Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 3414 defa okundu.
Bu yazi bugun 3 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

EVRİMLE DİN MÜNASEBETİ HAKKINDA BİR PAPAZIN İBRETENGİZ AÇIKLAMALARI

Hürriyet gazetesinden Ezgi Başaran (ebasaran@hurriyet.com.tr) güzel bir röportaj yapmış, aynen iktibas ediyorum.

***

Ona göre din ile evrim arasında uzlaşmaz bir çelişki yok!

ABD Millî Bilimler Akademisi üyesi Prof. Francisco Ayala, Irvine’deki University of Columbia’nın Ekoloji ve Evrimsel Biyoloji bölümünde dersler veriyor. 2001’de ABD Millî Bilim Madalyası’nı almış. Human Evolution (İnsan Evrimi) ve Darwin’s Gift (Darwin’in Hediyesi) adlı iki kitabı var.

Francisco Ayala, misyoner olmak için 5 yıl ilâhiyat okumuştu ama Hıristiyanlığı yaymaya gayret eden bir râhip yerine genetik ve evrimsel biyoloji profesörü oldu. Şimdi 75 yaşında dünyayı dolaşıp evrim teorisini anlatıyor.

İspanyol Prof. Ayala’nın en önemli özelliği, din ile evrim teorisi arasında sanıldığı gibi uzlaşmaz, birbirini inkâr eden bir çatışma olmadığını söylemesi. Bu, onu orta yol arayan ılımlı bir bilim adamından çok mantıklı bir insan yapıyor. Çünkü ona göre din başka, evrim teorisi başka. Faraday Enstitüsü’nün düzenlediği Darwin’i Anma Sempozyumu için İstanbul’a gelen Ayala’yla konuştuk.

Francisco Ayala

-Yıllardır üniversite öğrencilerine evrim teorisi anlatıyorsunuz. Size gelip “bunu okumak istemiyorum çünkü dinî inancıma uymuyor” diyenler oldu mu?

-Ooo hem de çok. Kaliforniya Üniversitesi’nde birinci sınıf öğrencilerine Biyoloji’ye Giriş dersleri vermekle görevlendirilmiştim. E, tabii ilk derste ne anlatırsınız, Darwin ve evrim teorisi. Dersin bitiminde mutlaka bir sürü öğrenci yanıma gelip “Prof. Ayala, sınavda ne gerekiyorsa onu yazacağım, yalnız şunu bilin ki kâlbimde evrim teorisine inanmıyorum” derdi.

-Cevabınız ne oluyordu?

-Böyle söyleyen öğrencilerin çoğu ya Katolik ya da Evanjelik olurdu. Onlara “Pazar günü kiliseye gidin ve âyinden sonra râhibe evrim teorisi okumanın bir sakıncası olup olmadığını sorun” derdim. Bir sonraki hafta “haklıymışsınız, râhip onay verdi” derlerdi. ABD’de birçok insan, dinî inançla evrim teorisi arasında bir çatışma olduğunu zannediyor, hâlbuki köktenci olmayan hiçbir din adamının evrim teorisiyle problemi yok. Evrim teorisine inanıp aynı zamanda çok dindar da olabilirsiniz.

ÂDEM ve HAVVA İLMÎ DEĞİL DİNÎ BİR METİN

-Evrim teorisi bir yaratıcı olduğunu inkâr etmiyor diyorsunuz…

-Niye etsin… Ünlü Ateist Richard Dawkins çok akıllı bir adam, evrim teorisini de eksiksiz şekilde anlatıyor. Fakat bir yerde hata yapıyor, evrim teorisini Tanrı’nın yokluğuna kanıt olarak gösteriyor. Evrim teorisi Tanrı’nın varlığını ne inkâr eder, ne de teyit eder. Çünkü bilim, doğadaki fenomenleri açıklamakla yükümlüdür. Tanrı ise doğaüstü bir varlık değil mi! Bu konuda bilim ne söyleyebilir ki? Evrim teorisi diyor ki, insanlar doğal bir sürecin sonunda, zamanla meydana gelmiştir. Din de bunu yadsımıyor. Bir kutsal kitabı fen kitabıymış gibi okumak dine yapılabilecek en büyük kötülük bana göre.

Richard Dawkins11

Hoş bir Ateist, Richard Dawkins

-Âdem ve Havva’yı nasıl yorumlamak lazım öyleyse?

-Aziz Augustinus 3. yüzyılda, dünyânın 7 günde yaratıldığını anlatan Yaradılış Kitabı’na felsefî bir açıdan bakmamız gerektiğini, Kitap’ın gerçek anlamıyla 7 günden söz etmediğini söylemişti. Bakın, İncil insanlara cennete nasıl gideceklerini anlatmak için yazıldı, cennetin veya dünyânın nasıl yaratıldığını göstermek için değil. Âdem ve Havva hikâyesi elbette insanlığın Tanrı’nın yaratıkları olduğundan bahseder ama altında yatan asıl mesaj şudur: “Birlik olun.” Çünkü o dönemde insan ırkı düşmanlıkla kavruluyordu. Yaradılış Kitabı’nın sosyal bir mesajı vardı demek istiyorum.

-“Yeryüzündeki organizmalar o kadar mükemmel ki mutlaka bilinçli bir varlık tarafından yaratılmıştır” diyen Akıllı Tasarım’ın Hıristiyanlığa zarar verdiğini söylüyorsunuz. Neden?

-Eğer Akıllı Tasarımcılar’ın söylediği gibi insan vücudunu Tanrı tasarladıysa sorulacak bir sürü soru var. Meselâ gebeliklerin yüzde 20’si ilk iki ayında düşükle sonuçlanıyor çünkü insanın üreme sistemi mükemmel değil. Yılda 20 milyon düşük demek bu. Akıllı Tasarımcılar’ın dediği doğruysa, Tanrı en büyük kürtajcı olmuyor mu? Hâlbuki Darwin’e göre insan vücudundaki hatalar, tamamlanmamış evrimin sonuçları, Tanrı’yla ilgisi yok. Son kitabımda da anlattığım gibi Darwin, teorisiyle aslında dine çok büyük bir hediye vermiştir.

-Nasıl yâni?

-Pozitif bilimler gelişmeden önce dünyada olup biten iyi şeyler Tanrı’dan bir ödül, felâketler ise bir ceza olarak yorumlanırdı. Artık her şeyin sebebini biliyoruz. Evrim teorisi de neden mükemmel yaratıklar olmadığımızı açıklıyor. Eksik kalmış veya doğası gereği kötü olan şeylerin hesabını Tanrı’dan sormamıza gerek yok, evrim teorisi kafalarımızda eksik halkayı tamamlıyor.

-Evrim teorisinin çok sağlam kanıtları varsa, insanlar nasıl karşı çıkabiliyor? Kopernik’le veya Newton’la ayrı düşen yok da, Darwin niye şüphe götürüyor?

-Siz bilmiyorsunuz galiba, Newton’la aynı fikirde olmayan, yerçekimine inanmayan topluluklar da var. Mesela Güney Kaliforniya’da “Dünyâ Düzdür” adlı örgüt.

RÂHİP OLMAK İÇİN İLÂHİYAT OKUMUŞTUM AMA…

-Ünlü İspanyol yazar Francisco Ayala’yla bir akrabalığınız var mı?

-Herkes onu benim babam zanneder. Ama hayır hiçbir kan bağımız yok. Yine de kendisini çok iyi tanırım çünkü ikimiz de aynı yıl ABD’ye göçtük. 1960’ların başıydı, New York’taki bir İspanyol âilenin verdiği bir yemekte tanışmıştık. Hâlâ da İspanya’da onu ziyaret ederim.

-Sizin ABD’ye gelme sebebiniz neydi?

-Genetik doktorası yapmaya karar vermiştim. Ama başımızda Franco varken bu mümkün mü! Franco dönemi İspanya’da bilimin baskı altına alındığı bir dönemdi. Genetik uzmanları hapse atılıyordu. Onlardan biri, eğer gerçekten genetik konusunda ilerlemek istiyorsam ABD’ye gitmem gerektiğini söyledi ve tek bir adres verdi. 20. yüzyılın evrim ve genetik alanındaki en büyük hocası Theodosius Dobzhansky New York’taki Columbia Üniversitesi’ndeydi, onun yanına gitmeliydim. Öyle de yaptım.

ÖNCE FİZİK SONRA İLÂHİYAT

-Siz üniversitede genetik okumadan önce ilâhiyat eğitimi almıştınız, bir râhip olacaktınız. Sonra ne oldu?

-Dindar sayılabilecek Katolik bir âilede büyümeme rağmen annem, babam ve kardeşlerim benim neden râhip olmak istediğimi çözememiş, hâttâ bu kararıma hafiften karşı çıkmıştı. Tamamen şahsî merak ve tutkularım nedeniyle Madrid Üniversitesi Fizik bölümünü bitirdikten sonra ilâhiyata girdim. Misyoner olmak istiyordum. Ama eğitimimin bitmesine birkaç yıl kala ilim ve fenne ilgim ağır basmaya başladı. Mezun olmadan önce hocalarıma râhiplik yapmayacağımı, genetik ve evrim teorisinde uzmanlaşacağımı söyledim. İtiraz eden olmadı, ne âileden, ne de hocalardan.

-5 yıl ilâhiyat okumuş olmanız sizi daha iyi bir bilim adamı yaptı mı?

-Hiç sanmam. Evet, ilâhiyat eğitimim beni kişisel olarak geliştirmiş olabilir ama iki çok farklı entellektüel disiplinden söz ediyoruz. Biri din, biri bilim. Birbirine karışmak yâhut yardımcı olmak gibi bir görevleri yok. Ama din bilgim hiçbir zaman bilim adamlığımda bir dezavantaj da olmadı çünkü ikisini çok ayrı tutabildim.

-Hâlâ dindar bir Katolik misiniz diye sorsam ayıp olur mu?

-Olmaz ama ben cevap vermekten kaçınırım. Çünkü “din ve evrim teorisi arasında bir savaş yok” diyen bir bilim adamıyım. Eğer “dindarım” dersem, evrimciler “bilime din karıştırıyor çünkü dindar” diyecek. Yok “değilim” dersem, yaradılışçılar “tabii dindar değil, çünkü hem evrim teorisini savunup hem de dini bütün olamaz” diyecek. Benim kişisel inancımın anlattıklarımın önüne geçmesini istemiyorum.

Yaradılışla ilgili kitaplar basıp ABD’de dağıtan bir Türk var, Adnan Oktar. Verdiği bilgiler tamamen aptalca!

-Yılda 50’den fazla konferans veriyorsunuz evrim teorisiyle ilgili. Sizi zor durumda bırakmak için sorular hazırlayıp gelenler oluyor mu?

-Tabii öyleleri var. Yaradılışçılar’ın her zaman öne sürdüğü klâsik örneklerle konuşurlar: “Bakteri Kamçısı çok mükemmel, evrim sürecinde yeri açıklanamıyor” gibi sorular. Hepsine sabırla cevap veririm. Arada İncil’den pasajlar okurlar. Onları cevaplamakta da hiç zorlanmam, çünkü benim dinî bilgim onlarınkinden çok daha saf, derin ve kapsamlı. Yâni bir yaradılışçının benimle baş etmesi çok zordur.

-Diyelim ki bir ülke okullarda evrim teorisi değil, yaradılış teorisini okutmaya karar veriyor. O ülkenin hâli ne olur?

-Ne olacak, felâket! Rasyonalitenin hayatı tehlikede demektir o ülkede. Evrim teorisinin anlatılmadığı bir fen dersi, Hitler’in ya da Roma İmparatorluğu’nun es geçildiği bir tarih dersi gibidir. Yaradılışçılar dünyanın her yerinde 20. yüzyılın başından beri aktif olarak lobi yapıyor. Başarılı olduklarını görmek beni çok tedirgin ediyor. Örneğin yaradılışla ilgili kitaplar basıp ABD’de dağıtan bir Türk var, Adnan Oktar. Para harcamış, güzel fotoğraflar bulup o kitapları hazırlatmış. Kibarlık yapamayacağım: İçindeki bilgilerin tamamı aptalca! Bugün okullarda bu teorinin veya Akıllı Tasarım’ın okutulduğunu veya bunun bir seçenek olarak öğrencilere sunulduğunu düşünemiyorum. Öyleyse astronominin yanında astroloji de, kimyanın yanında simya da okutalım!

SÂDECE BİLİMLE DÜNYAYI ANLAYAMAZSINIZ

Dünyâyı anlamak için sâdece bilimi kaynak almak doyurucu olmaz çünkü bilim size ahlâkla, estetikle ilgili bir şey söylemez. Örneğin ben Picasso’nun en sevdiğim tablosu Guernica’yı târif edeyim. Bunu ışığın açısını, fırça darbelerinin sayısını, boyanın kimyasal bileşenlerini, kanvasın dokusunu anlatarak yapabilir miyim? Yapsam, ne anlarsınız? O tablonun ne anlattığıyla ilgili hiçbir şey. Bilim şarttır ama hayatta yeterli değildir.

***

Francisco Ayala ile o kadar çok ortak yanımız var ki…

İkimiz de müsbet ilim profesörüyüz. Kimyayla simyanın, astronomiyle astrolojinin farkının müdrikiyiz.
İkimiz de Tanrı’ya iman ediyoruz.
İkimiz de sapla samanın karışmaması gerektiğini görüyoruz.
İkimiz de dinler tarihine ve dinlere meraklıyız; üstelik o ilâhiyat da okumuş.
İkimiz de teokrasiye ve faşizme karşıyız.
İkimiz de Adnan Oktar ve müritlerinin ve benzerlerinin aptalca kitaplarına gülüyoruz.
İkimiz de Yaratılışçılar’a ve benzeri zırvalıklara inananlara hayretle bakıyoruz.

Farklarımız ise bana hüzün veriyor…

O erkenden kapağı ABG’ye atıp dünya çapında âlim olmuş.
Ben ise Türkiye’de kariyer yapıp bir yandan da ayakta kalabilmek için para kazanmak mecburiyetinde kalmışım; verdiğim yüzlerce ilmî konferansı (daha dün Geropsikiyatri Kongresi’ndeYaşlılarda Antidepresanlar’ konulu bir konferans verdim) birkaç sene zarfında kimse hatırlamaz.
Onun kitaplarını dünya tanıyor.
Benim Türkiye’de neşredilen ilk çok yazarlı Psikiyatri Temel Kitabı’nda ilk defa “Evrimsel Psikiyatri” bölümünü yazdığımı kaç kişi biliyor, bu konuda ilk yazıyı yazdığımı kaç ben-i âdem farkında? Pek az…
O dünyayı dolaşıp ilminin, itibârının ve şöhretinin keyfini çıkarıyor.
Ben tamgün yasası çıkarsa yerimi bir Fethullahçı’ya bırakmak üzere emekli olmak zorunda bırakılacağım ve en sevdiğim şeyden mahrum kalacağım: Talebe yetiştirmek. Çünkü âileden zengin değilim ve emekçiyim, muayenehâneme mahkûmum; üniversitenin vereceği maaş aldığım kitapları karşılamaz. İster istemez de akademiyadan uzaklaşacağım. Bakmayın, birtakım tüccar hocalar gene kulpunu bulup küpünü doldurur. Asistanlarına hazırlattıkları slâytlara spikerlik yapıp bol para kazanırlar.

Kıskançlık mı?
 Yok, buruk bir gıpta…
   E, n’apcez?
    Bu mekânda yazcez.
     Birkaç popüler psikiyatri kitabı da yazcez.
      Sponsor bulabilirsek en büyük hayâlimiz olan Evrimsel Psikiyatri kitabını yazcez.
       Sonra da, gök kubbe altında fazla bir sadâ bırakmadan göçüp gitcez.

Bekir Sıdkı Sezgin’le, Bobby Fisher’la, Tanju Koray’la, Gâzi Yakup Satar’la, Gazanfer Özcan’la ve Peder’le tavla atcez. Zâten anamın da fazla vakti kalmadı, onunla da şakalaşıcez.

   Hem, orada metabolik sendrom da yokmuş, rakı da mebzûlmüş.

      Bol kuyrukyağlı çöp şiş de âlâymış, mide fesâdı geçirilmiyormuş.

         Kitap ve mûsikî de bedavaymış…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 26 Nisan 2009 Pazar

2 Yorum

Çağatay AZKINKasım 4th, 2010 07:15

Hocam, yazmadan edemedim: Kendiyle barışık, 10 numara bir yazı!
Bu arada, bu saatten sonra gelecekseniz de gelmeyin hocam, dönen dönene…

Bir de şu Yaşar Kemal anlaşmazlığımız olmasa, pek çok konuda örtüşüyoruz…
Tek farkımız, sizin en azından talebeleriniz ve basılı eserleriniz var, ben hâl-i hazırdaki kitabımı bastıramadım 15 senedir…

Unutmayın, her öğrenciniz bir sedâ, her yaşama bağladığınız hastanız bir sedâ ve her makaleniz ayrı bir hoş sedâ…

Sağlıcakla…

MKD: Sevgiyle…

Yorum Yapın

Mesajınız