Su…
Hayatın ve her şeyin menbâı, olmazsa olmazı.

Eh bu kadar temel öneme hâiz bir molekülün bir araya gelmesiyle maddenin değişik hâlleriyle tabiatta yer almaması da imkânsız.
Sıvı hâliyle bildiğimiz, içip yıkandığımız suyu herkes biliyor.
Nem, havada bulunan su buharı miktarıdır. Nem ölçümlerinde mutlak nem, bağıl nem ve spesifik nem hesaplanır. Mutlak nem birim hacimdeki nem miktarıdır. Gram/metreküp olarak verilir. Bağıl nem havadaki nem miktarının o havanın alabileceği maksimum neme olan oranıdır. Birimsel olarak verilir ve sıcaklık ile ters orantılıdır. Spesifik nem ise bir gazda bulunan su buharının ağırlığının gaz ağırlığına olan oranıdır. İngilizce’de moisture ise bir katının aldığı ya da verdiği sıvı miktarına denir. Türkçe’de ise tam bir karşılığı yoktur, rutubet olarak adlandırılabilir. Çiğ noktasında ise yüzey üzerindeki bağıl nem %100’e eşittir. Bu, çiğ noktasın sıcaklığında havanın (veya ilgili gazın) suya doyduğu anlamına gelir, sıcaklığın biraz daha azalması durumunda yüzey üzerinde bir miktar su yoğunlaşacaktır.
Buhar, fizik, kimya ve mühendislikte, buharlaşmış (tebahhur etmiş) suyu ifâde eder. 100o C sıcaklıkta ve standart atmosferik basınçtaki buhar, saftır, saydam gaz hâldedir ve sıvı hâldeki sudan 1600 kat daha hacimlidir. Buhar tabii ki suyun kaynama noktasından daha sıcaktır. Çok daha yüksek sıcaklıklardaki buhara genelde kızdırılmış buhar denir. Sıvı hâldeki su, çok sıcak sıvı bir madde ile temas ettiğinde (örneğin lâv veya erimiş metal), çok çabuk olarak buhar hâline gelebilir. Buna buhar patlaması adı verilir. Bu patlama, özellikle kapalı alanlarda âni basınç değişikliği nedeniyle, son derece büyük hasarlara sebep olabilir. Bir motor içinde kullanılırsa yiğit, olmadık yerde vukû bulursa nâ-merddir! Yazının tamamını okuyun »
Bu Yazıyı Paylaşın
Eylül 2nd, 2010
Kerem DOKSAT
|
5 Yorum
Dün hava nispeten daha az cehennemî idi.
Mümkün olduğu kadar az kişiyi bu meteorolojik şartlarda yormak için sâdece çok yakınlarıma haber vermiştim, psikiyatri e-grubuna haber salmıştık, bir de mekândaki yazım vardı. Âzâsı olduğum e-gruplarına, hâttâ kardeşlerime dahi mesaj yollamamayı tercih etmişim.
Zor iştir bir cenâzeye gitmek, hele kabristana kadar refakât etmek ve rahmetliyi mezara yerleştirmeye yardım etmek pek zahmetlidir…
Bir de, pederimden sonra en son Prof. Dr. Ertaç İlkay’ın cenâze namazına katılabilmiştim ve hep uzak durdum senelerdir, içim dayanmıyordu. Sıhhâtim de elvermediği için, tâziyeleri yeğler olmuştum. Âdeta fobik olmuştum.
Ama bu seferki kaçınılmazdı, anamdı yolcu edeceğimiz…
Tatile, Ramazan’a, sıcağa rağmen gene de duymuşlar, telefon ve e-posta zincirleri çalışmış…
Hürriyet’teki ilânı görmüşler…
Zannettiğimden çok daha fazla dost, kardeş ve zâten çoğu dağılmış olan az sayıda âile efrâdım katıldı. İlker İnal Üstâdım dâhil, pek çok yaşını başını almış kardeşim oradaydı, keza gençler de. Canım ağabeyim Siyavuş sabah uçağıyla geldi, akşam döndü. Tâhirciğim de aynı şekilde gelip iştirak etti. Seblâ ve âilesi de oradaydılar. Başka ismini zikredemeyeceğim pek çok kişi de… Aziz Dostum Prof. Dr. Bingür Sönmez dahi vakit yaratıp geldi; akrabam ve dostum Can Ataklı da, sevgili muhasebecimiz Zekeriya Duman da…
Devrim Üstâdım ve Mâcide Hemşirem hastâneden alıp câmiye kadar gelmesiyle ilgili her şeyi bizzat gerçekleştirdiler, kabrine de o ve Mecit Üstâdım koydular. Neslim de anacığımın uzun, zahmetli ve acılı hastalığı boyunca son senelerde hep ama hep koşturdu. Şoförümüz İribey kendi anası olsa ancak bu kadar fedakârlık yapardı.
Erenköy’deki Gâlip Paşa Câmii bugüne kadar bütün âilemizin cenâzelerinin kaldırıldığı yer. Hâttâ son üç seferde de hep aynı imam vardı, bu sefer genç biri tâyin olmuş. Yoksa aklıma garip şeyler gelecekti. Yazının tamamını okuyun »
Bu Yazıyı Paylaşın
Daha önce bahsetmiştim ondan: http://www.keremdoksat.com/2008/05/11/anam-benim%e2%80%a6/.
Anam benim, işte o…
Dün gece artık bıraktı mücadeleyi.
Habis hücreler, her soluk alıp verişte çektiği azap nihâyet buldu.
Belki de memleketin perişanlığını bir 30 Ağustos’ta daha görmeyi ruhun istemedi.
Sen ki Osmanlı’dan Atatürk ruhuna uzanan Türklüğün gurur dolu bir âzâsıydın…
Haklısın.

Yazının tamamını okuyun »
Bu Yazıyı Paylaşın
Ağustos 30th, 2010
Kerem DOKSAT
|
40 Yorum
Bir adam sevmiştim. Yaz günü üşüyüp boğazıma yün atkı sarar, kış ayazında ıslak çarşafa yatıp sıcak düşlere dalar gibi, tuhaf bir biçimde…
Ayrıksıydı önceleri; güruhlardan uzak, kabuğu sert, satırlara sızan ruhu kırılgan… İzini Beyoğlu’nda sürerdim. Belki yolda rastlasam, ona “Bey Oğlu” diye seslenirdim. Çünkü tıpkı bu semt gibi uyumsuzdu renkleri; baskındı kırmızıları, kanardı. Tekinsizdi sıvası dökülmüş balkonları, çatlaktı duvarları. Evsizlik dövüşür, aşksızlık sevişirdi virâne sokaklarında.
Gecelerini merak ederdim en çok. Seyrettikçe çoğaldığına şâhit olmuş muydu yıldızların? Bilir miydi, mutlu yuvalarında çorbalarını yudumlayanlar için değil, yapayalnız insanlar için gökte asılı durduğunu onların? Yıldızlarımı ona emanet etmeyi dilerdim…

Yazının tamamını okuyun »
Bu Yazıyı Paylaşın
Ağustos 28th, 2010
Kerem DOKSAT
|
13 Yorum
Ezelî Profesör Rudolph. J. Rummel’i daha da yakından mercek altına aldım.
Bakın http://www.orthodoxytoday.org/articles4/RummelKorea.php adresinde kendi orijinal makalesi mevcut. Kore’yi mercek altına almış ve politisid (politicide) kavramını da bir hükûmet (devlet) tarafından politik sebeplerle bir kişinin veya kişilerin öldürülmesi (fiilen, işlevsel olarak veya karmaşığı) demek…
Silivri’de senelerdir yapılan şeyin uluslar arası nomenklatürdeki adı da politisid oluyor bu durumda.
Meğer Ezelî Profesör Rudolph. J. Rummel şu bize dayatılan Ermeni Soykırımı’nı da tasdik ve teyit etmişmiş ve “The Ataturk democide 1919-23, The Pontian genocide…” : İyi de, http://www.tallarmeniantale.com/GS-rummel.htm mekânında da yazıldığı gibi, 2.1 milyon Ermeni katledildiyse, hayatta kalan Ermeni sayısının O (sıfır) olduğu çıkıyor bundan!
Yâni Ezelî Profesör Rudolph. J. Rummel Turkophobia’ye hizmetle diyor ki, Osmanlı ve Atatürk döneminde karıncaların bile suyunu kırmışız biz!

Ezelî Profesör Rudolph. J. Rummel, acaba menşei ne bu adamın?
Ezelî Profesör Rudolph. J. Rummel’in çok daha ilginç görüşleri de var; http://www.capitalismmagazine.com/culture/education/academia/4766-Are-Academic-Elites-Communists.html adresinden neler öğreniyoruz neler! 20. Asır’da kendi devletlerince katledilenlerin sayısı muazzam: 170 milyon! 1917 ilâ 1991 arasında SSCB’de 62 milyon kişi öldürülmüş. Mao Zedung rejiminde 35.236 milyondan fazla Çinli ebediyete intikal etmiş. Hitler’in Nazileri de 2 milyon canı almışlar. ABG’nin solcu elit akademisyenleri ve onların uzantıları da aslında anti-anti-komünistlermiş!

***
Yazının tamamını okuyun »
Bu Yazıyı Paylaşın
Ağustos 25th, 2010
Kerem DOKSAT
|
1 Yorum