Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

AK ve KARA

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 968 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Sevgili Mekâncılar,

Hayatta bazen öyle noktalar gelir ve öyle şeyler yarsınız ki, işiniz güzcünüz hikâye yazıp hikmet içerisinde sükût etmek zorunda kalırsınız. Hayat devam etmektedir ve sadece yazarak ayakta kalabilirsiniz. İnsanın en büyük varlığı ve yaşayış sebebi dostlarıdır.

hermes ile ilgili görsel sonucu

***

Öyle zamanlar gelir ki siz kendinizi bertaraf mı bitaraf mı edilmişim bilemiyorum diye değerlendirir ve şaşkınlık içine kalırsınız.

Kurgusal Orta Dünya evreninin önemli bir kesitini anlattığı Yüzüklerin Efendisi adlı fantastik üçlemesindeki en önemli karakterlerden biridir. 

***

Gandalf, bir İstari veya Orta Dünya büyücüsüdür. Ölümsüz Topraklar’da

Gandalf, Olórin adlı bir Maia ruhuydu ve rüyaların efendisi Irmo'nun

bahçelerinde (Lorien) yaşıyor ve sık sık merhametli Nienna'yı ziyaret ediyordu.

***

Güneşin Üçüncü Çağının 1000. senesinde Istari veya Orta Dünya’ya

gönderilen beş büyücüden biri olmak üzere seçildi. Batı dillerinde Gri Gandalf,

Elf dilinde Mithrandir veya “gri gezgin”, Cüce dilinde Tharkûn ve Harad

dilinde de Incánus adıyla tanınıyordu. 

***

Dış görünüşü, büyük bir pelerin ile sivri uçlu bir şapka giymiş ve elinde bir âsâ

taşıyan, sakallı yaşlı bir adam biçimindeydi. Bu adam köken olarak

Musevi'ydi.

 ***

Gri Liman'a vardığında Círdan ona, Narya veya “ateş yüzüğünü” verdi.

Bu yüzük soğumuş, korkmuş bedenlerin ruhunu tutuşturur ve cesaretlendirirdi.

İki bin yıldan uzun bir süre boyunca Gandalf, Orta Dünya’da etkisini arttıran

kötü güçler ile savaştı.

***

2941 yılında, Ejderha Smaug’un öldürülmesiyle sonuçlanan Yalnız Dağ

Seferi’nin ilham kaynağı oldu.

***

 Bu sefer sırasında Gandalf Glamdring adlı kılıcı, Bilbo Baggins ise Tek

Yüzük’ü buldu.

***

3018 yılında Frodo Baggins'in yanına gelen Gandalf, Yüzük Seferi’ni başlattı.

Rivendell’de Yüzük Kardeşliğinin lideri olarak seçildi ve kardeşliği pek çok

tehlikeden kurtararak yollarına devam etmelerini sağladı.

***

Bu sırada Khazad-dûm Köprüsü Savaşında, Moria’nın Balrog’u ile yaptığı

dehşetengiz mücadelede kayboldu.

*** 

Fakat Büyücünün ruhu, hiçbir silahtan zarar görmeyen ve ışık saçan Ak

Gandalf olarak dirildi. Böylece Ak Saruman’ın unvanı elinden alınmış oldu.

Yüzük Savaşında, Gölgeyele (Shadowfax) adlı atını süren Ak Gandalf her

yerdeydi: Rohan Kralı Théoden'in ilham kaynağı, Isengard’da Saruman'ın

sonunun hazırlayıcısı ve Minas Tirith kapılarında Cadı Kralın durdurucusu hep

o oldu.

***

Yüzük Taşıyıcısı tek yüzüğü berhava ederken, Gandalf Mordor’un Kara Kapısı

önünde Batı Ordusu’nun komutanları ile birlikteydi.

***

Savaştan sonra Gandalf, Aragorn ile Gondor’un yeniden birleşmesini sağladı

ve 3021 yılında Yüzük Koruyucularının son yolculuğuna katılarak Ölümsüz

Topraklara döndü.

 ***

Büyücü ırkının en önemli temsilcisidir. Yüzüklerin Efendisi’nin sinema

filminde bu karakteri Sir Ian McKellen canlandırmıştır. 

***

Tek yapmanız icap eden tamam mı devam mı diye karar vermektir.

Hayatta en önemli şey dostluktur ve diğerkâmlıktır.

Dostlarınızı ihmal etmeyin ve hiçbir şey yapamıyorsanız bile bir telefon edin veya mail atın.

Yalnız kalmadığınızı göreceksiniz. Geç de olsa cevap gelir.

ürk mitolojisinde başrol oynayan tanrı ve tanrıçaların sıfatları, işlevleri ve isimlerinin etimolojik anlamları, yukarıdaki gezegen ve gezegensel sıralamaya uygunluk göstermektedir. Buna göre; Satürn Kara-Han, Jüpiter Ülgen, Mars Kızagan Tanrı, Venüs Umay (Ayızıt), Merkür Mergen Tanrı’yı karşılamaktadır.

***

 

Kayra Han (Kara Han) 

Altay Türklerine göre gökyüzündeki tanrıların en büyüğü Kara Han’dır. Kara Han 17. katta oturur. Kara Han Dünya’nın yaradılışı ve sonu gibi konularda daima ön plandadır.

 ***

Kara-Han yeryüzünü yarattıktan sonra dokuz dallı bir çam diker ve 16. kata oğlu Ülgen’i oturtur. Kara-Han, dokuz kişinin bu dallardan türemesini, dokuz milletin de buradan meydana gelmesini ister.

 Kara-Han, insanoğlunun “ata” ve “anasıdır”.

 ***

Şamanlara göre Kara Han’ın Ülgen, Kızagan, Mergen adında üç oğlu vardır.

 ***

Ülgen (Bay Ülgen)

 ***

Ülgen göğün 16. katında Altın dağda ikamet eder ve Altın bir taht üzerinde oturur. Tahtı Ay’ın ve Güneş’in ötesindedir. Ülgen, gök cisimlerini yönetir, yağmur yağdırır, gök gürültüsü ve yıldırımları da o gönderir.

 

Tanrı Ülgen biri ak biri kara taşla gelerek ateşin nasıl yakılacağını insanlara öğretmiştir.

 

Gök gürültüsü ve şimşek bütün mitolojilerde Gök Tanrı’nın silahıdır ve yıldırımıyla vurduğu yer kutsallık kazanır.

 

Ülgen iyilik yapmayı sever. Ülgen’in kendisi, kızları ve oğulları insan şeklindedir. Dünyayı taşımaları veya destek olmaları için üç tane balık yaratmıştır.

Elindeki topuzu hayat ağacının köklerine benzer ve öylesine dallı budaklıdır.

***

Bildiğimiz Güneş, Ay ve yıldızlardan bütün gök nesnelerinden çok uzakta yaşar. Biri sağında ve diğeri solunda iki ak Güneş bulunur.

Bu gök nesnelerinin her biri kendisine ulaşmak isteyen Şaman için bir engeldir. En güçlü şaman bile en fazla Kutup Yıldızı’na kadar ulaşabilir.

 ***

Ak Ana

Henüz hiçbir şey yaratılmamışken ve yalnızca uçsuz bucaksız bir su varken, sonsuz sulardan çıkarak, Tanrı Ülgen’e yaratma ilhamını vererek sulara tekrar dalmıştır.

Işıktan (cisimsel olmayan) bir bedeni vardır. Başında gücü simgeleyen ve taca benzeyen zarif boynuzları bulunur.

 ***

Hayatın başlangıcına dair ne varsa hepsine ruh vererek hayat döngüsünü başlatmıştır. Akdeniz’de yaşar.

***

Mitolojinin temel ilkelerinden biri karşıtlıktır.

Özellikle İran kültürüne ait Mazdaizm veya Maniheizm gibi inançlarla birlikte başlayan düalist ilke mitolojinin temeline zıtlıkların birliği ve aynı zamanda mücadelesini koyar. Bu anlayışa göre kâinattaki her şey zıddıyla vardır.  

***

İyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin ve daha birçok zıt kavram birlikte bir âhenk içinde varlığı meydana getirir ve kâinatın işleyişinden sorumludur.

 ***

Erlik, Altay Türklerinin mistik tasavvurlarında kötü ruhların başındadır, başkanıdır. Erlik “güçlü, kuvvetli” anlamlarına gelir.

***

Bazı Türkologlara göre bu kelime “erklig” kelimesinin bozulmuş hâlidir.

Bu araştırmacılara göre eski Uygur Buda metinlerinde yer altındaki karanlık dünyanın hâkimi olan ve ölüm ruhu motifini karşılayan Yama’ya Erklig Yama denir.

***

“Kudretli” anlamına da gelen bu kelime Şamanist tasavvurlarda “Erlik” şeklinde, kötü ruhların başındaki antagoniste isim olmuştur. Şaman dualarında Erlilk’e “Kayrakan” olarak da seslenilir.

***

Erlik insan için acı, eziyet ve ölümle eşdeğerdir. Erliğin yeraltı diyarıyla ilgili farklı tasvirler de mevcuttur. Erlik yeraltı diyarında kara çamurdan bir sarayda veya duvarla çevrili kara demirden bir sarayda yaşar.

***

Onun sarayı insanların gözyaşlarından oluşan dokuz nehrin birleşerek Toybodım (Doymadım) Nehri’ne dönüştüğü yerde veya abra ve yutpa denilen ürkütücü su canavarlarıyla dolu olan Bay Tenis (Bay Deniz)’in yanında bulunmaktadır.

 ***

Her şeyi bilen, akıllı Mergen Tengere Göğün yedinci katında oturur. Mergen kelime anlamı olarak okçu nişancı anlamına gelir.

 ***

Bu anlamda Mergen, Yunan mitolojisindeki Hermes’i (Merkür) hatırlatır. Hermes, akıl tanrısıdır ve bütün bilgilere sahip tanrı olarak kabul edilir. O karanlığın güçlerini yenen tanrıdır, çünkü “o her şeyi bilir ve her şeyi yapabilir”.

***

Ülgen’in oğludur. Göğün dokuzuncu katında oturur. Çok kuvvetli tanrı anlamına da gelir. Roux’a göre 9. Kat Mars’ın konumlandırıldığı gök katıdır. Kızagan Tanrı, Banzarov’a göre, savaş tanrısıdır. Onlarca tehlikeli geçitlerde orduyu yönetmek ve düşmanı yenmekte, bu koruyucu ruhun yardımı olur.

 ***

Altay Kamı göğe çıkarken Kızagan Tanrı’yı “kırmızı yularlı, kızıl erkek deve sırtında, gökkuşağı asalı baba” diye çağırır.

*** 

Buna bakarak, onun kırmızı renk ile simgelendiği sanılmaktadır.

 ***

Umay Ana çocukları ve hayvan yavrularını koruyan bir tanrıçadır.

 

Arkeologların Altaylar’da buldukları seramik ürünler üzerindeki resimlerde Umay ana üç boynuzlu olarak tasvir edilir.

 

***

 

Orta Asya’da bazı arkeolojik buluntulardan anlaşıldığına göre Umay ana motifi, beyaz saçlı ve beyaz giyimli olarak, insan biçimli bir görünüm sergilemektedir. Kuş kılığında kanatlı bir kadın görüntüsü de vermektedir.

 

Altay Türkleri onu göklerden inen gümüş saçlı, güzel yüzlü bir kadın olarak düşünmüşlerdir.

 

Şaman dualarında Yayık şöyle tasvir edilir. “Ülgen beyin habercisi, kızıl bulut kenarlı, gök kuşağı dizginli, solgun şimşek kamçılı, gökten haber alan Ak Yayık, üç boğumlu Ak Yayık, Altın kenarlı Ak Yayık”.

 

Tuva Şamanları “ak eren” ismini kullanır. Yayık Büyük Tufan’dan sonra gökyüzüne çıkıp Ak Yayık adını alır. Güney Altaylılar ona “yaratıcı” ve “gök oğlu” adını vermişlerdir. Tölösler “koruyucu” adını verir.

 

***

 

Ülgen’in oğlu veya kızı olarak da düşünülür. Yayık kelimesinin kökü “parçalayarak kurban vermek” anlamına gelen “yay” ile ilişkilendirilir.

 

Mitolojik bir varlık olarak kocaman bir ejderha görünümündedir.

 

Karlık

 

Suyla ile birlikte görülen ve onunkine benzeyen görevi olan bir ruhtur. İşareti dumandır.

 

Güneş ve Ay’ın kırıntılarından yaratılmıştır. Altay Türklerine göre Suyla, at gözlü, kartal gagalı, eşekkulaklı ve yılan saçlıdır. Ağaçkakan Suyla’nın sembolüdür.

 

Ülgen’e yayıkla birlikte kurbanın ruhunu ulaştırır. İnsanların hayatını kontrol eder ve bir değişiklik olduğu zaman Ülgen’e bildirir. Bundan dolayı iki dilli de denir.

 

Onun Kurbanı Ülgen’e ileten bir ruhtur. Güler yüzle karşılayan anlamına gelir. Gökyüzünde yaşar, Ülgen’e en yakın ruhtur. Şaman altın kazıktayken Utkuuçi’dan kazları alır ve yeryüzüne döner.

 

***

 

Ayzıt güzelliğin sembolüdür. Bu anlamda Sümer ve Yunan efsanelerindeki İştar ve Afrodit’e (Venüs) benzer.

 

Süt gölünden getirdiği damlayı çocuğun ağzına damlatır ve çocuğa ruh verir. İnsan yavrularını, kadınları, hayvanları ve hayvan yavrularını korur.

 

***

 

Simgesi, Kuğu kuşlarıdır. Ayısıt’ı simgeleyen kuğular kutsal sayılır ve dokunulmaz.

 

Kuğu aslında kutsal bir kızdır. Bu kız kuğunun beyaz tülünü üzerine giyince kuğu, çıkarınca kız olur.

 

***

 

Ayızıt gökten gümüş tüylü bir kısrak suretinde iner. Yele ve kuyruklarını kanat gibi kullanır. Ayızıt şaman dualarında şöyle tarif edilir: “Başında ak gökten ak bir kalpak, çıplak omuzlarında ak gökten bir atkı, baldırına kadar siyah bir çizme. Bu şekilde bir kayaya yaslanarak uyumuştur veya ormanda dolaşmaktadır”.

 

***

 

Ayızıt’ın sarayının kapısında ellerinde gümüş bakraçlar olan yasakçıları vardır. Yazın şamanlar ak elbise, kışın kara elbise giyerek Ayzıt bayramını kutlarlar. Bu yasakçıların ellerinde gümüş kamçıları vardır ve kötü insanları içeri almazlar.

 

Oğuz Kaan

 

Bazin, eski Türklerde biri ata kurt, diğeri de ata boğa üzerine kurulu “ikili kökeni” yansıtan farklı iki gelenek olduğunu söylemiştir. Oğuz’a adını veren ata da bir boğadır. Oğuz, bütün hayatı boyunca kurdun korumasına ve rehberliğine başvurmuştur.

 

***

 

Oğuz kağan destanında Ay, Oğuz’u doğuran tanrı olarak sunulur. Bu da Oğuzun Tanrı oğlu olduğu fikrine götürür. En eski çağlardan beri tanrısal kahramanların işaretleri boynuzlu bir taçtır.

 

***

 

Orta Çağ minyatürlerinde Oğuz Kağan ve oğulları boynuzlu olarak tasvir edilir.

 

***

 

Boğa, “Kutsal Ay Boğası” olarak bilinir. Boynuzları Ay’ın allegorisidir ve Tanrı’nın sembolüdür.

 

***

 

Oğuz Kaan’ın Eşleri

 

***

 

Efsanede, Oğuz kağan, ava gider. Bir gölün ortasında, önünde bir ağaç ve ağacın oyuğunda bir kız vardır. Kız muhteşem bir güzelliğe sahiptir. Saçları akarsular gibi, gözleri mavidir ve inci gibi dişleri vardır.

 

Oğuz kağan bu kızı alır ve “gök”, “dağ”, “deniz” adında üç oğlu olur. Günlerden bir gün gökten mavi bir ışık düşer.

 

***

 

Bu ışık, Güneş veya Ay’dan daha parlaktır.

 

Oğuz Kağan yaklaşır ve bu ışığın ortasında bir kız olduğunu görür. Kız olağanüstü güzelliktedir. Başının tepesinde, sanki Kutup Yıldızı gibi ateşten bir ışık demeti vardır.

 

***

 

Oğuz kağan kızı görünce sever ve onu alır. “Gün”, “ay”, “yıldız” adında üç oğlu olur.

 

Ay Han

 

Oğuz Kağan’ın oğludur ve ongunu Kartal’dır. Türklerde kartal sürekli olarak hükümdarlık ongunu olmuştur. Altay Türklerine göre, Ay-ata göğün altıncı katında oturur ve Ay ile sembolize edilir.

 

Dağ Han

 

Oğuzun oğullarından olan Dağhan’ın ongunu üç kuştur.

 

Deniz Han

 

Oğuzun oğullarından biridir ve ongunu çakır (çağrı) kuşudur. Çakır, mavi gözlü, “mavi-deniz” ve “beyaz-mavi-deniz” türünden bir kuştur. Uygur sanatında Basaman isimli alp-tanrı, kuzey yönü, Merkür (su yıldızı), su unsuru ile alâkalı görülür ve bu Alp-tanrının tuğu yırtıcı hayvan kuyruklarından oluşmuş olarak resmedilirdi.

 

***

 

Elinde tuttuğu kargı ise üç dilimlidir.

 

Gök Han

 

Oğuz’un oğullarından biridir ve ongunu sungurdur. Türkler’de kartal hükümdarlık sembolü olurken, sungur, sıklıkla tigin unvanlarında kullanılır. Kaşgari’nin büyük bir yırtıcı kuş olarak tanımladığı sungur, maviye çalan beyaz kuşlar arasındadır.

 

Pelliot, Çin’de su kuşlarını avlamakta kullanılan sungurun, “deniz mavisi” türünden olduğunu söyler. Moğollar aynı kuşa “mavi yırtıcı kuş” derler.

 

Gün Han

 

Oğuz’un oğullarındandır ve ongunu şahindir. Gün han Oğuz’un göksel eşinden olan en büyük oğludur. Oğuz Kağan sembolik olarak bulduğu altın yayı Günhan, Ayhan ve Yıldızhan arasında pay eder ve kendisinden sonra hakanlık tahtını Günhan’a bırakır.

 

***

 

Günhan kendisi için Altın’dan bir çadır kurdurur ve kendi yönü olan sağ tarafa kırk kulaç yüksekliğinde bir direk ve onun tepesine de altın bir tavuk oturtur.

 

Günhan, Güneş’i karşılar ve Güneş hanı anlamına gelir. Altın hakanlara ait bir semboldür ve Güneş ise Altın’ın allegorisidir.

 

Yıldız Han

 

Oğuz’un oğullarındandır ve ongunu tavşancıldır. Türklerde yıldız bilgisi, çok önemlidir. Geceleri zamanı öğrenmek için yıldız bilgisi, tek yol ve çaredir. Türklerin göğün ilk ve ana yıldızları olarak gördükleri gezegenler ilk tanrısal arketiplerdir.

 

Yaradılışın başlangıcı ve temelidir.

 

***

 

Yakut Türklerine göre ilk insanı o yaratmıştır. Eski Türkçede ürüng-beyaz, ayıg-yaratan, toyon-tanrı, efendi demektir. Yakut Türklerinde beyaz yaratıcı diğer yaratıcı ruhların en büyüğüdür.

 

Kâinatı o yaratmıştır. Dünyayı idare eden de odur. İnsanlara yaratıcı gücü ve çocukları o verir. Yerin ve toprağın verimli olmasını o sağlar. Hayvanların çoğalması ve bolluk onun sayesinde olur.

 

Aynı Tanrı’ya Ata Bey de dendi söylenir.

 

İnsana kut veren odur. Büyük efsane kahramanlarını yeniden hayata döndürerek ölümden kurtarır. Bu yaratıcıya canlı beyaz at kurban edilir. Ürüng Ayıg Toyon, çok saygı gösterilen, kutlu, nur yüzlü ve ulu bir varlıktır.

 

***

 

Su iyelerinin hepsi sularda yaşar. İnsanlara zarar vermezler. Onların yaşadıkları sarayın girişi, nehirlerin derinliklerinde bir taşın altındadır. Su sahiplerine Kazaklar, “su perisi”, Türkmenler “suv adamı”, Özbekler “su alvastisi” derler.

 

***

 

Pınarlarda yaşayan peri kızları, beyaz giyimlidirler ve cisimsiz varlıklardır. Kuş ve yılan kılığına girebilirler.

 

Kübey Hatun

 

Altay Türklerine göre, ağaç, ulu ananın yaşadığı ve kahramanlara memesinden süt verdiği yerdir. Yakut Türklerine göre Doğum tanrıçası Kübey-Hatun’du ve ağacın içindeydi. Kökünden hayat suyu akıyordu.

 

Er Sogotoh destanında mitolojik bir ağaç tasviri şöyledir: “Yarı beline kadar çıplak, alt tarafı ağaç kökleri gibi, Orta yaşlı ciddi bakışlı bir kadın kabaran göğüslerinden süt verir”.

 

Efsanelerde çoğunlukla ağaç, ışık temasıyla ilişkilendirilir. Şaman dualarında ağaç, altın yapraklı, yetmiş yapraklı mübarek kayın olarak anılır. Kübey hatun yani doğum tanrıçası da bu kayın ağacının içinde yaşar.

 

Semrük Bürküt

 

Yakutlar çift başlı kartala “öksökö kuşu” derler. Türkçe “bürküt” kartal demektir. Bakır tırnaklıdır, sağ kanadı ile güneşi, sol kanadı ile ayı kaplar. Ona gök kuşu da denir. Büyük kartallar için Bürküt kelimesi kullanılır.

 

***

 

Çift başlı kartallar, gök direklerinin veya kayın ağacının tepesinde tasvir edilir ve tanrı Ülge’nin sembolüdür. Çift başlı öksökö kuşu gökten yıldırım indirir.

 

Başkurt efsanesinde “Semrük” adındaki kuş iki başlı kartaldır. Bu başlardan biri insan başı olarak da düşünülür.

 

***

 

Türk mitolojisinde, ay ve güneşi pençeleriyle tutan doğanlar görülür. Tuğ’lar bir boz doğan ile birlikte gökten düşmüştür. Tanrı’ya açılan göğün kapısını çift başlı bir kartal bekler ve Tanrı’nın sembolüdür.

 

Bu kartallar gökten yıldırım indirir.

 

Türk mitolojisinde çift başlı kartallar ve gün ve ay simgeleri Yin ve Yang sembolüdür.

 

***

 

Çinlilerin Ying-Yang sembolü olarak tasvir ettikleri kozmos ve kozmosun dönüşünü, Türkler karşılıklı iki hayvan veya kartal koymak suretiyle ifade etmişlerdir. Kökeni de Çinlilere değil, Uygurlara dayanır.

 

***

 

Bu sembolik hayvanların döndükleri merkez, yer ve göğün ortasıdır ve dört değil, beş yönlüdür (Kuzey, Güney, Doğu, Batı ve Orta). Türklerin Yaruk-Kararıg ilkesini, göğü anlatan yuvarlak plakalara sarılmış siyah ve beyaz kartallar temsil eder.

 

***

 

Kartal Ana

 

Yakut Türklerinin inanışlarına göre Şamanlar yeryüzüne kartal ana tarafından getirilmişlerdir. Er-Töştük destanında da kartal dişi olarak görünür. Kartal Yakutlara göre Güneş’in sembolüdür.

 

***

 

Yakutlar analarının bir kartaldan geldiğine inanırlar. Bundan dolayı Kartal “güneş kuşu” olarak da nitelendirilir.

 

Kendi küllerinden doğan Phoeniks daha genç olarak dünyaya gelir. Bu sebeple yeniden doğuşu, ebedî hayatı, ölümsüzlüğü ve Güneş’in doğuşunu simgeler.

 

Çin mitolojisinde de ateşi, sıcaklığı, hasat mevsimini ve Güneş’i sembolize eder.

 

Asena

 

Oğuz Kağan’a yol gösteren ve liderlik yapan kurt erkektir. Türeyiş destanındaki kurt ise dişi olarak gösterilmiştir.

 

Göktürklerin kurttan türeyişi ile ilgili destan şekildedir:
“Göktürkler eski Hunların soylarından gelirler ve onların bir koludurlar. Kendileri ise Aşina (A-shih-na) adlı bir aileden türemişlerdir. Sonradan çoğalarak ayrı oymaklar hâlinde yaşamaya başladılar. Daha sonra Lin adını taşıtan bir ülke tarafından mağlup edildiler. Mağlubiyetten sonra Göktürkler, soyca yok edildiler. Tamamen öldürülen Göktürkler içinde, yalnızca on yaşında bir çocuk sağ kalır.

 

***

 

Lin memleketinin askerleri, çocuğun çok küçük olduğunu görünce, ona merhamet eder ve öldürmezler.

 

Çocuğun el ve ayaklarını keserek bir bataklığa bırakırlar. Bu sırada çocuğun etrafında bir dişi kurt peydahlanır ve çocuğu besler. Bir süre sonra kurt gebe kalır ve bir mağaranın içinde on çocuk doğurur.

 

***

 

Zamanla bu on çocuk büyür ve evlenir. Her birinden bir soy türer. Göktürk devletinin kurucularının geldikleri Aşina ailesi de bu on boydan biridir.

 

Al Karısı (Al Bastı)

 

Bazı edebî metinlerde çirkin, saçları dağınık, avurtları çökmüş, güçlü kuvvetli ve uzun boylu olarak tasvir edilir. Bazı mitolojik metinlerde ise, dünyadaki en güzel kadından bin kat daha güzel olduğu anlatılır. Kazaklarda “cadı kadın” “küpe giren karı” anlamında kullanılır.

 

***

 

Baş albastı, iri gözlere sahip, baştan aşağı Demir giyimli ve erkektir. Ulu ana yani Ana Tanrıça arketipinin olumsuz türevidir.

 

Kazak metinlerinde alnında tek gözü olan, iğrenç görünüşlü bir mahlûk olarak tasvir edilir.

 

Albastı, Al karısı, genellikle kırmızı siyah uzun elbise giyer. En çok sevdiği şey atların yelesini örmektir. Onu yakalamak için elbisesinin yakasına bir iğne saplamak gerekir.

 

Loğusalara musallat olan bu kötü ruh, al karısı, albastı, albis, almis adlarıyla da anılır.

 

***

 

Albastı iki surette görülür. Sarı albastı ve kara albastı. Sarı albastı sarışın bir kadın suretindedir.

 

Bazen keçi ve tilki suretine de girer. Kara albastı daha ağırbaşlı, ciddi, sarı albastı hoppa ve şarlatandır.

 

Alp Er Tunga

 

Tonga, Kaşgarlı Mahmut’a göre leopar veya kaplan cinsinden bir hayvandır.

 

***

 

Orta Asya kaplanları Türklerin Bars dedikleri, Pars cinsinden hayvanlardır. Hun Pazırık kurganında çok rastlanan bir figürdür. İsmi genelde “kahraman erkek kaplan” şeklinde algılanmaktadır ama ona göre Tunga “Sibirya panteridir”.

 

Budist metinlerde “uzun saçlı tonga” tabirlerine rastlanması, uzun saçın Alplik simgesi olmasını hatırlatır. Uygur döneminde, Alp Er Tonga’nın ve başka Türk beylerinin adı ve unvanı olarak yırtıcı hayvanların isimleri kullanılırdı ve Alp’ler yırtıcı hayvan postu giymiş olarak resmedilirdi.

 

Kaplan postu savaşa giden Alpler tarafından zırh yerine giyilirdi ve savaş sembolüydü.

 

Ötüken (Yer Tanrıçası)

 

Etügen / itügen yer tanrıçasına verilen bir isimdir. Seyidov’a göre de Ötügen, devleti ve hâkimiyeti koruyan bir ilâhedir.

 

Cengiz han Ötügen’e “ötügen anamız” der. Ayrıca bazı araştırmacılar, bir şaman ismi olan “utagan” kelimesinden türediğini ve bu kelimenin Türkçe “döl yatağı (rahim)” anlamına geldiğini söyler.

 

***

 

İtügen, hayvanları ve toprak ile ilgili bütün ürünleri koruyan bir tanrıçadır. Aslında yer tanrıçası ile doğum ve üretim arasındaki bağ neredeyse evrenseldir.

 

Ateş Tanrıçası (Od Ana-Ateş Annesi)

 

Yakut Türkleri ateş tanrıçasını ak saçlı bir kadın olarak görürler. Buryatlar ise, kırmızılar giymiş yaşlı bir kadın olarak veya ateşin yalımıyla dalgalanan yeşil veya kırmızı ipekten kaftan giymiş bir kadın olarak da düşünmüşlerdir. Bir başka şaman duasında da şöyle tasvir edilir: “Sen karanlık gecelerde, genç kızlar gibi saçlarını dalgalandırarak oynuyorsun! Kırmızı ipekli kumaşlar sallayarak, genç al kısrak üzerinde geziniyorsun” denir.

 

***

 

Ocak ruhu dişildir. Evin tam ortası “evin kalbi”dir ve ocak yeri buradadır. Orta Asya da Hunlara ait üçayaklı ve kutlu kabul edilen kazanlar bulunmuştur. Yakutlara göre ilk ocağı Ülgen’in üç kızı yakmıştır. Yakutlarda ateş tanrıları yedi kardeştir.

 

Sigun Geyik

 

Radlof, boynuzları iki kürekli sığın geyiği Altay Türklerinin ululadıklarını ifade eder.

 

***

 

Teleüt Türklerinde her şamanın bir ruhu vardır. “bura”, “bur”, “pur” gibi çeşitli sözcüklerle ifade edilir ve geyik anlamında da kullanılır. Geyik boynuzları Şamanların önemli sembollerindendir.

 

Türklere, Ergenekon’a girişte, Hunlara Batı’ya göçlerinde dişi bir geyik yol gösterir.

 

***

 

Orta Asya sanatında, yarı insan yarı geyik halinde gösterilmiş tasvirler vardır. Mitlerde dokuz boynuzlu veya budaklı sigun geyikler de görülür.

 

Gök Kurt

 

Gök Kurt ve Ak Geyik gökte doğmuşlardır. Kurt sürülerini idare eden kurtlara gök kurt, geyik sürülerini idare eden geyiklere gök geyik denir. Bazı Türk halkları, soylarının, kurttan bazıları geyikten türediğini kabul eder.

 

Cengiz Han’ın ilk ataları gök kurt ve dişi bir geyiktir.

 

Gök kurt Türk efsanelerinde özel bir yere sahiptir, öyle ki Türkler kendilerine “göksel Türkler” anlamına gelen “Kök Türk” adını vermişlerdir.

 

Hızır anlayışı, Türklerde eski Türk düşüncesi ile bezenmiştir. efsanelerde kayın ağacından inip, insanlara yardım eden ve çocuklara ad veren “gök sakallı “ veya “aksakallı” ihtiyarlar görürüz.

 

***

 

Aksakallı yaşlılara ak-boz atlı tanıtması da eklenir.

 

Altın sakallı “ay koca” olarak da tasvir edilir. Elinde hayvan başlı “çevgen” denen bir âsâ tutar, Ak-boz ata biner ve giyimi de aktır.

 

Bügü Tekin (Bügü Kağan)

 

En tanınmış adları “bögü” ve “tengri” idi. Bögü Uygurca âlim, filozof anlamında kullanılır. Ayrıca büyücü sihirbaz anlamına da gelir. Kendisi savaşçı bir kağan değil, filozoftur. Bügü Kağan, Mani dinini Uygurların resmî dini olarak kabul etmiştir. Mani dinine mensup olanlar beyaz elbise giyerdi.

 

***

 

Deniz Tanrıçası (Geyik Tanrıça)

 

Göktürklerle ilgili bir efsane de, Göktürklerin atalarından birinin -ki ataları kurttur, bir mağarada, ak geyik kılığına giren bir deniz tanrıçası ile ilişkisi olduğu anlatılır. Göktürkler nesillerinin kurttan geldiğini söylemekle beraber efsanelerinde dişi geyik de rol oynar.

 

Dişi geyik bir ilâhedir ve vücudundaki lekeler yıldız işaretleri olarak görülür. Dişi geyik eski Hun efsanelerinde yol gösterici rolü oynar.

 

Tepegöz

 

Tepegöz Kaf dağında yaşar çoban ve peri kızının evliliğinden doğar. Annesi dişi bir alageyiktir.

 

Tepegöz su üzerinde yüzen başı gözü belirsiz bir ciğere benzetilir. Tepegöz bazen dişi bazen erkektir (hermagrodit). Tepegöz tek gözlüdür. Tepegöz’ün parmağındaki yüzüğü annesi takmıştır.

 

Altay Türk destanlarında devlere yelbegen denir. Yelbegen insan biçiminde, çok büyük, üç yedi veya on iki başlı siyah ve sarı renklidir. Güneş ve ay tutulması devlerin yemesi olarak tanımlanır.

 

Türk destanlarında devler atların düşmandır. Demir yelbegen karaçam boylu, kara atlı ve çokmarlıdır (çokmar hayvan başlı sopa veya gürz âsâ sopa).

 

***

 

Büyük kulaklı devler ise yer altındadır. Dev anası denen dişi devler de vardı. Alt dudağı yerde üst dudağı gökte olan devler Anadolu Türk masallarında sık kullanılan bir motiftir.

 

***

 

Referandumlar bütün demokratik ülkelerde icap ettiğinde uygulanan demokratik haklardır.

 

Hayır, evet dışında üçüncü şık yok.

 

Türklüğün bekası için vereceğiniz bir oy çok önemli.

 

Vicdani kanaatiniz neyse onu yapın.

 

Saygım ve sevgilerimle…

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 25 Mart 2017 Cumartesi

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Salı, 26 Eylül 2017