Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Posted by on in Genel

Fethullah Gülen veya nüfustaki kaydıyla Fetullah Gülen (d. 27 Nisan 1941, Pasinler), eski imam, vaiz ve yazar. 2016 yılında kapatılan gezetecilein kurucuları arasındadır ve vakfın onursal başkanıdır. 1999 yılının Mart ayında, 28 Şubat sürecindeki Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi atmosfer sebebiyle ABD'ye giden Gülen, o tarihten bu yana Pensilvanya eyaletindeki Saylsburg kasabasında yaşamaktadır.

***

50'yi aşkın kitabı, çeşitli dergilerde makaleleri ve birçok vaazı yayımlanmıştır. Arapça, Farsça,ve Osmanlı Türkçesi bilmektedir.

***

28 Ekim 2015 yılından beri, Türkiye Cumhuriyeti tarafından yayımlanan "en çok aranan teröristler" listesinin kırmızı kategorisinde yer almakta, Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve Paralel Devlet Yapılanması (PDY) lideri olmakla suçlanmaktadır.

***

15 Temmuz 2016'da Pennsilvanya'da Türk Silahlı Kuvvetleri'nde  bulunan takipçilerine verdiği emirle 16 Temmuz 2016 sabahına karşı Türkiye Cumhuriyeti hükumetini yıkmak için bir darbe girişiminde bulunduğu iddia edilir. Gülen, demokrasiden yana olduğunu söyleyerek (darbe girişiminin Cumhurbaşkanı Eroğan ve çevresindekiler tarafından kurgulandığını iddia etti. 18 Temmuz 2016'da Erdoğan, Gülen'in iadesini ABD'den resmen talep etti. ABD makamları, Gülen aleyhinde yeterli delil olmadığı iddiası ve hâl böyleyken idam edilebileceği endişesiyle henüz bu başvuruya olumlu cevap vermedi.

***

Erzurum'un Pasinler ilçesi Korucuk köyünde 27 Nisan 1941'de doğan[ Gülen'in babası Ramiz Bey cami imamı, annesi Refia Hanım ev hanımıdır. Gülen, altısı erkek, ikisi kız, sekiz kardeşin ikincisidir.

1945'de Kur'ân öğrenmeye başlayan ve kısa zamanda Kur'ân'ı hatmeden Gülen, 1946 yılında ilkokula başlamıştır. Babasının 1949 yılında Alvar köyüne imam olması ve ailesinin oraya taşınması sebebiyle ilkokulu bırakmak zorunda kalmış, sonradan Erzurum'da dışarıdan girdiği imtihan ile ilkokul diplomasını almıştır. Babası Ramiz Efendi'den Arapça dersler, 

***

Hasankale'de bulunan Hacı Sıtkı Efendi'den tecvid ve Kur'ân dersleri alan Gülen, 1951'de hafızlığını tamamlamıştır. Gülen, 1954'de Erzurum'daki Kurşunlu Camii medresesinde Alvar İmamı Muhammed Lütfi'nin torunu Sâdi Efendi'den medrese dersi almıştır. İki buçuk ay içinde Emsile, Bina ve Merah'ı metin ezberleyerek okuyan ve İzhar'ı bitiren Gülen'in Kâfiye okumasına lüzum görmeyen Sâdi Efendi onu Molla Câmi'ye başlatmıştır. 1955'den 1959’da Edirne'ye gidinceye kadar Osman Bektaş'tan fıkıh ve din eğitimi almıştır.

***

Askerlik öncesi ve sonrasında Edirne'deki üç Şerefelili Cami'de toplam dört yıl süre ile imamlık yaptı. Askerlik acemi eğitim dönemini Ankara Mamak ve usta erlik dönemini İskenderun'da tamamladı.

Askerlik sonrasında, 1963 yılında, Erzurum'a giderek bir yıla yakın ailesinin yanında kaldı. Bu sırada Komünizmle Mücadele Derneği  2. şubesinin Erzurum'da kuruluşunda yer almış yönetimine girmiştir,

***

Edirne'deki görevi sırasında Dar'ul-Hadis Camii'nin imam odasında özel sohbetler başlattı. 1965’te Kırklareli'ne tayin olup burada bir yıl vaizlik yaptı. 1966'da İzmir'e merkez vaizliğine atanan Gülen, 1971 yılına kadar buradaki görevine devam etmiştir. Bu yıllarda Kestanepazarı Derneği Kur'ân Kursunda yöneticilik ve gönüllü öğreticilik yapmış, 1968 yılında resmi görevlendirme ile ilk kez Hacca gitmiş; ve gezici bölge vaizi olarak da Ege Bölgesi'nin çeşitli il ve ilçelerinde vaaz ve sohbetlerde bulunmuştur.[ Bu dönemlerde Turgut Özal ile de tanıştı. Turgut Özal ile tanışıklığının 1960'ların ortalarında olduğunu ifade eden Gülen, Turgut Özal hakkında "sık sık Bornova camiinde vaaz yaptığımda, vaaz dinlemeye gelirdi" demektedir.

***

5 Mayıs 1971 tarihinde, 12 Mart döneminde askerî cuntanın isteğiyle TCK'nın 163. maddesinden tutuklandı.7 ay tutuklu kaldıktan sonra, 5 Kasım 1971 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı ve 1974 yılında beraat etti. 23 Şubat 1972 tarihinde Edremit vaizliğine atandı aynı zamanda Manisa ilinde de vaizlik görevlerine devam etti. Gülen, daha sonra İzmir'in Bornova ilçesi vaizliği görevine atandı.

***

1975 ve 1976 yıllarında Anadolu’nun bazı şehirlerinde Kur'an ve İlim, Darwinizm, Altın Nesil, İçtimaî Adalet ve Nübüvvet isimli konferansları vermiştir. İlk sayısı Şubat 1979'da çıkan Sızıntı dergisinde Sızıntı dergisinde önce başyazıları, daha sonra orta sayfa yazılarını da yazmaya başladı.

1981-1990

1980'de 12 Eylül Darbesi'nden sonra askerî cuntanın İzmir ve Ege Ordu Sıkıyönetim Komutanlıkları tarafından yakalanma emri yayınlandı. Aynı tarihte İzmir'i terk etti. Anadolu'da çeşitli illerde dolaştı, dost ve akrabalarında kaldı. 20 Mart 1981 tarihinde Diyanet İşler, Başkanlığından Diyanet İşleri Başkanlığındaki vaizlik görevinden istifa etti.

***

1986'da Hacca giderek hacı oldu. İlk sayısı 1 Temmuz 1988'de çıkan ve üç aylık periyotlarla yayın hayatına devam eden Yeni Ümit dergisinde başyazılar yazmaya başladı. 1989'da İstanbul ve İzmir'de Diyanet İşleri bünyesinden bağımsız, gönüllü olarak vaazlarına yeniden başladı. Üsküdar'da Yeni Valide Külliyesi'nde 13 Ocak 1989 tarihinden 16 Mart 1990 tarihine kadar (62 hafta) verdiği vaazlar, daha sonra Sonsuz Nur adıyla üç cilt halinde kitaplaştırıldı. 1992 yılına kadar gönüllü olarak vaazlarını sürdürdü.

***

1990'lı yıllarda Turgut Özal, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Abraham ;Foxman Abraham Foxman, Morton Abramowitz, Papa II John Paul gibi tanınmış din ve devlet adamları ile görüşmeler yapmış, Amerika'da hayatını kaybeden CHP eski genel sekreterlerinden Kasım Gülek'in cenaze namazını vasiyeti üzerine kıldırmış[ ve çeşitli gazetelerde röportajları yayınlanmıştır. 1995’te Sabah'tan Nuriye Akmam ve Hürriyet'ten Ertuğrul Özkök'e Türkiye'nin içinde bulunduğu durum, Başbakan Tansu Çiller ile görüşmesi, İslam, siyaset, kadın ve eğitim konularında röportajlar vermiştir. Bu yıllarda ayrıca Cumhuriyet gazetesi ve Hikmet Çetinkaya dava yoluyla almaya hak kazandığı 150 milyonluk tazminatları Türk Polis Teşkilatını Güçlendirme Vakfı'na bağışladı.

***

1999 yılı Mart ayında sağlık sorunları nedeni ile giden Gülen, o tarihten bu yana, ABD'nin Pensilvanya eyaletindeki Saylorsburg kasabasında yaşamaktadır

2000 sonrası

Haziran 2008'de ABD'den Foreign Policy ve Birleşik Krallık'tan Prospect dergilerinin internet üzerinden okuyucu anketleri ile oluşturduğu Dünya'nın ilk 100 entellektüeli listesinde yer almıştır. Ayrıca 2013 yılında Time dergisi tarafından dünyanın en etkili 100 kişisinden biri olarak gösterilmiştir.[28]

Hakkında açılan davalar

 
Fethullah Gülen ,16 Temmuz 2016

28 Şubat süreci devam ederken 1999 yılı Haziran ayında ulusal televizyon kanallarında yayınlanan bazı video görüntüleri Türkiye'deki laik düzen yerine şeriata dayalı bir İslam devleti kurmak için taraftarlarını teşvik ettiği suçlamalarına neden oldu. Bunun üzerine, 22 Ağustos 2000 tarihinde aleyhinde dava açılmış, bu dava 2000 yılı Aralık ayında çıkan af ile askıya alınmıştır. 2006 yılında Terörle Mücadele Kanununda (TMK) yapılan değişiklik sonrasında Gülen'in avukatlarının başvurusu sebebiyle örülmüş. 2008'de cürüm ve şiddete başvurarak teşekkül oluşturduğuna dair delil olmadığından beraat etmiş ve karar Yargıtay Ceza Genel Kurulunca da oy birliği ile onanmıştır.

Ocak 2008'de devlet kadrolarına sızdıkları yolundaki iddialara değinen Gülen, bir insanın kendi millet fertlerini yine kendi memleketindeki bazı müesseselere girmesi için teşvik etmesine 'sızma' denemeyeceğini söyledi :

Teşvik edilen insanlar da o müesseseler de bu ülkeye ait. Kastedilen manadaki sızmayı belli bir dönemde Türk milletinden olmayanlar yaptılar hatta belli yere kadar geldiler. Belki endişelerinin altında o sızıntıların fark edilmiş olabileceği endişesi var. Bir milletin ferdi, kendi milleti için var olan müesseselere sızmaz; hakkıdır girer oraya; mülkiyeye de girer adliyeye de, istihbarata da girer hariciyeye de.

***

30 Ekim 2014 yılında gerçekleştirilen ve yaklaşık 10 saat süren MGK sonucunda Fethullah Gülen'e bağlı kurumlar ifade edilerek legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanmalar olarak kaydedilmiştir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan alınacak bu karar için öncesinde "Onlarla ilgili çok daha farklı bir adımı atacağız. Çünkü bu operasyon öyle lokal değildir. Geneldir ve bunun adımını atacağız. Bu ay yapacağımız Millî Güvenlik Kurulu toplantısında benim de önemli bir gündemim olacak, o da bunların yanında ülkemizi tehdit eden hangi unsurlar varsa, bunlara yönelik Milli Güvenlik Belgesi'nin gözden geçirilmesidir" demiştir. Bu karar sonrasında MGK Genel Sekreteri Seyfullah Hacımüftüoğlu tarafından Kırmızı Kitap veya Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB) olarak adlandırılan resmi kitaba Fethullah Gülen ile bağlantılı kurumlar PDY/PÖ (Paralel Devlet Yapılanması/Pensilvanya Örgütü) adı altında eklenmiş ve Fethullah Gülen devlet düşmanı olarak kabul edilmiştir. MGK'da alınan bu kararlar 24 Kasım 2014 yılında gerçekleştirilen Bakanlar Kurulunda onaylanmış ve böylece resmiyet kazanarak MGK Genel Sekreterliği'ne gönderilmiştir.

***

İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talebini şu gerekçe ile uygun görüp, Fethullah Gülen hakkında yakalama kararı çıkardı. İstanbul merkezli paralel yapı soruşturması kapsamında Fethullah Gülen hakkında verdiği kararda, "Şüphelinin soruşturma kapsamında, örgüt kurarak yönettiği yönünde kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, 10 yılı aşkın süredir yurt dışında olduğu ve dönmediği, şüpheliye ulaşılamaması ve savunmasının tespitinin mümkün olmaması nedeniyle terör örgütü kurma ve yönetme suçundan hakkında yakalama kararı çıkarılması şeklinde hüküm kurulmuştur" ifadeleri yer aldı.

Fethullah Gülen Cemaatinin, "Molla Muhammed" olarak bilinen Mehmet Doğan ve grubuna yönelik soruşturmada kumpas kurduğu ve usulsüzlük yaptığı iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında hazırlanan iddianamede, Gülen'in "silahlı örgüt kurmak veya yönetmek" suçundan 15 ile 22,5 yıl, "resmi belgede sahtecilik" suçundan 3 ile 7,5 yıl ve "iftira" suçundan da 1 ile 4 yıl olmak üzere toplamda 19 ila 34 yıla kadar hapsi istenmektedir İddianamede Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca, eski emniyet müdürleri Tufan Ergüder, Ali Fuat Yılmazer, Yurt Atayün, Ömer Köse ve Mutlu Ekizoğlu'nun aralarında bulunduğu 15'i tutuklu 32 kişi de şüpheli olarak yer aldı.

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın da şüpheliler arasında yer aldığı kapatılan 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasında usulsüzlükler yapıldığı ve şüphelilere kumpas kurulduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında Gülen hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. Gülen, ‘Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek’, ‘silahlı örgüt kurmak veya yönetmek’ ve ‘devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etmek’le suçlanıyor.

Gülen hareketi

 
Fethullah Gülen "Dinler Arası Diyalog" girişimi kapsamındaVatikan'da Papa II. Ioannes Paulusile birlikte.

Gülen hareketi, Risale-i Nur'larda Said Nursi tarafından sıkça kullanılan ve kendisinin ana hareket ekseni olarak tarif edilen "hizmet-i imaniye ve Kur'aniye" deyiminin zaman içerisinde kısaltılması ile oluşan bir terimdir. Cemaatin kendisini bir sivil toplum hareketi olarak konumlandırması ile cemaat'in her türden kurumsal faaliyetlerini de içine alan bir kapsam genişliğine ulaşmıştır.

Gülen hareketi, Türkiye başta olmak üzere çeşitli ülkelerde eğitim ve sosyal amaçlı faaliyetler gösteren bir organizasyondur. Eğitimde Gülen tarafından "altın nesil" olarak ifade edilen bir insan modelini yetiştirme amaçlı ev, okul, dershane, kültür merkezleri, üniversite gibi kurumlar oluşturulmuştur. Ayrıca cemaatin bu faaliyetlerini finanse etmek için kullandığı, yardım organizasyonlarını gerçekleştirdiği çeşitli vakıf ve dernekleri ile ticari faaliyet gösteren basın yayın kuruluşları, hastaneleri ve finans kurumları mevcuttur.

Hareket, çeşitli toplum kesimlerince Türkiye içi ve dışında, eğitime, Türk kültürünü tanıtmaya, dinler arası diyaloğa ve fakirlikle mücadeleye yaptığı katkılardan dolayı desteklenirken [47][48] başka kesimlerince de laiklik için bir tehlike olarak görülmesinin yanı sıra siyasî ve ekonomik bir güç haline gelmesi nedeniyle de eleştirilmektedir.

Gülen'in; çeşitli konuları ele alan çok sayıda kitap, makale, kaset, görüntülü video ve şiirleri mevcuttur. Eserleri başta İngilizceArapçaAlmancaİspanyolca ve Rusça olmak üzere değişik dillere çevrilmiştir.

Gülen hakkında birçok biyografi ve inceleme kitapları yayınlanmış ve yurt dışındaki çeşitli kurum ve üniversitelerde hakkında akademik konferanslar yapılmış ve bu konferanslarda 200'den fazla tebliğ sunulmuştur.

Fethullah Gülen'e ait olan Kırık Mızrap adlı şiir kitabından alınan 11 şiir; 2005 yılında Ahmet Özhan tarafından Hüzünlü Gurbet albümünde yorumlanmıştır. 2013 yılında ise aralarında Natacha Atlas , Bahroma, Ely Bruna gibi ünlü sanatçıların bulunduğu 12 sanatçı ona ait 12 şiiri İngilizce olarak Rise Up - Colours of Peace adlı albümde yorumlamıştır.

***

Kendisi Sünnî ve Kürt kökenli. CIA izin vermeden Türkiye'ye iadesi söz konusu bile olmaz. Şu aralar her tarafta bombalar patlıyor ve seri suikasttır olacağı rivayeti var.

***

Dilerim Sayın Cumhurbaşkanı bu konuda dirayetli davranır ve ülkemizin millî bütünlüğünü ve beraberliğini korumakta başarılı olur.

Mehmet Kerem Doksat - Tarabya - 23.08.2016

Etiketler: CIA PARALEL YAPI
54 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Ağabeyim, hocamız Prof. Dr. Savaş Kültür’ün vefatından dolayı çok üzgünüm; daha doğrusu tam mânâsıyla bir yas süreci yaşıyorum.

Savaş Kültür Hoca’nın 1973-1983 yılları arasından Ege Psikiyatri Kürsüsü’nde hocalığı ve insanlığıyla hepimize örnek oluşunu gördüm.

 ***

Atatürk Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği’ndeki başarılı çalışmalarını ve yetiştirdiği şu anda öğretim üyesi veya uzman olan onlarca talebesiyle yollarımız hep kesişti. Onları nasıl titizlikle yetiştirdiğine şahit oldum.

***

Psikodramalara katılırdı, benim fırsatım olmadı; belki de hastaları iyileştirdiğine pek ihtimal vermediğim için. Ama birlikte çok seyahat ettik ve pek çok kongreye katıldık.

Özel muayenehanecilik döneminde ne kadar etik ve düzgün bir hekimlik örneği gösterdiğini takdirle takip ettim. Adam gibi adamdı. Az ve öz konuşur, mizah yeteneğiyle hepimizi kahkahalara boğduğu zamanlar da olurdu.

***

Lizbon’da bir barda sabahlamıştık ve pek çok özel şeyi paylaşmıştık. Bunlar ebediyen aramızda kalacak; çok yönlü ve düzgün bir insandı. Bana epey şey anlatmıştı ve bunların çoğu geleceğimizle ilgili karamsar öngörülerdi…

***

Çok özel bir insandı. İyi insan, iyi hekim, dürüst, kararlı, çok iyi bir hoca ve örnek alınacak bir kişi olarak gönlümde hep ayrı bir yeri oldu. Psikiyatri camiasında, hem bilimsel hem de insani açıdan iz bırakan bir öncü benim için. Işıklar içinde uyusun. Ruhu şad olsun. Psikiyatri camiamız, sevgili karısı Yıldız Kültür, biricik oğlu Kerem ve bütün sevenlerine sabırlar diliyorum.

***

Psikiyatri camiasında bıraktığı izler asla unutulmayacak. Çok derin düşünceleri ve bilgece bir tavrı vardı.

*** 

Bir gün Ontario’da karşılıklı şarap içiyorduk ve keyfimiz çok yerindeydi. Gölün harikulade manzarasını seyredip Türkiye ve hekimlik hakkında konuşuyorduk.

 ***

Bana “Keremciğim, Türkiye’nin nereye gideceğini bilemiyorum ama uzun vadede olup bitecekleri hiç de iyi görmüyorum” demişti.

Oturup uçakların inip kalkışını ve havanın tertemiz olmasının keyfini paylaştık.

 ***

Eh, iki şişe şarap (hem de en iyisinden, çok iyi anlardı) içince hesap gelmesi beklenir, değil mi? Hayır, çünkü bir tatile gitmek ödülü bize nasip olmuş.

Meğer bedavadan Fransa’da bir haftalık hafta sonu tatili kazanmışız. Bastık kahkahayı…

 ***

İkimiz de erkek olduğumuz için, bu balayı hediyesine gitmemeye karar verdik ve epey güldük. Muzipçe “bak, bu keşke yeni evli bir çifte nasip olsa ne eğlenirlerdi” dedi.

Daha sonra yerimizden kalktık ve şurup gibi havayı akciğerlerimize çekip yürüyüş yaptık.

***

Türkiye Psikiyatri Derneği’nin kurucularındandı ve kelimenin tam anlamıyla adam gibi adamdı. Üniversiteden neden ayrıldığını ve sadece özel hekimliği niçin tercih ettiğini hiçbir zaman öğrenemedim.

Ne zaman İzmir’e gitsem içim burkulacak ve üzüleceğim.

Allah rahmet eylesin Savaş Ağabeyim ve aziz büyüğüm.

Sizi unutmayacak ve unutturmayacağız. Nitelikli insanlar ve hekimler çok azaldı artık! Bir daha kongrelerde veya toplantılarda karşı karşıya gelemeyeceğiz maalesef.

Allah rahmet eylesin Sevgili Ağabeyim ve Hocam.

*** 

Maalesef Yaşar Nuri Öztürk de vefat etti. TRT-1'de iştirak ettiğim son radyo programında da onu yad etmiştim. Aslında Deizm ile İslam'ı nasıl olup da aynı kefeye koyduğunu konuşacaktık ama nasip olmadı.


Nedense gırtlağımda bir yumru var…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 11 Ağustos 2016 Perşembe 

129 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

Şu aralar ülkemizde ve dünyada cereyan eden ve Dünya’nın yeniden şekillendirildiği bir dönemden geçiyoruz. Ülkemizde kan gövdeyi götürmekte ve resmen olmasa da, fiilen bölünmenin eşiğindeyiz. Tarih de bal gibi tekerrür ediyor.

Bu kitabı geçenlerde aldım. Noam Chomsky, yaşayan en büyük entelektüellerden birisi kuşkusuz. Sanıyorum filozof denmeyi de hak ediyor.

İnkılâp Kitabevi tarafından yayımlanmış. 4. Baskı, İngilizceden tercüme eden: Ömer Çifter. Röportajlar: David Barsamian, Derleyen: Arthur Naiman.

Okurken, ABD’nin dünyayı ve tabii ki bizi nasıl idare ettiğini hayret ve bazen de ibretle müşahede ettim, geniş bir özetini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Eski Ahit peygamberlerinden muadili (eşdeğeri) olan yazar, kendi ülkesinde de onurlandırılmayan bir peygamber olarak (bunlar benim değil, yatımcının sözleri) kabul ediliyormuş. Marks, Lenin, Shakespeare, Aristoteles, İncil (Yeni Ahit), Eflatun ve Sigismund Freud’dan sonra sekizinci sırada geliyormuş.

New York Times dergisi kendisinin yaşayan en büyük entellektüeli olduğunu gönülsüzce de olsa kabul ediyormuş, ancak bunu, siyasî görüşlerini beğenmeyerek yapıyormuş. Ülkesi haricinde büyük bir ilgi gördüğü gibi, dünyanın da en önemli toplum eleştirmeniymiş.  Başka ülkelerde bir medya yıldızı, ABD’nin neresinde konuşma yapsa salonlar dolup taşıyor ama -öte yandan- Amerikan televizyonlarına çok nadiren çıkıyormuş. Kabul edilebilir görüşlerinin olduğu yelpaze onu kapsamaktan çok uzak kalıyormuş.

HAYATI

Avram Noam Chomsky (7 Aralık 1928), Amerikalı aktivist, filolog (dilbilimci), mantıkçı siyasî eleştirmen, tarihçi ve yazar. 7 Aralık 1928’de Philadelphia, Pensilvanya’da dünyayı teşrif ediyor. Çoğu Amerikan Yahudi’si gibi Rus göçmeni William Chomsy’nin oğlu. Massacuthes Teknoloji Enstitüsü’nde dil bilimi profesörü. Kendi ismiyle adlandırdığı Chomsky Hiyerarşisi’ni geliştirmiştir. Dilbilimine olan katkısı Davranışçılık teorisinin eleştirisinde çok etkili olmuş. Ayrıca bilişsel bilimin popülaritesini artırmıştır.

Dilbilimsel çalışmalarının yanı sıra Kuzey Amerika’nın en önemli solcu politikacı entellektüellerinden biri sayılıyor. Vietnam Harbi’nden itibaren itibaren ABD’nin dış ve ekonomik politikalarında Dünya'ca tanınan katı bir eleştirmeni oluyor.

1992 yılında gerçekleşen Sanat ve İnsan Hakları Takdirnamesi’nde, 1980 ve 1992 yılları arasında Dünya'nın en çok alıntı yapılan yaşayan insanı seçiliyor.

Anarko-sendikalizm ve liberter sosyalizmle aynı hizada görülmekte ile liberter sosyalizm ile aynı hizada görmektedir ve Dünya Endüstri İşçileri Vakfı’nın bir üyesi.

Babası İbranice öğretmeniymiş ve Ortaçağ İbranice dil bilgisi üzerine hazırlanan bilimsel bir dergiyi çıkarmaktaymış. İlk eğitimini Philadephia’daki Oak Lane Country Day Okulu’nda ve Central Lisesi’nde almış. 

1940 ila 1945 seneleri arasında New York şehrinin anarşist-sosyalist Yahudi entellektüel cemaatinin çalışmalarıyla haşır neşir olmuş ve Arap-Yahudi işbirliğini gerçekleştirmek için çalışmak üzere İsrail’e göç etmeyi planlamış.

Eğitimine dil bilimi, matematik ve felsefe çalışacağı Pensilvanya Üniversitesi’nde devam etmiş. 1945-19550 yılları arasında Pensilvanya Üniversitesi  öğrencisiymiş ve dil bilimi öğrenimine başlamış.

Bu süre zarfında, Zellig Haris’inYapısal Dil Biliminin Yöntemi” adlı kitabının düzeltmeleri üzerine çalışmış ve onun siyaset üzerine görüşlerine karşı sempati duymaya başlamış. Radikal-deneyci bir filozof olan Nelson Goodman’ın da talebeliğini yapmış. 1951 yılında Goodman’ın Genç Araştırmacı Bursu önerisini kabul ederek Harvard Üniversitesi’ne gitmiş.

1953 yılında, Avrupa’ya seyahat etmiş. Bu gezi sırasında, yapısal dil biliminin işe yaramayacağına karar vermiş. Çünkü lisan oldukça soyut, doğuştan edinilen (İngilizce: generative) bir olguydu. Bundan sonraki çalışmalarının bu olgunun modellenmesi ile ilgili olması gerektiğine karar vermiş. 1955 yılında Pensilvanya Üniversitesi’nden doktora derecesini almış; ancak bu dereceyi elde etmesini sağlayan araştırmaların çoğunu 1951-1955 yılları arasında Harvard Üniversitesi’nde gerçekleştirmiş.

Doktora derecesini almasından bu yana Massacuthes Teknoloji Enstitüsü’nde çalışmaktaymış; şu anda Modern Diller ve Dil bilimi bölümündeki Ferrari P. Ward Başkanlığı görevinde bulunmaktaymış. Noam, 24 Aralık 1949’da (halen Harvard Üniversitesi’nde profesör olan) Carol Schatz ile evlenmiş. Çiftin iki kız ve bir erkek çocukları varmış.

Noam, şöhretini dil bilimi alanında kazanmış. Dilbilimin bazı tarihî ilkelerini İbranice uzmanı olan babası William’dan edinmiş. Aslında, yüksek lisans derecesi için gerçekleştirdiği ilk araştırmaları konuşulmakta olan modern İbranice hakkındaymış. Pek çok başarısının arasında en ünlü olanı, modern mantığa ve matematiksel temellere olan ilgisinden kaynaklanan üretici dil bilgisi (İng. generative grammar) üzerine olan çalışmalarıymış. Bunun sonucunda, bunu üretici dil bilgisini doğal lisanların tanımlamasına uygulamış.

Öğrenci olarak, Noam, Pennslyvania Üniversitesi dil bilimi profesörü olan Zellig Harris’ten oldukça etkilenmiş. Zellis’in siyasî görüşlerine olan sempatisi, onu dil bilimi alanında yüksek lisans eğitimi görmeye yönlendirmiş.

Her zaman siyaset ile ilgilenmiş ve onu dil bilimi alanına çeken şeyin siyaset olduğu söylenir. Sosyalizm ve anarşizme doğru olan siyasî eğilimi, kendi deyişiyle radikal New York Yahudi cemaatinden kaynaklanmaktaymış.

1965’ten beri ABD dış politikasının önde gelen eleştirmenlerinden birisi olmuş. Amerika’nın Vietnam’a karışmasına karşı öne sürülen en önemli argümanlardan kabul edilen Amerikan Gücü ve Yeni Mandarinler makalelerinden oluşan kitabını yayınlamış.

Chomsky, akademik alanda saygı görmüş ve pek çok defa onurlandırılmış. Londra Üniversitesi ve Chicago Üniversitesi tarafından Onursal Doktorluk ile ödüllendirilen Chomsky, aynı zamanda Dünya’nın birçok yerinde konferanslara davet edilmiş.

1967’de Berkeley'deki California Üniversitesi’nde Beckman Konferansı’nı vermiş. 1969'da ise Oxford Üniversitesi’nde John Locke Konferansı’nı ve Londra Üniversitesi'nde de Sherman Anma Konferası’nı vermiş.

Kasım 2005 ve Haziran 2008 tarihlerinde ABD’den Foreign Policy ve İngiltere’den Prospect dergilerinin internet üzerinden okuyucu anketleri ile oluşturduğu Dünya’nın ilk 100 entellektüeli listelerinde, 2005 yılında 1., 2008 yılında 11. sırada yer almıştır.

Chomsky 7 Aralık 1928’de William Chomsky ve Elsie Simonofsky’nin oğlu olarak Dünya'ya gelmiş. 1945 yılında Pensilvanya Üniversitesi’nde felsefe ve dil bilimi alanında eğitim almaya başlamıştır. Hocaları arasında önde gelen dil bilimciler Zellig S. Haris ve filozof Nelson Goodman’mış.

Chomsky’nin anarşist çalışmaları 1940’lı yıllardan sonra şekillenmeye başlamış. En önemlilerinden birisi İspanya İç Savaşı sırasındaki muhalif anarşist beyanlarıymış.

1950’li yılların başında birkaç yıl Harvard Üniversitesi’nde eğitim almıştır. 1955 yılında ise Pensilvanya Üniversitesi’nde dil bilimi alanında doktora unvanı elde etmiştir. ‘The Logical Structure of Linguistic Theory’ (Dilbilim Teorisinin Mantıksal Yapısı) isimli doktora çalışmasında düşünceleri geliştirmeye yönelik araştırmalar yapmıştır. Bunu 1957 yılında Linguistik alanında en çok tanınan kitabı ‘Syntactic Structures’da (Sentaktik Yapılar) belirtmiştir.

Doktorasından sonra asistan profesörlüğüne atanmıştır. 1961’den sonra Massaschuttes Teknoloji Enstitüsü, Dilbilimi ve Felsefe alanında ordinaryüs olmuş. Bu enstitüyü bitirenlerin çoğunun Ortadoğu’da kritik roller oynadığı hepimizin malumu…

1960’dan bu yana dil bilimi alanındaki çalışmaları Dünya’ca tanınmakta. Bununla birlikte bu alanda en önemli teorisyenlerden birisi olarak kabul edilmektedir. Noam Chomsky, 1949 yılından beri Dilbilimci Carol Chomsky ile evliymiş.

***

Noam Chomsky’nin Dil Bilimine Akademik Etkileri

Noam Chomsky tabii lisanları anlamlarına göre kategorize etmiştir. Kategorize etme eylemini, özel dil ifadelerini meta dil yardımı ile adlandırarak yapmıştır. Meta dilden ayrılarak gelişen gramer sınıfları bir hiyerarşide bölümlere ayrılabilir; bu, günümüzde Chomsky Hiyerarşisi olarak adlandırılır. Chomsky’nin bu çalışmaları dil biliminin temel yapı taşlarını oluşturur. Resmî diller ve Chomsky Hiyerarşisi bilişim evresinde, özellikle Karmaşa Teorisi ve derleyici yapıların oluşumunda, önemli bir rol oynamıştır. Steven Pinker gibi modern araştırmacılar Chomsky’nin yöntemleri üzerine kendi çalışmalarını yürütmüşlerdir.

Alan Turing’inçalışmalarıyla beraber tabii dillerin matematiksel bir bakış açısıyla ulaşılabilir olduğu yapısal bir alan ve biçimlendirme yöntemi meydana getirilirken makine tercümesi esas itibariyle mümkün kılınmıştır.

Doğal dillerin matematiksel olarak formüllendirilmesi işlemi, Bilgisayar Dilbilimi adı altında oluşan yeni araştırma alanının ortaya çıkmasını sağlayan Chomsky, tabii dillerin matematiksel yollarla tanımlandığı teorileri ile Turing’in üretici dönüşümlü gramer teorisinin eksiksiz oluşunun kanıtlanmasından sonra dil bilimciler tarafından eleştirilere maruz kalmış ve bilişsel olarak benimsenmiş.

Eleştirilere maruz kalan Chomsky, sözde engellerle kendi dil bilgisi özelliklerini sınırlandırmış. Bu ve Goverment, Binding ve Minimalist Program gibi sonraki gramer teorileri, gerçi kusursuz olarak formüllendirilmemiştir ve birleşmeye dayalı LFG (Lexical Functional Gramer) ve HPSG (Head-Driven Phrase Structure Gramer) teorilerinin yanında Bilgisayar Dilbilimi için hâlâ ikinci derece rol oynamakta.

Noam Chomsky 1965 yılından bu yana Amerika’nın dış politikasını ağır bir şekilde eleştiren sol eğilimli muhaliflerin başında geliyor. Amerika’nın dış politikası üzerine yaptığı konuşma kayıtları hem kitap hem CD olarak çoğaltılmıştır. Bunlardan birisi ‘Label Alternative Tentacles von Jello Biafra’dır.

Chomsky, Edward S. Herman ile birlikte kitle iletişim araçları vasıtasıyla Kapitalist ortamı haberlerle biçimlendirerek, yönetim ve üst tabakanın onları önemsemesinde rol oynayan propaganda modeli üzerine çalışmıştır.

Dilbilimine Olan Katkıları

Chomsky’nin ilk kitabı ‘Syntactic Structures’, onun doktora çalışması olan Logical Structure of Linguistic Theory’nin kısaltılmış, yeniden düzenlenmiş bir özetidir. Bu kitapta Chomsky dönüşümsel gramer teorisini okuyucusuna takdim etmiştir. Bu teoride anlam ifadelerini (kelime, cümle grubu ve cümlelerin) kullanmıştır ve bu ifadelerin yüzeysel metinlerde kurduğu bağlantının, metinlerde soyutsal anlam derinliği yarattığını belirtmiştir (yüzeysel ve anlamsal derinlik yapıları arasındaki açık olarak görünen fark bugün şimdiki benzer teorilerde artık kullanılmamaktadır). Kuralları yapılandırırken, ifadelerin oluşumu ve yorumlanması, deyim yapılarının oluşumunda etki sağlar. Dolayısıyla sonu belli dilbilgisel kurallarla ve sözcüklerle sınırsız sayıda, önceden hiç söylenmemiş cümlecikler oluşturulabilinir. Cümleleri bu şekilde oluşturma yeteneği insanoğlunun doğuştan gelen bir yeteneğidir ve insanoğlunun genetik yapısının belli bir kısmıdır. Bunu da Chomsky ‘Evrensel Dilbilgisi’ olarak adlandırmıştır. Bu bizim biyolojik ve bilişsel bir özelliğimizdir ve bu özelliğimizden tam olarak haberdar değilizdir ve çok azımız bu özelliği bilir.

Chomsky’nin teorileri farklı alanlarda köklü bir şekilde kullanılmıştır. Bâzı yayınları:

1981 Goverment & Bindung (GB)

1992 Minimalistisches Program (MP)

1994 Bare Phrase Structure (BPS)

2001 Derivation By Phase (DBP)

Chomsky’nin 1990’lı yılların başından bu yana yaptığı güncel teorilerden en fazla kullanılan, talep edilen teori ‘Evrensel Dilbilgisi’dir).

Dilbilgisel esaslar dillerde belirlenir ve doğuştan gelen bir yetenekle parametreler vasıtasıyla beyinde kategorize edilir. Bu parametrelere bağlı olarak diller dilbilgisel niteliklerini gösterir ki bunlar artık ek olarak öğrenilmez.

Chomsky’nin çocukların dil öğrenimi ile ilgili araştırmaları da vardır. Bir dil öğrenmeye başlayan bir çocuk, öncelikle dilin sözcüksel yapılarını ve morfemlerini (sentaksla eş anlamlı, anlamlı en küçük lisan parçası) edinir.

Bu noktada bir katkım olacak: Bir evrim-bilimci olarak biliyorum ki bütün bebekler doğuşta aynı fonemlerden oluşan basit bir lisan konuşurlar. Bu sonradan memetik (kültürel) mutasyonla diğer lisanlara doğru evrimleşiyor. Yani unutulan Arketipal lisan epigenetik dönemlerde, tıpkı muazzam bir bilgisayarın donanımına yapılan ek yazılımlarla, yeniden hatırlanarak inkişaf ediyor. Bir nev’î anamnesis

Chomsky’nin yaklaşımları birden çok gözlemlerle beslenmiştir. Ona hayret verici gelen, çocukların dil öğrenme hızıdır. Devamında, Dünya'nın her yerinde çocukların benzer bir şekilde dil öğrendiğini fark etmiştir. Buna bağlı olarak da yine Dünya’nın her yerinde çocukların dil öğrenirken benzer hatalar yaptığını tespit etmiştir.

Chomsky’nin düşünceleri çocuk lisanları üzerine araştırma yapan alanlarda çok büyük bir etkiye sahiptir. Yine bu alanda araştırma yapan bilim insanlarını her ne kadar bazen zıt düşünceler olsa da etkilemiştir.

Üretici Gramer

Chomsky’nin genellikle üretici gramer olarak adlandırılan sözdizimi teorisi, özellikle Amerika Birleşik Devletleri dışında yer alan bilim insanları tarafından tartışılmıştır Chomsky’nin sözdizimsel analizleri son derece soyut ifadelerdir. Bu analizler somut dillerdeki dilbilgisel olan ve olmayan modellerin sınırlarının özenli bir şekilde incelenmesine dayanır. Bunun gibi dilbilgisel hükümler ana lisan konuşucusunda bulunur. Dolayısıyla dil bilimciler ana lisan üzerine yoğunlaşır veya Dünya’da akıcı bir şekilde hüküm süren İngilizce, Fransızca, Almanca, Hollandaca, İtalyanca, Japonca veya Çince gibi lisanlara odaklanırlar. Bazen üretici dil analizleri bir lisan üzerine uygulandığında ve önceden üzerinde çalışılmamışsa, beklenildiğinin tam tersine başarısızlıkla sonuçlanabilir. Yeni bir lisan araştırılırken, Üretici Gramer’in taslağı üzerinde sayısız düzeltmeler yapılabilinir.

Evrensel lisana yönelik (bütün dillerde olan ifadeler) talepler zamanla artmaktadır. Örneğin 1990’lı yıllarda Kayne’nin büyün lisanlarda ortak özne, fiil, nesne düzeninin olması önerisi, 1960’lı yıllarda akla uygun olmayan bir öneriydi. İşlevsel – tipolojik anlayış veya lisan tipolojilerine yönelik görüşler, lisanların çeşitliliğine yönelik araştırmaların odak noktası olmuştur.

Chomsky’nin başlangıcını sağladığı bu teori zamanla yeni araştırmalarla genişletilerek bu metodu takip etmek için ana lisanda araştırmalar yapılmış ve zamanla kullanılan dillerde imgeler bulunmuştur.

Chomsky Hiyerarşisi

Chomsky her ne kadar insan lisanlarını anlamada anahtar kişi olarak görünse de, aslında biçimsel lisanlar üzerindeki çalışmalarıyla tanınmıştır. Onun hiyerarşisi, biçimsel dil bilgisinde oluşan ifade güçlüklerini kategorize eder. Her sınıf, biçimsel dillerde söz öbekleriyle başka cümlecikler oluşturabilir.Chomsky, hiyerarşisinde dilin bazı yönlerinin sınıflandırılması için daha zorlayıcı ve karmaşık gramer yapılarının olması gerektiğini savunmuştur.

Mesela düzenli bir dil, İngilizce morfolojisini (şeklini) tanımlayabiliyorken, İngilizce söz dizimini tanımlamakta yetersiz kalmıştır.

Chomsky Hiyerarşisi dil biliminde teorik bilgiler sağlaması yönünden ön plana çıkması ile beraber şekil benzerliği ve dil bilimindeki bu tür konularla ilgili bilgisayar teorilerinde de büyük önem taşır.

Chomsky’nin Dil Bilimi Teorilerine Karşı Oluşan Görüşler

Chomsky, linguistik alanında görüşleriyle en gözde teorisyen olmasına rağmen, bu alanda yaptığı araştırmalar ve görüşleri ile sürekli eleştiri almıştır. Chomsky’nin görüşlerine alternatif olarak önde gelen dil bilimciler George Lakoff ve Mark Johnson’dur.

Bu iki dil bilimcinin bilişsel dilbilimsel çalışmaları, Chomsky’nin öncülüğünü yaptığı teorilerin ilerlemesinde önemli rol oynamıştır, ancak bazı çizgilerde belirgin bir şekilde Chomsky’nin görüşlerinden uzak kalmıştır. Lakoff ve Johnson özellikle Chomsky’nin teorilerindeki yeni Kartezyenci eklemeleri reddetmişlerdir ve teorilerde ne kadar algı sunulmuşsa da Chomsky’nin tarafında bulunmamayı tercih etmişlerdir.

Konnektivistler (muhalifleri), psikoloji alanında Chomsky’nin teorilerine karşılık olarak yeni fikir hareketleri başlatmışlardır. Ludwig Wittgenstein, Saul Kripke gibi filozoflar Chomsky’nin hümanist idraklere yönelik görüşlerini yalanlamışlar ve bazı kesimleri olumsuz yönde etkilemişlerdir.

Buna benzer olarak filozoflar Chomsky’nin soyut, akılcı görüşlerini görüngüsel, var oluşçu ve yapısal terimlerle kabul etmemişlerdir. Chomsky’e karşı oluşturulan zıt kutupların başında Hubert Dreyfus’dur. Dreyfus yapay zekâ kavramına karşı bitmez tükenmez eleştirileri ile tanınır.

Chomsky’nin Psikolojiye Katkıları

Chomsky’nin dilbilimsel eserleri 20. Yüzyıl’da psikoloji alanındaki gelişmeleri de etkilemiştir. Evrensel Dilbilgisi teorisi, yaşadığı dönemdeki davranışçı teorilere karşı meydan okuma olarak ve çocukların lisanı öğrenme evresi, lisana karşı olan yetisini anlamaya yönelik bir teori olarak kabul edilmiştir.

1959 yılında B. F. Skinner’in kitabı olan Verbal Behaviour’a karşılık bir kitap yazmış ve görüşlerini ortaya koymuştur. Bu kitapta önde gelen davranış bilimcilerden ve linguistik davranışlardan bahsedilmektedir.

Chomsky’nin, Skinner’in çalışmalarına yönelik eleştirileri psikolojide bilişsel olarak bir dönüm noktası olmuştur. Kitabı ‘Cartesianische Linguistik’te (Kartezyenci Linguistik) ve sonraki çalışmalarında Chomsky insanların lisan yetisini anlamaya ve geliştirmeye yönelik çalışmalar yapmış ve bu çalışmalar psikolojinin diğer alanlarında model olarak kullanılmış, geliştirilmiştir. Günümüzde kullanılan çoğu kavram Chomsky’nin öncülüğü sayesinde elde edilmiştir.

Öncelikle burada üç ayrı çekirdek düşünce vardır:

-Birincisinde, Chomsky, aklın bilişsel olduğunu ileri sürmektedir. Bu demek oluyor ki zihinsel durumlar, örneğin kanaat ve şüphe gibi duygular içermektedir. Chomsky’nin görüşünden önce ortaya konulan teorilerde bu tür düşünceler tartışmalarla reddedilmişti. Sebep, etki ve ilişki bağlamında bu tür düşüncelerin boşuna olduğu belirtildi. Örneğin “sen bana X isteyip istemediğimi sorarsan, ben sana Y söyleyeceğim” diyerek bunu somutlaştırmıştır. Burada Chomsky eylemlerin inanç ve bilinçsizlikle yapılmasından çok aklı anlamanın önemine dikkat çekmiştir.

-İkincisinde ise Chomsky zamanla gelişen aklın büyük bir kısmının doğuştan gelen bir yetiyle donanımlı olduğunu savunmaktadır. Hiçbir bebek dil bilerek Dünya’ya gelmemiştir, ancak doğuştan gelen bir dil öğrenme yetisiyle doğar ve zamanla bu yeti birkaç dil öğrenme seviyesine yükselir.

Chomsky’nin fikirlerinin burası hâlâ çok tartışma götürür.

Dilbiliminde Chomsky’nin bu tezleri dilbilimsel zekâ olarak da tanımlanır. Psikologlar sonradan bu tezleri dilin farklı alanlarında uygulamaya koymuşlar ve geliştirmişlerdir.

Harvard Üniversitesi’nde psikolog olan Marc Hauser, Chomsky’nin görüşlerini temel alarak insanın dil güdüsüyle beraber benzer olarak ruh güdüsünü de doğuştan kazandığını iddia etmiştir. Yeni doğan birinin aklı bugün tanımlanamaz bir yapraktan başka bir şey değildir.

Chomsky ve onun görüşlerini benimseyen, takip eden bilim insanları uzun bir süre deneye dayalı tezler aracılığıyla ortaya konulan görüşleri reddetmişlerdir. ‘Önceden anlam da olmayan şeyin akılda da olmadığını’ ileri süren tezler insanların doğumdan sonra işlenmemiş bir beyne sahip olduklarını ileri sürmektedir.Son olarak Chomsky birimsellik kavramından aklın bilişsel mimarisi üzerine bâzı kesin şemalar geliştirmiştir. Aklın özel yanılgı sistemleri yığıntılarından bir araya geldiğini savunmuştur. Bu tanımla Chomsky beyindeki her bilginin farklı bilişsel işlemlerle geri geldiğini savunan eski görüşlerden farkını ortaya koymuştur.

Chomsky’nin Siyasî Profili

1960’lı yıllardan itibaren Chomsky Dünya politikalarındaki görüşlerini açıkça ifade etmeye ve yazıya dökmeye başladı. 1964 yılında ilk olarak ABD’nin Vietnam’daki müdahalesine karşı çıkarak politik görüşlerini belirtti. 1969 yılında Vietnam Savaşı’na karşı oluşumların yapılanmasında etkili olan bir yazı dizisi olan derleme şeklindeki kitabı ‘Amerika und die neuen Mandarine’yi (Amerika ve Yeni Mandarin) yayımladı. Bununla beraber Chomsky’nin savaşlara ve Amerika’nın dış politikasına olan karşıt tutumu Küba’da, Haiti’de, Nikaragua’da, Arap – İsrail çatışmalarında, Körfez ve Kosova Savaşları’nda yapılan kıyımı, insan haksızlığı durumunu gözler önüne serdi. Bu tutum ayrıca küreselleşmeye ve yeni oluşan liberalleşme akımlarına da karşı çıkmıştır.

Chomsky bugün dil bilimindeki inkâr edilemez katkılarıyla beraber Amerika’nın dış politikalarında zamanın en önemli muhaliflerinden birisidir ve haksız politik düzenlemelere ve medyanın, yönetimi destekleyen tutumuna her daim karşı çıkmıştır.

Chomsky, kendisinin kişisel görevini aydınlanma ve klasik Liberalizmden kökenini alan geleneksel anarşist olarak tanımlar. Anarşist sendikalarına ve işçi haklarını önemseyen ‘Dünya'nın Endüstri İşçileri’ sendikalarına eğilim göstermiştir ve bu işçi sendikasının bir üyesidir.

Saygın kişilere verdiği ödülleriyle adını duyuran New york Times Book Review’de Chomsky bir kere “Günümüzün önemli entellektüeli’ seçildi.

Noam Chomsky bununla ilgili bir konuşma yaptı: “Alıntı bir yayınevi tarafından yayınlandı, tabii ki insan çok iyi bir şekilde okumalı” der ve sözlerine şöyle devam eder: “Eğer bu çöküntü durumu olmasaydı, insan Amerika’nın dış politikaları ile ilgili saçmalıklar hakkında nasıl yazabilirdi”? Bu eklemeleri kimse asla alıntı yapmaz, ama dürüst olmak gerekirse: ‘O olmasaydı inanıyorum ki yanlış bir şeyler yapardım.’

Chomsky politik yazılarından dolayı ‘Dünya'nın en fazla alıntı yapılan bireyi’ olarak kabul edilmektedir. Ayrıca Dünya üzerindeki kutuplaşma ve küreselleşmelere yönelik eleştirileri ile öncü bir düşünür sayılmaktadır.

Diğer eleştirmenler siyah ve beyaz renklerin oluşturduğu ve baskıların olduğu bir Dünya resmî çizdiği için Chomsky’i acımasız bir şekilde suçlamışlardır. Onlar Amerika ve İsrail’in haksız yere barışı sağladığını öne sürmüşlerdir. Ancak Chomsky her zaman Amerika ve İsrail’in Dünya’ya adalet ve barışı tam olarak sağlamadığını savunmuştur.

2001 yılında Chomsky Dünya’ca bilinen grup olan Rage Against the Machine ile politika konusunda Meksika’da bir röportaj yaptı. Bu röportajın kayıtları Konzert The Battle of Mexico’da DVD ve VHS formatında yayınlandı.

2008 yılında ise Chomsky seçimlerde yeşillerin başkan adayı Ralph Nader’i destekledi. Ayrıca Barack Obama’yı desteklemeyen kesimlerdeki insanları John Mccain’e karşıBarack Obama’ya oy vermeleri için yöneltme çalışmaları yaptı. Tabii ki Chomsky bu davranışları ile anarşist kesimden büyük bir tepki aldı.

Ayrıca, Chomsky, İran ve Türkiye'de Kürt ayrılıkçılığını destekliyor ve üzerinde duruyor.

Chomsky, Türkiye’nin Güneydoğu illerinde süregelen sokağa çıkma yasaklarının ve şiddetin bir an önce son bulmasını talep eden akademisyen ve araştırmacılardan oluşan bir inisiyatif olan Barış İçin Akademisyenler inisiyatifinin bildirisine imza atan 1128 akademisyen arasındadır.

Faurisson Tartışması

1980’li yılların başında Fransa’da bir tartışma ortamı doğdu. Sebep olarak Chomsky’nin 1978 yılında gerçekleşen Yahudi soykırımı ve Fransız edebiyat profesörü Robert Faurisson’nun konuşma özgürlüğünün savunmasını talep etmesi ile ilgili 1979 Sonbaharında Serge Thion’dan gerekçe istemesi görülmektedir. Faurisson 1978 ve 1979 yılında Le Monde’de soykırımda kullanılan gaz ocaklarının varlığını inkâr eden makaleler yayınlamıştı.

Sonrasında iftira ve yabancı ırklara duyulan nefrete çağrı niteliğindeki yazılarından dolayı üç aylık bir cezaya çarptırıldı ve 21.000 Frank değerinde para cezasına mahkûm edildi.

Yahudi soyundan gelen Chomsky, soykırım ile ilgili görüşleri Faurisson’un görüşleri ile zıt olmasına ve Faurisson’un Yahudi düşmanı ve Neonazi olduğunu bilmesine rağmen onun, konuşma özgürlüğü için çaba sarf ettiğini biliyordu. Sonradan Chomsky şunu fark etti ki insan özgür demeçler için bazen ‘en çirkin düşünceler’ için çaba sarf edebilir ve bu yüzyıllık eski bir prensiptir. Aşağıda da kitabından bu düşünce ile ilgili küçük bir kesit verilmiştir.

“Yıllardır, hatta yüzyıllardır, özellikle de söz konusu olan, korkunç fikirler ise, düşüncenin özgürce ifade hakkının hiç şaşmadan sürekli savunulması bir zorunluluktur; özgür ifade hakkını, bunu hiç aramayanlar adına savunmak oldukça kolaydır”.

Chomsky bu cümleleri konuşma özgürlüğü ile ilgili metinlerinde kullanmıştır. Kitabı için önsöz olarak kullanacak herkese serbest kullanım iznini vermiştir. Bu tutumu yeni sansasyonlar yaratmıştır ve Faurisson tarafından kınamalar almıştır. Ayrıca tarihçi Pierre Vidal- Naquet ek olarak Chomsky’i suçlamıştır. Beraberinde Faurisson’u da Chomsky’nin iddialarına saygısız bir şekilde cevap verdiği için suçlamıştır.

Chomsky'nin Almanya’da Kabul Görmesi

Chomsky’nin devletlerarasında olup biten çekişmeler üzerine yazdığı politik yazıları Almanya’da ilk olarak Suhrkamp Yayınları’nda yayınlanmıştır; ancak Chomsky’nin yazıları 1980’li yıllardan itibaren orada bir daha yayınlanmamıştır. Chomsky, 1990’lı yılların sonlarına doğru tekrardan ortaya çıkmak için Almanya’da politika eleştirmeni olarak baskın kültürün ufkundan tamamen ortadan kaybolmuştur. Chomsky, Amerika’da da Avrupa ile kıyaslanabilinir şekilde kabul görmüştür. Küreselleşmeye karşıt hareketleriyle tekrar medyada ilgi çekene ve kitapları bütün Avrupa’da yayımlanana kadar Schwarzer Faden, Dinge Der Zeit gibi bâzı küçük sol gazetelerde yazılar yazmıştır.

Chomsky’nin Dilbilimsel Çalışmaları, özellikle Cartesian dilindeki Wilhelm von Humboldt’a Çağrısı, yayımlanmasının hemen ardından felsefî ve tarihî otoritelerden yoğun eleştiri almıştır.

Chomsky, Dilbilimi çalışmaları ve Amerika’nın dış politikaları üzerine sergilediği muhalif görüşlerin yanı sıra Türkiye’de yayınlanan ve toplatılan “Amerikan Müdahaleciliği” isimli kitabından dolayı Türkiye ile yakın temaslarda bulunarak seminerler vermiştir.

KİTAP

ABD’nin tarihine 2. Dünya Savaşı’ndan sonra bakmış Chomsky.

Endüstri alanındaki rakiplerimizin çoğu savaş sebebiyle son derecede zayıf düşmüş veya tamamen mahvolmuşken, ABD savaştan çok büyük fayda sağladı. Ulusal sınırlarımız içinde hiçbir saldırıya uğramadık ama Amerikan üretimi üç katına ulaştı. Dünya zenginliğinin %50’sine sahip olduk ve okyanusun her iki tarafına da hâkimdik.

Tavizsizliğin en uç noktasında 68. Ulusal Güvenlik Konseyi Muhtırası gibi belgeler ortaya çıktı.

1949’da Doğu Avrupa’daki casusluğu, Doğu Cephesi’nde Nazi askerî istihbaratının başında bulunan Reinard Gehlen’in yönettiği bir şebekeye devredilmişti.

Bu operasyonlarda, Hitler tarafından kurulmuş olan 1950’lerin ilk seneleri boyunca Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa içerisinde faaliyet göstermeye devam eden ordulara savaş maddesi ve askerî mâlzeme sağlamayı amaçlayan, ABD-Nazi himayesinde bir “gizli ordu” da bulunuyordu.

Kennan en zeki ve aklı başında ABD’li planlamacılardan biriydi ve savaş sonrası dünyanın şekillendirilmesinde önemli bir rol oynuyordu.

Dünya zenginliğinin yaklaşık %50’sine fakat nüfusunun sadece %6.3’üne sahibiz. İnsan hakları, hayat standartlarının yükseltilmesi ve demokratikleşme gibi belirsiz ve gerçekdışı hedefler üzerine konuşmayı bırakmalıyız. Doğrudan güç kavramları üzerinden iş yapacağımız günler çok uzak değil. O günler geldiğinde idealistçe sloganlara ne kadar az takılırsak o kadar iyi olur.

1950’de Latin Amerika büyükelçileri için verilen bir brifingde Kennan, hammaddelerimizi (yani Latin Amerika’nın hammaddelerini korumak) olması gerektiğini söyledi. Hükumetin, halkın refahına karşı doğrudan sorumlu olduğu fikri”.

Bu fikri savunanların gerçek siyasî görüşleri ne olursa olsun, Amerikalı planlamacılar bunlara komünizm diyorlar.

Wilson diğer yaptıklarının yanında, Haiti’ye ve Dominik Cumhuriyeti’ne giderek de düşünceleri doğrultusunda hareket etmiş oldu. Wilson’un askerleri bu ülkelerde cinayetler işleyip yıkımlar yaptılar. Siyasi düzeni yerle bir ettiler. ABD’li şirketlere hâkimiyet vererek gaddar ve yozlaşmış diktatörlüklere zemin hazırladılar.

Büyük Alan

2. Dünya Savaşı sırasında, Dışişleri Bakanlığı ve Dış İlişkiler Konseyi araştırma grupları, “Büyük Alan” dedikleri savaş sonrası dünya için planlar geliştirdiler. Amerikan ekonomisinin ihtiyaçlarına tâbi kılınacak bir alandı bu.

Yeni Dünya Düzeninin her kısmına özel bir işlev yüklenmişti. Sanayi ülkelerinde, savaş sırasında hünerlerini göstermiş ve şimdi de ABD’nin gözetiminde çalışacak “büyük atölyeler” –Almanya ve Japonya- rehber olacaktı.

Benimsenen yöntem askerî harcama oldu. Serbest ticaret, iktisat bölümleri ve gazete başyazıları için bir devlet desteği düzenlemekti. ABD ekonomisinin beynelmilel rekabete girebilen kısımları en başta devleti malî desteğine dayananlardır. Mesela sermaye ağırlıklı tarım (tarımsal işletme) ileri teknoloji, tıbbî mamuller, biyo-teknoloji vs.

Eğer bir şey pazarlanabilirse özel sektör onu alıyor ve özel kâr sistemi serbest girişim dene şey oluyordu.

Geleneksel Düzeni Geri Getirmek

İşletmenin baskın, işin bölünmüş ve zayıflatılmış olduğu, kalkınma yükünün doğrudan doğruya işçi sınıfının ve fakirlerin omuzlarına yüklendiği geleneksel sağcı düzen geri kazanılmalıydı.

Bunun önündeki başlıca engel antifaşist direnişti. Biz de bütün dünyada bu direnişi bastırdık ve çoğu kez yerlerine faşistleri ve Nazi işbirlikçileri yerleştirdik. Bunun için bazen aşrı şiddet uygulamak gerekti, fakat başka zamanlarda aynı şey seçimleri altüst etmek ve son derecede ihtiyaç duyulan gıdaları da elde tutmak gibi daha yumuşak tedbirlerle yapıldı; bundan pek az bahsedilir.

328 kez okundu
0

Önce Nobel Edebiyat Ödülü konusunda bir ilke imza atan beynelmilel yazarımız Orhan Pamuk’u bir tanıtayım. Ben kendisini Nişantaşı’ndaki Hünkâr Lokantasında gördüm. Pek arkadaşı veya dostu olmayan, münzevî bir adam izlenimi bırakmıştı. Anlayabildiğim kadarıyla ya Yahudi ya da Sabetayist bir aileden geliyor.

Bunun bence hiçbir mahzuru olmadığı gibi, memnun da ediyor çünkü son dönemde böyle muharrirler de, vatandaşlarımız da çok azaldı. Gerek Sabetayistler, gerekse Yahudiler arasında artan bir yurtdışına gitme eğilimi başladı ve çok üzülüyorum. Bu gruplar kültürü taşımayı en iyi bilenler arasındadır. Genellikle de duygularını bastırır ve gülümserler. Birlerce senenin göçebeliğinin ve uğradıkları korkunç soykırımın getirdiği adaptasyonlardır bunlar. Rahşan Ecevit de Sabetayisttir; bir de şu meşhur affı Merhum Bülent Bey’e yaptırtmasaydı!

***

İyi de, Orhan Pamuk’un sonuçlarını gayetle öngörerek, alacağı tepkileri ağzının suları akarak bildiği dikkat çekme maksatlı cümlesi: “Türkiye’de 30.000 Kürt öldürüldü 1 milyon da Ermeni” şeklindedir. Ne gerek vardı kardeşim buna? Bal gibi yalan bu!

Daha önce de caminin şerefesine “balkon”, müezzinin ezan okumasına “zaman”… diyerek ahbabım Prof. Dr. İlber Ortaylı tarafından kendi kültürüne aşina olmadığı tespit edilmişti. Vakit ve zaman farkını müdrik değil herhalde ki aslında Amerikanca düşünüp, pek de doğru olmayan bir Türkçe ile yazıyor. İslam konusundaki birikimi yetersiz... Hâlbuki piyasada İncil de, Kur’ân mealleri de, Tevrat da mevcut. Herhalde pek okumadan, daha çok yazmayı seviyor.

Bu tür tavırlar sergilemeye, “aydınım elitistim, süper yazar, acayip iyi okurum ve yazarım” şeklindeki tarzının kişisel bekası açısından devam da edeceği kesin. Çok yazıyor ve kitapları da bol bol satıyor.

***

Geçenlerde Avrupa ülkelerine, “insan hakları ihlalleri konusunda Türkiye’ye karşı daha sert tavır almaları” çağrısında bulunmuş. Türkiye’de düşünce ve basın özgürlüğüne yönelik baskıların endişe verici olduğunu belirten Pamuk, “kendim için değil ama ülkem için, laik arkadaşlarım için korkuyorum” demiş.

Hollanda Televizyonu’nda yayınlanan “Nieuwsuur” (Haber Saati) adlı programı, kitabı “Kafamda Bir Tuhaflık” üzerine Orhan Pamuk ile bir söyleşi gerçekleştirmiş.

İstanbul’daki bir bozacının öyküsünü anlatan kitabın kahramanı Mevlüt, “ben sadece bozacıyım. Politika okumuş insanların işi. Politikaya karışmam” diyormuş. O eserini henüz okuyamadım ama Türkçeye de iyi derecede vâkıf olmama rağmen, ben bu büyük yazarımızın ne dediğini hiçbir zaman tam anlayamadım!

Basın Özgürlüğü

Pamuk ise kahramanı Mevlüt’ün aksine ülkedeki politikaya ilişkin kaygılarını ve görüşlerini paylaşmış.

Ünlü yazar, Türkiye’de basın özgürlüğüne yönelik baskılara ilişkin gelişmelerin endişe verici olduğunu söylemiş. Türkiye’deki gazetecilerin korku içinde olduğunu söyleyen Pamuk’a göre, özellikle hükumeti eleştirenler işten çıkarılıyor, tehdit ediliyor ve gazeteleri kapatılıyor.

Son yıllarda İslamcı hükumetimiz Liberal yüzünü kaybediyor” diyen Nobel ödüllü yazar, hükumetin giderek otoriter ve baskıcı hâle geldiğini, gazetecileri hapse attığını ve gazeteleri yasakladığını söylemiş.

***

Laik Türkler İçin Korkuyorum

Pamuk, Türkiye’nin geleceğine ilişkin endişelerini şu sözlerle dile getirmiş:

“Kendim için korkmuyorum, ülkem için korkuyorum. Arkadaşlarım için korkuyorum, laik, kültürlü Avrupa yanlısı Türkler için korkuyorum” diyor. Ünlü yazar, Türkiye’deki demokrasi geleceği konusundaki kaygılarına Avrupa’nın destek çıkacağını ümit ediyormuş. Pamuk, AB liderlerine bu konuda kendisine destek olmalarını ve Türkiye’deki demokrasinin onları da ilgilendirdiğini söylemeleri çağrısında bulunmuş. Avrupalı liderlerin insan hakları ve basın özgürlüğü konusunda Türkiye’yi uyarmaları gerektiğine de işaret etmiş.

Mülteci Krizi

Bu sebeple Almanya Başbakanı Angele Merkel ve diğer Avrupalı liderlerin sadece mülteci sorununu değil, Türkiye’deki demokrasi ile ilgili sorunları da dile getirmeleri gerektiğini vurgulamış. Avrupa Birliği’nin mülteci krizini ele alış biçimini de eleştirmiş.

Avrupa’nın kendi etrafında duvarlar örerek, kendi değer yargılarını aşındırdığını savunmuş. Türkiye’nin bu konudaki tutumundan da övgüyle söz ederek, “bu noktada hükumeti hiçbir konuda suçlayamam. Türkiye’nin mültecilere yaklaşımı her türlü övgüyü hak ediyor” demiş.

İşte bu sözler “ne şiş yansın ne de kebap” nevinden değil mi?

Her taraf Suriyeli ve Arap dolu… Suriyeliler aç bî-ilaç, dileniyor ve fuhuş yapıyorlar. Araplara ise en güzel yerler, mekânlar âdeta hediye ediliyor.

***

7 Haziran 1952 doğumlu Orhan Pamuk, tam ismi ile Ferit Orhan Pamuk 2006 senesinde Nobel Ödülünü kazanan en genç kişilerden birisi. Ailesi Kafkas göçü ile Gördes Manisa’ya yerleşmişler. Daha sonrasında ailesiyle Gördes’ten İzmir’e gitmişlerdir. Orhan Pamuk İstanbul’da Nişantaşı semtinde dünyaya gelmiş.

***

Ferit Orhan Pamuk (Haziran 1952, İstanbul) birçok başka edebiyat ödülünün yanı sıra 2006 yılında Nobel Edebiyat kazanarak bu ödülü alan en genç kişilerden biri olmuş. Kitapları altmış üç dile tercüme edilmiş, yüzü aşkın ülkede yayımlanmış ve 13 milyon baskı yaptı. 2006 yılında TIME dergisi tarafından dünyanın en etkili kişisinden biri seçilen Pamuk, Nobel ödülünü alan ilk Türk vatandaşıdır. Yani hiç tahsili olmayan Fethullah Gülen ve onun tahsilli müridesi Elif Şafak kadar etkili bir insan!

Orhan Pamuk, bir süre Taraf gazetesinde makaleler de yazmıştır.

Hayatı

Yazarlığa 1974 yılında başlamış. 1979 yılında ilk romanı olan Karanlık ve Işık ile katıldığı Milliyet Roman Yarışmasında birincilik ödülünü Mehmet Eroğlu ile paylaşmış. Bu romanı 1982 yılında Cevdet Bey ve Oğulları adıyla yayımlanmış. 1983 yılında bu kitapla Orhan Kemal Roman Ödülüne layık görülmüş.

Pamuk’un daha sonra yazdığı kitaplar da çok sayıda ödül kazanmış durumda. İkinci romanı olan Sessiz Ev 1984 yılında Madaralı Roman Ödülünü kazandı. Bu romanın Fransızca tercümesi de 1991 yılında Prix de la Découverte Européenne ödülüne hak kazandı. 

1985 yılında yayımlanan tarihi romanı Beyaz Kale ile 1990 yılında ABD’de Independent Award for Foreign Fiction ödülünü kazandı ve yurt dışında tanınmaya başlandı.

Orhan Pamuk, 2002 yılında yayımlanan Kar kitabını, Türkiye’nin etnik ve politik meseleleri üzerine kurulu bir politik roman olarak tanımlamaktadır. Kar romanı Amerika Birleşik Devletleri'nde 2004 yılında “yılın en iyi 10 kitabından biri” olarak gösterilmiştir. Yıllar geçtikçe Orhan Pamuk’un Türkiye dışındaki ünü artmaya devam etti. 1998 yılında yayımlanan Benim Adım Kırmızı 24 dile çevrildi ve 2003 yılında İrlanda’nın ünlü International IMPAC Dublin Literary Award ödülünü kazanmış.

Romanlarının dışında, yazılarından ve söyleşilerinden seçmelerin ve bir hikâyesinin yer aldığı Öteki Renkler (1999) ve Ömer Kavur’un yönettiği Gizli Yüz adlı filmin senaryosu (1992) vardır. Bu senaryo, 1990 yılında yayımladığı Kara Kitap romanındaki bir bölümden yola çıkılarak yazılmıştır.

***

Orhan Pamuk, ABD’de yayımlanan Time dergisinin 8 Mayıs 2006 tarihli sayısının “Time 100: Dünyamızı Biçimlendiren Kişiler” başlıklı kapak yazısında tanıtılan 100 kişiden biri oldu. 2007 Mayıs’ında yapılan 60. Cannes Film Festivali’nde jüri üyeliği yapmıştır.

Nobel Ödülü

Orhan Pamuk 12 Ekim 2006 tarihinde Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanarak kazanan ilk Türk olarak tarihe geçmiştir. Akademi’nin 12 Ekim 2006 günü saat 14:00 civarında yayınladığı, 2006 Nobel Edebiyat Ödülü “Kentinin melankolik ruhunun izlerini sürerken kültürlerin birbiriyle çatışması ve örülmesi için yeni simgeler bulan” Orhan Pamuk’a verilmiştir denmiş. Pamuk 7 Aralık 2006’da, İsveç Akademisi’nde Babamın Bavulu başlığı altında hazırladığı Nobel konuşmasını Türkçe yaptı, Türkçe bilmeyen seyirciler ellerindeki tercüme metinden konuşmayı takip etti, birçok televizyon kanalı konuşmasını canlı yayınladı.

Orhan Pamuk ödülünü 10 Aralık 2006’da Stockholm Konser Salonu’nda düzenlenen ödül töreninde İsveç Kralı 16. Carl Gustaf’ın elinden aldı.

***

Romancılığı

Orhan Pamuk'un romancılığı postmoden roman kategorisinde değerlendirilmektedir.

Eleştirmen Yıldız Ecevit,Orhan Pamuk'u Okumakadlı kitabında onun avangard (sanatkârane isyan ve sivil itaatsizlik) romancılığını değerlendirmektedir. Özellikle Beyaz Kale, Kara Kitap, Yeni Hayat, Benim Adım Kırmızı’dan yola çıkarak bize kendisini ve olayların gelişimini anlatır. Aynı şekilde edebiyat tarihçisi Jale Parla da Don Kişot'tan Günümüze Roman adlı kapsamlı eserinde, Benim Adım Kırmızı’dan hareketle Orhan Pamuk’un eserlerini karşılaştırmalı edebiyat bağlamında irdeler. Parla’ya göre Pamuk, Türk romanının aldığı önemli dönemeçlerin sahibi olan bir yazardır.

Doğu-Batı sorunsalıyla estetik düzeyde hesaplaşmaya yönelen Ahmet Hamdi Tanpınar ve Oğuz Atay gibi önemli yazarlardan biridir. Pamuk, bu sorunsalı kültürel ve felsefi yönleriyle edebiyatına taşımış, özellikle Kara Kitap’ta bu tema bağlamında önemli, çok katmanlı bir edebî metin örneği sergilemiştir.

***

2016 yılında okurlarıyla bir araya gelen Orhan Pamuk, niçin yazdığı sorusuna: “Benim yazdığım gibi kitaplar yazılsın da okuyayım diye yazıyorum. Bir türlü mutlu olamadığım için yazıyorum, demek ki mutlu olmak için yazıyorum” diye cevap vermiştir.

Pamuk, bir sohbetinde ise kendi romancılığı için: “Ben edebî ilhama inanıyorum. Bir akşam uyurum, bir sabah kalkarım ki bir roman gelmiş, yukarıdan bana yollanmış. Hop, üç günde yazı yazıp verebilirim” ifadelerini kullanmıştır.

Eleştiriler

Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanması değişik tepkilerle karşılaştı.

Ödülün Pamuk’a Türkiye tarihi ile ilgili demeçleri dolayısıyla verildiği iddiasında bulunuldu- ki, ben de aynı kanaatteyim.

Orhan Pamuk, Nobel ödülünü almadan on ay önce 19 Aralık 2005 Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan Erol Manisalı’nın “Orhan Pamuk Nobel’i Garantiledi” başlıklı yazısı Pamuk’un ödülü almasının ardından popülerleşti ve Orhan Pamuk’un Nobel’i hakkındaki olumsuz eleştiriler bu yönde gelişti.

***

TRT’de Banu Avar’ın hazırlayıp sunduğu “Sınırlar Arasında” adlı belgeselin Pamuk’un Nobel ödülünü almasından bir gün sonra yayımlanan bölümünde Pamuk, Nobel ödülleri ve İsveç ile ilgili olumsuz eleştiriler yer aldı.

Demirtaş Ceyhun hazırladığı imza metninde Orhan Pamuk’un kitaplarını “Amerikan patentli postmodern romanlar olarak” adlandırmış ve “Nobel ödülünün Pamuk'a verilmiş bir ücret” olduğunu söylemiştir. 

Basında o zamanki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Orhan Pamuk’u kutlamadığına dikkat çekildi. Ödüle yabancı basından olumsuz eleştiriler de gelmiş, ödülün siyasî sebeplerden dolayı verildiği belirtilmiştir.

Orhan Pamuk’un eserlerinde Atatürk hakkında kullandığı üslup ve yazıları da kimi eleştirilere uğradı.Bir kısım edebiyatçı Orhan Pamuk’un eserlerindeki bazı bölümlerin diğer yazarlara ait başka eserlerden fazlasıyla esinlendiğini savunmakta (intihal de denebilir), özellikle bazı romanlarındaki belli kısımların diğer kitaplardan neredeyse tamamen alıntı olduğunu öne sürmektedir. 

***

O zamanki Hürriyet Yazarı eski ahbabım Murat Bardakçı 26 Mayıs 2002 tarihinde tarihinde belgeleri ile yazarı sahtecilik ve intihal ile suçlamıştır.

Murat Bardakçı’ya göre, Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı romanı, hikâyesi ve anlatım şekli ile Amerikalı Yazar Norman Mailer’in Ancient Evenings adlı romanının bir kopyasıdır. Ayrıca suçlamalara göre Orhan Pamuk’un Beyaz Kale adlı romanı Mehmet Fuat Carım’ın Kanuni Devrinde İstanbul isimli eserinden birebir pasajlar içermektedir. Orhan Pamuk günümüze dek bu konuyla ilgili herhangi bir açıklamada bulunmamıştır.

***

Orhan Pamuk’un Sri Lanka’da düzenlenecek olan Edebiyat Festivaline katılması Sınır Tanımayan Gazeteciler (Reporters sans frontières) tarafından eleştirildi. Örgüt, Orhan Pamuk’u ve festivale katılmak isteyen diğer edebiyatçıları Sri Lanka’daki baskıları meşru hale getirmekle suçladı.

Orhan Pamuk Davası

Yazar Orhan Pamuk, Das Magazin adlı haftalık İsviçre dergisine verdiği bir röportajda, “bu topraklarda 30 bin Kürt ve 1 milyon Ermeni öldürüldü. Benden başka kimse bundan bahsetmeye cesaret edemedi” açıklamasında bulununca hakkında TCK’nın 301. maddesinden ‘Türklüğe hakaret’ davası açıldı.

16 Aralık 2005’te ilk duruşması yapılarak ilk duruşması yapılan Pamuk davası Adalet Bakanlığı’ndan beklenen yazı gelmediği için 7 Şubat 2006 tarihine ertelendi. Şişli Asliye Ceza Mahkemesi, bu tür davalar için Adalet Bakanlığı’nın yazılı izninin gerektiğini belirterek izin verilip verilmediğinin sorulması için bakanlığa yazı yazılmasına karar verdi ve duruşmayı da 7 Şubat 2006'ya erteledi. Duruşmanın ertelenmesi kararına AB yetkililerinden tepkiler geldi. Dava günü Şişli Adliyesi önündeki Pamuk ve yabancı yetkililere yönelik protesto gösterileri, Türkiye ve dünya basınında önemli yer tuttu.

AB - Türkiye Karma Parlamento Eş Başkanı Joost Lagendijk “hükümet, Parlamento’ya değişiklik yasası getirebilir. Yapılacak şey budur. Türkiye’nin imajına büyük bir zarar vermiştir. Avrupa’da kötü bir imaj doğmuştur. Ünlü bir yazar hakkında dava açarsanız, dışarıda milliyetçiler bu yazarı dövmek için arabasına saldırırsa, burada ciddi bir sorun vardır” dedi.

AP (Avrupa Parlamentosu) Türkiye Raportörü Camiel Eurlings de, hükümetin yazar Orhan Pamuk davasını düşürmesi gerektiğini belirterek, hükümet reform taahhüdüne sadık kalmalı şeklinde konuştu.

Türkiye ile AB arasında ciddi gerilime neden olan Orhan Pamuk’un hakkındaki dava 22 Ocak 2006 tarihinde düştü.

Adalet Bakanlığı, Şişli İkinci Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderdiği yazıda, Yeni Ceza Yasası gereği izin yetkisi olmadığını hatırlatarak, Pamuk'un yargılanması için Adalet Bakanlığı’nın izin verdiğine ilişkin belge bulunmadığını bildirdi. Mahkeme bu gerekçeyle davanın düşmesine karar verdi.

Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk'un yeni kitabı “Kırmızı Saçlı Kadın” Yapı Kredi Yayınları'ndan çıktı. Kitapta, 30 yıl öncesinde İstanbul yakınlarındaki bir kasabada geçen aşk hikâyesi anlatılıyor.

1980’lerin ortasında geleneksel usulle kuyu kazan Mahmut Usta ile çırağı “küçük bey” Cem zorlu bir arazide su ararlarken, kasabanın hemen dışındaki sarı çadırda esrarengiz bir tiyatrocu kadın her gece eski masal ve hikâyeleri yeniden anlatmaktadır. Roman, bir yandan genç kahramanın aşk, kıskançlık, sorumluluk ve özgürlük duygularıyla derinden tanışmasını hikâye ederken, diğer yandan medeniyetler üzerinden babalar ve oğullar, “otoriterlik” ve birey olma konularını tartışıyor.

Kırmızı Saçlı Kadın’da okur, Batı’nın ve Doğu’nun iki temel efsanesi Sophokles’in Kral Oidipus’u (babayı öldürmek) ile Firdevsî’nin Rüstem ve Sührab’ıyla (oğulu öldürmek) yeniden karşılaşıyor. Orhan Pamuk’un romanları 63 dile çevrildi ve Türkiye’de 2, dünyada toplam 13 milyon sattı. Pamuk, dünyada edebiyat ve roman sanatı konularında verilen önemli pek çok ödülü kazandı. Benim Adım Kırmızı ve Kar adlı romanları tarihte en çok çevrilen ve en çok okunan Türkçe kitaplar oldu.

***

Orhan Pamuk, 2005’de Prospect Dergisi tarafından dünyanın 100 entellektüeli arasında gösterildi ve 2006 yılında Time Dergisi tarafından dünyanın en etkili 100 kişisinden biri seçildi. 2008’de aşk, evlilik, dostluk, mutluluk gibi konuları bireysel ve toplumsal boyutlarıyla işlediği Masumiyet Müzesi adlı romanını yayımladı. 2012 yılında İstanbul’da açtığı Masumiyet Müzesi ise Avrupa’nın En İyi Müzesi ödülünü kazandı.

2015’te Ulusal Düşünce (Kanaat) Liderleri İndeksi’ne göre dünyanın en etkili düşünce önderleri arasında dördüncü sırada gösterilen Pamuk’un önceki romanı Kafamda Bir Tuhaflık, 42 dile tecüme edildi.

Kırmızı Saçlı Kadın

Son kitabı Kırmızı Saçlı Kadın’ı aldım ve iki kere okudum.

Önce eki arkadaşım Murat Bardakçı’nın yazısını iktibas edeyim:

“Önce bir-iki haftadan bu yana hemen her yerde, hattâ ATM’lerde bile reklâmı yapılan, bahsi daha açılır açılmaz hayranlık krizlerine girilen ve yüceltile yüceltile göklere çıkartılan bir romandan aynen aldığım şu paragrafı okuyun: “...Bir dönem skandal ve cinayet haberlerini öne çıkaran gazeteleri Oidipus ve Rüstem benzeri hikâyelere çok rastladığım için okudum. İstanbul’da iki çeşit hikâye okur tarafından çok seviliyor, ucuz gazetelerde çok yayımlanıyordu. Birincisi; oğlu askerde, hapiste, uzaktayken babanın, genç ve güzel geliniyle yatması, olayı fark eden oğulun babayı öldürmesiydi. Çok işlenen ve sayısız çeşitlemeleri olan ikinci cins cinayet ise, cinsel açlık içindeki oğulun, bir cinnet anında zorla anasıyla yatmasıydı. Bu oğulların bazıları kendilerini durdurmaya veya cezalandırmaya çalışan babalarını öldürüyordu. Toplum tarafından en çok nefretle karşılanan oğullar bunlardı: Ama toplum onlardan babalarını öldürdükleri için değil, zorla analarıyla yattıkları için nefret ediyor, adlarını bile anmak istemiyordu. Baba katili bu oğulların bazıları bir pisliği temizleyerek nam yapmak isteyen hapishane ağaları, kabadayılar veya kiralık katil adayları tarafından öldürülüyordu. Bu cinayetlere devlet, hapishane yönetimi, gazeteciler, hatta toplum karşı çıkmıyordu...”

Okuyanın âsâbını lâçka eden, özellikle de “ana-oğul” bahsine gelince artık ikrah ettiren bu ifadeler hangi romanda mı geçiyor?

Başlıktan zaten anlamışsınızdır: Orhan Pamuk’un yere-göğe konamayan son kitabında,“Kırmızı Saçlı Kadın”ın 114. sayfasında!

Tamam, kayınpederin geline tecavüze kalkışması maalesef nadiren de olsa yaşanan hadiselerdir ama bu rezaletlerin haberleri gazetelerde hiçbir şekilde yer almaz ve yayınlanmamalarının başta gelen sebebi de, yazılmalarının kanunen yasak olmasıdır. Üstelik aynı yasak sadece bizde değil, birçok Avrupa ülkesinde de mevcuttur. İsmini vermeyeyim, Avrupa’nın en çok okunan yazarlarından birinin birkaç sene önce yayınladığı kitabında benzer bir hadiseyi değil yazması, üstü kapalı biçimde de olsa ima etmesi yüzünden hapse düşmekten son anda kurtulmuş olduğunu edebiyat çevreleri gayet iyi bilirler.

Hele diğer iddia! Çocuk annesine tecavüz edecek, bunu fark eden babasını öldürecek, sonra hapse düşecek, orada öldürülecek, hadise basına aksedecek, gazetelerin üçüncü sayfalarında çarşaf çarşaf yazılacak ve hemen herkes “herifi gebertmekle aman ne iyi etmişler, ellerine sağlık” diyecekler, İstanbul gazetelerinde bu haberlere sık sık rastlanacak, üstelik okur da bunlara bayılacak!

***

Neredeyse kırk senelik gazeteciyim, ucuz yahut pahalı hiçbir gazetede “oğulun anası ile yatmasını” ve ardından gelen cinayetler zincirini konu alan tek bir haber bile görmedim; üstelik bu hadiselerin “ucuz gazetelerde çok -Nobelli yazar herhalde ‘sık sık’ demek istiyor- yayınlandığına” da hiç tesadüf etmedim!

Gazetelerde böyle bir sapıklıklar silsilesine tesadüf eden varsa buyursun, göstersin!

İlgi çekmek ve romanın kurgusunu güçlendirmek maksadıyla yazılan iğrenç bir hayâlin, yani“anaoğul ilişkisi” ve arkasından gelen cinayetler zinciri palavrasının neticesini hayâl edebiliyor musunuz? Bu roman da senelerdir devam eden bildiğimiz pazarlama çabalarının neticesinde mutlaka yabancı dillere tercüme edilecek, yayınlandığı memleketlerde tabiî ki bol bol reklâmı yapılacak ve yabancı okuyucunun hatırında öncelikle malûm iddia kalacak: Oğulların annelerine tecavüz edip babalarını öldürmelerinin ve hain evlâdın da hapishanede ortadan kaldırılmasının Türkiye’de sık sık rastlanan, sıradan bir hadise olduğu! Başlıkta kullandığım “Çüş” ibaresi için affınızı rica ediyorum... Aslında daha değişik bir başlık düşünmüştüm ama arkadaşlar “Ana-oğul üzerine kurulu böylesine menfur bir hayâlin başlıkta kullanılması bile yakışıksız olur” dediler ve dolayısı ile “Çüş” ile yetinmek zorunda kaldım.

Ama bu “Çüş”ün yanına arzu ederseniz “Yuh”, “Ohaaaa!” vesaire gibi ünlemler de koyabilirsiniz. “Kırmızı Saçlı Kadın”daki bu utanç verici hayâli yorumlamakta zaten bu ünlemler ile daha nice sıfatlar bile kifayetsiz kalır”.

***

Üslûp benim değil, Murat Bardakçı’nın. Gene fazla saldırganca…

Gelelim kitaba…

Bir kere, Kral Oidipus Trajedisi bütün psikoloji ve psikiyatri kitaplarında anlatılır ve Sigismund Freud’un uyarlamasıdır.

Meğer Orhan Bey yazar olmak istemiyormuş ama jeoloji mühendisi ve müteahhit olmuş.

Bir sabah babası eve gelmemiş. Bunu öğleden sonra okuldan dönünce annesi söylemiş. Gözlerinin altı şişmiş, ağlamışmış. Babasının siyasî şubeye götürüldüğünü sanıp çok korkmuş. Yani mutlaka bir işkence bahsi geçmiş.

Saha 17 yaşında olduğu için içkili mekânlara almıyorlarmış ama kırmızı saçlı bir kadına âşık olmuş.

Jules Verne de okurmuş. Edgar Alan Poe da; yaş 17!

38. sayfada malum trajediyi anlatmış.

Kerhâne gibi yerlere uğramış ama hoşlanmamış ve ilk rakısını da bu arada içmiş. S. 130.

Hikâyesini pek dürüstçe anlatmadığını 18. Sayfada okumak mümkün.

Kitabın sonu muğlâk, kadına kavuşuyor mu anlayamadım.

Özeti 17. sayfadan bir iktibasla kesiyorum; Nobel’li yazarın Türkçesine bakın: “ Tekstilci Hayri Bey bu kıraç topraklarda bir kumaş yıkama ve boyama fabrikası kurmak istiyordu. Yurtdışına ihracat büyük konfeksiyoncuların çok talep ettikleri bu iş için bol suya ihtiyaç vardı”! Lisana bakın!

***

Sayın Orhan Pamuk askerlik yapmış mı?

Bu aziz vatanın hangi bölgelerini dolaşmış? Nişantaşı haricinde nerelere gitmiş? Türkiye’yi ve dinleri, felsefeyi ne kadar biliyor? Mitolojiye hâkim mi?

Evli mi, bekâr mı? Aşk hayatı nasıl? Evi nasıl bir yer, kaç kitabı var?

Nobel'den aldığı paraları neye harcıyor?

Bildiklerim çok da, yazmamam daha edeplice olur…

Bilmem başka söze gerek var mı?

Herkese barış ve saadet dolu bir hafta diliyorum…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 10 Temmuz 2016 Pazar

235 kez okundu
0

Posted by on in Genel

KISSADAN DERS...

Tolstoy’unİnsan Ne İle Yaşar” adlı kitabında, çiftçi Pahom’un hazin ve ibretlik öyküsü yer alır. Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir. Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren gönlü bol biridir. Pahom’a “Sabah Güneş’in doğuşundan batışına kadar kat ettiğin bütün yerler senin fakat Güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım” der. “Yoksa bütün hakkını kaybedersin.”

***

Pahom, güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez. Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Koşar, koşar, ama kesilir takâti. Hâlsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz…

***

Reis olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler. Reis Pahom’un mezarının başında durur ve “Bir insana işte bu kadar toprak yeter!” der.

***

Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir (Nihayet hepsi yok olur gider). Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur.

***

Ahrette ise (dünyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah’ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metasından başka bir şey değildir (Hadid Suresi 20).

***

Mütemadiyen biriktirmek istiyoruz. Yiyemeyeceğimiz kadar erzak, giyemeyeceğimiz kadar kıyafet, kullanamayacağımız kadar eşya, oturamayacağımız kadar ev… Gözlerimiz midelerimizden, arzularımız ihtiyaçlarımızdan daha büyük…

***

Bazı insanların 15-20 yıl boyunca ödemek kaydıyla faizli banka kredisi çekmesi neyin alametidir? Bazen insan ömründen daha çok borç biriktirir. Bazen de elinde olan ama fark etmediği nimetleri hoyratça harcar durur.

Ve insan yaşlandıkça besler, gençleştirir arzularını. Biriktirdikçe hayata olan bağlarını artırır. Öyle bağlanır ki hayata, bir gün bu diyardan göçüp gideceği fikri zamanla yitip gider aklından…

Tüketmeye de çok meraklıdır insan. Biriktirdiği paranın, eşyanın, malın mülkün yanında zaman tüketir, söz tüketir… Benlik biriktirirken, benliğini tüketir…

***

Sofraya koyabildiğimiz bir bardak çayın, zeytine, ekmeğe ulaşabilmenin bir zenginlik olduğunu ne zaman fark edeceğiz?

Doldurabildiği bir cüzdanı olmasa da, bir evi muhabbetle, kanaatle dolduran bir kadının, akşamları evine gelen, ekmek getiren, eline sağlık diyen bir erkeğin, iman dolu bir yüreğin zenginlik olduğunu ne zaman anlayacağız?

Gören bir gözü, tutan bir eli, yürüyen bir eli satın alamayacak ve kaybedince tekrar sahip olamayacak kadar fakiriz hepimiz.

***

Aldığı maaşı yetiremeyenlere, modayı takip edemeyenlere, evini beğenmeyenlere, mekânı dar bulanlara, daha çok para için, hesabı daha fazla kabartmak için çırpınanlara da yeter toprağın altı. İhtiraslarımız, bitip tükenmeyen arzularımız için, az bir toprağa ihtiyaç var sadece.

Ha gayret, menzile çok az kaldı…

***

Bir zamanlar imamın tekini tanırdım. Trigeminal Nevraljisi vardı ve karbamazepin (Tegretol) verilemediği için ekibimizle beraber aküpunktür yapıp şifa bulmasını sağlamıştık. Şimdi ise orası çok değişmiş maalesef.

Duygudurum dengeleyicisi ilaçların (Lityum hâriç) hemen hepsi epilepsi (sara) için de kullanılır. Lütfen önce "aklınızı" kullanın ve hekiminizin söylediklerine uyun.

***

Neyse, ne mi oldu imama?

Vefat ettiğinde elli beş adet Huri'ye kavuşacağı hayaliyle teselli bulurdu.

Sonradan vefat etti ama eminim ki Cennet'tedir. 

Hiç günahı yoktu ki...

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 13 Haziran 2016 Pazartesi

519 kez okundu
0