Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 4364 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

MİTOLOJİYİ BİLMEK ve ANLAMAK

Tarihinin kadîm dönemlerinden beri anlatıla gelen masal ve efsâneler modern çağ insanına niçin gereklidir?

Mitler gerçek olmayacak kadar uçuk birer çocuk masalı mıdır?

Yoksa onlardan vazgeçmek insanlığın sonunu mu getirir?

Bizi bir arada tutan asıl masallarımızdır. Dede Korkut gibi niceleri vardı, unuttuk. Bunları bilmeme gibi hakkımız yok!

Mitoloji nedir, bir bakalım…

Kamusa göre mitosun (mythos: mit) anlamıyla başlamak gerekir. Kabaca özetlemek gerekirse iki anlamda kullanılıyor:

İlk anlamı aslında güvenilir olmayan, uyduruk hikâyeler. Kısacası mitos tarihe mâl edilmiş, palavradan masallar, hikâyeler, meseller anlamında çok kullanılır halk arasında. Hâttâ “bırak ya, mitos işte” gibi ifâdeler hiç de ender değildir.

Bir de ma’şerî ortaklaşa şuûrdışından (filogenetik – ontgenetik psişeden) gelen arketipleri de barındıran ve çok zengin, belki on binlerce senelik kültür imgelerini (imago) taşıyan çok hoş masalları tanımlar mitos kelimesi…

Bizi ikinci anlam ilgilendiriyor. Basit hikâyeler veya masallar, söylentiler değildir bunlar. Tek bir kişi de uydurmamıştır, o sebeple de anonimdirler. Milât’tan önce bilmem kaç yılında falanca şunu demiş diye tarihî kat’iyetle anlatıldığında, o hâdise mitolojik değildir. Mitoloji halkın ma’şerî hâfızasına nakşolmuş ve kültürü taşıyan memetik unsurların başında gelir.

Kibele

Kibele

Memetik ile mitolojiyi nasıl bağdaştırabiliriz dersek…

Memetik, malûm, Richard Dawskins tarafından genetiğin karşılığı olarak oluşturulmuş bir kavram ve bilimsel disiplin. Gen (gene) kalıtsal bilgiyi taşıyan en küçük zerre olarak tanımlanıyorsa, mem (meme) de kültürel bilgiyi taşıyan en küçük birimdir. Önce memeoloji denmiş, daha sonra memetik olmuş, genetiğin karşılığı olarak.

Genetik mutasyonlarla memetik mutasyonlar birbirinden farklıdır. Dinlerin ortaya çıkıp yayılışı memetikle izah edilir, kültür (hars) de memetik olarak yayılır. Çünkü meselâ tarihte bir Hz. Muhammed doğar, Kur’ân öğrenilir ama daha kendi zamanında itişip kakışmalar başlamıştır; ölümünden hemen sonra beş tâne mezhep, yüzlerce tarikat ortaya çıkar; bunun da adı olur din.

Çünkü gittiği yere göre değişime uğrar: Memetik mutasyon. Bunlar çok hoş kavramlar. Mitoloji ise mitlerin üzerinde çalışan pozitif bir bilim dalıdır. Mitlerin de gerçek olup olmadığını araştırmak absürttür, onun sonuçlarını ararsınız. Gerçek mitologlar bunların peşini sürer, nereden çıkmış bulur.

Mitosları nasıl kullanıyoruz?

Mitoslar belli bir halkın, milletin, etnik veya kültürel grubun, cemaâtin ortaklaşa şuûrdışını oluşturan imge ve simgeleri, yâni imago ve sembolleri bize taşıyan değerli anlatılardır. Bunları bilmeme hakkımız yoktur. Bilmezsek, kendi tarihimizden, kendi kendiliğimizden (self) uzaklaşmış oluruz. “Kendi kendiliğimizden” kastım kişisel olduğu kadar, millet, insanlık anlamındadır. Tarihi, insanlık harsını kavrayabilmek ve değişik bölgelerin, milletlerin harslarını anlayabilmek için mitologyayı bilmek zorundayız.

En çok antik Yunan mitolojisi tanınır. Önemi nedir Yunan mitlerinin?

Eskiden Yunanlar her şeye bir tanrı adı vermiş. Hoş bir iş… Son derece antropomorfik, insan benzetilmiş tanrılar. Zeus, meselâ, baş tanrı; öfkeleniyor, gazaba geliyor, kızdığında şimşekler gönderiyor, bir yandan da önüne gelenle seks yapıyor. Bu tanrıların yemediği halt yok. İnsanlar kendilerinde gördükleri her türlü kötü şey, bu arada iyi şeyleri de tabii, kendilerinden âdeta dışlaştırmak, ötekileştirip başkalarının üzerine atıyor ve onarlın da bunları düşünerek günahlarını affettirmek için mitos yaratıyorlar. Bunu özellikle böyle yapayım diye oluşturmuyorlar; zaman içinde memetik birimlerle oluşuyor.

Ve ne oluyor: Çok uykusu gelen adam “beni uyku tanrısı Hypnos davet etti” diyor. Öldürme itkisi olan bir adam, “beni ölüm tanrısı Thanatos kandırdı” diyor. Şehvete kapılan diğeri, “aşk tanrısı Eros’un etkisindeydim” diyor. Kendi şuûrdışı, yarı şuûrlu veya şuûröncesi her türlü eğimlerini, suçluluk, günahkârlık duygularını yâhut iyi şeylerini onlara yansıtıyor. Aslında bu bir nev’î yansıtmalı özdeşleşip benimseme (projective identification). Sonra o tanrıdan af dileyip “arınıyor”.

Hristiyanlık’ta da bu antropomorfizm çok bârizdir ve Katoliklik’teki günah çıkarmayla aynıdır. Kötülüğü Şeytan arketipi yaptırır, “Jesus’tan yâni Katoliğin Tanrısı’ndan merhamet dileyeni de” vekâleten Peder Efendi affeder. Kulun irade-i cüzziyesi yoktur. Her şey Küllî İrade’nin, yâni Jesus’unkidir. Katıksız bir Teizm’dir bu…

Tek tek insanlarla kalmayan bir etki olsa gerek. İnsanlığın geneli için mitlerin işlevi nedir?

Mitosların doğuşu boşuna değil. Milletlerin, kavimlerin, etnik grupların, kültürlerin bütünlüğü bu mitoslardan kaynaklanır. Yunan’ı filân bırakalım, bizdeki çok eski masallar, menkıbeler bu işi yapmıştır. Hâttâ bir örnek vereyim: Hem de öyle çok çok eski de değil; Türk tarihinde bir mitos var. Osmanlı Beyliği ilk kurulduğunda Şeyh Edebâli’nin “Ey evlât” diye başlayan bir nutku vardır, Osman Bey’e nasıl hükmedeceğini anlattığı nasihatleri içerir. Edebâli’nin böyle bir lâf edip etmediği hiç önemli değildir.

Mitolojiyle uğraşan ama câhil olan bâzı insanlar, mitolojideki bilgiler ciddiye alınmaz derler. Aşağılıyorlar, tıpkı ilk tanımdaki gibi masal olarak bakıyorlar. Edebâli o lâfları etmiş olabilir veya da olmayabilir. O lâfların oraya yapıştırılması, ortaklaşa şuûrdışında yer alması senin tarihindeki bir boşluğu dolduruyor, sana bir yapı mâlzemesi getiriyor, seni sen yapan bir manzume hediye ediyor. Bundan daha değerli bir şey var mı?

Mitosların doğruluğu tartışılmaz. Bu soru önemli değildir. O nedenle mitolojiyle uğraşanlar mitosların doğru mu, yalan mı olduğu gibi bir safsata ile uğraşmazlar.

Anlatılanları birebir almamak gerekiyor yâni…

Tabii. Bakın mitolojide edepsizlik yoktur, beşeri zaaflar vardır. Zeus kötü bir adam gibi davranır, Athena haksızlık yapar, Eros şunu yapar, bunu yapar; ama sonuçta hepsinin bir nedeni sonucu vardır ve en sonunda bir menkıbe, bir ibretlik ders çıkabilir. O yüzden mitoslardan masallar doğar. “Bir varmış bir yokmuş” diye başlayan o hikâyeler aslında mitolojik imge ve simgeler taşır. Arketipal kavramları gündeme getirirler.

Mesela düşünen yaşlı adam, dünyanın her tarafında bir bilgelik imgesidir ve bir arketiptir. Bütün kültürlere baktığınızda görürsünüz onu; Hristiyanlar’da, Müslümanlar’da… Hâttâ gidin Eskimolar’a, orada da vardır. Rahme benzeyen gül simgelerle ifâde edilen vajina ve anneliktir, dişiliktir; tıpkı fallusun erilliği anlatması gibi. Türklüğün otantik kültüründe Türkler ataerkil değil, anaerkildir. Tanrıları da bir tanrıçadır: Kibele.

Sonra da Sibel olur. Daha Batı’ya gider, Cybil olur.

Bakın memetik yayılışı görüyorsunuz. Kavram çıkış olarak aynı, isim de değişiyor anlam da. Ama allegorik olarak, sembolik olarak ifâde ettiği şey aynı: Ana, rahman ve rahim olan, şişman iri memeli bir ana.

Memetik yayılış gösterse de zamanla özgün anlamları unutuluyor o hâlde… Asıl masallarımızı kaybettirdiler bize. İnsanlığın baş belâsı olan kapitalizmin getirdiği en büyük iblis, kültürleri ortadan kaldırmak olmuştur. Bizi bir arada tutan din değildir. O sâdece bir kısmıdır işin, asıl masallarımızdır. Mitosumuz onlardır, Dede Korkut masalları gibi niceleri vardı, unuttuk.

Dedeler, nineler artık torunlarına masal anlatmıyor; torunlar da dinlemeyip televizyon seyrediyorlar. Kültür intikali bitti. Batı’da da büyük bir sorun bu. Yaşlılarda intihar oranı yüksektir ABD’de ve Avrupa’da. Çünkü Noel’de kimse ziyâretlerine gitmez. Belli bir yaşı geçtiklerinde üretkenlikten çıktıkları düşünülür; çocukları tarafından huzurevine konulurlar. Huzurevi ziyâretleri bir süre sonra seyrekleşir. Onlar da huzurevlerinde kendi alt kültürlerini kurmuş olurlar.

Ama çok müreffeh, çok güzel insanların yaşadığı Kuzey Avrupa ülkelerinde gene de yüksek oranda depresyon ve intihar oranı vardır. Hâdise sâdece güneş ışınlarının yetersizliği ve açılarının darlığı mes’elesi değil! Çünkü insanlar birbirlerine yabancılaşmıştır; mitoslarını kaybetmişlerdir. O yüzden mitoslarını yeniden yaratmaya çalışıyorlar.

Dan Brown’un Da Vinci Şifresi’nin çok satması boşuna değil.

Hele Amerikalılar; onlar olmayan bir tarihi yaratmaya çalışıyorlar. 200 sene önce oraya gidip herkesi kesip temizlediler; koparttılar tarihi. Şimdi ranger ve kovboylarla yeni mitoslar yaratmaya çalışıyorlar.

Dinler memetik ve buyurgan öğretiler, kurumlardır. Homo mysticus ile Homo religiosus arasındaki en büyük fark da budur. İmanı korumayı ama lâik bir demokrasiyi harmanlamayı başaran bâzı Bâtınî teşkilâtların (tasavvuf ekolleri, masonluk gibi) sebeb-i mevcudiyetleri budur.

Mitoslarını kaybeden milletler tarih sahnesinden silinir.

Çünkü bir milleti millet yapan en önemli unsur ülkü birliğidir, lisan da bunun en mühim taşıyıcısı

Bütün bu yaşanan, yaşatılan travmalar Türk Milleti’ne ortaklaşa şuûrdışını, şuûrunu ve kaderde, kederde beraberlik zamkını tekrar yakalaması için birer imkân teşkil edecektir.

   17 devlet kuran bu aziz millet…

      Gerekirse 18.’yi de inşâ eder…

         Muhtaç olduğu kudret harsındaki mitlerde gizlidir!

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 09 Kasım 2009 Pazartesi

2 Yorum

Mustafa AvcıMart 26th, 2011 15:17

Tek kelime ile muhteşem bir yazı olmuş, okurken ayrı ayrı zevk ve tat aldım; ellerinize, emeğinize sağlık…

MKD: Şükranla Sayın MA.

baysungur ozanNisan 12th, 2011 00:15

Hocam,

Mürşidimiz oldunuz yazılarınızla dâima bize yolun doğrusunu gösteriyorsunuz; yazdıklarınızla aklımda ışıklar yanıyor, hayat yolunda sâdece akıl yetmiyor, bu yol pek aydınlık değil, dışarıdan bir ışık ve zihinde bir aydınlanma için enerji kaynağı gerekiyor, bizim için bir ışık ve enerji kaynağı oluyorsunuz.

Çok teşekkür ederim, ellerinizden öpmek gerek hocam, saygı ve sevgilerimle…

MKD: Bunu yazan BO rumuzlu dostumuz vesilesiyle birkaç şey yazacağım:

-Burası benim mütevâzı web mekânım. Fikir egzersizleri yapıyorum. Eğer yazdıklarımdan gerçekten de bu derecede etkilenen, aydınlananlar olursa ancak memnun olurum.
-Kimsenin mürşidi olmak iddiam da yok, ellerimden öpülmesi dileğim de

Bilmukabele saygım ve sevgimle…

Yorum Yapın

Mesajınız