyahati tamamlamayı başaran ilk mekik NASA’nın Mariner 4’üydü. Mekik, 28 Kasım 1964 tarihinde fırlatılmıştı ve Mars’a 14 Haziran 1965 tarihinde başarılı bir şekilde, 21 fotoğraf çekerek ulaşmıştı. Mariner 4’ün toplam uçuş zamanı 228 gündü.

***

Mars’a olan bir sonraki başarılı görev Mariner 6’nındı;  25 Şubat 1969’da fırlatılan mekik, gezegene 1969’un 31 Haziran’ında ulaştı. Uçuş zamanı yalnızca 156 gün sürdü. Bu yolculuğu, Mariner 7’de başarılı bir şekilde bitirmiş ve bunun için sadece 131 güne ihtiyaç duymuştu. Mars etrafında ilk kez başarılı bir yörünge dönüşüne giden Mariner 9, 1971’in 30 Mayıs’ında fırlatılmış ve 13 Kasım 1971 tarihinde 167 günlük bir sürecin sonunda yörüngeye varmıştı. Mars keşifleri için zaman modeli, 50 yıla varan süredir sabit halde duruyor: yaklaşık 150-300 gün.

Daha fazla örnek vermek gerekirse:

  • Viking 1 (1976) => 335 gün
  • Viking 2 (1976) => 360 gün
  • Mars Reconnaissance Orbiter (2006) => 210 gün
  • Phoenix Lander (2008)=> 295 gün
  • Curiosity Lander (2012)=> 253 gün

Neden bu kadar uzun sürüyor?

Mars’ın yalnızca 55 milyon km uzakta olduğu gerçeğini dikkate alırsak ve mekiğin saatte 20.000 km hızınınım doruğunda yolculuk aldığını düşünürsek, mekiğin seyahati 115 günde tamamlamasını bekliyor olabilirsiniz; fakat daha uzun sürüyor. Bunun  asıl sebebi, hem Dünya’nın hem de Mars’ın, Güneş etrafında yörüngede dönüyor olmaları. Mars’a direk nişan alıp roketlerinizi öylece ateşe verip gidemiyorsunuz; çünkü öyle yaptığınız takdirde oraya vardığınız zaman, Mars çoktan hareket etmiş olur. Bunun yerine Dünya’dan fırlatılacak olan uzay mekiğinin, tam da Mars’ın olacağı noktaya hedef alınması gerekiyor. Bu da, seyahati bizim gibi faniler için artık imkânsız kılıyor

***

Diğer bir sınırlama ise yakıt. Eğer sınırsız miktarda bir yakıt olsaydı, uzay mekiğinizi direk olarak Mars’a nişan alır, roketlerinizi yolculuğun yarısına kadar ateşlerdiniz, sonra da dönüp  yolculuğun diğer yarısında hızı keserek ilerlerdiniz. Böylece yolculuğun zamanını sabit olandan, bir oran azaltabilirdiniz ama bunun için ihtiyaç duyulan yakıt, bilinen imkânların dışında.

Mars’a en düşük miktarda yakıtla nasıl gidilir?

Mühendislerin öncelikli endişesi, bir uzay aracını Mars’a en düşük yakıt kullanımıyla nasıl götürebilecekleridir. Robotlar uzayın saldırgan ortamını pek umursadıklarından dolayı roket fırlatışının maliyetini düşürebildiğiniz kadar düşürmek gayet mantıklı bir hâl alıyor.

***

NASA mühendisleri, bir uzay mekiğini Dünya’dan Mars’a en az miktarda yakıtla yollamayı olası kılmak için Hohmann Transfer Yörüngesi (ya da Minimum Enerji Transfer Yörüngesi) denilen yolculuk tekniğini kullanıyorlar. Teknik ilk olarak, 1925’te bu manevranın ilk açıklamasını yayınlayan Walter Hohmann tarafından ileri sürüldü.

Roketinizi direk Mars’a hedef almak yerine uzay mekiğinizin yörüngesini arttırıyorsunuz, böylece Güneş etrafında Dünya’dan daha büyük bir yörüngeyi izliyor. Sonuç olarak bu yörünge, Mars’ın yörüngesiyle kesişiyor, üstelik tam da Mars’ın orada olduğu an.

Eğer fırlatmayı en az yakıtla yapmayı istiyorsanız, uzun yolu seçip yörüngeyi artırmanız ve Mars’a olan yolculuk süresini yükseltmeniz gerekiyor.

Mars’a olan yolculuk zamanını düşürmek için diğer fikirler

Bir uzay mekiğinin Mars’a ulaşması için 250 gün beklerken biraz sabra ihtiyaç duysak da, eğer insanları yolluyorsak, tamamen farklı bir itiş gücü metoduna ihtiyaç duyabiliriz. Neden mi? Uzay saldırgan bir ortam ve gezegenler arasındaki uzayda bulanan radyasyon,  astronotlara uzun dönemde ciddi sağlık riskine yol açıyor.

Arka plandaki kozmik ışınlar, kansere sebebiyet veren bir radyasyon barajı görevini de üstleniyor; ama daha büyük bir risk var, o da korunmasız astronotları birkaç saatte öldürebilen, güçlü güneş fırtınaları!

Eğer yolculuk zamanını düşürebilirseniz, astronotların radyasyona maruz kaldıkları zamanı düşürürsünüz ve buna ek olarak dönüş yolculuğu için gerekli kaynakları azaltmış olursunuz.

***

Nükler yakıtla gitmek

Fikirlerden biri olan nükleer rokette, işlenmiş sıvıyı (hidrojen gibi), bir nükleer reaktörün içinde yoğun sıcaklıklarda ısıtabiliriz ve sonra onu roketin ağzından dışarıya yüksek hızlarda boşaltarak bir itiş gücü oluşturulabiliriz. Kimyasal reaktörlerden daha yoğun enerjiye sahip olan nükleer reaktörler ile daha az yakıt ile daha hızlı itiş elde edilebileceğinden; nükleer bir roketin yolculuk zamanını 7 aya kadar düşürülebileceği öne sürülüyor.

Manyetikle gitmek

Bir diğer öne sürülen teknolojinin adı Değişken Özel İtki Magnetoplasma Roketi (VASIMR). Elektromanyetik motordan oluşan sistem, radyo dalgalarını kullanarak püskürtücüyü iyonize ediyor ve ısıtıyor. Bu plazma adı verilen, iyonize olmuş bir gaz oluşturuyor; bu da daha sonra uzay mekiğinin arkasından dışarıya bırakılırken manyetik etki yaratarak, yüksek hızda itici kuvvet oluşturuyor. Eski astronot Franklin Chang-Diaz, bu teknolojinin gelişmesi için öncü oluyor ve bir prototipinin Uluslararası Uzay İstasyonu’nda Dünya üzerindeki seviyesini koruması için kurulması beklentiler arasında. Mars’a olan bir görevde, bir VASIMR roketinin seyahat zamanını 5 ayın altına düşürebileceğine inanılıyor.

Anti maddeyle gidelim

Muhtemelen, en alışılmadık önerilerden biride, bir anti-madde roketi kullanmak olsa gerek. Parçacık hızlandırıcılarda yaratılacak bir anti-madde makul olasılıkla kullanabileceğiniz en yoğun enerji. Atomun maddesi atomun anti-maddesiyle buluşunca, bunlar saf enerjiye dönüşüyorlar ve Albert Einstein’ın ünlü E=mc2 denkleminde varsaydığı gibi sadece 10 miligramlık anti-madde, insan taşıyan mekiği sadece 45 günde Mars’a ulaştırabilir. Ama mümkün olsa bile çok az miktarda anti-madde üretmek  için bile 250 milyon Dolar’a ihtiyacımız var.

Mars’a yapılacak gelecek yolculuklar

Mars’a gidiş yolunun süresini kısaltmak için inanılmaz teknolojiler teklif edilse de, mühendisler denenmiş ve doğru bildikleri minimum enerji transfer yörüngesi metodunu kimyasal roketleriyle kullanmaya devam edecekler. NASA’nın, 2013’te başlatacağı, MAVEN görevi de bu tekniği kullanacak; buna ek olarak ESA’nın Dış Mars (ExoMars) görevleri de aynı tekniği izleyecek. Diğer tekniklerin yaygınlaşması ve Mars’a olan yolculuğun yarı yarıya azalması için önümüzde daha onlarca yılın olduğu gözüküyor. Ama kim bilir belki de düşük maliyetli yeni bir teknoloji geliştirilir ve o kadar beklememiz gerekmez.

Diyelim ki ben ve ailem gitmeye karar verdik.

Bu durumda bir çeşit tersine evrim yaşanmak zorunda kalacak.

Önce sonra virüsler, sonra, arkhea denen en küçük canlı birimleri, sonra en küçük bitkiler, akabinde de diğer şeylerin taşınması gerekecek.

ABD Uzay ve Havacılık Dairesi'nin (NASA), uzay aracı Spirit’in 2007'de çektiği fotoğraflarda Mars'ta daha önce hayat olduğuna dair izler bulunduğu ileri sürüldü. Fotoğraflarda görülen bazı yapıları aslında mikro canlıların oluşturduğu ve bu izlerin mikrobik düzeyde hayat olduğunu gösterdiği düşünülüyor.

 ***

Nature Communication isimli bilimsel dergide çıkan bir makaleye göre; uzay aracının 2007’de Gusev krateri yakınlarında fotoğrafladığı toprak, taş ve tozdan oluşan regolit tabakası ve kayalıklı yüzeylerde büyük ihtimalle biyo-izler olduğu kaydediliyor.

Regolitin ve kayalık yüzeylerin opalin silikadan meydana geldiği belirtiliyor. Uzmanlar bu kayaların arasında tıpkı Dünya'daki gibi, tek hücreli canlıların oluşturduğu stromatolit isimli yapıların bulunabileceği ihtimali üzerinde çalışıyor.

***

Sadece Batı Avustralya’daki Köpekbalığı Körfezi ve Şili’deki El Tatio gayzerinde bulunan stromatolitler Dünya’da en eski hayat şekli olarak kabul ediliyor.

Demek ki yeniden canlılık öncesi olan stromatolitler oluşturulacak,

İnce bir atmosferi olan Mars gerek Ay’daki gibi meteor kraterlerini, gerekse Dünya’daki gibi volkan, vadi, çöl ve kutup bölgelerini içeren çehresiyle bir dünya benzeri gezegendir. Ayrıca dönme periyodu ve mevsim dönemleri Dünya’nınkine çok benzer. 2 adet uydusu bulunmaktadır.

Mars’taki Olimpos Dağı adı verilen dağ Güneş Sistemi’nde bilinen en yüksek dağ ve Marineris Vadisi adı verilen kanyon en büyük kanyondur.

Ayrıca Haziran 2008’de Nature dergisinde yayımlanan üç makalede açıklandığı gibi, Mars’ın kuzey yarımküresinde 10.600 km. uzunluğunda ve 8.500 km. genişliğindeki dev bir meteor kraterinin varlığı gösterilmiştir.

Mars Haberleri

Anlaşılan bu seyahat o kadar sürecek ki, belki de dünyadaki hayatın çoğu çoktan ortadan kalkmış olacak ve gelecekteki muhtemelen kocaman kafalı, telepatiyle anlaşan, uçarak haberleşen ve tamamen ruhani şekilde iletişim kuran bilim adamları buraya bir yerlerden (en yakını Dünyamız), çevresindeki uydulardan veya diğer uzay cisimlerinden Oksijen taşıyacaklar.

***

Peki, daha Ay’da bile kolonileşmeyi başaramamış olan insanoğlu bunu nasıl yapacak?

Önce çok dayanıklı astronotlar bulunacak, orada güvenilir barınaklar inşa edilecek ve burada ne kadar malzeme varsa, hepsini oraya taşıyacaklar.

Sonra güvenilir yerleşim bölgeleri inşa edecekler ve adeta tersine çevrilmiş bir film gibi her şeye tekrar başlanacak.

***

Sonra da önce kanallara su pompalanacak, göktaşları berhava edilecek ve Mars’ın Güneş’ten ortalama uzaklığı yaklaşık 230.000.000 Km. (1,5 AU), yörünge süresi ise 687 Dünya günü olduğuna göre, yeni takvimler de icat edilmek zorunda kalınacak..

Mars günü Dünya gününden biraz daha uzun olup, tam olarak 24 saat, 39 dakika ve 35,244 saniye olduğuna göre, önce en elitler, sonra daha orta sınıf, sonuçta da işçiler oraya taşınacak ve aynen Dünyamızda olduğu gibi Oksijen ve Nitrojen’den oluşan bir atmosfer oluşturulacak.

***

Peki, öyle herkes gidebilecek mi?

Hiç sanmam…

Önce torpilli elitler, sonra orta sınıftan gönüllüler, en sonunda da ırgatlar gidecek ki, orada barınaklar inşa etsinler, her şeyi yoluna koysunlar ve bizler de rahatça uzanıp keyfimize bakalım.

Peki, bu insanoğluna ne kazandıracak?

***

3.5 milyar sonra olacak olan bizim evrenimiz için “Kıyamet Kopmasından” kurtulunca ve aynen burada da her şeye yeniden başlanacak.

İşte ben şimdi nasıl üzülmem…

Bizim neslimizin buna vakti de parası da yetmez.

Gene de bir şansımızı deneyeceğiz ama korkarım pek şansımız yok.

İdare gene demokratik mi olacak?

Hiç sanmam çünkü ancak otoriter bir idare ile yönetilirse orada yaşanabilir.

Peki, burada yaşayacak olanların dini olacak mı, orada da aynı şeyler cereyan edecek mi? Bunu ancak çok uzun bir süre sonra görebileceğiz.

Gönlüm istiyor ki, ilk gidenler arasında Türkler de olsun.

Hep bilimle ve sevgiyle, en önemlisi dayanışmayla kalalım.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 28 Kasım 2016 Pazartesi

Etiketler: mars Uzay Yolculuk
348 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Astım, solunum yollarının süregelen bir iltihap  sonucu aşırı derecede duyarlı olmasına ve bazı etkenlerle zaman zaman daralmasına neden olan bir solunum yolu hastalığıdır.

Sebepleri

Astımın kesin sebebi belli değildir. Genel kabul gören görüşe göre, doğuştan soluk boruları duyarlı bireylerde çevresel şartların etkisi ile astım oluşmaktadır ayrıca geçirilen zatürree ve benzeri hastalıklar da astımın oluşmasında önemli etkenlerdendir.

Astımın tipik özelliği hava yollarının (bronş) mukoza ödemiyle daralmasından ötürü olan ortaya çıkan ve zaman zaman ortaya çıkan nefes darlığıdır.

Fizik Muayene

Hemen dinleme aletinizi (stetoskop ) hastanın sırtına ve göğsüne bastırıp dikkatle dinlerseniz “wheezing” denen hırıltılı solunumu kulakla duyulabilinirsiniz ve oldukça şiddetlidir.

Bunu sadece dâhiliyeciler değil, psikiyatrlar da kolaylıkla işitir. İyi bir pratisyen dahi kolayca bu aleti ustalıkla kullanırsa (stajında iyi eğitim almışsa) tipik sesi duyabilir.

Hasta adeta hava açlığı içinde ve boğulacak gibidir.  Soluk verişi uzar ve bu nefes verilirken de duyulur. Bu esnada yoğun kaygı ve ölüm korkusu hisseder.

Astım hastalığının çok ve küçük hava yollarında de şiddetli gibi hava yolu tıkanmalarında görülür.

Bu durum, birçok genden kaynaklanan bir kalıtım biçiminde  kalıtımsal kökenli olabilir; fakat üst solunum yolu enfeksiyonları, pnönomoni gibi bulaşıcı hastalıklar ve allerjik kadar, duygusal faktörler de rol oynayabilir.

Akciğer filmi ve gerekiyorsa üst vücut tomografisi çekilir, solunum işlev testleri yapılır. Bütün bunların sonuçlarına bakılır.

Psikolojik Mekanizmalar

Psikolojik mekanizmaların rol oynaması için küçük hava yollarından doğan aşırı duyarlığa bağlı bedensel bir yatkınlık bulunması gerekir.

Bunun için de hastaların kabul edenlerine MMPI ve Roschach gibi psikolojik testler yaptırırız. Bunlarda çoğu hastada bastırılmış erotik ve saldırganca fanteziler, öfke ve saldırganlık bulunur. Tabii ki bunları biz değil, yanımızda çalışan psikologlar yapar.

astım solunun  aleti ile ilgili görsel sonucu

Bunun ne kadar zor kullanıldığını ancak bu hastalığı çekenler bilir.

 

Astımlılarda Rastlanan Kişilik Özellikleri

Astımlılarda belirli birtakım kişilik özelliklerine rastlanmasına rağmen, bu hastalıkla birlikte görülen özgül bir kişilik tipi yoktur; kaygının yol açtığı bazı astım nöbetlerinin sebebi bir şartlı reflekslerle  açıklanabilir.  

Bu hastalar genellikle duygularını ve bilinçdışı fantezilerini (saldırganlık ve cinsellik) bastıran insanlardır.

Kesin allerjik özellikler gösteren bazı vakalarda gösteren bazı hastalarda bulunan yüksek bir immüglobulin  (IgE) seviyesi, allerjinin oynadığı rolü açığa çıkarmıştır.

TEDAVİ

Bu gibi hastaların yeni bulunan bağışıklığı bastırıcı ilaçlarla tedavileri yararlı olabilir. Mast hücrelerini sabitleştiren ilaçlar da verilebilmektedir. Metil Prednisolon gibi kortikostretoridler de tedavide yararlıdırlar, fakat uzun süre ve yüksek dozda kullanılırsa bazı yan etkileri olabilir.

Eğer astım nöbetlerinde şartlı kaygı belirgin bir rol oynuyorsa, hayal gücünde sistematik duyarsızlaştırma yöntemi uygulanabilir.

Eğer aşırı duyarlılık sebebiyle hava yollarının geri dönüşü olabilen tıkanmasına yol açan birçok uyarıcı edici faktörlerin astıma neden olduğu düşünülüyorsa, önce mümkün olduğu kadar açık bir biçimde bu fiziksel ve psikolojik nedenlerin tablosunu çizmek ve bunlardan her birini tedavi ederken hastayı sürekli kontrol altında tutmak gerekir. Bunlar arasında yaşanan üzüntü verici olaylar, kayıplar, hatta Travma Sonrası Stres Bozukluğu da yer alabilir.

Astım sıklıkla bir allerjiye bağlı olmakla beraber (%60-80) olmadan da astım olabilir.

Doğuştan ve çevre faktörlerinden de gelebilir. Eğer derhâl doktora başvurulmazsa (belirtiler nüksettiği anda) ölümcül sonuçlara yol açabilir.

Hastalarda bazen hırıltılı nefes darlığı ve tam solunum yolunun uzuna takılıp, kişiyi perişan eden bir öksürük olur.

Bazı durumlar astım belirtilerinin çok artmasına sebep olur. Bunlar: Mikrobik hastalılar, soğuk ve/veya kirli hava, sigara dumanına, allerji yapıcı maddeler (allerjenler), egzersiz ve psikolojik bozukluklardır.

Astımda belirtilerin aniden ortaya çıkmasına astım hecmesi, astım atağı veya astım krizi denir adı verilir. Bu durumda hastalarda ağır bir solunum darlığı olur.

Klinik Tipleri

Astımı belirtilerin şiddetine göre hafif aralıklı, hafif süreğen, orta süreğen ve ağır süreğen olarak sınıflamak mümkündür.

Astımın teşhisinde muayene bulgularının yanı sıra, kanda IgE’nin (immünglobuli E) ve eozinofil adı verilen eritrosit (akyuvar) sayısının yüksek bulunması, solunum testlerinde soluk borusunda daralma olduğunun gösterilmesi ve deri testleri ile hastaların neye karşı alerjisi olduğunun gösterilmesinin çok büyük bir rolü vardır. Bunlar genellikle sırta uygulanır ve kişinin neye karşı alerjisi olduğu bulunur.

Ayrıca sert nefesler gözükür ve çok zorlu alınıp verilen nefeslerde ise hasta muayene sırasında çırpınır ve bitap düşer; maalesef bazen kaybedilebilir.

Tedavi

Astım tedavisinde çoğunlukla inhaler adı verilen medikal cihazlar kullanılır. Bunların kullanımı ile yerel etki yaratılır ve daha düşük dozla daha fazla etki elde edilir. Bu şekilde sistemik yan etkilerin önüne geçilmeye çalışılır.

Tedavide kullanılan ilaçlar iki gruba ayrılır:

Birinci grup ilaçlara rahatlatıcı ilaçlar adı verilir (salbutamol, terbutalin gibi sempatik ekili ilaçlar) sinir sistemin işlevini kolaylaştıranlar. 

Kriz esnasında veya belirtiler başladığında kişi ağzına sıktığı cihazı derhal ağzına götürür ve soluk alma sırasında bunu sıkar; tabii ki bunu yapacak mecali kalırsa!

İkinci grup ilaçlar astımdaki temel sorun olan hava yolundaki iltihabın azaltılmasına yöneliktir. Bunlar da solunum yoluyla kortikosteridler (halk arasında kortizon diye bilinir) alınan kortikosteroidler, kromolin sodyum, nedokromil sodyum, teofilin ve lökotrien reseptör antagonistleridir.

Hangi ilaç verilirse verilsin, gene de bir inhalerin kullanılması tercih edilir.

Allerjik astımlı hastaların bir kısmında ilaç tedavisi ve korunma yöntemleri etkili olmamakta ve aşı tedavisi (immünoterapi) icap etmektedir.

Astım, özellikle çocuklarda hafif bir tablo gösterirse belirtiler (%50-%60) tamamen kaybolabilir. Ancak yetişkin astımlıların belirtileri çoğu kez ömür boyu kalıcıdır.

Kentleşmeyle birlikte artan astım, günümüzde en azından kontrol altında tutulan hastalıklar grubunda. İlaçlar, hayat kalitesini artırdığı gibi, hayat süresinin de uzamasına imkân sağlıyor.

Ancak bazı hastalar alternatif tedavi yöntemlerine yönelip sağlığını riske sokuyor.

Tıp fakülteleri, hekim adaylarına verirken ağır astım krizleri geçiren veya tedaviye direnen hasta bulmakta bile zorlanıyorlar.

Ancak modern tıp yöntemlerindeki gelişmelere rağmen bazen hastalar alternatif yöntemlere yöneliyorlar.

Astım tedavisinde ilaçların hayat boyu alınması gerekiyor. Uzun süreli kullanıldığında bağımlılık yapabileceği yolunda kaygılar var.

Bu doğru değil. İlaç kesilince nefes yolları daralıyor.

Doğal olarak, havayollarını açması için bu ilaçları devamlı almak gerekiyor. Hastanın bunu ilaca bağımlılık olarak yorumlaması hata olur. 

Astım hastalarının başvurduğu alternatif yöntemler arasında tedavi amaçlı bitki çayları var. Ancak bitki çaylarında polenler de bulunabilir. Yani yarar yerine zarar görebilir. 

Balgamı atmak, sökmek için bıldırcın yumurtaları, bazı kök bitkiler, bal ve yumurtalı benzeri karışımlar deneniyor.

Bronş astımında krizler sırasında balgam artar. Kriz dışında ise eğer koruyucu tedavi uygun yapılıyorsa zaten balgam kendiliğinden azalacaktır. Bunlar yeniden keşfedilen tedavi yöntemleridir. Antidepresanları da venlafaksin (Efexor), Cipram, Cipraleks (esstialopram) gibi antidepresanları çekinmeden yazıyorum.

Tedavi olmak için mağaralara gidenler var. Astım hastalarının zaten hastalığını tetikleyici alerjenlerden, kimyasallardan ve hava kirliliğinden uzak durması gerekiyor. Mağaralarda bu tür etkenler bulunmuyor. Mağaradan çıkıldığında yine aynı şeylerle karşı karşıya kalınıyor. Yani yöntem geçici rahatlık sağlıyor, kalıcı tedavi getirmiyor.

Astım ve Hipnoz

Merhum pederimden öğrendiğim hipnoterapiyi de böyle hastalarda başarıyla uyguluyoyorum.

Akupunktur ve Aküpresür

Bunlar akupunktur noktalarına hafifçe bastırılarak yapılır ve işe yarayabilmektedir.

Tabii ki herkes bu yönteme yatkın değildir ve istemeyenlere de uygulanmamalıdır.

Ben, önceden aydınlatılmış rıza formunu imzalattıktan sonra, hastalarıma en uygun tedavi neyse onu tatbik ediyorum.

Sonuç: İyi tedavi edilmeyen astım zamanla KOAH (Kronik Tıkayıcı Akciğer Hastalığı) dediğimiz tıkayıcı solunum yolları hastalıklarına, o da artarsa akciğer kanserine yol açabilir.

Böylece Prozac ve diğer pek çok depresyon giderici ilacı, dozlarına çok dikkat ederek yazıyarum. Bular arasında da serotonin ve noradrenalini beraber geri alan ilaçlar başta geliyor. Efexor ve Cipram ve Sitoles gibi...

 

Ben de babamı öyle kaybettim. Ahkâm kesmek kolaydır ama bilim adamı her şeyi araştırır. Dilerim bunu herkes ve bana hitaben bir şeyler yazan bir başka profesör de okur ve bundan sonda daha dikkatli olur

Herkese sevgi, saygı ve barış dileklerimle…

22 Kasım 2016 Salı – Frankfurt - Almanya

287 kez okundu
0