SOYKIRIM
SOYKIRIM (JENOSİT), ırk, din, dil ve kültür gibi belli özelliklere sâhip toplulukların veya grupların açık biçimde yok edilmesidir.
Çeşitli biçimleri vardır. Bunlar:
1. Fiziksel jenosit: İnsan vücudunun yok edilmesidir. Son yüzyılda toplulukların toptan yok edilmesi biçiminde görülmüştür. 1945 yılında kurulan uluslararası Nurenberg Mahkemesi Alman savaş suçlularına jenosit suçuyla yargılayıp, mahkûm etmiştir.
2. Biyolojik jenosit: Zorunlu kısırlaştırma yoluyla bir ırkın çoğalmasını önlemek, âileleri parçalamak, belli grup üyelerinin birbirleriyle evlenmelerini önlemektir.
3. Kültürel jenosit: Düşünce adamlarını elimine etmek, okul, müze, kütüphâne, kulüp, tapınak ve benzeri kurumları yok etmektir.
Amerika’yı istilâ etmek için giden müstevliler kıt’anın esas sâhibi olan “Kızılderililer’i” hem savaÅŸlarla öldürüp, hem de tek hayat kaynakları olan bufaloları büyük sürüler hâlinde uçurumlardan aÅŸağı yuvarlatıp soylarını tüketerek 70.000.000 (yetmiÅŸ milyon) kiÅŸiyi katletmiÅŸlerdir. Bufalo, Kızılderili’nin etiyle, derisiyle, boynuzuyla… her ÅŸeyiyle tek yaÅŸama kaynağı idi. Bugün hayatta kalan pek az gerçek Amerikan Kızılderilileri’nde ise %100′e varan depresyon, alkolizm ve bunlara baÄŸlı ölümler söz konusudur.
Yâni günümüzde dünyaya demokrasi getirmekle (!) meşgûl olan Bush ve çetesinin dedelerinin yazdığı tarih bütün jenosit türlerini muhtevî, hâttâ aşan bir mâhiyet taşımaktadır.
Günümüzde ise Türkiye’de her üçü artarak Türkler’e uygulanmaktadır. DoÄŸum kontrolü sâdece Türk bölgelerinde yapılmakta, Kürtler’in çoÄŸalması ise teÅŸvik edilmektedir. Terör hâdiselerinde on binlerce insanımız vefat etmiÅŸtir. Türk kültürü ise alenen KürtleÅŸtirilmektedir. Sürekli pompalanan ve bütün televizyonlarda devamlı program yapan sözüm ona san’atçıların alayı Kürt’tür. Büyük OrtadoÄŸu Projesi’nin ilk büyük amacı Büyük Kürdistan’ın kurulmasıdır. Bunu anlamak için biraz gazete televizyon seyretmek, biraz olup bitene bakmak kifâyet eder; fazla zekâya gerek yok!
Yapan kim? Türkler’i ve mensup oldukları İslâm’ı en büyük belâ olarak gören bütün Batı âlemi. DiÄŸer İslâm ülkeleri (İran hâriç) zâten kucaklarında olduÄŸu için, bütün plânlar bizim üzerimize müteveccihtir; İran için de bizi kullanmak istemektedirler. Bu arada bütün millî servetimiz “KüreselleÅŸme” ve “AB’ye girme” yutturmacalarıyla tarihî düşmanlarımızın eline verilmektedir. Bu komplo teorisi filân deÄŸildir. Adamlar artık çok alenî oynuyorlar oyunlarını; bir anda müthiÅŸ bir Kürdofili ile akın akın GüneydoÄŸu’ya gelmekteler. Kör bile görür, yeter ki görmek istesin.
Millî reflekslerimiz söndürülüyor. Büyük medya beyinleri dehÅŸet, vahÅŸet ve paparazzilerle afyonluyor. Türk askerinin kafasına geçirilen çuvalı unutturmak için dev bir bütçe ve uluslararası katılımla alelacele çekilen hayâlî bir “Kurtlar Vâdisi-Irak” filmiyle sanki gerçekmişçesine intikam aldığımız zannettirilmek isteniyor. O kadar trajikomik ki, gala gecesinde dâvetlileri Amerikan Askeri kılığında adamlar karşılıyor. Bu hazin senaryodan bizim cenahta nem’alanan da -ne hazindir ki- bir Türk holding patronudur.
Peki, benim sevgili Kürt kardeşlerim sanıyorlar mı ki bu toprakları onlara bırakırlar?
Tabii ki hayır! Henüz feodal kabileler topluluÄŸu aÅŸamasını aÅŸamamış, tek bir lisana bile sâhip olmayan Kürtler’i kulllanıp Türk belâsından (!) kurtulduktan sonra, onları kukla gibi kullanıp, iÅŸleri bitince de posayı atar gibi harcarlar. Tıpkı Kızılderililer’e yaptıkları gibi! Ne hazin ki, artık zafer süngünün de ucunda deÄŸil; bilgi, bilim ve teknolojide.
KardeÅŸlerim, uyanık ve dikkatli olalım. Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk’ün sâyesinde kurulan son hür ve bağımsız Türk devletini kurda kuÅŸa yem ettirmeyelim. Gün o gündür. AskerliÄŸe, mesleÄŸimize intisap ederken ettiÄŸimiz yemini hatırlayalım. SaÄŸcımızla, solcumuzla, Kürtlük de dâhil her türlü etnik mensubiyetimizle, Büyük Önder’in söylediÄŸi “kültürel milliyetçilik” düsturu altında toplanalım.
Neydi o?
“Ne mutlu Türk’üm diyene“.
Anneannesi yarım kan Çerkez, babaannesi Etiler’e dayanan, soyadı Rumca ama öz be öz Türk olan Mehmet Kerem Doksat

