Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Posted by on in Genel

Bugünden itibaren, 

Hiç tanışmadığım Kayserili bir iş adamından gelen mektupları paylaşmak istiyorum.

Yazacaklarım tamamen onun şahsî görüşleridir.

Geçen gün bana bir mektup yolladı, e-mail de ekliydi.

Adı Mahmut Kazına ve 70 yaşını çoktan aşmış.

Beni epeydir takip ediyormuş ne kadar milliyetçi, Atatürkçü ve samimi birisi olduğuma kanaat getirmiş..

Bundan sonra burada nakledeceklerim tamamen onun fikirlerinden ibarettir.

İlk mektubunda önce kendini uzun uzun anlatmış.

Fabrikasını Kayseri'de kurmuş ve o derecede kendine güvenen bir şahsiyet ki, Amerikalı bir iş adamı olan Alfred Sexman'a meydan okumuş.

***

Bu Alfred denen kişi Amerika'da kurduğu şirket sayesinde bütün dünyaya meydan okumuş ve ilk defa sexman yağını piyasaya sürmüş ve bu sayede milyarlarca USD'lik kâr ele eder olmuş.

Mahmut  Bey de ona nispet etmiş ve kimseden müdana-ası da kalmamış ve gözünü karartıp ihracata başlamış.

Eh. bu cür'etinin karşılığını da çok büyük kârlar elde ederek bulmuş.

Memleket meselelerine de hiç yabancı kalmamış ve içerisinde bulunduğumuz hâl-i pür melâli de gözü kara bir şekilde gözler önüne sorar hâle gelmiş.

80 kez okundu
0

Posted by on in Genel

İçtenlik anlamına da gelen bu mefhumun (notion) tam doğru yazılışı samîmiyyet, Arapça kökenli bir isim (F. Devellioğlu, 2003, 918).

Konuya evrimsel açıdan yaklaşırsak, her türlü çekimin temelini oluşturan kütle çekimi, yâni yerçekimi, en temel yaklaştırıcı şey.

Zaten her şey, diğerlerinin etrafındaki yörüngelerde, bir spin hareketi de eklenerek dönüyor.

Demek ki, soyuttan somuta olan seyahatte, kütlelerin diğerleriyle yan yana gelmesi de, birbirlerinden uzaklaşması da en temel doğa yasası olan bu şey bazen bir kuvvet (force), bazen de bir güç (power) olarak karşımıza çıkmakta…

Hiçlikle sonsuzluk arasındaki incecik çizgi de bu nüansta yatmakta: Daha büyük kütlesi olan, daha küçük olanları cezbediyor ve cazibesi de o oranda katlanarak büyüyor.

Her türlü ilişkinin temelinde yatan en temel itici, güdüleyici şey de bu cazibe, cezbe, aşk, yakınlaşma ve benzeri şeyler değil mi?

Hâlâ en büyük bilimsel desteği taşıyan Büyük Patlama teorisine göre, her an, her yerde bir şeyler patlıyor ve bunlar da bulaşıcı bir şekilde diğerlerini harekete geçiriyor.

Gene hâlâ aşılamayan e=mc2 formülüne göre, kimse ışık hızını aşamamakta.

Uzaydaki karadelikler, kuyruklu yıldızlar, nötron yıldızları ve benzeri sonsuz sayıdaki her şey, birbirine böylece yaklaşıp, bağlanıyor…

Eğer bu bağlanma üçlü kovalen sub-atomik parçacığın buluşmasıyla olursa, asla çözülemiyor ama ikili kovalen bağ, iyon bağı, Hidrojen bağı gibi “zayıf güçle” gerçekleşmişse, kolayca çözülüyor veya çözünüyor…

Demek ki, herhangi bir bağlanmanın gücünü belirleyen şey aslında söz konusu olan kütle ve/veya kitlelerin birbirlerini ne kadar “sevip sevmediğine” göre belirlenebilmekte.

Sevgiyi ve samimiyeti de ancak bütün psiko-sosyo-kültürel aşamaları asgari travmayla gerçekleştirebilen şeyler (bireyler, eşyalar, kişiler, ötekiler, bizimkiler, bitkiler, hayvanlar ve tabii ki Homo Sapiens sapiens) ayrılma-bireyleşme ve kendini bulup, bir de aşma lüksünü yaşantılayabiliyor veya yaşatabiliyor.

Kanaatimce, bugüne kadar ortaya atılan bütün köktenci paradigmatik devrimlere rağmen, sağlıklı bağlanmalar kurabilenler arenada ayakta kalabiliyor, diğerleri de kaybolup gidiyor…

Yâni en temel güdülenme hâlâ sağlıklı bağlanmalarla temin ve tesis edilebiliyor. Bağlanma, İngilizce ’deki “attachment” veya “bondage” kelimelerinin karşılığı.

329 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Dün Sevgili Ayten'le yediğimiz enfes "dinner"dan sonra, baktı ki herkes beni (mazur görmek lâzım) biraz fazla kilolu sanıyor. Ayten de profesör oldu.

Fcebook'taki yorumlar da öyle.

Artık bu kışa doğru çok ciddi bir spor, diyet ve çok sevdiğim Taekwon do ile tekrar haşır neşir olmaya karar verdim.

Ne de olsa bunun Sonbaharı, Kışı olacak sonra da...

306 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Bu Sonbahar serin ve azıcık "Hâdiseli" geçiyor.

Yeniden kavuştuğum gitarımla kendi çapımda takılıyorum ve hiç de sıkıldığımı söyleyemem.

İşler yolunda tabii ama diyelim ki bir aksama olsa, mutlaka ben çalarım, Neslim oynar ve Nihavent Makamı kıvamlı şarkılarla bana bir güzel refakat eder.

Nasıl olsa Özerk İzmir Cumhuriyeti gibi gelişmelere gebe birtakım gelişmeler var.

Bütün haber kanalları ve televizyonlarda öyle haberler seyrediyoruz ki, inan canımız sıkılıyor.

Bu terör ve İşıd örgütü Hilâfet ilân etmiş ve her bir şey içimizi karartıyor.


Bu memlekete de, bu coğrafyaya da yazık olmakta gerçekten.

Hiç Müslüman, Müslümanı böyle katledip, eziyet eder mi?

Dehşetler içerisindeyiz.

Hani belki bir şeyler değişir de, daha müreffeh ve sâkin bir istikbâl bekler hepimizi.

Halbuki şu güzel musiki var:


Fakıyr bu 10 telli gitarı hiç beceremedi çalmayı...

Neyse, gece eski birkaç asistanımla yemek yiyeceğiz, gene en vefalılar onlar...

Belki yeni motivasyon ve ufuklar bekliyordur.

Hiçbir zaman göbek bahanesi yok, Buddha gibi olmak elzem sanırım, değil mi?

204 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Karım benden Sonbahar'la ilgili bir şeyler yazmamı istedi...

Şâirliğe başladım 60'a merdiven dayarken.

Ey Sonbahar 

Neden teşrif ettin dünyamızı yeniden?

Değer mi mevsimlerin bu kadar sür'atle değişmesine?

Gene rüyalarımda annemi, babamı göreceğim.

Eklemlerim ağrıyacak, dizlik takacağım

Doğal-gaz masarifi artacak

Faturalar şişecek

 

Kavın validem göçmek üzere, kimin umurunda?

Acaba kaç kişi gelecek ziyaretine

Uyurken mezarında? 

Acaba Canım Cânanım da gelir mi?

Dilerim öyle olur, uzaklaştı bu aralar gene... 

 

Beni görüp de şaşıranlar,

20 küsur senedir bu mekânda ayan beyan yazdığım,

Her tarafta da konuşup anlattığım,

Facebook denen garip mecrada herkesin müşahede ettiği

Aidiyet ve mensubiyetlerimi inkâr mı edeceğim?

 

Her bir şey için kafa tokuşturup

El sıkmaktan imtina edenlerin safına mı geçeceğim

Boş verin be dostlar, sevenler yâhut seve(e)meyenler...

Bildiğim yolda gideceğim ve

Her kim ne yazıp söylemişse,

Ne dedikodu yapıp taşımışsa

 

Yediğimize içtiğimize karışanlar

Size ne?

Yerine göre demleniriz,

Duruma göre yelleniriz

 Bâzen hüzün basar

Bâzen de keder

 

Kimsenin umurunda olacak mı Birgül Anne vefat ettiğinde?

Dünkü "cenaze nakil aracı" İzmir'e mi taşıyacağız

Yoksa bir tayyareye mi koyacağız?

 

219 kez okundu
0