Yâhu, Allah kendisinden râzı olsun, ne desek değişmiyor.
Kim mi?
Özer Uçuran Çiller!
Öncesine bir göz atın lûtfen: http://www.keremdoksat.com/2009/01/27/dun-istirak-ettigim-%E2%80%9Cokan-bayulgen%E2%80%99le-sade-vatandas%E2%80%9D-programi-hakkinda-kisa-bir-yazi/ ve http://www.keremdoksat.com/2009/02/24/muhterem-ucuran-ciller%E2%80%99in-televizyonda-%E2%80%9Cyok-oyle-bir-sey%E2%80%9D-dedigi-var-oyle-bir-seyler/.
Şimdi de bakın http://www.haberx.com/28_subat_tansu_cillere_yapildi_erbakana_yapilmadi%2817,n,10304024,620%29.aspx adresinde neler var:
Özer Uçuran Çiller, HaberX okurları için Hülya Okur’un sorularını yanıtladı: Hz. Ebubekir’in torunuyum, Mevlânâ büyük amcamın oğlu… Yaratan’dan, Yaradan’a geldik, Yaradan’dan, Tanrı’ya geldik… Yaşamı bilmiyoruz, yaşamın içinde yaşıyoruz balıklar gibi… Aydın Doğan bir imparatorluğun başında… Çocuklarım gelse, kız soyadını alsa, ‘ben bile’ kendi örneğimden dolayı ‘evet’ derim… Tansu Hanım zekidir, ben akıllıyım… 01.02.2010 10:31
“Ben bir ‘sır’ keşfettim. Daha doğrusu o sırra ulaştım ancak The Secret gibi, “bu sırrın ne olduğunu söyleyemem, tek bildiğim var olduğu” demeyeceğim size. Hâttâ Mevlânâ gibi, “bir canım, gel gör ki var yüz bin tenim, neyleyip, netsem ki ağzım sır benim” de demeyeceğim… O sırrı bir an önce açıklayacak olursam şunu derim: Bir insanın nelerden vazgeçip nelere sığındığına dâir çok az örnek vardır dünyamızda, sâdece dinini değiştiren için muazzam bir yapılanma diye söz ederiz, fakat ruhunu, ahlâkını, yüreğini altın suyuna batıran insanlardan hiç söz etmeyiz. İçinin kumuna gömülürken, akıl sondajıyla suyun kaynağını bulan, sonra ondan ürettiği elektrikle insanlara şifa dağıtan insanların varlığını bir sır olarak kabûl etmeyiz ama etmeliyiz… Bundandır ki Özer Çiller beni kendi sırlar âlemine çekmeyi başardı, umarım sizde de aynı etkiyi uyandırır” . Yazının tamamını okuyun »
Şubat 8th, 2010
Kerem DOKSAT
|
4 Yorum
Tarihçi ve Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı, Siyaset ve Liderlik Okulu’nda verdiği konferansta çok tartışılacak sözler söyledi:
Milliyetçiliğin, “mensubu olduğun ve içinde yaşadığın toplumu sevmek olduğunu” belirten Ortaylı, son yıllarda Türkiye’de milliyetinden utanma duygusunun, antimilitarist, asker düşmanı bir topluma doğru gidişin körüklendiğini iddia etti.
“Burada aynı vasfa sâhip olmayan Avrupa devletlerinin kışkırtmasının olmadığını söyleyemeyiz” diyen Ortaylı, şöyle konuştu:
“Türk toplumunun militarist olmasından Belçika’nın, İsviçre’nin ne zararı olabilir? Askerî vasıflarını kaybetmiş Avrupa, bizde bulunan bu vasfın da yok olmasını istiyor. Resim san’atı Fransa’da öldüyse, Fransa bu san’atın bütün dünyada da ölmesini ister, mimarî İtalya’da öldüyse, İtalyanlar bütün dünyada mimarînin yok olmasını ister. Hiçbir kavim kendi kaybettiği vasfın başka bir kavimde devam etmesini istemez.
Türk askerî san’atından, askerî toplum özelliğinden insanlar rahatsız oluyor ama ne yapalım bu Türkler’in en önemli vasfı. Bizde de resim, heykel san’atı yok, mûsıkiyle uğraşılmaz, filozof yoktur, fakat ölmeyen san’atımız, vasfımız askerliktir”. Yazının tamamını okuyun »
Şubat 7th, 2010
Kerem DOKSAT
|
4 Yorum
E. Org. Çetin Doğan’ın Açıklaması 24 Ocak 2010
Basında “Balyoz Plânı” olarak geçen iddiaların, akıl ve sağduyusuna güvendiğim ve yazılarını beğeni ile okuduğum yazarların kimisinde de bir Darbe Plânı’nın var olabileceği yönünde kuşku yaratmayı başardığını üzülerek görmekteyim. Bilgi kirliliğinin zihinleri karıştırdığı bu ortamda, işin aslını ortaya koyucu son bir açıklama yapmayı zorunlu bir görev sayıyorum.
İşin aslı, Ordu Plân Semineri’nde yaptığım konuşmalardan kimi bölümler ve Plân Semineri’nin “jenerik” senaryosundan işe yarayacağı sanılarak kopyalanan kırıntılar ile uydurma kroki ve iğrenç olayların paketlenerek bir uydurma “Balyoz Plânı” imâl edilmiş olması ve bu plânın gerçekmiş gibi Taraf gazetesinde yayınlanmasından ibârettir. Bu oyunu bozmak ve bir şekilde bu oyunda yer alan kişi ve kuruluşları Türk Adaleti’ne teslim etmek benim boynumun borcudur.
Bu uydurma plânda yer alan ve Ordu Semineri kayıtlarından kopyalanmış bölümlere tekrar açıklık getirmek gereğini duymaktayım:
-Gn. Kur. Basın açıklamasında da belirtildiği gibi, 5-7 Mart 2003 tarihlerinde 1’nci Ordu Plân Semineri icra edilmiştir. Plân seminerinin dayandırıldığı “Jenerik Senaryo” dâhil, seminerin icrâsına ilişkin esaslar, KKK ve Gn. Kur. Başkanlığı’na Aralık 2002’de gönderilmiştir. Plân seminerlerinin icrâsından önce bu tür dosyanın seminere iştirak edecek ast komutanlara da hazırlık yapmaları için önceden gönderilmesi usûldendir.
-Seminerde benim direktifimle Ülkemiz için en tehlikeli ve riskli olabilecek “jenerik” bir senaryo hazırlanmıştır. Jenerik senaryoda mevcut durum değil, ileri bir tarihte ortaya çıkabilmesi muhtemel bir güvenlik sorunu ele alınmıştır.
-Jenerik senaryo, Türkiye’ye karşı muhtemel bir dış tehdidin tırmanması durumunda, geri bölgede emniyet ve âsayişin sağlanması için, mevcut plânlara göre tahsis edilen kuvvetlerin yeterli olup olmayacağının irdelenmesini sağlamak üzere hazırlanmıştır.
-Plân Semineri’ne 29 general, 133 subay iştirak ettiği iddiası doğrudur. Belirtilen miktar içinde Gn. Kur. ve KKK’lığından katılan personel de dâhildir, zira bu sayıda general 1’nci Ordu’nun organik kuruluşunda bulunmamaktadır.
-Seminerde varılan sonuçlar Gn. Kur. ve KKK’lığına doğal olarak gönderilmiştir. Zamanın Gn. Kur. Bşk.’nın seminerden haberdar olmaması imkânsızdır.
-Kısaca, Ordu Plân Semineri meşrû bir zeminde icrâ edilmiş, varılan sonuçlara göre de Ordu EMASYA Plânı’nda gerekli değişiklik yapılmış ve yapılan değişiklik üst komutanlıklarca da onaylanmıştır.
-Jenerik senaryo Plân Semineri’nin icrâsı zamanındaki (5-7 Mart 2003) ülke ve dünya şartlarını değil, orta vâdede (5-10 yıl) ortaya çıkabilecek muhtemel gelişmelerin ışığında hazırlanmıştır. Ordu Plân Semineri’nde cereyan eden konuşma ve tartışmalar, Jenerik senaryo ve o zaman yürürlükte bulunan plânların yeterli olup olmadığı üzerinde odaklanmıştır. Bu konuşmalar içerisinde, mevcut iktidara darbe veya gayrimeşrû herhangi bir müdahale mevzûubahis değildir. Yazının tamamını okuyun »
Şubat 6th, 2010
Kerem DOKSAT
|
7 Yorum
Önce http://www.cnnturk.com/video/turkiye/2010/01/11/cnn.turk.dilenci.koyunu.5.yil.once.haber.yapmisti/17594/index.html1650 videosunu bir seyredin. 1650Tunus’tan göç edenlerin kurduğu köyün geleneksel mesleği “dilencilik”. Bu köyde (Adana’nın Kozan İlçesi’ne bağlı Turgutlu Köyü’nde) yaşayanların büyük bölümü, yıllarca İstanbul ve İzmir’de dilenerek kazandıkları paralarla zengin olmuşlar. Çoğunluğu, Adana, İstanbul, İzmir başta olmak üzere, büyük şehirlere giderek âilece dilenen Turgutlulular’ın, kazandıkları paralarla Kozan’da akaryakıt istasyonları, en işlek yerlerde işyerleri, verimle narenciye bahçeleri, kıymetli arsa ve daireler satın alarak iş adamı konumuna geldikleri belirtiliyor.
Kozan’a 5 kilometre uzaklıktaki Turgutlu’da yaşayanların büyük bölümü dilenmeğe giderken, köyde kalan ve okula giden çocuklar da yaşlı nine ve dedelerine emânet ediliyor. Yaklaşık 2 bin nüfusu bulunan Turgutlu Köyü’ndeki evlerin büyük bölümü altı ahır olmak üzere 2 katlı ve yeni yâhut da inşaat hâlinde, evlerin önünde de çifte traktörler, bolca iş makineleri bulunuyor. Köyün orta yerinde, yol üzerinde bulunan Turgutlu İlköğretim Okulu’nda da 230 öğrenci kayıtlı görünüyor. Bunlardan bir kısmı, okula kayıt yaptırmalarına rağmen, âileleri tarafından dilenmeğe götürüldükleri için aylardır okula gelmiyorlar. Bu arada köyün suyu da parası ödenmediği için 6 ay önce Köy Hizmetleri tarafından kesildiği için ihtiyaçlarını pınarlardan getirdikleri sularla karşılıyor.
Köyde kalan çocukların büyük bölümü, anne ve babalarının dilenmek üzere büyük şehirle gittiğini, yaz aylarında kendilerini de götürdüklerini belirtirken, aralarında dilenmeyi değil öğretmen veya futbolcu olmayı düşünenler de çıkıyor. Yazının tamamını okuyun »
Hünkâr Lokantası, 1950 senesinde, Talip Bey’in babası Abit Bey tarafından Fatih-Kıztaşı’nda kurulmuştur. Fatih’te Akdeniz Caddesi’nde 2000 senesine kadar Talip Ügümü tarafından faâliyetine devam ettirilmiştir.
2000 senesinde, Feridun ve Galip Ügümü tarafından, Nişantaşı’nda Mim Kemal Öke Caddesi Numara 21’e taşınmıştır.
1996 senesinde ise Etiler’de şûbesi açılmış olup, Faruk Ügümü tarafından hâlen hizmete devam etmektedir.
2009 senesinde açılan Göztepe Şûbesi Feridun Ügümü tarafından çalıştırılmakta olup, Nişantaşı Şûbesi halen Galip Ügümü tarafından çalıştırılmaktadır.
Bunları neden mi yazdım; 10 senedir her gidişimde mükemmel servisi, yemekleri ve güler yüzlü hizmeti ile hep takdirimi kazanan, dün gece de aynı maddî ve mânevî lezzeti tattığım Hünkâr’ı, hiç ihtiyaçları olmasa da, mekândan tanıtmak için.
Güzel Türk Osmanlı Mutfağı numûnelerinin lezzetini, gene volüm dozu çok iyi ayarlanmış Türk Osmanlı Musıkîsi’ni dinlerken, çok nezih bir ortamda yaşamak istiyorsanız, adres Hünkâr’dır.
ETİLER HÜNKÂR: (212) 2878470-71
NİŞANTAŞI HÜNKÂR: (212) 2963811
GÖZTEPE HÜNKÂR: (216) 3859662-63
HALİÇ HÜNKÂR: (212) 5320160

Neslim ve Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 03 Şubat 2010