FUTBOLDA SON DURUM
Politik Psikiyatri’den sonra Futbol Psikiyatrisi Uzmanı da oldum.
Şaka bir yana, bir davranış bilimci, hele hastalıklardan da anlayan biri, yâni bir psikiyatr olarak insan bâzı şeyleri görüyor; futbol bilgimiz de Kabzımal Bey sâyesinde epey ilerledi (yâhu bu Erman Toroğlu gerçekten bir fenomen; onun yüzünden Pazar geceleri uykusuz kalıyorum. “Kabzımallık bana hıyarı tanımayı öğretti” lâfı emsâlsiz bir sinizmdi), elimiz de kalem tutunca, yazıyoruz…
26 Kasım 2008’de takımıma şunları söylemişim:
http://www.keremdoksat.com/2008/11/26/sarikanarya%e2%80%99ya-rica/
Ey benim canım Sarıkanarya’m,
Doğduğumdan beri üyesi olduğum Fenerbahçe’m,
Canım ciğerim…
Biliyorum ki ben bir fakir psikiyatri profesörüyüm, kim takar beni?
Gene de çığlık atayım, belki duyan olur.
Ha, kulüp ve kongre üyesiyim ama biliyorum ki Başkan’la konuşsam da bir şey değişmez; bilmediğimiz “duygusal” işler dönüyor.
Aragones Dede’nin affektif sığlığı, tepkisizliği, burnunu karıştırıp kaşıması, maçı değerlendiremeyişi, yere bakışı, kadro ve adam tercihindeki garabet, mağlûbiyetten sonra yaptığı basın açıklamasında hayâlî bir maçla ilgili akıl almaz, garip değerlendirmeleri…
Bu adam en azından 1/7 demansta, belki daha da fazlası.
Yâhut ağır depresyonda (ki, sanmıyorum).
Ama ısrarla orada oturuyor, oturtuluyor.
Bugüne kadar ettiği tek zekice lâf şu: “O kadar büyük para teklif ettiler ki, reddedemedim”!
Yâhu, Allah, Manitu, Zeus, Poseydon veya ne isterseniz onun aşkına…
Bırakın dedeyi…
Sarıkanarya da, o da rahat etsin.
***
Ondan daha önce, 16 Haziran 2008’de şunları klâvyeye almışım:
http://www.keremdoksat.com/2008/06/17/uri-geller-diye-bir-sahtekar-ve-fatih-terim/
… Yâhu, bir Türk olarak içim kıpır kıpır, çok mutluyum. Aksi mümkün mü?
Ama bütün maçlarında berbat şekilde oynanan, son on beş yirmi dakikalardaki “pesler” sâyesinde hasb-el kader ve ferdî gayretlerle kazanılan maçlar hakkında bütün otoriteler hemfikir. Hele Dr. Ahmet Çakar müthiş yorumlarda bulunuyor: “Bu işler artık mistiktir, kaderdendir” diyor.
En rasyonel izah vallahi de billâhi de bu!
Volkan denen, aynı şeyi bir lig maçı sonunda da yaptığı için sâbıkası malûm bir kaleci müsveddesi, maç fiilen devam ederken ve kazanmamıza dakikadan az kalmışken rakibi ceza sahamız içerisinde itip düşürüyor.
Maçın beyefendi hakemi de kırmızı kartı basıyor tabiatıyla; peki, neden penaltı vermiyor? Top oyun sahasında olmadığı için. Kurallar “uyulmamak” içindir dostlar; iyi ki vermedi de, verseydi ne olacaktı? Volkan ise soyunup, gelişkin vücudunu sergileyerek şov yapıyor sahada!
Bekliyoruz, maçtan sonra Baba (Süleyman Demirel değil, Fatih Terim bu baba) ne diyecek diye…
Maâlesef, gene bizleri şaşırtmıyor. Volkan’ın antisosyal davranışını kınamak bir yana, koruyor!
Akabinde de gazetecilere “sizin ahlâkınız yok mu, dönünce göreceksiniz ananızın örekesini” diye özetleyebileceğim türden lâflar ediyor! “Benim hatalarıma rağmen değil, kendi gayretleriyle oldu” demesini de bekleyen yok tabii de…
Ya kös kös dönseydik, aynı lâfları sana etselerdi ne yapardın ey Fatih Terim?
Herkese Mevlânâ’dan şiir okuyup, sıra dayağı mı çekerdin İmparatore (hatırlar mısınız, tam bu reklâm yayınlanırken şutlayıvermişlerdi kendisini)!
Düşmez kalkmaz bir Allah!
Bu günlerin yarınları da var, bizden söylemesi…
***
Arada, 13 Eylül 2009’da şöyle yazmıştım: http://www.keremdoksat.com/2009/09/13/futbolumuz-hakkinda/
Şimdi, Millî Takım nasıl oynayıp ne yaptı, Fatih Terim nasıl olup da Türk düşmanı(!) hakem tarafından tribünlere yollandı, akabinde neler söyledi, Cimbom nasıl çıkış yaptı, Karakartal ise sürünmekte, bir düşünün.
Demem o ki, bizlerin gözlemlerini yabana atmamak lâzım.
İyi Pazarlar…
***
Eh, yanılmış mıyım?
Aragones Dede bunaktı munaktı ama malı çok iyi götürdü. Giderken soyup soğana çevirdi Sarıkanarya’yı! Zâten ben sevgili takımımın Başkanı’nın çok iyi bir iş adamı olup da bu bunağa bu kadar parayı nasıl kaptırdığını bir türlü anlayamadım. Ayrıca, kendisinin futboldan pek bir şey anlamadığını da düşünüyorum. “Tekrar şampiyon olacağız” diye kapasitesi ve kalitesi mahdut, Alex olmasa sapır sapır dökülecek takıma bu kadar baskı kurulur mu? Belli ki psikolojiden de pek anlamıyor.
Gerek Galatasaray’ın, gerekse dolaylı olarak Millî Takım’ın başarısının esas ve baş mimarı Jupp Derwall’dir, hani geçirdiği kısa süreli ağır bir hastalıktan sonra 26 Haziran 2007’de, 80 yaşında iken hayata gözlerini yuman dünya tatlısı, futbol dâhisi, gerçek Türk dostu olan, giderken biraz bize küs giden adam. Fatih Terim’i de, Mustafa Denizli’yi de o yetiştirmiştir. Ama tabii ki, herkesin bir kapasitesi vardır; 5 litreyi 4 litrelik kaba dökersen, 1 litresi heba olur, gider…
Mustafa Denizli de dikkatle ve endişeyle takip ediyorum. İzmirli’dir ve çok efendi bir adamdır, yakinen tanırım; dilerim sonu Fatih gibi olmaz…
Fatih Terim maâlesef durmadı, duramadı. Benden dört yaş büyüktür. Adana’dayken vasat ama hırçın tabiatıyla futbol oynardı. Kaç kere hakemlere hücum ettiğini, kavgalara bulaştığını gözlerimle görmüşümdür. Fakat karizması ve liderlik vasfı onu hep gündemde tuttu. Hayatının en büyük akıllılığını şimdiki karısıyla evlenerek yaptı. Tam bir hanımefendi olan ve muazzam bir sosyal zekâya sâhip olan karısı Fûlya Hanım onu taşıdı, arkasında kalır gibi yapıp bütün hatalarını bastırdı. Ama Yeni Şafak gazetesi yazarı Osman Tanburacı’nın bıyığına ve annesine küfür ettiği iddiasıyla “hakaret” suçundan TCK’nin 125/1. maddesi gereğince iki sene hapsi istenmesine de mâni olamadı tabii. İstanbul 2. Sûlh Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, sanık Fatih Terim ile şikâyetçi Osman Tanburacı katıldı. Hâkim, Fatih’i “hakaret” suçundan günlüğü 20 TL’den olmak üzere 90 tam gün adlî para cezası ile cezalandırdı. Sâbıkasız oluşu, kişilik özellikleri, duruşmadaki tutum ve davranışlarını göz önünde bulundurarak yeniden suç işlemeyeceği kanaâtine varan hâkim, Fatih’e verdiği toplam 1800 TL adlî para cezası hükmünün açıklanmasını geri bıraktı. Hâkim ayrıca, Fatih’in 5 yıl içinde işlediği kasıtlı suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm olmaması durumunda davanın düşmesine, aksi hâlde mahkemenin geri bıraktığı hükmün açıklamasına karar verdi. Futbolcularına küfür edildiği bahanesiyle takımını son maçında başsız bırakan Fatih ile davalık Fatih aynı kişiler!
Levent Kırca’nın http://www.vidivodo.com/283256/fatih-terim-levent-kirca adresindeki hicvi çok iyi anlatıyor Fatih’i…
Fatih’in tahsili nedir bilmiyorum ama terbiyesinin ve kapasitesinin ne olduğu belli. Adana’nın en alt tabakasından çıkıp büyük adam olmayı hazmedemedi; muazzam kabarık egosu sebebiyle hatalarından ders alamadı, tenkit edildiğinde cevabı saldırmak oldu. Gitti 10 milyon Dolarlık yazlık aldı, öyle boyattı ki, bütün Türkiye bunu konuştu.
Kısacası, bir türlü kendini aşamadı.
Fâtih tipik bir Ouroboros.
Ne demek mi?
Google’dan bakıverin.
Tek üzüntüm de…
Hep böyle kalmaya devam edecek olması!
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 12 Ekim 2009 Pazartesi

